Kategori arşivi: Spiritüel

KURUTUN ARTIK ŞEYHLERİN NUR ÇEŞMELERİNİ

İnsanlar gökteki hakiki Tâc-ül-Âriflerin sesini duyabilmiş olsalardı Şeyhlerin nur çeşmesi dedikleri yeryüzünde zaten hiç akmazdı.Bugün görüyoruz ki Allah’a iman zayıflığı ile Aura zayıflığı aynı şeydir.Auran zayıfsa Allah ile arana tekamül etmek için şeyhleri,onları bunları sokuyorsan ibliste girer,ifrit de.Sonra şeyhlerin çükünden akan spermi nur sanıp hücrelerine katarsın.Hacıların hocaların spermiyle yazdığı muskaları da rahmani muhafız diyerek seni musallattan koruyacak sanır, üzerinde taşır etrafında sana zarar verecek şeytan ararsın….Oturup o halinde birde ibadetinle şeytanı taşladığını sanır topluma yarım aklınla Akıl Kethüdalığı yaparsın.

Osiris Gökte Thot’a ruhu tarif ederken şunları söylemiştir; Samanyolundan 7 ci küreye düşen ışıklı tohumları göstererek “Bunlar ruh tohumlarıdır.Bunlar Satürn bölgesine geldiklerinde kaygıdan ve tasadan uzak,mutluluk içinde fakat mutluluklarının farkında olmadan yaşayan hafif buhar gibi şeylerdir.Ama Satürn bölgesinden daha aşağı bölgelere düşerken gitgide ağırlaşan bedenlere bürünürler.
Her bedenlenişde içine girdikleri ortama uyum sağlarlar ve pırıltılarını gittikçe kaybederler.Bu içine girdikleri ortamların bir zaruretidir.Kendi ışıklarını azaltmadan daha aşağı ortamlara uyum sağlayamazlar.Yaşamsal enerjileri artmaktadır ama daha kaba bedenlere girdikçe o semavi kökenlerinin anısını gitgide unutmaktadırlar.
İşte ruhların aşağıya inişleri böyle gerçekleşmektedir.Dünyaya geldiklerinde maddeye daha da bağlanmaya,bir beden içinde yaşam özlemiyle daha da sarhoş olan ruhlar,kendilerini maddi zevkler peşinde koşarken bulurlar.Ve eski anılarını tamamen unuturlar.Onlar için şehvet ve maddi zevkler yaşamlarının ana gayesi haline gelir.Beden içinde yaşarken ilahi yaşamı boş bir düş gibi hayal etmekten başka bir şey yapamayan insanların dünyası böyle bir dünyadır.Aranızda böyle inisiyeler vardır ve sende onlardan birisi olacaksın..Ve Ruhun Göğün evladı olduğunu da ancak inisiyeler bilir.” der.(İnisiye konusunu başka bir yazımda işleyeceğim)

Bu arada belirtelim yeryüzünde İdris peygamber olan kişi gökte bahsi geçen Thot’dur.8 yıl Zuhal (Satürn) yıldızında astronomi ve astroloji ilminde eğitildikten sonra bir bedenin içine ışıklı tohum olarak düşmüştür. Dünya yaşamına insanlara astroloji ve astronomi ilmi öğretmek için İdris adında bir bedenle doğarak dünyaya enkarne olmuştur.

Osiris’in dediği gibi Ruhlar Göğün Evladıdır.

