Kategori arşivi: Çocuklar

Poğaça Kokuları

Binadan şu an çok güzel poğaça kokuları geliyor.Annemin geçmiş zamanda heyecanla beklediği, misafirleri için özenerek yaptığı poğaçalar aklıma geldi.
Yapıldıktan sonra nefsini ķörelt diye iki tane verilir ve sonra saklanırdı poğaçalar bizim evde. 😂
Bilmiyor ki annem, saklanan her şey kıymete biner bende.
Çocuk aklım işte 🤣🤣 koklaya koklaya gider evin olmadık en ücra köşesinde bulurdum poğaçaları.
Tabi ki tepsiyle olduğu gibi bıraksa poğaçalardan boşluk ve iz kalır diye korkudan yemeyebilirdim.Ama annem tepsiden söküp saklama kaplarına koyarak saklardı.
Bende bu güzelim poğaçaları bulup da yemeyene salak derler diyerek bir güzel afiyetle yerdim. Her an ensemden şaplak da yiyebilirim diye birde korkardım hani.
Sonra misafir teyzeler gelirdi, kahveler,sohbetler derken mutfaktan buram buram çay kokusu gelirdi.
Calıştığım ders masasından tilki gibi yardım etme bahanesiyle mutfağa gider servislere yardım ederdim.
Misafir çocuklarının tabaklarını da verdikten sonra annem ciğer bekleyen kedi gibi suratımı fark edince
” Çocuk bak sen it burunlusun, kime çektiysen artık
nerede bu poğaçaların 5 tanesi ?” derdi 😂😂 ” Bak sen bugünkü hakkını yemişsin yeter, yoksa patates çuvalına döneceksin ” derdi.
Yahu hadi ben it burunluyum,ya anneme ne demeli?
Mübarek KGB ajanı halt etmiş,nereden anladın 5 ini yediğimi? Kadın meğersem üşenmemiş onca poğaçaları sayarak koymuş.😂
Patates çuvalı dediğinde balkonda duran patates çuvalına dikilirdi gözlerim, “niye patates çuvalı yahu her yanı delik bunun ne alaka” derdim 😂 

Annem misafirlerinin yanına gider gitmez, misafir çocuklarının oynadığı yere gider, pes etmez onların tabaklarından bir tane alır çalışma masama kaçardım.
Yine yakalanırdım,ispiyon ederdi çocuklardan biri ağlayarak gelir beni gösterir şikayet ederdi,bir tanede tokat indirirdi,saç baş girerdik. 🤣🤣
Sonra ben ağlardım.
Kadınlardan biri gelip benim saçımı okşayarak dedi ki ;
“Güzel kızım, çakır saraylım,senden poğaçaları esirgeyen yok,senin güzelliğin bozulacak diye annen vermemiş,bak kilo alırsan kimse beğenmez seni” derdi.
“Siz niye yiyorsunuz o zaman, çirkin olmak için mi,sizin kocanız sizi niye beğeniyor ?” diyerek ağlamaya devam ederdim.O sorunun cevabı gelmezdi tabi gülerek geçiştirilirdi.
Ne poğaçalardı bee izdiham sebebi, uğruna neredeyse katliam yapabileceğim poğaçalar 😂
Ortalık sakinleşince bir kenarda oturup,kaşlarımı çatmış halde bir poğaçalara birde teyzelere bakmaya devam ederdim.
Demek ki derdim; annem beni seviyor, o zaman bu teyzeleri sevmiyor,değilse böylesine kilo aldıracak şeyleri onlara niye yedirsin ? 😂😂😂
Ulan arkadaş bu nasıl tezatlık, nasıl kokuyor şimdi burnuma.Yapsam kendi kendime şöyle bir tepsi poğaça, kendime mayalarla zarar vereceğim, verdiğim kiloları alıp annemin dediği gibi patates çuvalına döneceğim.
Nasıl verilir o kilolar sonra?
Patates çuvalı şeklinde yürüyen kalçalar geliyor gözümün önüne.
Allah korusun.
Yok iyisi mi kokla kokla otur avucunu yala. 🤣🤣

Cansel Işık/Manyakaşkıngelini

Paylaş

Hızlı Beyin Sendromu

Türkiye’de yaşayan insanların son 10 yılda %80 i Hızlı Beyin Sendromu yaşıyor ve en kötüsü kimse bunu bilmediği gibi de kabul de etmiyor.Daha önce bu oran %8 di.
Hızlı beyin sendromu yaşayanlar aslında yüksek zekaya (IQ) sahipler,fakat duygusal zeka (EQ) sorunları her yerde sorun yaşamalarına ve sorun çıkartmalarına neden oluyor.
Hızlı beyin sendromu olanlar arabanın anahtarını nereye koyduğunu hatırlayamaz,stresten der,zaman kavram ve yönetimi hep baltalıdır,Konuşurken insanların laflarını istemsizce ağızlarına tıkarlar,rutin işlerden ve hayattan sıkılıp kaçarlar,o işlerde kesinlikle başarılı olamazlar,sürekli yenilik peşinde koşarlar.Enerjiktirler,bir bakmışsın kaplarına sığmazlar,bir bakmışsın çökmüşler.Asla sebatlı değillerdir.
Büyüyen kredi kartı borçlarını ve bütçelerini düşünmeden alışveriş yaparlar.
Çünkü dürtüsellik, onları sonuçlarını hesaplayamadıkları davranışlara itmekte.
Ve çevrelerindeki dostları ,arkadaşları, aileleri sürekli bu insan tipini eleştirirler ve genellikle bu insanlara küserler.
Küsmeyin  

Yoğun şekerli gıda tüketimi, hazır dondurulmuş gıdalar,kıvam arttırıcı lezzet odaklı fast food gıdalar, radyasyon ve elektromanyetik alanların çokluğu yüzünden bu insanlar Hızlı Beyin Sendromu yaşamaktalar.

Cansel Işık/Manyakaşkıngelini

Paylaş

Dolar mı Girmiş Götümüze ?

Hepimiz miniktik bir zamanlar…

60’lı,70’li,80’li,90’lı çocuklardık bu ülkede.
12 – 18 Aralık tarihleri arasında, yıllarca bir haftanın anlam ve önemini öğreten etkinliklerle kafamıza kazımaya çalıştıkları bir mantık vardı.
Yıl 2018 ; Gördük ki 60’lı,70’li,80’li,90’lı çocuklar bu konuda sınıfta kaldı.
Böylelikle topluma kendisine ait olanı koruma ve geliştirme duygusunu aşılamak için çırpınan müfredatların ve öğretmenlerimizin emekleri de boşa gitmiş oldu.
Neydi o Yerli Malı Haftasının mantığı ?
Tükettiğimiz ürünlerin ülkemizde üretilen ürünlerden seçilmesi gerektiğiydi.
Bunun mantığı neydi?
Bilinçli tüketicilik ile ülkemizin zenginliklerinin artmasına katkıda bulunmaktı.
Biz ne yaptık ?
Vakko’dan giyinmeyeni adamdan saymadık,
Parizyen ve Müjde çoraplarını giyince seksi olduk sandık,
Popomuzu kavrayan Levi’s pantolonların buz rengini,501 ni giyince kendimizi bir bok sandık,
Timberland,Lumberjack giymezsek gideceğimiz yere gidemeyeceğiz sandık,
Mutfaklarımıza Danone yoğurt girince,Çorbamıza Maggi eli değince,çocuklarımızın sütüne Nesquik girince,Kahve keyfimize Nescafé eşlik edince, yemeklerimize Rama,Sana,Komili,Sırma derken Kalbimizin damarlarını Becel koruyacak sandık.
Mutsuzken Milkalar bizi mutlu edecek sandık,
Ramazan ayında hatta yerli malı haftasında bile masalarımızı utanmadan Coca Cola,PEPSİ,Yedigün,Sprite,Fantalarla donattık.
Bahçelerimizin meyveleri varken Cappy Meyve Sularına yapıştık.
Elimizde has zeytin bahçeleri ve yağları varken,sabun üretebilme şansımız imkanımız varken biz Hacı Şakir’i bile yerli sabun sandık.
Clear şampuanla kepeklerimizi yok ettiğimizi,Blendax ile saçlarımızı ahenkle dans ettirdiğimizi,Dove ile süt yumuşaklığında bir tene kavuşacağımızı sanırken,
Orkid ile kuru kupkuru dolanacağımızı sanırken elin piç Amerikalısı Türk kadınlarının ve kızlarının yumurtalıklarını kurutarak Türk soyunun üremesini durdurdu.
Et ve Balık kurumundan kıyma alıp evinde çocuğuna,kocana köfteler yapacağına sen McDonald’s ile Burger King’in köfteleriyle Türk çocuklarının neslini mahvettin.
Senin çiftlik tavuklarına bok attıkları için KFC lerin tavuklarıyla zehirlenmeyi tercih ettin.
Sen evinde Air Wick ile havan değişecek sanırken,Alo,
Ariel ile donlarını kar beyazı yapacağını sanırken,Calgon ile kireçlerin pasın çözülecek sanırken oturdun Amerikan Avm si Carrefour’u zengin ettin.
Siz devam edin!
Çocuklarınızı IBM ,Dell, İntel bilgisayarlara oturtup saatlerce oyunlar oynatın,IPhone telefonlar Ipad tabletlerle çocuğunuzun kanser olan hücrelerinin gelişimini alkışlayın.
Türk çocuğu yavaş yavaş ölürken, “Çocuğum çok akıllı amcası maşallah ben bile anlamıyorum bu cihazlardan,zehir gibi zekası var maşallah” diye de hava atın.
Siz 60’lı,70’li,80’li,90’lı ablalar,teyzeler,yengeler, tek rakibiniz olan Köydeki saçlarını zeytinyağıyla besleyip,kille yıkayan Kezban yengeye inat, doğuştan sarı saçlı mihribana inat Pantene ile güzelleşmeye,Loreal ile renkten renge girmeye devam edin,
Signal,Colgate,Sensodyne,Ipana,Oral-B ile dişlerinizi parlatarak hayata gülümseyeceğim diye, beyninizin algı bölgelerini felç edip aptal bir toplum olmaya devam edin.
Ülkemizde kendi üretimimiz olan Sleepy (Eruslu Sağlık Ürünleri) Molfix (hayat Kimya) bezleri dururken siz bebeklerinizin popolarını kuru kalsın,geceleri rahat uyusun,pişik olmasın diye Türk düşmanı piç Amerikalıların Prıma beziyle sarıp sarmalayın çocuklarınızı.
Sonra Canbebe’ler satılmadı diye iflasa gelsin, Nasıl olsa Türkler bir bok işletemez diye onu da yabancılar satın alsın.
Yumoşlarla çamaşırlarınızı yumuşatın,Viledalar ile evinizde dans edin.Veet hazır ağdalarla tüylerinizi yolup kaymak gibi bacaklarınızla havuz,güneş, deniz sefası yapın.
Ah canlarım benim Amerika’nın Vaseline merhemi ile de epey bir yumuşamışız demek ki ;
Baksanıza elin piç Amerikalısı yıllarca vaselinle yağlamış bizi, koca ülkeye hiç hissettirmeden yıllarca sokmuş da sokmuş.
Farkında değil misiniz halen?
Ne mi sokmuş?
Viledanın sapını ayrı, ucunu ayrı dolar bazında Ekonomik saldırılarıyla götümüze kadar sokmuş.
Allah Allah Amerikanın ağzımıza soktuğu Falım sakızlarında onca fal açıp okumuştuk oysa, bize hiçbir fal bunu söylememişti bak sen şu işe.

Şimdi gözünü aç ve iyi bak, ağzımızdan götümüze kadar girenlerin hangisi YERLİ MALI ?
Senin derdin halen DOLAR 7 TL olmuş “Oooo battık Allah Belanı versin Tayyip Senin !!”
Tayyip mi vardı lan 60’lı,70’li,80’li,90’lı yıllarda, bunları Tayyip mi alın kullanın dedi size?
Titre ve kendine gel Türk vatandaşı dışarıya kendin kendini bağımlı ettin.
YAN GELİP YATTIN,ÜRETMEDİN,ÜLKENDE ÜRETEN VARKEN ÜRETENDEN ALMADIN,
DIŞARIDAN GİREN MALLARDAN HAZIRI YEDİN,İÇTİN,SIÇTIN,
Sen Yerli Malı haftasının mantığına ihanet ettin!!
Dolar mı girmiş götümüze ?
Yapma ya hiç hissetmedik,
Yalamaya dönmüş vaselinli götümüzle.

Günaydın Türkiye uyanın da balığa gidelim.
Birazda kendi denizimizin balığını yiyelim.
Dikkat edin,onları da vaselinlemiş olabilirler.
Kaçırmayın balıkları, haydi rastgele

Paylaş

Çalınmış Hayat ve Çalınmış Düşünce Yoktur

Kendinizi yaşadığınız acılar ve mutluluklar ile kenara çekip sınıflandırmayın.
Yaşadıklarınız sadece size özel değil,farkında değilsiniz belki ama ,aynı hayatın 5 sahne eksiğini ya da fazlasını yaşayanlarla yaşıyorsunuz bu kainatta.
Ünlüler ve ünsüzler,ezikler ve güçlüler diye bir kavramda yoktur aslında.Bu kavramı destekleyenler hep aldananlardır.
Yaşanmış hayatın bilançosuna göre sağlıklı ve sağlıksız insanlar vardır sadece.İhtiyaçlarımız aynıdır,
Mücadelelerimiz bile aynıdır.
Çünkü insan olanın mutlak benzeşen bir hayatı ve vermesi gereken sınavı vardır.
Herkes; sınavı seçtiği bölüme göre değil,yaşadığı çizgiye göre değerlendirilir.
Dolayısıyla bir gün; başkalarınca yaşanmış bir hayatın,ve başkalarınca yazılmış bir kitabın da özet kısmında rastlayabilirsiniz kendinize.Rastlamadıysanız henüz sizin hayatınızı yaşayanlar daha sizi yazmamışlardır.
Çalınmış hayat ve çalınmış düşünce yoktur.
Yazılmamış hayatlar ve hayata geçirilmemiş düşünceler vardır.

Cansel Işık/Manyakaşkıngelini

Paylaş

Çocuklar Cennete Kesilmiş Bilet Değildir.

İnsanlığın en büyük imtihanıydı evlat yetiştirmek,nesil yetiştirmek…
Ve demişti ki “Cennet annelerin ayakları altındadır.”Bundan ötürü sandılar ki her doğuran evlat sahibi kadın cennete gidecektir.Oysa çocuklar her annenin cennete kesilmiş bileti değildiler.
Bir kadının yaratıcının karşısında anne olarak yeri ayrıydı,insan olarak, kul olarak yeri ayrıydı.Bir anne yeryüzünde yaratıcısını sevindirecek ne kadar iyilik ve hayırlı iş yaptıysa kendi mükafatını (cennet kapısını) tıpkı erkek gibi kendi kulluk boyutunda kazanır.
Yine kadın-erkek olsun,anne baba olarak ne kadar iman gücü zayıf, inancı zedelenmiş olursa olsun,ister dindar olsun ister dinsiz olsun ; anne-baba olarak her zaman doğurdukları çocuklardan evlatları tarafından saygı, sevgi ve yardım görmeye hakları vardır.
Çocuklar bir kavmin cennete açılan kapılarıdır,kanatsız melekleridir,günahsızlardır ve yaratıcının karşısında kıymetlidirler. Fakat o kıymetli varlıkları doğuranlar ise ; doğurduklarının saygı ve sevgisine,merhametine göre de Allah hükmünde o kapının anahtarlarıdır.
Bu yüzden Cennet annelerin ayakları altındadır.

Cansel Işık/Manyakaşkıngelini

Paylaş

Spirituel Tekamül

Dünyaya kan, savaş, açlık, vesvese, fitne, hastalık ve kötülük getirenler kadar, unutma dünyaya barış, sükûnet, huzur, şifa, mutluluk, neşe ve iyilik getirmekle görevli olanlarda var.

Bu görevlilerden biri neden sen olmayasın ki. Belki de henüz ruhunun evrendeki var oluş amaçlarından ve vazifelerinden bihabersin.”Peki ama nasıl olacak bütün bunlar” diye soranlar görüyorum hep.

İyilik ve kötülük savaşırken, dünya tektonik titreşimlerle insanlığa mesaj yollarken sen dünyanın sonunun geleceği günü oturup seyretmekle sadece kötülüğe katkıda bulunmuş olursun. Bunun bilincinde olmak bile bir katman ileri adım atmaktır.

Yaşamında yer alan bir kötüyü ve doğabilecek kötülükleri mağlup etmek mi istiyorsun ?

O halde yaşamının içinde barış, sükunet, huzur, şifa, mutluluk, neşe ve iyilik barındıran davranışlarını bütünün hayrına çoğaltmalısın.

Buna engel teşkil eden komşun ya da arkadaşın ya da meslektaşın ya da çok sevdiğin birisi karşına çıkarak iyiliklerinin gücünü kırmak amaçlı ne söylerse veya ne yaparsa yapsın, fark etmez sen akıl ve kalp çerçevesi içinde kalarak seçtiğin tarafın yolunda hizmet etmeye devam etmek zorundasın.

Senden istenilen tek şey koşulsuz ve tereddütsüz sadece kendin olmandır.Sana gönderilen sevgi enerjilerinin kıymetini bilerek,aynı zamanda benliğinle bütünleşerek sende koşulsuz sevgiye hizmet etmelisin.

Bir süre sabırla oluşturduğun iyilik ve sevgi çemberiyle yaşamında var olan kötüleri ve sana yansıyarak çevrene dağılan kötülüklerin yönünü değiştirebildiğini göreceksin.

Ve içindeki öz ruhtan zaman zaman sesler duyacaksın.Yani iç sesin bir sonraki atman gereken adımını yine sana bildirerek yönlendirecek..

Şunu da ilave etmek gerekir ki ;İnsanların “iç sesim beni yanıltmaz” diyerek yanılmışlığı da maalesef mevcuttur.İşte buda yorgun bir zihinden ve stresten ötürüdür.

İyiliğin hizmetkarı olmak için zihnini ve bedenini sürekli tazelemek zorundasın.

Bilinçli ve uyanık bir zihninin olması ise yine sana bağlıdır.

Herhangi bir düşüncenin etkisinde olmadan sakinleşerek iyi kötü tüm düşünceleri aşmalısın.

Şöyle ki ; bir düşünceye odaklandığımız an zihnimizden içeriye doğru, düşüncenin ötesindeki öz benliğimiz olan bilincimize yükleniriz, buna çoğumuz derin düşünceye dalma deriz.Diğer adıyla yani kontamplasyon.Bu durumda zihin hem konsantrasyon hem kontamplasyon evresinde iken öz benliğimiz olan bilincimiz aşırı efor sarf eder ve zihin yorgunluğu yaşarız.İşte bu yüzden zihnimizi ve bedenimizi yenilemek için sükunete,sessizliğe ve huzura ihtiyacımız olduğunu unutma.

Sürekli aktif olan bir zihinle bir süre sonra enerjilerini kontrol edemez,şeffaflık ve berraklık ile yaratıcılık evresine geçemez,bunun sonucunda da zekanı kullanamayacak hale gelirsin.Enerjilerini kontrol edemeyenler ise oluşturdukları iyilik ve sevgi çemberini muhafaza edemeyerek kötü enerjilerin etkisine maruz kalıp kötülüklere katkıda bulunmaya başlarlar.

Kötü enerjilerin ne olduğunu artık tüm dünya bilmekte bunu yeniden açıklamayı gerek görmüyorum.

Benim burada anlamanızı istediğim şudur ; Öncelikle kendi dünyasına ve dış dünyaya barış, sükûnet, huzur, şifa, mutluluk, neşe ve iyilik getirmek isteyenlerin, derin düşüncelerden ve stresten yorulan zihinlerinin düşünceyi aşma tekniklerine ihtiyaçları vardır. Birleşik alan teorisi yardımıyla düşünceyi aşabiliriz,bunun bir çok yöntemi olduğu gibi,çok basit ve aynı zamanda fazla zamanımızı almayacak olan, her gün 20 dakikalık derin dinlenme teknikleriyle zihnin ötesine geçip düşünceleri aşma becerimizi arttırabiliriz.

Birleşik alandan çıkan doğanın dört temel kuvveti vardır.Bunlar çekim, elektro manyetizma, nükleer kuvvet ve radyasyondur.Bütün bunlara birleşik alan kuramıyla (Teorisiyle) bakarsak farkına varacağımız sonsuz zeka ve enerji kaynağına ulaşabileceğimiz de bir gerçektir.

Dünyaya barış, sükûnet, huzur, şifa, mutluluk, neşe ve iyilik getirmekle görevli olduğuna inanıyorsan bu görev sadece talep edip istiyoruz demekle olmuyor maalesef.

Her birimizin yaratılışımız için sorumluluk alması gerekiyor.Bunun içinde iyilik kavramlı arzuladığımız dünyayı yaratmamızı engelleyen her şeyi temizlememiz gerekiyor.

Bu evrende tamamen aydınlanmış ruhi varlıklar olamasak da dünyada sadece spiritüel tekamül ile ilgili görevlerini icra etmek ve diğer ruhi varlıkların spiritüel tekamülüne yardımcı olmak için yaşayan aydınlanmış ruhi varlıkların  olduğunun bilincine varmalıyız.Onlar dünya insanının spiritüel manzaralarından nefret etmekteler ve şiddetle spiritüel tekamüle ihtiyacımız olduğunu belirtmekteler.

Çünkü spiritüel tekamül sayesinde bireyler kendilerinin, başkalarının ve dünyanın yararları için yeteneklerini kullanmaya başlayacaklardır.

Yaşadığımız evren işte biz insanlara bu yönde gönderilmiş mesajlarla doludur.Önemli olan  aklımızı ve zekamızı kullanarak,o mesajları okurken kelimelerin arkasındaki anlamı okumaya çalışmamız gerektiğidir.

Belirli bir frekansa geldiğimizde dünyaya daha faydalı olabileceğimiz için, bu okuma eylemi esnasında kalbimizin beynimize nüfuz etmesi gerekmektedir.

Bizim algılayabildiğimiz,içinde yer aldığımız boyut 3 cü boyuttur. Görsel zekamız ve beynimiz 3 boyuta göre şekillenmiştir.Bütün bunları 4 cü ve 5 ci  boyuta hazırlık olarak düşünün.

Çünkü sonu gelecek sandığınız dünyanın sadece 3 cü boyutu sona erecek.4 cü ve 5 ci boyuta titreşim ve frekanslarla ulaşmak dünyamızın altın çağa girdiği şu dönemlerde artık sizin elinizde.

Sevgiyle ve şefkatle kalın…

 

Cansel Işık/Manyakaşkıngelini
Facebook'ta Paylaş

Paylaş

Fitnesi Pisliği Artan Dünya!

 arakanda-budizm-vahseti-devam-ediyor
Yüklediğim görsel de de görüldüğü gibi Budistlerin caniliği gözler önünde…
Budistlerin oldum olası ilginç kıyafetleri, kazıtılmış saçları, ibadet şekilleri, törenleri, yaşadıkları yerler, yoga ve meditasyon gibi garip uygulamalarına bugüne bugün ben kendi halinde hiçbir Müslümanın karıştığını görmedim daha.
Bugün Kuran okuyarak dünya birincisi seçilen bir çocuk, sırf Kuran okudu diye pabucumun Budistleri tarafından vahşice öldürülüyorsa
Anlarım ki, işgüzar Deccal’in İslamiyet ve Müslümanlıktan rahatsızlığı sonucu,dünyada ki her hesap,her oyun ve kurulan kumpaslar kainatta oluşturulmaya çalışılan bu nefret, İslam ülkeleri ve Müslümanlar içindir.
 
Halbuki Budist rahiplere öğretilen ahlaki ilkeler arasında en önde geleni öldürmeme ilkesidir.
Sri Lanka ve Birmanya ülkelerinde bu durum apaçık ortadadır.
İki ülkede de yaşanmış  bir İslami tehdit yoktur.
Ve Müslümanlar barışçıl tavırlarla  azınlıktadır.
 
Aslında insan zihni, şu sorunun peşine düşünce cevabı buluyor.
 
Neden Budist rahipler halkı Müslümanlara karşı kışkırtan konuşmalar yapıyor ve hatta onlarca kişinin öldürüldüğü olaylara şahsen katılıyor?
 
Bana göre cevabı ;Deccal’in dinsel kışkırtması…
 
 
Ama burada beni her daim titreten ve değişmeyen tek bir gerçek vardır ki ;
Doğu,Batı,Güney,Kuzey fark etmez bu dünyanın her tarafında çocuk,her daim çocuktur.

 

😒 Fitnesi,pisliği artan dünya, senin suçun olmasa da,
son denen yere dünyalıların büyük çabalarıyla yaklaşıyorsun galiba.

Cansel Işık/Manyakaşkıngelini

Facebook'ta Paylaş

Paylaş

TECAVÜZ DE SAP-SAMAN AYIRIMI

s-29e5418591d6a5a64bff759bf7aabb3acbf5c55e

Resmen ülke de tecavüz konusunda beyin illüzyonu yaşanılıyor.Halkın algısı zaten pelt.
Mevzu başka yere götürülmüş.Cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedenle Tecavüz eden TECAVÜZCÜLERE af falan yok.
Öyle saçmalık mı olur.13 yaşında markette çalışan bir çocuğa 14 kişi tecavüz etti.Şimdi bu 14 kişi aynı zamanda evli ve mahkeme sürüyor.Bu 14 kişi o kızla evlenebilir mi ? 
Bu yasa 16/11/2016 tarihinden önce daha çok yaşı tutmayan, ailesinin rızası ile yada rızası olmadan kaçarak evlenmek istemiş fakat yasalar gereği resmi haklara sahip olamamış,aynı zamanda herhangi bir engel çıkmasın,bizi ayırmasınlar diye çocuk yapmış yaşı küçük genç çiftleri kapsıyor. 
Bundan evvel bazı geri zekalı ana-babalar (tövbe estağfurullah ) köylerde,doğu da ,metropol de hiç fark etmeksizin okumaya yüzü olmayan,ya da ailesi başında olmayan yaşı küçük kızları bu durumlara az mı soktular.Sonra yasa o bilincinde olmadan aile kurmaya kalkmış o erkek çocuklarını da,onlara yardım eden aile ve aile yakınlarını da çocuk istismarından ve tecavüz davasından yargılayarak gerekli cezayı verip hapse attı.
Burada sapla saman hikayesi var.O yaşı küçük evliliklerden olan çocuklara devlet el koydu.Anne ve babadan yoksun kalıyorlar.Aile olmaya çalışan yaşı küçük anne tecavüze uğramış olmasa bile kamuya düşen dava da yaşı 18 altında olduğu için mağdur olarak değerlendiriliyor,aile olmaya kalkmış 18 yaşında yada 20 yaşında bir erkek çocuğu da aile onayından destek alarak bu yasal olmayan evliliği yapmış olsa bile,zor kullanılmış tecavüz olmasa bile devlet bu tip evlilikleri 16/11/2016 dan sonra asla kabul etmeyeceği gibi bundan önceki ceza evinde bu suçtan yatanların bu yasa ile aftan faydalanıp ailesinin başında bulunmasını kadın ve çocuğunu bir arada tutmaya,mağduriyetleri gidermeye çalışıyor..Türkiye de bu şekilde çocuğunun babasını ceza evinden çıksın diye bekleyen ve çocuğunu esirgemeden alabilmek için gün sayan çok insan var.

Şayet Cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedenle TECAVÜZ varsa en ağır suçlu durumunda cezalandırılacak olanlar ayrı.
Yani SAPLA SAMAN ayrılıyor.

Bana göre sapla samanı ayırdıkları sürece sorun yok.Bu çok hassas bir konu.Bahsettiğim durumları yaşayan yasaya göre zorla tecavüz olmasa bile yaşı küçük evlenip çocuk yapmış yaşı küçük kızın kocası yasaya göre çocuk istismarı ve tecavüz davasıyla değerlendirilip içeriye düşmüş ve gelmişler 24 yaşına Adam halen ceza yatıyor.Kadın ve çocuk dışarıda zor yaşamın içinde…İşte o adamları çocuklarına ve eşlerine kavuştursunlar.Diğer tecavüz davalarına işlemesin bu durum.Ve sonra da idamı getirsinler.Ben bunu makul görebilirim.

Burada çocuk ön planda ve devamında erkek egemenliği sayesinde aile düşünülürken işin özüne gelirsek KADINLARIN HAKKI VE KORUNMASI için düşünülen bir durum tabii ki yine yok..

Önerge sunulur geri çekilir,yine saçma sapan gündem.Ve zaman gösterecek tecavüze uğrayanın biz olmayacağını ne biliyoruz ki.

HİÇ UMMADIĞIM KİŞİLERDE BUGÜN GÖRDÜĞÜM ALGI,VESVESE ve….ÇORBA..

Yarasın cümlemize…

Cansel Işık/Manyakaşkıngelini

Facebook'ta Paylaş

Paylaş

PEDOFİLİNİN AFFEDİLEBİLİR YANI YOK AMA

“Ben çocukken babam bana çok dayak attı ve işkence yaptı,ruhum bozuk benim”
“Ben uzun yıllardan beri kimseyle beraber olamadım,kadınlar paramı alıp kaçıyorlar,kandırıyorlar beni”
Bu sözler üç buçuk yaşındaki Irmağa tecavüz edip öldüren katilin sözleri.
İtirafında bu iki sözü dikkatimi çekti.Bu sözlerde takılı kaldım.(Doğruysa tabi)
 
Bu sözlerinden ilkini düşününce ilk söylediği bana sanki doğru gibi geliyor.Kabul edilebilir hiçbir yanı yok fakat ben bu yazıyı yazarken,ülkemizde sürekliliği yaşanan bu sorunun tabanına inerek düşünmek ve nasıl bitirilebilir ona odaklanmak istedim.Hatta bu adamın sergilediği bütün bu durumların başlangıç noktası olarak da ilk sıradaki sözünü geçerli görüyorum, çünkü pedofili psikoseksüel rahatsızlık demek.Hatta buna vampir sendromu denilir,bir vampir tarafından ısırılırsın ve vampir olursun,geri kalan hayatını vampir olarak yaşamaya başlarsın.
Cinsel istismara maruz kalmış erkekler tarafından kurulan yardımlaşma derneğinden Duncan Craige ait teoride durumu aynen şöyle  açıklıyor: ”Eğer bir vampir tarafından ısırılırsan, vampir olursun. Eğer cinsel istismara maruz kaldıysan, sen de gelecekte istismarcı olursun.”
Çocuk İstismarı Nedir? Çocuk istismarı genel olarak çocuğa yönelik bilinçli ve zarar verici tekrarlı veya tek seferlik davranışlarda bulunmadır. Bu yönde çocuklar için bir çok istismar söz konusudur.Duygusal istismar,fiziksel istismar,cinsel istismar ve ihmal etme.Bu vaka da anladığım kadarıyla,gördüğümüz sapık katil, vaktiyle babasından fiziksel istismara uğramış ve pek de iç açıcı bir çocukluk atlatmamış.Fiziksel istismara uğradığı gibi,lakin Craige’in teorisini doğrulayan çocukken bir  cinsel istismara uğrayıp uğramadığını da bilmiyoruz..Tabi bu sapık katili masum kılmaz,bilakis toplumda yeni istismarcıların oluşmaması için açıklamakta fayda gördüğüm bir detay.
 