O halde buradan bir kez daha anlıyoruz ki ; Gökten gelen ilimde dahil her şey Ruhların dünyevi yaşama ayak uydurmasıyla yerde insanların bilinçsizlikleri sonucu bozulmaktadır..Çünkü Gökler Rabbimizin Arş-ı Âlâsıdır..Oradan akan her şey tertemizdir.Yeryüzü ise Şeytanın Allah ile savaşarak kazandığı yerdir.Dünyevi zevklere ayak uyduran Ruhlar ışığını kaybettikçe de içinde yaşadıkları bedenlerin Aurası zayıflamaktadır.
Aurası zayıflayan bedenler ve zihinler her türlü pis enerjiye maruz kaldıkları için Arş-ı Âlânın bilgeliğinden ve Tâc-ül-Âriflerin sesinden ve ışıklı tohum olan öz ruhun inisiyesinden,geçmiş bilgeliğinden ışığından mahrum kalmaktadır.
Bunu neden anlatma gereği duydum..Çünkü bazılarınca bu ve bundan daha fazla bilgi bilinir ki Yecüc ve Mecüc enerjisi Aurası zayıf İmanı düşük,Allah enerjisinden yoksun,negatif enerji alarak kendini kontrol altına alamayan,düşük enerjili,çabuk öfkelenebilen,asi,isyankar duygusal karmaşa yaşayan sorunlu bedenlere girmektedir..Çok iyi tanıdığınız insanları sizinle kavga halinde savaşırken bulduğunuz an onu orada bırakın.Kavgadan topuklayarak kaçın.Gidip meditasyonlarla auranızda ki deliklerinizi temizleyerek kapatın.😅 Unutmayın Erkekliğin onda dokuzu kaçmaktır.Bu seferde hiç fark etmez,sevdiğiniz de olsa sevmediğiniz biri de olsa o kavgadan beladan tepki vermeden kaçın.

Cansel Işık/Manyakaşkıngelini

Paylaş

Korkma Ben Senin Dostunum Tısss :))))

Bilmediğiniz yabancı bir diyara dil bilmeden,yaşam kurallarını bilmeden gittiğiniz zaman çok zorlanırsınız.”
“Aman bana ne gitmeyecek olduktan sonra ” mı dediniz ?
Lakin gideceksiniz. 🙂 

Rehberler gideceğiniz yerlerden gelen bilgilerle donatılır .

Onlara “bana ne bu zırvalıklardan mı” dediniz ? O halde kendi gücünüzle keşfedecek bilgileneceksiniz..Oysa geçmişte kapı bir kere çalınmıştır,önüne mutlaka bilgisi gösterilmiştir,sen çiçek böcek paylaşımları yaparken,bir arkadaşın sayfasında paylaşmıştır,bu da kafayı cozuttu diyerek gidip çanak okey de çanak kırmışsındır.
Döner dolaşır aradan zaman geçer uygun anında seni hazırlamak için bir daha çalınır kapın.

Bir arkadaşın gelir kahveye sana anlatmaya başlar,dersin ki “aaa bizim sayfada biri var bu konulardan bahsediyor.Aman bırak Nermin nasıl inanıyorsun bunlara,Allah aşkına sende mi ?”
Onun sana gönderildiğini anlamazsın konuya uzaklaştıkça uzaklaşırsın geçiştirirsin.Bir de dalga geçersin.
Allah’ın hakkı 3 tür ya hani,bir zaman sonra artık kapı çalınmaz bacadan ya da camdan girilir,gözüne hak ettiğin biçimde sokulur. 🙂
Sonra sen “Amman Allah’ım neler oluyor ?” dersin.
-“Tıssss Hoşgeldin bebek 😀  korkma ben senin dostunum tıssss ,ve seni çok seviyorum.Aslında hep buradaydım fakat sen beni görmekten,benimle yüzleşmekten korkuyordun tıssss 😂 Ben senin galakside ki eşinim..Biraz kahve içer miyiz ?  😂

Cansel Işık/Manyakaşkıngelini

Paylaş

Psikiyatri Doktorları Bu Yazımızı Sevmeyecek.

Şizofrenler bu zamana dek tıbbın söylediğinin tam aksine sadece epifiz bezi (mührü) kırılmış Gayb alemine bilinçsizce düşmüş ,ya da dışarıdan yapılmış her hangi bir büyüyle musallata maruz kalmış,veyahutta uygunsuz durumlarda alkol,uyuşturucu tarzı maddelerle varlıkların sahasına fark etmeden bulaşmış kişiler olabiliyordu.Fakat bilim bunu çıkarlarına gölge düşecek diye üstünü örtüyordu.Bizim ülkemizde bu tür insanlara psikiyatrik damgalar basılarak aşağılanırken, vatikan bu tür belirti veren kişileri önce metafizik ilimle temizliyor,sonra Adam Kadmon (insanı kamil) olarak bünyesine alıp ruh ve madde alanında ,kozmik alanda değerlendirip yetiştiriyordu.Biz ise bilimlere güvenerek ruh hastası ya da şizofren diyorduk..Bu zamana dek ilimler susturuldu,alimler susturuldu dışlandı.Ama gün bugün alimlerin ve ilimlerin ne yazık ki tüm hastalıklar hakkında haklı çıktığı gündür.Şu an yıl 2019, ve 5 ci boyut yaşamında ülkemizde çoğu insanlar şizofrenlerin yaşadığı bu belirtilerden bahseder oldular.