“Ben çocukken babam bana çok dayak attı ve işkence yaptı,ruhum bozuk benim” diyen yüzlerce katil ve yüzlerce sapık var.
Bu tip davranış bozukluğu sergileyenlerin çoğunda genellikle tipik travma hikayelerine rastlarız.
Bu yüzden sapık katilin  birinci sözüne tepki veremeyeceğim ama ikinci sözünü de hazmetmek imkansız.Bu ülkenin her yerinde cinsel açlığını terbiye edebileceği,nefsini köreltebileceği sosyal evler var.Bu sözleri  sadece psikoseksüel rahatsızlığa sahip olan bir sapığın eylemlerini kurgularken sığındığı düşünce olarak görebilirim.
Bu arada bunun eğitimle ilgisi alakası olduğunu söyleyenlere de hatırlatmak isterim.Üniversitede profösör hoca olan kişiyi de aktiviteye geçmemiş pedofili vakasında gördük.Bunun eğitimle alakası yok.Bu tamamıyla bir hastalık.
 
Şimdi düşünüyorum da,o halde toplumda bu travmalara maruz kalmış bir çok adam yok mu ? Var.
Bu da demek oluyor ki dışarıda elini kolunu sallayan,daha çooook Himmet Aktürk var.
Fakat aynı zamanda sağlıklı bir şekilde büyümeyi bekleyen,gelecek vadeden  çocuklarımızda var.
Yani cezaevine atılarak bu sorun bitmiş değil.Diyelim ki Özgecan vakasında ki gibi katilin, cezaevinde evlat hasreti çeken bir başka baba tarafından öldürüldüğünü yada şişlendiğini düşünürsek,bu haber içimize su serpse bile ,bir sonraki sapık vakasında yine içimiz yanacak,
Bu sorun sapık ölse de daha öncekiler gibi bir sapık ölümüyle yine bitmeyecek.Çünkü sapık bir değil,iki değil.Ben kökten halledilmesinden yanayım.
Çocukken hep düşünürdüm sapıklar neden var ? Sapık mı doğuyorlar.Diğer insanlardan farklılar mı ? Sapık doğmuyorsalar nasıl sapık oluyorlar ?
Bunlar sapık oluyorsa neden herkes sapık olmuyor ? Etrafımda acaba hangi amca sapık ? Acaba teyzeler neden sapık değil ?
Daha çok bu soru fırtınası  Televizyonda tecavüz haberlerini izlediğimde zihnimde oluşurdu. Eminim bir çok çocuk da benim çocukken zihnimi dolduran sorulara şimdi benim gibi cevap arıyorlardır.
 
Biz toplum olarak bu konuları hep yuhalayarak yada üstünü örterek geçiştiren toplum olmaktan çıkmalıyız bir kere.
Her pedofili vakasında lanetler mi okuyacağız ?
Bu vaka bitecek,bir başkasına tanık olup,bağırışıp çağırışıp acıyı bağırsaklarımızda düğüm düğüm hissedip öfke kusarak mı devam edeceğiz ?
Bilhassa çocukları kapsayan tecavüz vakaları neden çoğaldı?
Pedofili bulaşıcı mıdır ? Sağlıklı bir birey pedofili seviyesine sonradan gelebilir mi ? Yoksa doğuştan gelen bir rahatsızlık mıdır ?
Tekrarının yaşanmaması için ülkemizde neler yapılabilir ?
Bunları düşünmeliyiz.
Çocuklarımızı korumak mı? Peki ama nereye kadar ?
Cinsel istismardan korunmak için çocuklarımıza iç çamaşır kuralını öğretsek bile ölmekten kurtulmayı nasıl öğretebiliriz.
Ayrıca pedofili denilince bu gruba sadece 3 yaş 5 yaş girmiyor ki,okul çağındaki çocuklarda,ergenlerde giriyor.3 yaşındakini zaptedersin,5 yaşındakini zaptedersin ya ergen yaşta ki çocuğu nasıl zaptedebilirsin ? Hele ki hormonlarının tam kızıştığı ve cinselliğe merak saldığı,kendi bedeninin gelişimiyle yakından ilgilendiği sıralarda nasıl zaptedebilirsin ?
Ömrünün sonuna kadar eve kapatamazsın,ömrünün sonuna kadar insanlardan uzak tutamazsın.Dışarıdan korursun bir bakmışsın aile kanadında ensestik bir pedofilik vakaya rastlamışsın.Korumak nereye kadar ?
Eğitim hayatını tamamlamak amacıyla birebir eğitim için kursa  giden bir çocuk bir kere kafadan bu riskin altında.Kimse inkar etmesin,ben bile öğrencilik yıllarımda öğretmenlerden tacizler yaşardım.Ve susardım..Yanlış anlaşılmasın ama Öğretmenler de dahil pedofili her meslek grubunda var.
Bana göre 17 yaşındaki bir genç kızın babası yaşındaki bir adamla rızası karşılığında yaşadığı ilişkide bu gruba girer.Görmedik mi ?
Yada duymadık mı ? Halende görmüyor muyuz ?
Suç üstü yakalanan pedofililere zaten gereken tepkiyi toplum olarak yapıyoruz,peki olası bir vakayı önleyebiliyor muyuz ?
 
Biz bir acayip toplumuz,işin boyutu cinayete varana kadar hiçbir tepkimiz yok bu manzaralara.
 
18 yaşında ki bir genç kızın sırf maddi ihtiyaçlarını karşılayabilmesi ve rahat yaşam hevesiyle babası yaşındaki adamlarla ilişki yaşamasına nasıl göz yumabiliyorsunuz ben bunu anlayamıyorum.
Ben çevremde bazı erkek arkadaşlarımda gördüm bizzat,üstelik evlat sahibi olmuşlar evli barklılar,gelmişler 40 lı yaşlara neredeyse 50 ye merdiven dayamışlar, her defasında yanı başlarında değişik yaşlarda küçük kızlarla karşılaşıyorum, 19 yaşında 17 yaşında,16 yaşında kızlar arabalarında.
Bu doğru mu sence dediğimde ” neden ki kızlar memnun benim için de sorun yok bende memnunum ” “peki ailesi öğrenirse ne olacak ?” dediğimde “ailesine de veririz iki kuruş susarlar,çok var böyle aile yeter ki para ver kız umurlarında değil,sorun olacak gibi olursa da kız mı yok,elimin altında çok,.” diyerek birde bunu gururla söyleyebiliyorlar.
Kızın memnuniyetine gelince evet hakikaten de o 16 yaşındaki,17,18 yaşındaki kızlar kocaman kadın edasında bir havalılar,üstelik durumdan oldukça da memnunlar.
“Ya eşin duyarsa korkmuyor musun,ya görürse” diyorum.
“Yanımda çalışıyor,yada arkadaşımın kızı derim” diyor.Birde gülümsüyor.
“Eşin sana yetmiyor mu kadınlık yapmıyor mu ?” diyorum.
“Onu karıştırma,onun yeri ayrı bu başka bir zevk” diyor.
“Peki dışarıda kızınla karşılaşırsan kızın buna inanacak mı,ya onu da senin yaşında bir başka adam götürüyor da zevkine bakıyorsa ve senin haberin yoksa” dediğimde ise kıyametleri koparttı.
“Bu mümkün değil kafasına sıkarım onu götürecek adamın,kapat bu konuyu karıştırma benim kızımı,konuyu saptırma” diyerek bağırıp susturdu beni.
Bana göre işte bu adamlarda pedofili.Fakat devlet tarafından müdahale edilmediği için toplumda kabul edilebilir tarzda yaşamlarına devam ediyorlar.Onlara kimse dokunmuyor,paraları var,işleri var,aileleri var,kısacası pedofiliyi saklayacak her türlü kılıf var.
Peki toplum olarak bizlerde bunların seyircisi olarak suçlu değil miyiz ?
Kılıflı pedofiliyi destekliyor olmuyor muyuz ?
 
Pedofili bize göre sapık ruh hastası demek.
Bu konuda vikipediye sorduğumuzda diyor ki;
“Sübyancılar -tipik olarak- yetişkin cinsel ilişkiden zevk almakta güçlük çekerler, özgüvenleri eksik olabilir ve çocuklarla ilişkiyi yetişkinlere nazaran daha az tehdit edici bulurlar” diyor.
 
Pedofili ile ilgili yıllardan beri araştırmalar yapıldığını biliyorum.Bilhassa neyin pedofiliye sebep olduğu konusunda tartışmalar halen sürüyor.
Bu araştırmalardan biri var ki oldukça ilgimi çekti .
Dr. James Cantor ;Toronto’da bulunan bir Ruh sağlığı merkezinde pedofililerin beyinlerini incelerken MR taramalarını kullanmış ve bu konuda çok şaşırtıcı sonuçlara ulaşmış.
Dr.Cantor,Pedofilinin doğuştan gelen dürtülerle ilgili bir durum olduğunu ve bunun tıpkı diğer cinsel yönelimlerde olduğu gibi sonradan değiştirilmesinin de mümkün olmadığını ifade ediyor.
Dr. Cantor,a göre Pedofili, cinsel bir yönelim.
Kişide ki Pedofiliyi destekleyen bulguların ise hamileliğin ilk 3 ayında tespit edilebileceğini söylüyor.
Pedofiliye yol açan olası nedenleri ise annenin hamilelik boyunca stresli ve yetersiz beslenmiş olmasına bağlıyor..Aynı zamanda anne karnında ilk tespit edildiği yerde de önlenebilir bir durum olduğunu ilave ediyor.Bu oldukça şaşırtıcı.Ve uygulanırsa bu konuda çözüm olarak yol katedebiliriz diye düşünüyorum ben.
 
Yine bir başka araştırma sonucu öğreniyorum ki ; Ottawa Ruh Sağlığı Merkezi’nin Cinsel Davranışlar Kliniğinin Başkanı.Kendisi  aynı zamanda suç üstü teşhisi yapılmış olan pedofililerin tedavisi ile ilgilenen bir doktor.Pedofili tedavilerinin sonuçlarının oldukça  başarılı olduğunu hastaların tedavi sonrası  kendi yaşına uygun bir yetişkinle,rızaya dayalı sağlıklı ilişkiler yaşayabildiklerini ve erken teşhis edilirse topluma zarar vermeden geri kazandırılabileceklerini söylüyor.
 
Bizim ise,kökten çözüm olarak düşündüğümüz hadım etmek,hapis etmek,idam etmek gibi çeşitlenebilir çözümler var zihnimizde.İdam etmek bu konuda gerçekleşmesini istediğimiz,fakat şu an için yasalarımızda mevcut olmayan hayallerimizden sadece biri.
Velevki idam yasası çıkartıldı.(Çıkartılsın tabi).
İdama gelmeden önce  şöyle bir durum var ki,yaptığım araştırmaya göre siz bir sapığın suç işleyene kadar ki fantastik kurgularından haberdar olamazsınız.Pedofili cinayetlerindeki katiller diğer seri katillerden farklıdırlar.Dürtülerine yenik düşen bir pedofili, kurbanını aslında öldürmeyecektir,aslında onlar öldürme amaçlı yaklaşmıyorlar.Cinsel birleşimin hazzının sürekliliğini umut ettikleri için,çocuğun başına ölüm gibi bir şey gelsin istemiyorlar. Bunu bir çocukla süreklilik haline getirmeyi düşündükleri için de kaybetmek ve zarar vermek fikrinde olmuyorlar.Aksine eyleminin olumlu sonuçlanmasını ve kimsenin bu durumdan haberdar olmamasını diliyorlar.( Ay beynim yanacak)
Dürtülerin nöbetsel etkisi altında iken kendilerini kaybettikleri sırada tıpkı uyuşturucu yüklenmiş benliğinden çıkan ruh gibi,ellerine geçirdikleri küçük bir çocukla cinsel münasebete girmeye kalktıklarında, işin boyutu kontrolden çıkıp,silinmeyecek izlere kadar ilerleyebiliyor. Kendilerine geldiklerinde ise karşılarında vajinal damarları yırtılmış,kanamadan ölecek bir çocukla karşılaşıyorlar ve panikleyerek öldürmeye kalkıyorlar.Bilinç yerine gelince etrafında kendini seven,sayan insanları da anımsayarak dışlanma korkusuyla,çocuğun ailesinin yapabilecekleri ve suç işlediğinin bilinciyle başına gelebilecekleri hakkında saniyede hızlıca fikir üretebiliyorlar.
Bu yüzden soğukkanlılıkla öldürdüğü çocuğu yok etmeye çalışıyorlar.
Bu durumları küçük çocuklara yaşatan adamların toplumda bu şekilde yaşamayı hak etmediği illaki aşikar.Fakat kabul edelim ki sonu ölümle sonuçlanmamış toplumda daha medyaya düşmemiş,kıyıda köşede kimselerin duymadığı,bir çok pedofilinin tacizlerine boyun bükmek zorunda kalmış  çocuklarımız da var.
Pedofiliye kurban giden çocukların ve istismarın her hangi birine uğrayan çocukların da otomatikman ruhsal davranış bozukluklarına sahip olduğunu,sorunlu bir birey olarak toplumda sorunlu yaşamak zorunda kaldıklarını,bizlere tekrar ruh hastası olarak geri döndüğünü unutmayalım..Dolayısıyla bu durum zincirleme sorunlar kümesi olarak işte bu yüzden bitmeksizin sürekli karşımızda olacak.
 
Yani bana göre ;Pedofilinin affedilebilir yanı yok ama tespit edilebilir ve tedavi edilebilir yanıyla doğacak yeni pedofililerden çocuklarımızı kurtarabiliriz.ilk önce tıp alanında bu adımı atarak başlamak lazım.
Bir kere ülkemizde sosyal ev sayısı kadar,cinsel davranışlar kliniği de açılması lazım,ve anne karnında tespit edilebilen bir pedofili adayının daha ilk evrede kontrol altına alınarak bu işin çözümüne de bu şekilde çekirdekten adım atmak lazım.Başka çözümü yok.Çünkü pedofili hastası suç üstü deşifre olana kadar ülkemizde  çocuklar geri dönülmeyen zararlara maruz kalmakta ve ölmekte.Çocuklar hem tecavüze uğrayıp hemde öldükten sonra  sapıklar idam edilmiş neyimize.Bu suçu işleyen idam edilsin fakat bundan sonrakinde suç işlenmeden,çocuklar ölmeden,tecavüz edilmeden doğacak pedofililer tedavi edilsin.
Şimdi düşünün.
Sırada hangi çocuk var ve katil sapık kim ?
Kimin pedofili olduğunu katil sapık her hangi bir eylemde  deşifre olmadan durduk yere tespit edebilir misiniz ?
Yazıma burada son veriyorum.Biliyorum keyifle okunacak bir yazı değildi , durumları sentezleyerek yazarken ben bile beynim eror vermesin diye çok mücadele ettim.
Selametle kalın.
İsterim ki  inşAllah ülkemizde bu konuda bir adım atılır da anne karnında kökten bir tedbir alabiliriz.
Cansel Işık/Manyakaşkıngelini.