Hurafe denilen varlıkları deneyimlemeye ve görmeye bile başladılar.Onu geçtim karanlık güçlerin zihinsel yönetimin de negatif etki almış olan vatandaşların temizliğine, kanal olup şifacı olarak tedavi etmeye bile başladılar.O zaman Türk Tıbbına göre ve psikiyatri bilimine göre şifacılar ve simyacılar da dahil hepimiz şizofreniyiz..İşin iç kısmına da bakarsanız öyle değil işte .Bunu hep yansıtırım.Beni tanıyanlar bilir,psikiyatrik ilaçlar bilinçli bir toplumun idam sehpasıdır.Psikiyatri bilimini karanlık güçler var etmiştir..Bunu fark edenler şuur üstü düşünebilenler bilir.Çünkü hedeflerinde; *İnsanların algılarını kapatmak, *Şuurunun üstüne çıkabilmiş olan uyanık insanları damgalayarak ilaç kullanımını tedavi altında yaygınlaştırmak,*Böylelikle kendi faydalandıkları manevi alemlerden bütün şifacıların faydalanmasını engelleyerek şuurlarını kapatacaklardı, insanları gayb bilgilerinden uzak tutacaklardı, varlıksal alemlerden bihaber yaşayan standart geçirgen insanların da üzerinde kötü enerjili varlıkları kullanarak hasta edecekler, daha çok ilaç kullanılacak ve bu bilim aracılığıyla daha çok para kazanılacaktı.Öte yandan bir gerçeği biliyorlardı ki psikiyatrik ilaca bağımlı olan insanlar asla iyileşmeyeceklerdi ve yan etkilerle davranış mod bozukluklarıyla toplumda kimi kendini imha edecekti,kimi ailesini yok edecekti,kimi çocuklara ,kimi hayvanlara zarar verecekti.Kimisi de psikiyatrik ilaçların etkisiyle daha bir üst model uyuşturucuların tuzağına düşecekti.Ve uyuşturucular da toplumun içinde böylelikle pazarda yerini alacaktı..Dünyayı yönetiyoruz hükmü altında yıllarca insanlara bunları yaşattılar.Genç,yaşlı,çocuk denilmeden insanların DNA larını böyle bozdular.Geçmişe kalırsa hep hurafeydi,komplo teorisiydi bunlar ve bu belirtileri yaşayanlar şizofrendi aileleri hemen kliniğe götürürdü.İlaçlarla meseleyi daha da işin içinden çıkılmaz hale getirirlerdi.Yazık ettiler onca insana yazık..En çok üzüldüğümde şu ki, bu konuda çok üzüldüğüm bir hadise vardır..Yıl 2014 Gata da bir profesör doktor şizofreni hastalığını metafiziksel varlıkların yaptığını iddia ederek teşhisini ortaya attı..Gata da görev yapan bu doktorun adı Kemal Irmak’tı. Bunu iddia ettiği için Gata gibi yerde aşkla görevini yapan bu adamı harcadılar,bunu söylediği için bitirdiler…Adamı tüm meslektaşları hayattan soğuttular.Yıl 2019 ve Gata profesörünü zaman haklı çıkartmıştır.Umarız acımasızca men ettikleri bu değerli doktoru Avrupa alıp kendi bünyesinde çalıştırmaya başlamamıştır..İşte böyle böyle ilim ve bilimde geri kaldı bu ülke..Bir ülkenin alimlerine ve ilimlerine leke atılıyorsa anlayın ki orada karanlık güçlerin metafiziksel bir çıkarı ve menfaatsel planları mutlak olarak zarar görüyordur. Evet başlıkta yazdığım gibi Psikiyatri doktorları bu yazımızı sevmeyecek…Artık kendi keyiflerine kalmış.Kabul etseler de etmeseler de psikiyatri bilimi metafizikle çalışmak zorundadır,metafizik ilminden yardım almak zorundadır.Hele ki artık dünyada metafiziksel savaşların yapıldığı bu dönemler atlatılırken insanları ilaçlarla katletmek, hele ki ergenlik dönemini atlatan her gence ve zihinde hareketlilik yaşayan,ilgilenildiği takdirde bilim adamı olacak olan bu yeni nesil indigo ve kristal çocuklara dikkat dağınıklığı adı altında hastalık damgası yapıştırmak,yeni nesilleri metamfetamin ve kokain içerikli ilaçlara mahkum etmek, gıda terörü uygulanarak kas romatizmasına esir edilmiş memleketimin %90 ına serotonin üretemiyor adı altında mutsuzluk hastalığı damgası yapıştırıp adına fibromiyalji demek ve depresyon ilaçları yükleyerek yaşamına devam etmelerini istemek ayrı bir psikopatlıktır. Evet bu ülkenin insanları mutsuz,evet bu ülkenin insanları saldırgan artık.Evet bu ülkenin insanları keser dönüyor hesap dönüyor ve ilaçlara bağımlı olarak başka alanın doktorlarına ilaç yazmadıkları için saldırıyor artık.Bu saldırıları yapan insanlar değil,içlerine yerleşmiş olan ve zihinlerine sürekli öfkeyi,kavgayı ,emreden metafiziksel varlıklardır.İnsanlar psikiyatrik ilaçlarla zihinden komut edilebilir hale geldiler artık.Bunun bilincinde olun…Görüldüğü gibi bütün bunlar benim ülkemde bir psikiyatri biliminden ziyade insan ırkını yok etme planına ortak olup karanlık güçlere hizmet etmekten başka bir şey değildir.İşte siz psikiyatrilerin inanmadığı metafizik ilmini eski Şaman Türkleri de doğrular ve kanıtlar ki insanlar bu şekilde tedavi edilir ve korunurlardı.Bu devletin acil olarak işinin ehli olanlardan Ak Şamanlar ve Ehlibeyt olarak birlik olup Metafizik ekibini kurmaları gerekmektedir.Üzgünüm ama bu bir gerçek dünya Simya ile yönetiliyor.Terör inanmadığınız Simya ile yapılıyor.Savaşlar Simya ile yapılıyor.Müslümanın Müslümanı vurduğu yerde Simya ile beyinler yıkanıyor,insanlara negatif varlıkları gönderiyorlar.İnsanlar kan döküyor.Bizim ülkemizin yetişmiş İblisten uzak Ak Şamanları ve Ehlibeyt gerçek Havasçıları bunun üzerine çalışmalıdırlar.Şimdilik diyeceklerim bu konuda bu kadar..