Facebook'ta Paylaş

Paylaş

ZEDELENEN MANEVİ VE MİLLİ DEĞER

Yıl artık İnternet yılı. Günümüzde İnternet’ten etkileşim eskiye göre çok daha kolay.Okullara sokulan kitapla,dergiyle,fasiküllerle yada bölgesel misyonerlerle geniş bir kitleyi etkilemek bölgesel öğrenci tayfasını etkilemekten oldukça daha kolay..
Son yıllarda İnternet üstünde Müslümanlığı neden sapık bir dinmiş gibi gösterdiklerini bazı ayrıcalıklı zekalar daha önce kavramıştı.Fakat kavrayamayanlar İslam dininin sapkın bir din olduğu düşüncesine teslim olmuştu bile..
Bugüne kadar İnternet üzerinde yayılan yazılı görsellerle neden Şeriat-Kemalizm çatışması çıkarıldığını,neden alevi-sünni çatışması çıkarıldığını,neden Kürt-Türk çatışması çıkartıldığını,neden din elden gidiyor korkusu yaratıldığını,neden Atatürk düşüncesine saldırıldığını,ve neden Kuran-ı Kerim’in değiştirilmeye çalışıldığını ya da algısını yaratmaya çalıştıklarını,son yıllarda İncil ve Kuran-ı Kerimin dinlerin kardeşliği projesiyle neden kutsal kitap kuruluş ve organizasyonları altında, öğrenciler tarafından sattırılmaya çalışıldığını kavrayamayanlara bir kez daha bu video ile netleştirmiş olalım..
En basitinden Sevgi Erenerol’u düşünelim.Sevgi Erenerol adeta bir Türk aşığıydı.Dedesi Türk Ortodoks Patrikhanesini inşa etmesiyle bilinirdi,aynı zaman da da Türkçülüğü ile tanınırdı.
Sevgi Erenerol dedesinden aldığı milliyetçi damarıyla tam bir Cumhuriyet çocuğu olarak ‘Ne Mutlu Türk diyene “ülküsü ile büyüdüğünü kabul eden bir kişilikti.
Türkiye’ye döndükten sonra Patrikhanenin basın ve halkla ilişkiler sorumluluğunu üstlendikten sonra, dikkatimizden kaçmayan bir hususun; 1995 yılında Alpaslan Türkeş’in genel başkanlığı döneminde ‘Ya sev ya terk et’ sloganlı MHP’ye katılarak İstanbul milletvekili adayı olmasıdır.
Enteresan olan Sevgi Erenerol’un şahsına yönelik de iddiaların çokluğuydu. Erenerol’un 2006 yılının Ekim ve Kasım aylarında Genelkurmay Başkanlığı ve Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nda misyonerlik faaliyetleri ve azınlıkları konu alan seminerler verdiği de saptanmıştı.
Yani Hrant Dink’in ölümünden tam bir yıl önce…
Ayrıca hatırlatmak isterim ;Türk ailelerine bir uyarısı vardı  ” 100 dolara çocuklarınızın okullarına karışıp dinini değiştirecekler,sizlere 100 dolar verip dininizi değişmenizi isteyecekler,okullarda çocuklarınıza bu hususta dikkat edin” dedikten sonra Sevgi Erenerol basın sözcüsü olduğu patrikhane için iddialarla Türk halkının önünde hain damgası yedi ve 26 Ocak 2008 tarihinde Ergenekon davasıyla tutuklandı.İşte bu tutuklamaların perde arkasındaki kimlikler saklandı da dönemin iktidarı ama şantajla ama tehditle bu amaçlar için kullanıldı.
Sevgi Erenerol’un tutuklanmadan önceki konumunu ve neden tutuklandığını kavrayabildiğimize göre,Uğur Mumcu’nun da  neden öldürüldüğünü  ve daha nice cinayetlerin de hangi amaca hizmet işlendiğini de izlediğimiz  videodan sonra anlayabiliriz.
Bütün bunlardan sonra gündemimize gelelim;
İslam ülkesi ve etnik bir millete sahip olan Türkiye de Fethullah’ın neden Müslümanlığı hedef alarak İslam dinini kullandığını,İşid terör örgütünün,Kuran’da geçen Allah’ın askerleri diye adlandırılan,siyah sarıklı kutsal orduyu neden taklit ettiğini videoyu izledikten sonra anlayabiliriz.
Gerçek İslam’ında aslında bu olmadığını,bu zamana kadar bizlere tuhaf fetvalarla yada şovlarla tiksindirme boyutunda sunulan sahte dincilerin de hangi amaçla çoğaldığını  (bknz; http://www.manyakaskingelini.com/?p=259 ) ve ne amaçlara hizmet ettiğini de anlayabiliriz.

Mesela şu resimde olduğu gibi, bu resim tamamı ile fiyaskodur.Akılları zorlayacak türden bir haberin yayılmasına hizmet etmektedir.Zaten “Din İşleri Yüksek Kurulumuzun böyle bir fetvası kesinlikle olmamıştır, olmaz, olamaz,Bu ahlak dışı sabotajın sorumluları en kısa zamanda adalete teslim edilecek” denilmesinden sonra burada da  şekilde görüldüğü gibi Diyanet işlerini alet ederek hain zihniyetin halkın zihninde karmaşa yaratmak amacıyla bir sabotaj eylemi yaptığını daha fark etmekteyiz.

4a78e7920a256d6f_480x270

Demem o ki bu tür İnternete sunulan dağıtılan akıla sığmayacak yazılı görselleri  tekamüle varmadan,ciddiye alıp İnternet de paylaşarak aslında bir çoğunuz farkında olmadan hain amaca hizmet ediyorsunuz.Akıla ters gelen yazılı görseli yükleyenin bilinçsizce yaptığı davranışı sosyal platformlarda çoğaltarak aslında subliminal mesajları dağıtmış, zihinlerle oynanılmasına müsade etmiş oluyorsunuz.Algı operasyonları daha çok tekamül yeteneğinden yoksun kesimlerde işlevini görür.Ve tekamül yeteneği çok alt seviye de olan bir Millet olduğumuz da bir gerçek.
Kötü günler atlatan Milletimizin 15 Temmuz 2016 da gördüklerinden sonra at izi ile it izini ayırt edebilecek zekaya sahip olduğundan ben oldukça eminim, fakat düşman stratejisinin nasıl ve hangi şekillerde işleyişini kavramak bambaşka bir olay.
İslam dini her ne kadar Avrupa ülkelerine hizmet amacı güdümünde yozlaştırılsa da bizim düşmanımız asla gerçek Müslümanlık ve İslam olamaz.
Lütfen gelecek nesiller için inançlarınızın yozlaştırılmasına,sizi siz yapan Milli değerlerinizin yok edilmesine müsade etmeyin.
Dininize ve İnançlarınıza sahip çıkın.Bizler İslam coğrafyasına sahip bir ülke olmakla beraber,demokratik-laik-sosyal-hukuk çercevesine sahip bir ülkeyiz.Cumhuriyetin,laikliğin,ve demokrasinin anlamını gayet iyi bilmekteyiz.Biz etnik kökenlerden bir araya getirilmiş Yüce Atatürk’ün önderliğinde birleşerek yaşamaya alışmış Türkiye Cumhuriyetiyiz.
Bizleri bu özelliklerimizden göze alarak yok etmeye çalışanların kim olduğunu ve yok etmek için hangi yollardan kimlere bağlı çalıştığının farkına varalım.
Bir dinci pekala sahte olabilir,dini yok etmek için cemaat önünde dini güzel söylemlerle süsleyip tarikatlaşarak bilinenin tam aksine arka perde de dini çirkinleştirecek eylemlerle şeytana hizmet edebilir.
Demem o ki;şeytana olan bu hizmetleri galip gelme hırsıyla asla bitmeyecek.Gelmiş geçmiş bütün ülke liderlerimize uygulanan bu sistem ne tesadüf ki Tayyip Erdoğan da patladı.Çünkü Tayyip Erdoğan diğer liderlerden farklı bir davranışla,zihinleri karıştıracak eylemlerde yer aldı.Yahudi ayinlerinde yer aldı.Ortadoğu projesinde eşbaşkanlık ünvanı aldı.
Düşmanını çökertmek istiyorsan onun kulvarında yürüyecek,onların renginde olacak ve onları onaylayacak,kaz gelecek yerden tavuk esirgemeyeceksin taa ki canına kast edeceklerini hesap ettiğin güne kadar halkının seni yuhalamasını bile ciddiye almayarak,bir bildiğin varsa susacak,aptal bir modeli oynayacak,vakti geldiğinde kendi çıkarlarınla ve ülke çıkarların doğrultusunda hareket ederek,rengini belli eden düşmanına bu zamana dek öğrendiklerini onlara koz mahiyetinde kullanıp hamle yapacak ve çökerteceksin.Nitekim gidilen yol buydu.
Tayyip Erdoğan kendi çıkarları için illuminati oyununda oynadı ve yılların hamlelerine tek bir hamle yaptı.Bu kurnazlık isteyen bir olgudur.Kabul edelim ki bu hain yapılanma geçmiş hükümetler de de mevcuttu.Geçmiş hükümetler istenilenlere göz yummuşlar ki 40 yıllık bir oluşum yapı yol almış.15 Temmuz darbesi kabul edelim ki geçmiş hükümetler de planlanmış olarak hayata geçseydi şimdi hepimiz birer Suriyeli gibiydik.Helak olmuştuk.
Şimdi akılcı düşünmek lazım.
Dinci kötü olabilir fakat din kötü değildir.
Biraz önce de dediğim gibi  “Bir dinci pekala sahte olabilir,dini yok etmek için cemaat önünde dini güzel söylemlerle süsleyip tarikatlaşarak bilinenin tam aksine arka perde de dini çirkinleştirecek eylemlerle şeytana hizmet edebilir.” dedik buradan yola çıkarak peygamberimizin DECCAL hakkında ki söylemine de bakarak bağlantı kurmalıyız.DECCAL den önce 40 tane dini kullanarak Müslüman kanı dökecek deccalcikler olacak deniliyor.O halde bizim sınavımız sadece Fethullah Gülen deccalciği ile bitmedi.Peygamberimiz Muhammed’in (S.A.V) dediğine göre  daha savaş vereceğimiz 39 tane deccalcik daha var demektir.
Pek tabi ki Tayyip Erdoğan da sonsuza kadar kalmayacak.
Millet olarak bugünlerden sonra tek başkan tek devlet sisteminde dikkat etmezseniz seçtiğiniz değilde,daha önce de olduğu gibi düşman ülkelerin loca kanalıyla seçtiği adamlardan biri gelebilir.15 Temmuzda tarihe geçen bir hikaye yeniden esarete dönüşebilir.
Bunun için “HÜR VE KABUL EDİLMİŞ MASONLAR BÜYÜK LOCASI”nın Türkiye üstündeki oluşumlarına,yapılanmalarına ve hangi alanlarda hizmet aldıklarına dikkat etmeniz gerekiyor.(bknz ; http://www.mason.org.tr/web/“)
Fethullah Gülen sadece Hür ve kabul edilmiş olanlarca,dinler üzerinde etkili olmak üzere seçilmiş olmakla beraber,bu oluşumların elindeki küçük bir kukladır.Bu küçük kuklanın bile potansiyelinin ne kadar geniş olduğunu,zincirleme sistemin hür ve kabul edilmişler tarafından maddi hususlarda desteklendiğini unutmamak gerekir.
Zihninizi çalıştırın,Gizli Dünya Devletlerince düşünüp empati yapın.
Bir ırkı yok etmek istiyorsanız gelecek yeni nesillerin zihinsel gelişimiyle oynamanız gerekir.Bunu eğitim sektörünü ele geçirerek yaparsınız.
Bir Milleti bitirmek isterseniz de önce bankalarını,sanayi sektörlerini,silahlı kuvvetlerini asimile etmelisiniz.
Bitirmek amacını güden eylem girişim biçimleri sadece bununla kalmıyor tabi ki sizinde bildiğiniz üzere..Particilik sistemi,seçim sistemi,ve daha bir çok alan..

Bunu yıllardır üzerimizde uygulayanlar işte Türkiye de yapılanan HÜR VE KABUL EDİLMİŞ MASONLAR BÜYÜK LOCASI dır.Fethullah Gülen oluşumunu yapılandıran destekleyen harita şeması da video da gördüğümüz üzere onlara dayanmaktadır.

Bir ülkenin silahlı kuvvetlerini düşman ülkeleri ele geçirmek isterse hain yaratmak ve beslemek zorundadır,o hain de seçilmiş FETHULLAH GÜLENDİR.Silahlı kuvvetler bu hainlerce değiştirilmiş ve amaca hizmet ettirilmiş olabilir, amaç zaten ülkemizin silahlı kuvvetlerini bitirmekti fakat bu demek değildir ki silahlı kuvvetlerin tamamı artık bir düşmandır.
Şu bilinen bir gerçektir;eğer bir dinci medyatikleşmiş ise medyatikleşmiş bir dinci illaki kötü çıkacaktır,gerçek bir din adamı diyanet başkanı haricinde hiç bir zaman TV de çoğunluğa hitap etme amacıyla kamera önünde şov yapmaz.gerçek bir din adamı Allah’ın yarattığı insanlara yardım eli uzatırken asla maddiyata dayanan hususlara değinmez.
Çünkü gerçek din kişinin Allah ile kulu arasındaki çizgidir.İnanmak ya da inanmamak kişinin kendi tekamülüne bağlıdır.Zaten Cebrail’in ilk vahyi getirdiğinde ki “oku” demesinin sırrı da burada yatar.
Bana göre yaşam aslında eşkenar bir dörtgenden ibaret.
TEVEKKÜL,
TEKAMÜL,
TEFEKKÜR,
TEŞEKKÜR.
Bütün bu kavramlardan, evrelerden geçip,kendimizi yanlış olandan korumamız, kendi duygu, davranış ve düşüncelerimizin farkında ve bilincinde olmamız gerekir.
Bir Milleti Millet yapan temel değerlerin başında Milli ve Manevi değerler gelmektedir.
Vatan, bayrak, kültür, dil, marş vb. gibi unsurlar Milli değerlerimizi ifade eder.Din ise, manevi değerlerimizi ifade etmektedir.
Dininizi ve Milli değerlerinizi zedeleyerek sizi yıkmak istiyorlar.
Demem o ki ; Kendi aranızda hain zihniyetin yaydığı yazılı görsellerden yola çıkarak,birbirinizin inançlarına ve Milli değerlerine hakaret edeceğinize lütfen bu değerlerinize gelecek nesillerimiz için Milletçe İnternet de de sahip çıkınız.
 