Sevgiyle kalın..

Cansel Işık

Paylaş

Metafizikçiler,Psişikler,Kozmik Şifacılar,Şamanlar ve Altın Çağ’da ÖZ.

Hayatımızda olan kişiler,olaylar ve koşullar hangi frekansta olduğumuzu söylermiş..Vermek almanın kapısını açarmış.Evrenden bir şeyler almak gayesindeysek bunun için önce vermek gerekiyor biliyorsunuz değil mi ?Etrafınıza nazik sözler söyleyin mesela.Ya da içten gülümseyin,beğeni ve sevgilerinizi çekinmeden belirtin .Ya da iltifat edin sevdiklerinize.Bunu beceremiyorum diyenlerdenseniz muhtemelen yolunuz size frekanslarınızı tanıtan birine düşmemiş, ya da buna dair ilahi bir mesaja, ya da size bu yolda rehberlik edecek,çakralarınızı dengeye alacak bir kozmik şifacıya henüz rast gelmemişsiniz demektir.Unutmayın ki mistikler, şamanlar ve psişikler ruhsal hiyerarşi tarafından bu konular için köksel bağlar aracılığıyla özel seçilmiş kişilerdir.Neden onlar özel derseniz, özellikleri nereden geliyor derseniz ; açıklamak isterim.Bugüne dek bu konularda kulaktan dolma sizi sınırlayan öğretilere sahiptiniz.Onlar sistem gereği evriminize ve deneyimlerinize göre üretilmiş bilgilerdi.Gerçek olan bilgi,sistemin zarar görmemesi adına sır olarak kendini koruması gerektiği için, sizlere hurafe imajıyla dönüşerek bilgi bırakıyordu..Şimdi artık sistem kendini sizler için ifşa ediyor ve kendisiyle bağ kurmanızı bütünleşmenizi istiyor.Bu bağı kurabilmek için de mistikleri, şamanları ve psişikleri devreye sokuyor.M.Ö. 3400 yıllarında İlahi yasa Galaktik Federasyon,ruhsal hiyerarşi ve diğer otoriteler İnsanların psişik becerilerini bastırmak adına DNA yapısının değiştirilmesine karar verdi . On iki sarmallı DNA yapılarınız değiştirildiği ve sarmalların birbirinden ayrılmasının sonucu bugün insanoğlunun tamamı bu seçilmiş insanlar dışında psişik becerilerini kullanamaz hale getirildi. İlahi yasa kararı insanoğlunun DNA sarmallarını ayırdıktan sonra, yeniden birleşmelerini engellemek için astral bedenlere implantasyonlar yaptı..Bu da dolayısıyla kozalaksı bezlerin, hipofiz bezlerinin ve hipotalamus bezlerinin ürettiği salgının oluşmasını engelledi.Adını sık duyduğunuz epifiz bezi,pineal bezi dediğimiz diğer bir adıyla bilgi ağacı,kozmik ağaç dediğimiz, evren bilgilerine ulaşmanızı sağlayan bezin kapatılması,insanoğlunun 4500 yıl önce dünyayı ele geçiren, fıtrat olarak ışığı düşük olan negatif karanlık güçlerle beraber yaşamamızın zorlaşmaması için yani iyimser bir niyetle insanların güvenliği için yapılmış bir işlem diyelim.Tabi ki bir süre sonra insanoğlu bu bezlerde salgı salgılayamadığı ve aktif olarak kullanılmadığı için bu bezler fonksiyonunu kaybetmiştir.Lakin ilahi yasa yine insanların ileri ki boyutlarda zorluk çekmemesi adına, buna ilaveten gelecek kuşaklarda sadece birkaç insanın bu bezleri kullanabileceklerini uygun görmüş.Bu amaçla da köksel olarak özel bir gen taşımalarına karar vermiştir.Onların özel olmasının nedeni bu sistem için görevli olarak seçilmiş ve doğmuş olmalarındandır.Buna neden gerek görülmüştür dersek ; İnsanoğlunun ruhsal gelişiminde metafiziksel bir saldırıyla, negatif varlıklarca ele geçirilip yoldan çıkmaması ve zarar görmemesi için, aralarından birkaçının ruhsal hiyerarşi ve galaktik federasyon ile iletişim kurabilmesi ve bu hususta göksel kapılardan yardım alabilmesi gerektiğine karar verilmiştir.O kişiler de peygamberler, kahinler, mistikler, şamanlar ve psişikler olarak ilahi yasa kararıyla Tanrılar tarafından özel yetilendirilmiş seçilmiş kişilerdir.Bu yüzden 5 ci boyuta geçtiğimiz ve Altın Çağı yaşamaya başladığımız süreçler itibariyle bedensel olarak uyumsuzluk yaşayanlar,sisteme uyumlanamayanlar,ağrısı sızısı olanlar,farmakolojik sebeplerden mod karmaşası yaşayanlar,unutkanlık,gerilim ağrıları gibi açık konuşacağım her hangi bir sufli varlık etkisiyle büyü,sihir gibi musallat tarzı hastalıklara sahip olanlar birer kozmik şifacı edinmek ve sisteme uyum sağlamak için dengelenmek zorundadırlar..Altın çağ yaşamında evrilmiş toplumlara artık ilahi yasa ile temas kuracak bir peygamber çıkmayacağı için, bütün kozmik şifacılar,kahinler,mistikler ve şamanlar ilahi yasanın ve göksel kapıların insanoğluna bu yönde sistem için iyileştirici bir hediyesidir.Peki onların sahip olduğu özel gene sahip olamasak da sahip olduğumuz bir epifiz bezimiz var ve bizde kullanabilir miyiz derseniz.5 ci boyut yaşamı zaten bunu gerektiriyor.İstediğiniz taktirde bu bezleri yeniden harekete geçirebilme gücüne sahipsiniz.Fakat bu ancak gerçekten bunu arzulamayı ve bu uğurda kendini adamayı ve disiplinli bir çalışmayı öze ulaşmayı gerektiriyor.Çünkü sizler kozmik şifacılar,kahinler,mistikler ve şamanlar gibi seçilmiş özel gene sahip değilsiniz.Öz’ünüz de sevgiyle bütünleşmemiş,dünya standart görüş açısına sahipseniz,ve hep öfke ile hareket ederek yaşadıysanız karşınıza bir ifrit,bir şeytan çıktı sanabilirsiniz.O aşamadaki gördüğünüz görüntü,varlık sizin içinizdeki özünüzün yansıması hayvanlar olacaktır.Çünkü 4500 yıl önce yaratımlarımız müdahale gördüğü için,her insan yaratımda DNA Sarmallarında % 20 sürüngen de dahil ,çeşitli hayvan DNA larına sahiptir.% 100 İnsan DNA sına sahip değiliz maalesef.Geçen ki yazımızda Adem ve Havva çiftleşmesinde aybaşılı çiftleşmeden bahsetmiştik ve Tanrıça kanının yaratım için genetik kodlar şifresini barındırdığını da söylemiştik.Bu arada belirtelim ki Tanrıları ve Tanrıçaları insan sananlar şunu bilmeliler ; Onlar öz bedensiz varlıklardır,son şu an ki insandan, bizden önce yaratılmış insanlar da şimdikinden farklı yetilerde yaratıklardı.Buna örnek ver derseniz ; insanın bugünkü şeklini almasına ve tohumlamada çalışma yaparak bazılarımızın bedenlerine enkarne olan Galaktik Ruh Irkı LYRAN’lıları örnek verebilirim.Örneğin bu dünyada ki bazı insanların ulaşacağı ÖZ kavram Lyran’lılara açılacaktır. Kim Lyran’lılar derseniz Kedigiller derim. Öz kavramı budur işte.Bazıları özünde sürüngeni görecek,bazıları ejderhayı,bazıları baykuşu,bazıları kartalı,bazıları akrebi vesire.İyi isen öz hayvanın iyidir..Ama insan olarak kötülüğe hizmet ettiniz ve ilahi yasakları deldiyseniz ÖZ ünüz sizi korkutan bir varlık olacaktır.İlahi yasa bu kadar nettir.İşte karanlık güçler sizin özünüzde ki bu hayvanları ele geçirip nefsinizle yönetmekteler.Şeytan denilen meselenin de esaslı özü budur.Aranızda sosyal medyada bazı bilgilere kapılıp kalanlar oluyor,kozmik şifacılara,kahinlere,mistiklere ve şamanlara ŞEYTAN ile çalışıyor diye etiket yapıştıranlar oluyor.Bu doğru değildir.İşte sırf bu yüzden zihninizle tuzaklara düşüp,zarar görmeyin diye bu konulardaki bilgileri ,en ince detayına kadar sizlere aktarmak ve geniş açılı sunmak zorunluluğum vardır.İçindeki hayvanı terbiye edemezsen, para hırsı ve ego yaparsan görünen,görünmeyen bütün enerjiler karanlığa hizmet eden varlıklara,insanlara dönüşür.Bunu sen kim olursan ol zihninle dönüştürme gücüne sahipsin.Bunun içinde Nefsimizi oluşturan bu öz hayvanları terbiyelemek, nefsimizi yüksek gaye ve hedeflere yönlendirmemiz ve önüne yüce hedefler koymamız ilahi ilimle eğitmemiz gerekiyor.Nefis ve terbiyesi konusuna burada değinmeyeceğim.Araştırabilirsiniz ,çoğunuz tarafından bilindik bir konu bu zaten.Ama bu bezleri harekete geçirmek ve sağlıklı bir şekilde uyumlanmak için bu terbiyeyi ÖZ’ de yapmak gerekiyor.Bunu tek başına yapamıyorsanız Negatif duygular kapsamında