 Aslında her seferinde şu siyasete bulaşmak istemiyorum diyorum ama,bu siyaset değildi mevzu yaşadığım bu vatanın vatandaşı olmakla beraber ,ve ülkemde ki gelişmelerin ucu vatandaş olarak  bana da dokunuyorsa ki dokunuyor,ister istemez tarafımdan olup bitenler hakkında gözlemleyerek bilinçlenmek ve bilinçlendirmek  arzusu doğmakta.
Hele ki mevzu tamamıyla Milli iradeye dayanıyorsa ve ben bu ülkede yazan bir kalem isem; benim de bu konuda
Milli birlik ve beraberliği zedelemeden empati çerçevesinde kendi şahsi fikir ve zikirlerim ile söyleyeceklerim  olmalıydı ve oldu..
Zaman ayırıp okuduğunuz için teşekkürler.
Selametle kalın.
Cansel Işık/Manyakaşkıngelini

Facebook'ta Paylaş

Paylaş

BİR DEPRESİFLİK İLAÇ ALMAYA GELDİM

Bipolar

Gündemdeki hiç bir konuyu garipsemiyorum artık..Hele Adana’daki seri katili mi ? Evet garipsemiyorum,çünkü onları toplumda çok önce fark edip görüp anlattığımda bana abartıyorsun diyenler olmuştu.

Benim anlamadığım aslında şu ; memlekette bunca ruh doktoru varken bu kadar hastalıklı insanın toplumda rahatça tedavi olmadan dolaşmasını anlayamıyorum.
Haa doktora gitmezse doktor nereden bilecek mi diyoruz 🙂 esas zaten meselede orada başlıyor ya.Doktora gidiyorlar doktorlar kafadan uyuşturucu içerikli ilaçlar veriyor ve hasta yakınlarını ilaçlar hakkında uyarmıyorlar,düzenli içilmez ise davranış mod bozukluğundan tutunda cinayete ve sonrada intihara kadar yol alıyor bu durum.
Doktorların böyle tutarsızca ciddi etkileri olan ilaçları ayaküstü yazıp,hastaları topluma salmasına mı ?
Ona hiç anlam veremiyorum..
Durumlar böyle iken durduk yere intihar edenimiz de,davranış bozukluğundan seri cinayetimizde bol olacak…
Toplumun huzuru ve güveni için ahlak kuralları zaten tamamı ile etkisiz..Bunun yanı sıra görüyoruz ki hukuk kurallarının yetmediği de aşikar.
Çözüm olarak ufak boyutta bir anksiyete bozukluğu da olsa, ille ilaç kullanımı gerekiyorsa,ruhsal davranış bozukluklarının kliniklerde gözetim altında muntazam bir biçimde hasta yatışı yapıldıktan sonra çocukluk evrelerinden incelenip,ele alınıp tedavi edilmesi lazım.

Depresif durumlar,panik atak gibi rahatsızlıklar atlatan insanların ciddi etkilere sahip olan bu ilaçlarla evine gönderilmesi bence büyük tutarsızlık…
Uykusuzluk için giden bir hastaya verilen Serequel gibi ilaçların,hatta kalp krizi geçiren insanlara bile verilen Xanax gibi,Lustral,Paxil gibi kaygı ve endişe giderici ilaçlar çok dikkat isteyen ilaçlardır.

Düzensiz içiminde 1 gün unutulup ertesi günü içilmesi dahilinde ilaç ters etkiye başlayarak davranış mod bozukluğuna dönüşüyor,kişi bunu fark edemiyor tabi,aile yakınları kişiyi daha rahatsız davranışlarda görmeye başladığında farkına varmıyor,ilaç içimi için daha çok baskılıyor hastayı,düzensiz içimle yine uzun süre kullanımında ise hasta daha beter alkol yada uyuşturucu gibi ek maddelerle kullanmaya ihtiyaç duymaya başlıyor ilacı ve halüsülasyonlar yakasını bırakmamaya başlıyor.
Çok sağlıklı bir görünüme sahip bu insanlar,trafikte aranızda.Metrobüslerde aranız da.
Alışveriş merkezlerinde aranızda.Konser gibi organizasyonlarda aranızda.Okulda aranızda.Yani kısacası her yerde..Belki de aynı evi paylaştığımız kişilerde bile,hatta hiper aktif teşhisi koyulmuş evladımız bile bu risk altındadır.Hiper aktif çocuklarımızın sayısı gittikçe arttığı gibi,bu durumu yakından incelediğim için biliyorum,o taze beyinlere sırf dopamin hormonu salgılayamıyor diye içeriğinde 0,5 mg kokainden tutun,Metamfetamin denilen içeriklere kadar sahip ilaçlar verilmekte.

En basit örneği metamfetamin için verirsek ;

Metamfetamin (kristal meth); uyarıcı ve halüsinasyon özelliği olan sentetik bir madde olarak bilinir.Birçok uyarıcı gibi, 6-24 saat süren güçlü bir öfori; dolayısıyla bağımlılık yapma yeteneğine de sahiptir. Yapı olarak amfetamine yakın psikoaktif bir madde olarak bilinir.

Dediğim gibi durumun ciddiyetini düşünürsek, ufak boyutta bir anksiyete bozukluğu da olsa, illede ilaç kullanım gereksinimi varsa 7 den 70 e ruhsal davranış bozukluklarının kliniklerde gözetim altında muntazam bir biçimde hasta yatışı yapıldıktan sonra,çocukluk evrelerinden incelenip,ele alınıp tedavi edilmesi gerekmez mi ?

Aslında bu işin ilaçsız tedavi boyutları da mevcut,Mesela Neurofeedback gibi…İllede kendimizde,eşimizde,yada evladımız da,ailemizde ufak çaplı anksiyete bozukluğu hissediyorsak,bu akut migren bile olsa ilaçsız tedavilere yönelinmeli diyorum ben.İlaçsız tedavi sistemleri bozulan beyin nöronlarını ve hücreleri onarabilecek güce sahip.

Bunun için araştırırsanız çok güzel başarılara imza atmış uzmanlar ve merkezler mevcut artık.

Siz ne düşünürsünüz bilemiyorum ama , sırf ilaç firmaları para kazansın bende komisyonumu alayım derdine, tutarsız ilaç yazıp hastaları eve yollayan doktorları toplum huzuru ve güveni için çok tehlikeli görmeye başladım ben…
Bunca ruh hastası durduk yerde artmış olabilir mi sizce de ?

Umarım hepimiz için işin bu tarafını dikkate alırlar..

Cansel Işık/Manyakaşkıngelini

Facebook'ta Paylaş

Paylaş

ABLA SELPAK ALIR MISIN ?

11953265_888936924535201_603005688322824748_n

Ben de güzel şeyler düşünmek istiyorum, mesela aşk gibi,havuz başında sevgilisinin koluna uzanmış kokteylini yudumlayan o cıvıl cıvıl bikinili kızlar gibi,dondurmasını iştahla yiyen o mutlu çocuklar gibi,deniz kenarına oturmuş çekirdek çitleyen anneler gibi,çay içen poğaça yiyerek sohbet eden yaşlı teyzeler gibi,tavla oynayan yaşlı amcalar gibi,ağaç dibinde miskin miskin uyuyan kedi gibi.
Sonra bunları düşünürken birden güneş batıyor,o gizemli haliyle muhteşem bir güzellik bırakıyor gözlerime.
Güneş batıyor ve oradan ayrılıyorum.
Karşıdan karşıya geçerken bir çocuk geliyor elinde iki paket selpak ile…
Sanki ağla benim halime der gibi..
“Abla selpak alır mısın ” diyor,
Güzel şeyler orada bitiveriyor..

Cansel Işık/Manyakaşkıngelini

Facebook'ta Paylaş

Paylaş

KADIN BİR ERKEĞİ DOĞURMAK İSTEMEDİĞİ AN SANİYEDE YOK EDER.

11047913_794164404033696_9029466103096164740_n

Bugün haber başlıklarını dolaşırken bir başlıkla karşılaştım…
“Türkiye Aysun Altay’a ağlıyor” diyordu başlıkta..Haberin alt kısımlarını okudukça şöyle bir derin nefes aldım.Ne tarafa baksam her yer tecavüz,kadına şiddet,ölüm vs.
Nasıl bu hale geldik aslında biliyorum da bilmiyorum..
Bu son yıllarda gördüğüm duyduğum ne kadar kadına şiddet,tecavüz konusu varsa sanki bu konularda adım adım boyut değiştiriyoruz gibi geliyor bana.Bu kadar eğitim seminerleri verilirken,ailede çocuğun ve kadının önemi vurgulanırken,insanlar daha iyiye gideceği yerde daha kötü davranışlarda,şiddette kendilerini gösterir oldular. Sanki bütün bu olanlar yeryüzünde kendini koruyabilecek tek bir kadın yokmuş gibi bir algı bırakıyor insanda …

Rahmetli Duygu Asena ruhu şad olsun,bir zamanlar “Kadının Adı Yok” adlı bir kitap yazmıştı.Çokta haklı çıktı.
Eskiden bu gibi mevzuları eğitimsizliğe bağlardık..Özellikle denilirdi ki doğuda kadınlar aşağılanıyor,darp ediliyor,kadının yatakta da,hayatta da kıymeti yok,bir genç kız birine aşık olduğu zaman aile ve akrabaları tarafından töre kararı ölüm bileti kesiliyor derdik,tuhafımıza giderdi insanlık dışı görürdük.
Aslında bunun ne doğuda yaşamayla nede batılı olmayla alakası yokmuş.Kırsal kesimde yaşamakla metropol de olmakla da hiç alakası yokmuş..
Eğitim eksikliğine bağlardık,eğitim eksikliğiyle de alakası yokmuş malesef.
Ne eğitimli insanlar gördük şiddet kahramanları olarak..
Bu konuda 20 yıldan fazladır insanlarımıza eğitim verilmekte olmasına rağmen daha çok şiddet gören kadınlarımız,daha çok şiddet gösteren erkeklerimiz olmaya başladı.Daha çok istismara uğrayanımız olmaya başladı.
Öncelere bakarsak geleneklerimize göre önceden öğretilirdi,aile arasındaki mevzulara kimse karışamaz denilirdi.
Kocasıdır,abisidir döver de sever de,saçını tutup sokaktan eve de götürebilir de.Gördüğünüz yerde sakın karışmayın denilirdi.Başlıca hata zaten burada değil mi ?
Aklım almıyor hem dövüp hem sevme yetkisi alan adam tecavüzde eder öldürür de..
Bu nasıl bir teslimiyettir ?
Bugün kadınların ve kızların toplumdaki durumlarına baktığımda,erkeklerin söylemlerine,işlevlerine baktığımda Duygu Asena’ya hak vermemek elde değil..
Biz kadınların kişisel özgürlüklerine sahip olabilmesi için bir ülkemi kurması gerekiyor ?.
Yada örgütlenmesi mi gerekiyor ?
Savaşması mı gerekiyor?
Bize erkekler dokunmasa bizim korunmaya sahiplenilmeye hiçte ihtiyacımız yok aslında.
Pavyonlara erkekler tarafından satılan,sosyal evlerde çalıştırılan küçük kadınlardan zaten hiç bahsetmeyeceğim..
çocuk gelinlerden hiç hiç bahsetmeyeceğim.

Ülkemizde ki özgürlük kavramı,kişisel özgürlük kavramı aslında sadece erkekler için varmış.Şu yaşanılanlara bakınca Duygu Asena’nın kitabının da mahkeme kararıyla 1988’de neden yasaklandığını da anlamış bulunuyorum.
Duygu Asena’nın o zamanki bilinçlendiriş ve uyandırış biçimi biz kadınlar için tehlikeli bulunduğu için yasaklanmış,bunu anlıyorum.
Unutulmasın ki ;devleti yönetenlerde erkek egemenliğince kutsanmış yetkililerdir..
Bunları okuyan erkekler kusura bakmasınlar..Bakıyorlarsa da keyifleri bilir.
Şöyle bakarsanız gelmiş geçmiş savaş hikayelerinin kahramanları hep erkektir.Savaşı erkekler çıkartır.Hiç gördünüz mü doğada herhangi bir hayvanın bir kadının tuzağına düşüp zarar gördüğünü.Erkekler doğadaki canlıyı yaşam hakkını elinden alarak avlar ve yer..Tıpkı dişi canlılara yaptığı gibi..
Kimse bana feminist misin de bunları yazıyorsun demesin.
Topluma zarar veren yanlışları irdelemek bugün feministlik değildir artık.
Zihnimde geçmişten bu yana şahit olduğum saklanmış o kadar tecavüz vakası ve insan hayatları var ki toplum bunların hiç birini bilmedi,duymadı,yüzleşmedi.Hiç birini henüz daha yazmadım..Ama hepsi için oturup ağladım.Çünkü ağlamaktan başka yapabileceğim hiç bir şey yoktu.
Eminim benim gibi daha bir çok kişininde çevresinde şahit olup içinde sır olarak sakladığı hayatlar vardır.
Şimdikiler gibi medyaya,yada sosyal medyaya düşmedi o hayatlar.
Bazen tanıdıklarımda şahit olduğum vakaları ara sıra anımsadıkça ağlayıp buhranlara giriyor nöbetleniyorum.Bu konularda sivri çıkışlı yazılar yazdığım zaman en yakınımdaki dostum dediklerim şaşırıp kalınca bana “hayırdır sen küçükken tecavüze falan mı uğradın” diyorlardı.Susardım..Anlat derlerdi anlatamazdım..
Evet duyarlı ruhum tecavüze uğradı benim ve halada gördüklerimle uğramaya devam ediyor işte.
Ruhu tecavüze uğramış bir kadınım ben artık ve eminim sizlerde şimdilerde benden farklı değilsiniz.
“Gittikçe büyüyen kötülükler,gittikçe canileşen bir dünya,rahat gezemediğimiz sokaklar,rahat konuşamadığımız yerler,hep sustuklarımız,sustukça içimizde büyüyen hayallerimiz,dışa vuramadığımız,umudumuz hepsi gün geçtikçe dibe vuruyor,gittikçe nefes alamaz hale geldik.
Her kadın eziliyor,dövülüyor.Bitsin artık dedikçe dahada çoğalıyor”…diyen benim gibi kadınların sayısı bu ülkede çoğaldı.
Gazetede Aysun Altay vakasını okurken,vatandaşlardan bir genç kızımızın şöyle bir isyanına tanık oldum..

“Temiz kalmak için ölmesi gerekmiyordu ! İyice arsızlaştı memleket,ne bacı,ne ana,ne baldız,ne yengeyi bilmez oldular !!!
Erkek çocuklarınızı ya düzgün eğitin yada eğitemeyecek iseniz çocukluktan öldürün !!!
Biz kadınları siz bu kadar cani yaptınız ! Kadınlar özgür olsun diye illa erkeklere ölüm mü istemeli ?”

Bu kızcağızı oldukça da haklı buluyorum bu isyansal sorgusunda..
Buna yanıt verebilecek olanlarınız var mı ?

Ve gözümden kaçmayan bir başka husus daha var.
Özgecan da olduğu gibi,Cansu da olduğu gibi,Aylada da bazı erkekler olanlara tepkilerini dile getiriyorlardı,kendi cinslerine lanet ediyorlardı.Erkek oldukları için utanıyorlardı.Bir kadınımızı daha koruyamadık diyorlardı.
Korumayın zaten kardeşim dokunmazsanız zaten korunmaya da muhtaç kalmayız !!
Biz kendimizi sizlerden nasıl koruyacağız ona bir çözüm düşünün !!