sistemin ve gündemin dayattığı öfke,dünya derdi,para hırsı,ego,kişisel çıkmazlar,kaygı,depresiflik gibi durumlarınız varsa,elektromanyetik kirlilik ve radyasyon alanında teknolojik zararlara ve bundan mütevellit karanlık güçlerce zihin yönetimine maruz kalacağınız düşüncesinde kuyuda çırpınıyorsanız işte size tamda bu sebepten özel gen taşıyan kozmik şifacıların frekanslarınıza temas etmesi gerektiğini söylüyorum.Metafizikçiler,psişikler,kozmik şifacılar,şamanlar Altın Çağ yaşamı için özel olarak taşıdıkları gen ile kozmik evren tarafından eğitildiler.Çünkü dünyanın şifası adına getirilen sevgi için uyumlanan tılsımın vakti gelince harekete geçmesi lazımdı.Bu bilgi hepinizin DNA larına ilahi yasa gereği 2019 un Mart ayında Baş Melek Cebrail aracılığıyla yüklendi. Dünyada nerede olmak istediğiniz ve Yeni dünyada ruhunuzun amacını ifade etmek için yapmak istediğiniz şey ile ilgili artık seçimler yapın.Başlangıcı siz yapın.sistem size gönderilmiş öğretmenler, rehberler ve şifacılar ile dolu.Yeni dünya frekansına uyumlanmış ve yükselişe geçmiş olanlar kavgadan,taraflı yargı ve düşünceden,nefretten,kin ve öfkeden,para hırsından,korkudan,maddi değer yargılarından arınmış her baktığı kavramda yaratıcıyı ilahi ışığı yakalamış ,birbirine baktığı zaman da yaratıcının nurunu görüp nurani bakış açısıyla hareket edenler olacaktır..Eğer bu saydıklarımı ve ilahi ışığı benliğinde hissedemiyorsan sakın kendini teselli edip “işte ben tamda böyleyim,herkese iyilik yapan biriyim” diyerek kandırma.Bu kendine yaptığın bir zarardan başka bir şey değildir.Bundan sonra toplumda sorun yaşadığınız kişileri X,Y,Z kuşağı olarak değerlendirmelisiniz,her kuşağın doğumunda belirlenmiş bir kuşak programı ile dünyaya aramıza doğduğunu unutmamalısınız.Her kuşak kendi programının özelliklerini taşımakta ve buna göre de onların icra alanları mesleki hayatları ,ilgi alanlarının belirlenmiş olduğunu, onların galaksilere ait enkarne ruhlar olduğunu bilmelisiniz..Bunu özellikle çocuklarınız üzerinde gözetin ve uygulayın.Onları program özelliklerine göre yetiştirin.Kuşak programlarının bilgisine vakıf olun ve ihtiyaçları bu doğrultuda karşılayarak sistemden beklentide olun.Almak ve vermek yasası çok güzel işlemektedir.Eskiyi bıraktık artık.Eski yaşanan tecrübelere göre karşılık verme düşüncesini terk ettik.Artık ilişkilerde yargı ve hesap yapmadan sevdiklerinize saf iyilik ve sevgi bilincinde sıcak bir kucaklama ile karşılık verebilirsiniz.Açtığınız kucakta ki sevgi tılsımı sistemi harekete geçirecektir.Her şey içinizle uyumlu artık.Bu sebepten duygusal yanlarınız çok ön plana çıkabilir,yıpranılmış anılar sizden kopmak istemeyebilir.Ağlayabilirsiniz.Ağlayın..Olabildiğince ağlayın.Bu bir arınış ve yükselişe geçen bilinç için gereklidir.Fakat istemeseniz de geride bırakmak, sizden sonraki kuşaklar için yeni,güzel, sevgi dolu anılar oluşturmak adına kara sayfaları yırtıp atmak ve güzel dokunuşlarla yeniliğe açılarak içinizde yeni bir cennet yaratmak zorundasınız.Yarattığınız Cennet sevdiklerinizle hep beraber yaşayacağınız Cennet hayatıdır.Önümüzdeki tüm süreçler boyunca fiziksel ve ruhsal sıkıntılarınız için Metafizikçiler,Psişikler,Kozmik Şifacılar ve Altın Çağın nimeti olan Şamanlar bu konuda sizlere danışmanlık yapacak,rehberlik yapacak ve sorunlarınızın çözümünde ilahi yasanın verdiği yetkiyle dünyaya enkarne olan Ana Tanrıça Meryem ruhunun enerjisi altında, sizin adınıza göksel kapılardan yardım alarak yaşamı ve sizleri güzelleştireceklerdir.Bu güzellikleri ve nimetleri yıpratmadan değerlendirirseniz boyutsal akışa uyumlanırsınız ve yaptığınız her şeyde desteklenirsiniz.Onlar sizin için varlar..