Mor çatımız var değil mi..Var tabi ne çatı ama..Mor çatının da çatısını başımıza geçiriyorsunuz.
Mor çatıya sığınmış ,şiddetinizden kurtulup yaşamaya çalışan kadınlarımızı tövbeler edip “bir daha yapmayacağım seni çok seviyorum” diyerek kandırıp cehenneme götürüyor öldürüyorsunuz.
Siz kimsiniz beee!!
Siz kimsiniz kadın tarafından yaşama hakkına sahip olan canlılarsınız.
Kadının rahminde can kazanıp dünyaya gelensiniz.
Kadın bu dünyada rahat yüzü görmek için rahminde mi boğup öldürmeli sizi ?
Canilik savaşı buysa kadın bir erkeği doğurmak istemediği an saniyede yok eder..
Midem bulanıyor artık,başımın damarları ağrıyor,temcit pilavı gibi her kadına şiddet,her tecavüz ve istismar vakasında aynı şeylerin konuşulmasından bıktım.
Birbirinizi lanetlemelerinizden bıktım.Kendinizi ayıklayıp bir diğerinin sapıklığını deşifre etmenizden bıktım.
Erkekler önce aşkı kirlettiler, sonra arkadaşlığa ve dostluğa leke düşürdüler.
Şimdi ise kardeşliği ve abiliği bitirdiler.Bazı erkekler bu sözüme alınıp ta hepimiz aynı değiliz derseler kusura bakmayın aynı değilseniz o zaman erkekliğin yüz karasını beslemeyeceksiniz..
Aslında kadınlar bugüne dek gerçekleri saklamış olmasalar da anlatmış olsalardı,erkeğin aynada ki görüntüsü inanın küçülürdü.Ve erkek kendisinden nefret ederdi.Erkek kendisiyle yüzleşmek istemediği için görüldüğü gibi ya kaba kuvvete başvuruyor,yada bir şekilde susturuyor..
Şiddet gören tecavüze uğrayan,istismara uğrayan dişi yaratıklar tecavüzcülerinin krallıkları ve egemenliklerinin baskısı altında susturulmaya devam ediliyor.
Çoğu ya boyun büküyor yada intiharı seçiyor..Boyun bükmeyen ve susmayan ise katlediliyor.
Daha dünden önceki zamanlarda MERSİN’in Tarsus İlçesi’nde cinayete kurban giden Çağ Üniversitesi Psikoloji Bölümü öğrencisi 20 yaşındaki Özgecan Aslan’a yaşatılanları hazmedememiş,kadın erkek hepimiz buna karşı tepki gösterirken, bugün 22 yaşındaki Aysun Altay adlı genç kızımızın abisi tarafından tecavüze uğradığı için,hayatına son vermiş durumda olduğuna şahit oluyoruz.Sorgulamamız gerekiyor.Aysun Altay vakası tecavüzle beraber ensest ilişki dosyasını da getiriyor önümüze.
Eminim ensest dosyasını okuyunca da bu insanlardan bahsederken hepiniz kendinizi kenara çekip konu kahramanlarını ruh hastası olarak etiketliyorsunuzdur.
Bizim toplumsal davranış bozukluğumuz da budur işte malesef.
Sadece lekeleriz,etiketleriz fişleriz.Ötesinde bir hamle olmaz.Yaşamaya hakkı olanları yaşatmayız öldürürüz,yaşamaya hakkı olmayanları ise besler yaşatırız.
Özgecan ve Ayla vakasındaki kahramanlarımızın biri gördüğünüz gibi dışarıdan bir erkek,biride aile içinden bir erkek..İşin aslına bakarsanız şiddet ve istismar hikayelerindeki baş kötü karakter ,baskın taraf olan hep erkek..
Sosyal medyayı her ne kadar zararlı bulsalar da toplum bugün aslında sosyal medya sayesinde kendisiyle çok çetin bir şekilde yüzleşiyor.Sosyal medya sayesinde artık herkes her şeye şahit oluyor.
tecavuz-ettigi-kizindan-dogan-bebekleri-kopeklere-atti-5903166
Biraz önce bir haber başlığı daha okudum,
Antalya da tecavüz ettiği kızından doğan bir baba bebekleri köpeklere attı..
Haber aynen şöyle ;
“Tecavüz ettiği kızından doğan bebekleri köpeklere attı
ANTALYA’da kızı H.E.’ye 6 yıl boyunca tecavüz ettiği iddiasıyla tutuklu Ekrem E. ile tutuksuz yargılanan eşi Cemile E. hakkında, kızından doğan iki bebeği öldürmek suçundan ’ağırlaştırılmış ömür boyu hapis’ istemiyle açılan davanın görülmesine başlandı. Mağdure H.E.’nin avukatı Serap Ertuğrul, doğan bebeklerin köpeklerin yoğun olduğu bir araziye bırakıldığını belirterek, hayvanlar tarafından yenildiğini iddia etti.”

Buyurun işte bu nasıl bir mide bulandırıcı bir durum.
Sıtkımı sıyıracağım..

Erkekler her zaman ailelerindeki kadın ve kızları dışarıdaki erkeklerden korumakla görevli hissederlerdi kendilerini.Nedeni belli çünkü erkekler asla kendi cinslerine güvenmezlerdi.Biz kadınlar nasıl bir kuyunun içindeyiz anlıyor iken anlamak istemediğim yerdeyim.
Bir toplumda bir erkeğin cinsel organı bu kadar korku yaratan,tiksindirebilecek bir silah halini alabiliyorsa orada sağlıklı düşünen bir birey,sağlıklı düşünen bir aile ve sağlıklı bir toplum göremezsiniz.
Bu tehlikenin kimse farkında değil.Gazetelere manşet olan haberlerde ki konulara ahlar vahlar döşemekten kınamaktan öteye gidebildiğimiz yok bizim.Bir kaç gün sonra buda unutulur.
Biz toplumda kadının can güvenliği yok derken kadın evinin içinde de güvende değil gördüğünüz gibi.
Yoksa erkek,cinsel organını korku yaratmak ve bir silah olarak kullanmayı seçtiği için mi bütün bunlar oluyor ?
İnanın kafam karman çorman oldu neresinden bakıp yazacağımı şaşırır oldum artık.
Aslında bir gidip kusup gelsem iyi olacağım.
Evet nefes alıp devam ediyorum..

Özgecan vakasında da gördük ki “orada ne işi varmış” diyenlerden tutunda bu gibi vakalarda hep kadın kısmına suç yapıştırarak günah yüklemeyi seçti bu toplum..Bizler bunları da duyduk,okuduk.
Aysun Altay’a bakıyoruz tecavüzcüsü kendi ana rahminden gelmiş,aynı kanı taşıyan öz kardeş.
Ve tecavüzcüsüyle aynı evde yaşamak zorunda kalıyor oda mecburiyetten yaşam şartları gereğince.

Ha sanmayın bu ülkemizde ilk yaşanan bir olay falan diye düşünmeyin.
Öz babasından tecavüze uğrayan kızlarımız olmadı mı ?
Köylerde olduğu kadar metropol de daha fazla oldu.
Geçmişte de oldu ve hala olmaya devam ediyor işte..
Abilerinden tecavüze uğrayıp hamile kalıp doğuranlar yok mu ?
Aileler ne yaptı ?
Gördüğünüz gibi susmayanların tecavüzcüleri ceza alsa da yaşamaya devam ediyorlar.
Susturulanların ki ise yol aldı..
Bir çok aile ise kızlarının doğurduklarını nüfuslarına alarak hayata devam ettiklerini sandılar.
Ve hiç kimseler bilmedi ve duymadı, sözde çok ahlaklı aileler olarak yaşayıp gittiler,sizlerin kızlarının giyimine,kuşamına karışıp ahlak dersi vermeye başladılar.
Dışlanma belasına her zaman küçük kızlarını susturdular,oğulcuklarının yada kocalarının ayıbını örttüler.
Peki niçin ?
Hep bu toplumda yalnız başına yaşayamayıp maddi anlamda hayatı göğüsleyemeyeceklerini düşündükleri için..
Peki devlet ne yaptı ?
Yani demem o ki bu vakalar hep vardı ama bugünkü gibi ortaya çıkmazdı.Anne ekonomik bağımsızlığı olmadığı için ses çıkaramazdı.Tecavüze uğrayanın zaten hiç konuşma hakkı yok.Konuşursa çünkü yaşayacak,gidecek bir yeri yok.
Perde arkasında ise bir ailenin tecavüze uğrayan kızı bir kenara çekilmiş,hayatı nasıl göğüsleyeceğini düşünürken,dışlanma korkusuyla susarken,ölümle kalım arası gidip gelirken,aile tecavüzcü oğlunu başka bir ailenin kızıyla evlendirir ve oğlu soyunu üretecektir ya hani gurur duyar oğlunun penisiyle..
Ve bilinmez o penisle yeni tecavüzcüler üreyecektir yeryüzüne..
Oğlunun bu hayasızlığından kimseye bahsetmez bir aile.
İyide neden!!
Ama kızlarına bir başkasının oğlu aşık olursa kızını en baş orospu ilan eder.
O kız abisi tarafından dövülmeyi hak etmiştir.Arsızdır hani namuslarına leke getirecek düşüncesiyle o kızın hayatını kısıtlarlar.Onun edebini yırtan,hayasının ırzına geçen erkek ,sırf dışarıdan geç geldi diye ,bir akşam yine bir abilik makamıyla ona terbiye verecektir.Bu terbiye nasıl veriliyor onuda gördük işte.Ya dayak ile yada tecavüz ile..
Bırakın Allah aşkına eli çükünü sıvazlayan,sırf mini etek giydi diye onun bunun karısının kızının kalçasına bakıp eve geldiğinde kendi ailesindeki karısını kızını dışarıdaki adamlardan kıskanan adamlara abi diyoruz,baba diyoruz,koca diyoruz biz..
Edepten yoksun olanın edep dersi verdiği nerede görülmüş.
Böyle fanusta kalmış sesi çıkmayan nice yaşamlar var biliyor musunuz siz ?
Fanusu kırıp okuyarak hayatını kurtaracağını sanan kızlar dışarıda da yine güvende değiller malesef.
Bu toplumda denize düşüp yılana sarılarak yaşamayı tercih edenleri de gördük.
Erkek her yerde harcadı kadını.Ve fahişe yaptı.
Ve ben karanlık çöktüğünde evinin yoluna gitmek istemeyen nice kızlar tanıyorum.
Şimdi Aysun kalbine sıktığı kurşunla kalbini susturdu.
Aslında susturulan nice kızların kadınların yeryüzüne yankılanan sesi oldu.
Şimdi artık her şey ortaya çıktı.
Peki toplum ne yaptı ?
Sadece lanetliyor,küfrediyor,isyan ediyor..
Bu ülkede abi tecavüz eder,
Baba zorla evlendirir,
Sevgili öldürür,
Devlet “kadınsın sus” der.
Kısacası zordur Türkiye’de kadın olmak..

Cansel Işık/Manyakaşkıngelini

Facebook'ta Paylaş

Paylaş

LGBT,ONUR HAFTASI VE ÇOK SAYIN MASKELİ HOMOFOBİKLER

11230724_10207278332344786_1161675284986814_n

Amerikanın 26 haziran 2015 de eşcinsellere sağladığı şu evliliğin yasal olması dünyada ki bütün muhafazakarları çileden çıkartınca,her yıl olduğu gibi bu yılda haziran ayının sonlarında LGBT için düzenlenen onur haftası İstanbul’da da muhafazakâr görüşlü homofobik kitlelerin hedefi haline geldi.Her ne kadar iki aynı cinsin evliliği  kulaklara bir garip gelse de dünyayı ayağa kaldıracak kadar da garip değil.
Memlekette  bir huzursuzluk yaşatılacak ya hiç boş durdukları yok maşallah.İlle çamur yapılacak.
Şu memlekette ottan boktan gıdasını alan çoğunluk nedense ota boka karşı görüşe geçip ortaya ille bir şov yaparak çıkmazsa rahat edemiyor arkadaş ya.
Sanki yaratıcı tanrılar.Sanki yeri göğü onlar yaratmışlar.Bu topraklarda kimlerin nefes alıp kimlerin nefes alamayacağına onlar karar vermekte.
Şu dünyada anlam yüklemekte zorlandığım şeylerden biri de zaten ötekileştirme denilen şu illet kavram.
“Sen neyi ötekileştiriyorsun kardeşim ?” diyerek uçan tekmeyle dalasım var böyle davrananlara.
Nasılda sütten çıkmış ak kaşığı oynamaya bayılıyoruz,soyluluk oynuyoruz.Sadece biz kusursuz kullarız,sadece biz mükemmel insanlarız,sadece biz muhteşem bir ırkız v.s (Hay o ayırım yapan dilinizi eşek arısı soksun )
Hep aynı mavra aynı kokuşmuş haykırışlar.
Ben insanları seviyorum,hayır arkadaşım kim ne derse desin seviyorum.
Yeri göğü yaratan tanrı gibi bir insan yaratabilecek kudrette biri miyim?
Hayır değilim,o yüzden canlı cansız tanrının yarattıklarının hepsini seviyorum.
Bir kere insanları sevmem için yaşadığım ülkeden yada doğduğum şehirden,kasabadan olmak zorunda değil.
İnsanları sevmem için benimle aynı inançta yada dinden olmak zorunda değil,
İnsanları sevmem için benimle aynı cinsiyette olmak zorunda değil.
Ve insanları sevmem için benimle aynı düşüncede olmak ve aynı dili konuşmak zorunda da değil.
Yaratıcıyı inkar etmek gibi bir şeydir insanları ayırarak sevmek.
Olması gereken bu olsaydı Tanrı yarattıklarının zevklerine uyacak aynı tipte özellikte canlılar yaratırdı.
Ve sevgi önemli olmasaydı insanları duygusuz,hormonsuz bir et yığını yapardı.
Bu yüzden yarattıklarını farklı özelliklerde yarattı ki sevgi insanların en büyük sınavı oldu.
Benim insan sevgisine bakış açım böyle bir şey.

Fakat yeri geliyor öyle durumlar gözlemliyorum ki tanrının yarattıklarının arasında insan denilen canlının karaktersizlikler sergileyenlerinede kızıyorum.Fazla sözü uzatmaya gerek yok.Konumuz üçüncü cinsiyetler diye dışladığımız insanlar ve onur haftası..Ve bu insanlardan korkan transfobik ve homofobik insanlar.Artık çoğumuz LGBT nin  toplumda neden bu kadar tepkiler aldığını biliyoruz.
Şu eşcinsellik dile dolanan namı değer eşcinsellik hakkında aslında bilinmeyen o kadar şey var ki,buna rağmen insan bilmediği bir olgudan korkar yada kaygı duyabilir mi ? Bu korkuyu yaşayan homofobiklere şaşkınlıkla bakmaktayım.
Yani lezbiyenlik ve gay dediğimiz iki aynı cinsin birbirini hormonsal davranışlarla duygusal anlamda tamamlamasıyla oluşan şu kavram,yüzyıllardır genel ahlak kurallarını bozduğu gerekçesiyle toplumda her daim  hedef tahtasına koyulup homofobikler tarafından yuhalanmıştır.Bu bir insan evladı için gerçekten çok acı bir durumdur.
Bu konuda aslında çok geniş yazılar yazabilirim.İçimde ki ses yazmam gerektiğini de söylüyor.
Bizler anaerkil toplumdan gelip ataerkil topluma geçtikten sonra toplum olarak her zaman nerede bir çağ dışı düşünce eylem varsa onun izinden gittik ve bunun yere düşen çürük meyvelerini de hepimiz toplum olarak yıllar sonra gördük ama yiyemedik.
Bu aynı şuna benzer aslında doğada bazı hayvanlar doğurduktan sonra yavrularını kabullenmez yanlarına sokmazlar.Bizim toplumumuzda bunların misali.
Çok uzağa gitmeyin kendi aile içi yaşamlarınıza bakın,geçmişlerinize bakın.Dedelerimizden anne babalarımıza gelen yasaklar ve bilinç altlarında korkuyla oluşturulan tabulara bakın.Yan yana görülen bir kız ve bir erkeğin namus yolunda aldığı cezalara ve iftiralara bakın.Dışlanmalara bakın.Bir kız çocuğunun genç bir erkeğe karşı duyabileceği aşk duygusunun adının orosbulukla eş tutuluşuna ve dışlanmasına bakın.Kadın ve erkeğin islami usûle göre sürekli irdelendiği tablolara bakın.

Bu arada bizler öyle berbat bir toplumuz ki aşktan öyle nefret ediyoruz ki sırf bu yüzden Mevlana ve Şems-i Tebrizi gibi kemale ermiş,insanlık için çok güzel olgular bırakan o çok özel insanları bile eşcinsel diye damgalayabilen bir toplumuz.Buradan da anlaşıldığı gibi böylede bir özelliğimiz var.Bilmeden,görmeden gıybet ediyor,günaha giriyor sonrada günahçılık oynayıp insan eti yiyoruz.Böyle iğrenç mahluklarız işte.

Eşcinsellik denilince ilk akıla gelen hep LUT kavminin helakı hikayesidir nedense.Kur’an-ı Kerimde Lut Kavmi Allah tarafından erkek erkeğe seksin yasaklandığı ancak bu yasağa uymadıkları için cezalandırıldıklarından bahsedilir.Ve yine Yine Kur’an’da erkeklerin erkeklerle cinsel ilişkiye girmesi  aşağılık bir davranış olarak anlatılır.Fakat ceza olarak ne söyleneceği, ne yapılacağı herhangi bir Kur’an âyetinde açıklanmamıştır..
Buna rağmen islam konferansı örgütüne üye olan 23 ülke de ise eşcinsellerin alacakları cezalar idam,hapis veya yer yer ömür boyu hapis cezası, para ve kırbaç cezası veya sopa cezasıdır.İşin içine islam girince işte böyle bir tablo çıkıyor.
Homofobiklerin korkularına neyin neden olduğunu anlamak aslında zor değil,bu konuya muhafazakar düşünceyle baktıkları için durum bu hale geliyor.Duruma “MODERN LUT” damgasını vurmadan önce bir kere Lut kavminin ve diğer helak olan kavimlerin neden helak olduğunu iyice tam detaylı araştırıp bilinçlenerek konuşmak gerekir. Yeryüzünde 4300 tane din var ise yer yüzündeki bütün eşcinsellerin yada transların aynı dinde yada aynı inançta olduğunu kim söyleyebilir.

Bana göre Lut hikayesinden yola çıkıp eşcinselliğin günah olduğunu düşünebiliyorsanız buna karşın Allah’ında bu hususta bağışlayıcı olduğunu unutmamanız gerekir.Allah bütün günahları bağışlar.Eğer bir eşcinsel son nefesine kadar eşcinsel ilişkilerine devam edecekse de bırakalım da ne olacağını Allah bilsin biz insanlar hüküm ve ceza kesici olup dışlayıcı tavırlar sergileyip onları insan haklarından muaf kılmayalım..Sonuçta varlar ve var olanlar vardır olmayanlarsa bir rüyadır malesef.Şimdi bu kadar var olan insanları ne yapalım yani geri dönüşüm hakları yok artık bu insanların..
Onlarında yaşam hakları var bu dünyada öyle değil mi amcaaaa 😀
Aşağıdaki fotoğraftaki amcada sanırım düşüncelerime katılıyor.
Şaka bir tarafa da bu fotoğrafı yılın fotoğrafı seçmek lazım dehşetül vahşet yani 🙂 lgbtx

Şimdi konuya birazda neden,niçin diyerek psikolojik yönden çocukluktan başlayarak bakalım.
Sen bundan çok eski bir zamanda okul yolunda bir genç kız ile bir erkek çocuğunu yan yana okula beraber giderken gördüğünde,anormal bir tablo görmüşcesine daha belleğinde aşkı şekillendirememiş o taze beyinli çocuklar hakkında kalkıp büyük bir sorumlulukmuş gibi okuluna ve ailelerine afiş ederek rezil ettiğin vakit, bu çocukların bilinç altında hangi düşünceleri hangi duyguları oluşturduğunu biliyor musun ?
Sonra sen anne baba olarak kızını böyle bir durumda utanç tablosu ilan edip,kızlık muaynesine götürüp üstüne birde evde bir kamyon dayak atıp ceza olarak okuldan aldığında,eğitimini yasakladığında peki geleceğin eşcinsel adayını kendin imarladığını biliyor musun ?
Sonra erkek çocuğu annesi ve babası olup,oğluma helal olsun her ne yaptıysa deyip başkasının kızını sürtük orosbu diye nitelendirdiğinde hangi psikolojik bozukluklara zemin hazırladığını biliyor musun ?

Çocuklarınız heteroseksüel davranışlar sergilediğinde onları suçlayarak,irdeleyerek ayıpçılık oynadığınızda,kendi istediğiniz gibi bir çocuk şekline getirmeye kalkarken,oysa siz hetero anne ve babalar bir erkek ve bir kadın olarak,çocuğunuzun önünde aşkı ve cinselliği suçlaya suçlaya geceleri yatak odanıza çocuğunuza yalan söylediğiniz için zevklerinizden ve gerçeklerinizden utanarak cinselliğinizi yaşamaya gidiyordunuz.Bu hareketlerinizde sizler çok mu masumdunuz ?
Acaba söylediklerinizle yaşadıklarınız çelişmiyor mu burada ?

Sonra çocuğunuz bu kadar utanç belası hata objesi olarak nitelendirilen bacak arasından gelen sesleri duyduğunda içine kapanıp bu seslere yanıt bulmaya çalışırken bunalıma girdiğinde ne yapıyorsunuz ?
Yada bu yanıtları bulmaya çalışırken bedeninin ihtiyacını karşılamaya çalışan,mastürbasyon yaparken yakaladığınız kızınıza yada oğlunuza nasıl tepki veriyorsunuz ?
Bir çoğunun aldığı tepkileri birinci ağızdan dinlediğim için bunları aslında sizlere örneklerle çeşitleyebilirim.
Mastürbasyon yaparken ebeveynine yakalanan bir genç kıza sarf edilen işte o müthiş kişilik geliştiren altın sözler;
-“Allah belanı versin bu kadar iğrenç olmak zorunda mısın şerefsiz !!”
-“Kim sokuyor senin aklına bunları ? Derhal psikiyatriye gidiyoruz hiç itiraz istemem anlaşıldı mı !!”
-“Senin içine şeytan girmiş şeytan !! Git abdest al evin içinde ekmeğe dahi dokunma pislik cenabet !!”
-“Tövbe estağfurullah tövbe bunu da mı görecektim Allahım tövbe aklıma mukayet ol,baban duymasın ikimizi de parçalar “
-“Derslerinde niye başarısız olduğun şimdi belli oldu sen aklını apış arana koymuşsun”
Yada o an sorgusuz sualsiz elinizdeki yeni yıkanmış çamaşırları suratına fırlatıp “”nalet şey babası kılıklı ne olucak” gibi altın sözler..
Sanki siz hiç o anı yaşamadınız.Rahibe geldiniz rahibe gittiniz ya. Vajinanıza hiç dokunmadınız.Dokunursanız da ısırır zaten…
Kaldı ki bir dönem kilisedeki o bakire diye bildiğiniz kendini Tanrıya adamış rahibeleri bile rahipler cinsel açlıkları vesilesiyle amaçları için bir dönem kullanmışlardır.Geçeceksiniz bu öcü gibi göstermeye çalıştığınız cinselliği ayıplama rollerini.

Mastürbasyon yaparken ebeveynine elinde bir porno dergisiyle yakalanan bir genç erkek arkadaşım vardı.

-“abaaaw ne yapıyorsun !!” diye çığlık atan bir de annesi 🙂
Panik yapma annesi deriiin derin nefes al bunlar tamamıyle bir halüsülasyon geçecek, ve az sonra mantı dökecek oğlun..Sonrada börek açmana yardım edebilir. 🙂

İşte çocuğunuz bu kadar utanç belası hata objesi olarak nitelendirilen bacak arasından gelen sesleri duyduğunda,bu seslerin arasına sizden çıkan sesleri de katıştırınca ortaya karışık kuruşuk topluma bozuk ses çıkaran bir canlı çıkıveriyor.
Gün geliyor kendi bedeninden gelen sıvıdan bile tiksinenler mi istersiniz,ayıplanan etiketlenen kız erkek ilişkisinin yerini hem cinsinden karşılamaya çalışanlar mı istersiniz,kızlık zarını koruma derdine hem cinsiyle sevişen kızlar mı istersiniz,dışlanacağını düşünmeden erkeklikten vazgeçip kadın olmaya karar veren mi istersiniz,yalnızlığını ancak kendi cinsinden biriyle paylaşabilecek pısırık içine kapanık ketum insanlar mı istersiniz,daha neler neler var sayabileceğim..Hepsine sorarsanız mutluluk avına çıkmışlardır.Mutluluk ne güzel kelime değil mi?

Bir kız arkadaşım vardı,hiç unutmuyorum onun yaşadığı sahneyi.Tecavüze uğramıştı,hemde öz abisinden uğramıştı.Halbuki bu öz abi kız kardeşini dışarıda bir erkek çocuğuyla görüşüyor diye tekme tokat dövdükten sonrada tecavüz etmişti.Bu hikayeye bir tek ben şahittim.Tecavüzcüsüyle aynı evde yaşamak zorunda kaldığı için durumu tüm aile öğrenmesine rağmen gidecek,şikayet edecek, yaşayacak bir yeri de yoktu garibimin.Buna müsade etmiyorlardı.Ya ölecekti yada susacaktı.
Çok geçmeden erkeklere olan ilgisini kaybetmişti.Bildiğiniz kendi cinsine ilgi duymaya başlamıştı.Onunla bir gün sohbetim sırasında bana her şeyini anlatabilmişti.
“Kimse fark etmiyor bir kızla seviştiğimi çünkü sıradan bir arkadaşım sanıyorlar,bazı günler hatta yanımda kalıyor,yanımda yatıyor hiç akıllarına gelmiyor oysa biz neler yaşıyoruz,bunlara bu müstehak,eserleriyle gurur duysunlar “demişti.
Ne hissettiğini sorduğumda ise “canımın yanmadığını söyleyebilirim,ve kendi cinsimden biriyle öpüşürken sevişirken kirlenmediğimide söyleyebilirim,ama mutlu oluyorum,daha önce olmadığım kadar deli bir mutluluk bu…Bana tepkili bakma lütfen kelepçeyi kendileri hak ederken benim bedenim kelepçelenmeye tahammül edemiyor  ne yapayım bunu da mı yaşamayayım,o ayıp bu ayıp,o yasak bu yasak.Bir erkekle olsan adın orosbu oluyor” demişti.
Bir kaç defada intihar eyleminde bulunmuştu ama başarısız olmuştu.Sonra epey bir zaman görüşemedik.

Yine birden fazla erkek çocuğununda yaşadığı hayat hikayelerine şahit olduğum için bir tanesini örnek verebilirim,diğerini kaldırabileceğinizi sanmıyorum.O yüzden diğer kahramanımızın hikayesinden bahsedemeyeceğim.
Annesi çok despot erkeksi davranan sert bir kadın ve babası ise ev içinde pasifize olmuş bir adam.Anne 6 çocuğunun arasında en son doğurduğu erkek çocuğu üzerinde aşırı bir baskı uygulamaya başladığında, erkek çocuğu tam ergenliğin içine yeni adım atmış durumdaydı.Asla oğlunun konuştuğu kızlara tahammül edemezdi,kızlar o anne için oğlunun ırzına geçebilecek tecavüzcü coşkun gibiydi.Ve çok geçmeden oğlunun yanında gördüğü kız arkadaşının saçını başını yolup, kızı ailesine şikayet edecek kadar bela olmuştu.”Oğlumdan uzak dur seni kahpe” diye çığlık attığı için okulda bu durum herkesin dikkatini çekmişti.Ve çok geçmeden bu katı kurallı annenin oğlu, toplumdan darbesini alan, tecavüze uğramış ruhu yaralı bir gençle tanıştı .Sonuç malum o ruhu yaralı genç ile bu erkek çocuğunun arasında bir bağ kuruldu.Annesi oğlunun yanında eve yemeğe gelen ruhu yaralı gence hiç tepki vermemiş oğlu gibi de sevmişti.Neyse işte hikayenin sonu falan yok bu despot annenin oğlu tecavüze uğrayan erkekleri memnun eden,onları mutlu eden tercih edilen bir erkek olarak hayatına devam etti.Ama o despot annede o pasif babada oğullarının bu yanını hiç bilmediler ve bu arkadaş karşı cinsinden biriyle asla konuşamadı ilgi duyamadı ve hiç evlenemedi.
Gün geldi yaşadığı bu kavramdan suçluluk duymaya başladığında beni aradı.

“Görüşelim “dedi.”Sana çok ihtiyacım var konuşmalıyız” dedi.Kırmadım gittim vakit ayırdım.Kahvesini yudumlarken oturduğu yerden hem denizi kesiyordu hemde konuşmaya çalışıyordu.
“Biliyor musun “dedi.”
“Benim normal erkekler gibi çocuğum olmayacak,olamayacak.Önceleri bu durumu umursamıyordum ama sonraları ister oldum, Fakat bir kadına dokunmaya kalktığımda kusuyorum olmuyor bu şekilde baba olmam imkansız.Bana yardımcı olur musun” dedi.
Ona nasıl yardım edebileceğimi bilmiyordum.Aklına gelen dahiyane fikrini benimle paylaştı.
“Bak” dedi.
“Tıp çok ilerledi.Sen taşıyıcı anne olacaksın cinsel münasebette bulunmadan tüp sistemiyle hamile kalacaksın,inan bana bunu yap ne istersen yaparım,sana istanbul da yaşayabileceğin geri kalan hayatını rahat yaşayabileceğin bir düzen sağlarım.Ama tek ricam var hamilelik doğum ve emzirme sürecinden sonra çocuğu bana bırakacaksın,sen karşısına bir daha annelik imajıyla çıkmayacaksın”dedi..
Şok olmuştum.Bu nasıl olabilir diye düşünüp dururken tamam düşünüp yanıtımı vereceğim diyerek ayrıldım.
Tabi dönüp yanıt veremedim,sessizliğe büründüm.Ve çok geçmeden intiharı seçti…Ama ölmedi..
İşte buda benim nazarımda annesinin abartılı çocuk sevgisiyle cinsel kimliği zedelenmiş travmalı bir insandı..

Bu durumların her hangi birisini çocuklarınızda fark ettiğinizde normalde deli doktoru diye kendiniz için bile gitmeye götünüzün yemediği psikiyatrilerin kapısını çalıyorsunuz değil mi ?
O saatten sonra çünkü kurtarıcıdır psikiyatriler..
Ama psikiyatriler çocuğunuzu anlayarak uygulanması gerekeni size tavsiye ettiğinde de bir tarafınıza takmıyorsunuz o kapısına gittiğiniz psikiyatrileri..
Boşa giden emekler ve bir hiç uğruna rezil olan travma geçiren taze beyinler.
Durumu düzeltmek adına zorla kullandırtılan takipsizlik ile devam eden antidepresan kullanımları ve sonrasında hoş geldin uyuşturucu…Güle güle denge…

Ailesine kendini yakın hissetmeye çalışan çocuklar o hatalarından arınmak için iki gram sevgiyi hak etmek adına kişiliğini kaybediyor,sizlere ya tam teslim oluyor, ne denilirse yapmaya çalışıyor yada tamamıyle asi ve isyankar bir çocuk olarak kendini suçlu hissettiği için sizleri üzerek aykırı davranarak cezalandırıyor.Toplumdan kendini soyutluyor.
Bir süre sonrada yaşama hakkının olmadığını düşünerek ölümü seçiyor.

Nitekim gelişimi boyunca iyi yönde destek almayan taze beyinler toplumun perdesini sizin tabirinizle AR ve NAMUS perdesini isyanlarıyla paramparça etmekte gecikmediler.
Sonra bozulan gençlik ismiyle günümüzün sorunu haline geldiler..Bu toplumun yırtılan perdesinin güneşlik kısmıydı sadece.Birde bunun tül olan kısmı var.Bu kısmı zaten günümüze yani 2015 yılına kadar yaşayan 90 lı çocuklar çok iyi bilirler.(Bir eli yağda bir eli balda olanlar kendilerini dahil etmesinler onlar bilmezler )
90 lı çocukların elinde ise bu perdeden sadece tül olanı kalmıştı.Oraları genişçe anlatmaya gerek yok,güneş ışığına maruz kalan tül perde çürümeye ve yıpranmaya kopmaya mahkumdur zaten.

Eşcinselliğin oluşum ve gelişim evrelerini incelerken,benim bu toplumda gördüğüm eşcinsellik tablolarının oluşum ve gelişim hikayelerini ele alırsak eşcinsellik üç çeşit cinsel yönelimden biridir diyebiliriz.
LGBT nedir çatısını kimler oluşturuyor dersek de bunları şöyle sıralayabiliriz.
LGBT, “lezbiyen”, “gay”, “biseksüel” ve “transgender” kelimelerinin baş harfleridir.İşte homofobiklerin tedirgin olduğu LGBT grupları;

• Eşcinsel: Kendi cinsine ilgi duyan kişi.
• Biseksüel: Her iki cinse de ilgi duyan kişi.
• Lezbiyen: Kadınlara ilgi duyan kadın.(aktif ve pasif olgulu)
• Gay: Eşcinsel erkek.(aktif ve pasif olgulu)
• Travesti: Karşı cinsin giysilerini giymekten hoşlanan kişi. (Türkiye’de transeksüel anlamında da kullanılıyor.)
• Transeksüel: Kendi biyolojik cinsiyetinden memnun olmayıp karşı cinse geçmek isteyen ya da geçmiş kişi.

Yani anlayacağınız homofobikler tarafından hastalıklı diye tabirlenen LGBT bireylerinin çoğunun yukarıda anlattığım çocukluk evrelerinden geçmişlikleri vardır ve eğer eşcinsel bir çocuğunuz var ise de bu aile olarak aslında inkar etmeyelim sizlerin eseridir.Onların suçu değildir.

Şimdi birde LGBT bireylerinden toplumda kabul görmeyen travesti yada transeksüel denilen bireylere gelelim.Bunların yaşamlarının görünen yüzleri ve görünmeyen yüzlerini konuşalım.Transeksüel yada travesti denilince akıla hep fuhuş yapan,gazinolarda şıkır şıkır giyinen,striptiz şovlarında para kazanan,yollara çıkan bedenini satanlar gelir.Ama görünmeyen yüzü böyle değildir aslında.Bir çok travesti genellikle fuhuş yapmaktan hoşlanmaz.Bunu da çocukken 6 yaşında tecavüze uğrayan bir travestiden dinlemiştim.

Demişti ki ;”Türkiye’de insan gibi yaşamak çok zor,hele travesti isen dahada zor.Bir kere kimliğini açıklıyorsan, kendini belli ediyorsan sahip olduğun bir mesleğin var ise işinden oluyorsun.Otomatikman dışlanıyorsun ekmek parası kazanacak hiç bir kapın kalmıyor fuhuştan başka.Ama bize iş verseler çoğumuz fuhuş yapmayız” demişti.
Bu konu içinde aslında tüm Türkiye’ye intiharıyla mesajlar bırakan trans Eylül’ü hatırlayabiliriz.Trans Eylül’ü intihara götüren başlıca sebep; veteriner yardımcısı olarak çalışırken çevre baskısıyla seks işçiliği yapmaya zorlanmasıydı.
Orada da çeteler çalıştırmadığı için annesine görüntülü bir video bırakıp tüm Türkiye’ye bu davranışıyla olması gerekeni içinde bulunduğu durumu anlatmaya çalışmıştı.
Trans Eylül’ün “Yapamadım, insanlar bana izin vermedi, çalışamadım, bana çok engel oldular ve beni çok mağdur ettiler” diyerek ağlayıp ölüme gitmesi,aslında bizlere Türkiye’de trans bireylerin cinsel kimlikleri nedeniyle yaşadıkları baskıları öğretti..İşte gördüğümüz gibi trans Eylül’de bu uğurda öldü.Peki yoluna giren bir şeyler oldu mu dersek Türkiye için hayır.Daha ne Eylüller bu şekilde ölecek bilinmez.Bunlar görünen tarafları.

Birde transeksüellerin toplumda görünmeyen bireyleri mevcuttur aslında.
Bunlar normal erkek, normal kadın gibi davranıp maskeli yaşamak zorunda kalırlar,ama çoğunlukta toplumda formaliteden karşı cinsle beraberlikler yaşarlar,bu beraberlikler çoğu zaman başarısızlıkla sonuçlanır.Çünkü hissettikleri bir şey yoktur.Ve karşı cinslerine bunu açıkca ifade ederler,eğer toplumun kabul ettiği partnerleri bu duruma olumlu bakarsa,kendi kafasına uyumlu kişiyse,baskı görmemek için dışlanmamak için o kişiyle formaliteden anlaşmalı evlilik yapmak durumunda kalırlar.Her ikisi de yaşamında özgürdür ama evli kalmak şartıyla.Çünkü toplum bu şekilde onları fişleyemeyecektir.

Ve çoğu kamu sektöründe hetero diye bildiğiniz insanların % 65 i bu durumdadır bilginiz olsun.
Ve asla cinsel hayatları,hayatlarını formaliteden birleştirdikleri karşı cinsiyle beraber değildir.
Çünkü erkek olanın ruhunda olmak istediği saklı bir kadın,kadın olanında ruhunda olmak istediği saklı bir adam yaşar.
Ve baskının kalktığı yerde şartlar gereksinimi transeksüel olarak kendi cinsel kimliklerini tespit etmeye başlarlar,bu gelişim çoğunlukta cesaretini ortaya atmış cesur kimliklerde görülür.Ve ameliyatla erkek olan bireyin kadın olmasıyla,kadın olan bireyinde ameliyatla erkek olması şeklinde devam eder.
Transeksüel bireyde ameliyatlar tek başına işe yaramaz tabi ki bütün rolü hormonlar oynar..Bu yüzden erkekten dönenlere östrojen (kadınlık hormonu) kadından erkeğe dönenlerede androjen (erkeklik hormonu ) takviyesi uygulanır.O saatten sonra kadına dönüşen artık gerçek bir kadın duygusunu hormonunu taşıdığı için üçüncü cinsiyet değil artık tam anlamıyla bir kadındır.Nasıl olabilir derseniz de sizlere çocuğu olmayan kadınları ve erkekleri hatırlatabilirim.Şimdi doğurganlığı olmayan hormonları sarsılan bir kadına kadın denmiyor mu ?
Yada sperm sayısı düşük olduğu için eşini hamile bırakamayan erkek erkek olmuyor mu? Olmuyor dersek hakaret olur yani..

Erkeğe dönen kadınlarda erkek duyguları taşıdığı için artık bir kadına tam bir erkek olarak ilgi duymaya başlarlar.
Bir çoğuda toplumdan dışlanmamak için saklanır, kendi özgürlüğünü yaşayabileceği kadarını gizlice yaşar.Ama ne ailesi bilir nede çoluğu çocuğu..Evet görüntüde düzgün giyimli,düzenli bir aile tablosuyla anne ve babası için çoluk çocuğa karışmış dışarıda da bu tür bağlantılarını gizlice devam ettiren erkekler var.
Çalışmak zorunda oldukları için kariyerleri nedeniyle dış görünüşlerini asla değiştirmezler.Homofobikler ve transfobikler yüzünden hiç bir zaman bunu kimselere açıklayamazlar.Bu kadar emin olarak nereden mi konuşuyorum ? Aklınıza bu soruyu sormak geliyor sadece değil mi?
Ben ne takım elbiseli kravatlı karizma erkekler gördüm bilseniz,bana ağlayarak içinde bulunduğu durumu anlatan,ve “olmak istediğim aslında bu” diyerek,sırf akşamları dantelli iç çamaşır giyebilmek için evliliğini sonlandıran ne kariyerli meslek sahibi erkekler tanıyorum bir bilseniz.
Sonra toplumda bir eşcinsel dışlamasında aynı homofobik,transfobik maskeyi takan içine kapanan dışarıda toplum tarafından kabul edilmek için maço,evinde ruhu kadın ,bedeni erkek olan insanlar var hemde sürüsüyle.
Eğer LGBT bireyleri yuhalanıyorlarsa bu ülkede bence yuhalayanlar haksızlar.Ben bunu bilir bunu söylerim.
Kimse görünen yeriyle masumculuk oynamasın.LGBT ye hakaret yaparak saldırıda bulunan siz sayın homofobikler,transfobikler sizlere aslında çok kızgınım ve bu hususta saydıra bileceğim sözlerim var,ağırınıza mı gider yoksa borunuza mı kaçar artık bilemem.
Toplumda bu insanlara bu kadar acı çektirirken siz hiç kendinize baktınız mı ?
LGBT bireylerini dışlarken ötekileştirirken biz heteroyuz diye böbürlenirken o halde
translara ve eşcinsellere ahlak dersi vermeye kalkarken size hatırlatacaklarım var.

Bunları hatırlarken yazarken aklımın sınırları zorlanıyor.
LGBT nin her yıl kutladığı onur haftası bu yıl onurunuzu mu incitti ?
Çok onursuz olan o çok onurlu maskelerinize zeval mi geldi ?.
Onur haftasının mubarek ramazan ayına isabet etmesiyle ortalığı karıştırdınız ya vallahi pes..
Arkadaşının pansiyoner yazlık evlerine yada evli erkeklerin kendilerine bekar evi adı altında actıkları evciklere 14 yaşındaki karı kızları toplu sex icin götüren,viagralarıyla toplu fantazi yapan,sırf önümde iki kadın sevişsin bende zevkin doruklarına cıkayım diye bilmem kaç dolar para ödeyen maskeli zampara şebelekler !!
Sizlerin onur haftasının bahanesiyle Ramazan ayının mubarekliğinden bahsetmesi zaten ayrı bir ironi…
İşin içine cinsellik yada aşk girdi mi nedense 7 den 70 e ahlak bekçisi kesilip dine sığınan bir toplum oluveriyoruz biz.
Yüz milyondan birisinin ağzı amel oldu diye toplumda herkes ahlak bekçisi yada din adamı olup onun bokuyla oynuyor.
Peki sorarım sana her yerde toplum olarak ayrımcı,dışlayıcı,öteleyici,itekleyici ve tahrikleyici olmak zorunda mıyız ?
Sen 7 yaşında ki çocuğa nikah kıyanı seyredeceksin o vakit dinden ahlaktan bahsetmeyeceksin.
Sayısız kadınla nikahsız sex yapıp çocuk peydahlayacaksın,sonra götün yemeyince kürtaj yaptıracaksın.Bunlar günah yada ahlaksızlık değil senin yaşamını şekilleme hakların,özel hayatın bizi değil seni ilgilendirir olacak öyle mi ?

Toplumda tecavüzler üst üste gelirken sesin çıkmayacak,sonra para için onun bunun avradını becerdiğin günleri unutacaksın,gizli kamerada avradını başkasının becermesini seyredince bunlar senin zevkin olacak,sonra birileri lut kavminden bahsedince mÜslüman olduğunu anımsayacaksın,oh ne ala memleket iki medya şarlatanı bir türkü söyleyecek sende nakaratını okuyacaksın.
Çok ahlaklısınız çoook…

Dikkati mi çekti de bir tek şu onur haftası denilen yürüyüşte IRK AYRIMI olmuyor.
Birilerinin hormon dansı başka birilerine kaos için fırsat mı oluyor acaba ?
Bu dünyada 4300 tane din var,her koyun nasıl kendi bacağından asılıyorsa,ben kendi yaşadığım ülkeye bakarak konuşurum..
Bizim ülkemizde apış arasından çıkamamış sizin gibi zihniyetler günahçılık oynamayı nedense çok severler.
Hele ahlak bekçiliğinde üzerlerine hiç yoktur.Evelallah hepsini gördük.

Peki günahçılık ve soyluluk oynayan homofobiklere göre onlar modern Lut ise maskeli zampara şebelekler hangi kavim ?
Zaten bu toplum değil miydi kızların namus zarından ahlak felsefesi yapıp ta Fatihlere, Ahmetlere ,Mehmetlere tecavüz edip lalezarda terk eden…
Simdi o tecavüz edilen Fatihlerin kimisi Ayşe kimisi Neşe oldu işte..
Fatihlerden dönen neşeleriniz bol olur inşallah..

NE GÜZEL OLDU DEĞİL Mİ HER YER 7 RENK GÖKKUŞAĞI GİBİ.RENGARENK…
TOPLUMUN FIRÇASINDAN TUALE DÖKÜLEN ESERDİR İŞTE BU 7 RENK..
VAR OLANI BU YÜZDEN ARTIK YOK SAYAMAZSIN İŞTE..
BU İNSANLARI SENİN KULLANDIĞIN DEVLET HAKLARINDAN MAHRUM BIRAKAMAZSIN.DIŞLAYAMAZSIN !!
VELHASIL SOYLULUK OYNAMAYI BIRAKALIM YEDİĞİMİZ HALTLARA BAKALIM BİZ ÖNCE,
BİRAZDA NE NEDİRCİLİK OYNAYALIM..
OLMAZ MI PEK SAYIN SOYLU HOMOFOBİK..

magelini

Cansel Işık/Manyakaşkıngelini

Facebook'ta Paylaş

Paylaş