KAİNATTA Kİ HİÇBİR VARLIK KÖTÜ DEĞİLDİR.KÖTÜLÜK SADECE İLAHİ IŞIĞIN DÜŞÜŞÜ VE YANSITIŞ BİÇİMİYLE OLUŞUR.YANİ EVRENDE Kİ MELEKTE SİZİN İÇİNİZDE,ŞEYTANİ VARLIKLARDA.ŞEYTANIN KÖTÜ OLDUĞUNA MI İNANIYORSUNUZ.O HALDE KÖTÜLÜĞÜ YANSITAN TÜM BİLİNÇLERİ İNANÇLARI ÖLDÜRÜN.İÇİNİZDEKİ VE KARŞINIZDAKİ VARLIKLAR SİZE YENİLİP MELEK OLACAKTIR..RUHSAL YOLCULUĞUNUZ SÜRESİNCE YARATICIYI YAKALAYIN VE KUCAKLAYIN…SİZİ SEVEN VE AYDINLATAN İLAHİ IŞIĞINIZ SADECE O’DUR.

Sevgiyle ve ışıkla kalın…

Cansel Işık/13.05.2019

Paylaş

HAYAT AĞACI VE KAN

Kan içilen ayinleri siz de duymuşsunuzdur,bu hareketin geçmişten bugüne hangi mantığa hizmet ettiğini hep merak etmiştim.Bu yüzden bu araştırma yazısını yazarken en ince ayrıntısına kadar irdelemek ve işlemek istedim.Kiminizi kan tutsa da tiksindirici gelse de kusura bakmayın epey irdeledikten sonra bilinçlenmek adına bu yazının mutlaka yazılması gerektiğine karar verdim. Toplumda bunca eğitimli bir kitle oluşturulurken bunca cehaletin de bir nedeni olmalıydı.Maalesef ki gezegenimizde yüz yıllardır acı olan durumlardan birisi şu ki; toplumların her daim gerçekte ne olduğunu bilmedikleri bir davanın avukatlığını ısrarla yapıyor olmaları ve dayatmalar sonucu sorgusuzca öğretilere sarılarak,saparak yaşamış olmaları. İşte ben bu yazıda çizginin dışına çıkarak, merak ettiğim hem kanın gizemini hem de hayat ağacı diye bildiğimiz kavramları ele almak istedim.İncile baktığımız zaman İncil ; Hayat Ağacı hikayesi ile Bilgi Ağacı öyküsünü birbirine bağlamaktadır..

Bilgi Ağacıyla tanışmanızı istiyorum.Resimde de gördüğünüz gibi Bilgi Ağacı bilgi sahibi olmamızı sağlayan bölgedir.Sahip olduğumuz cinsel yetenek ve uygulamalar bu gördüğünüz Bilgi Ağacı merkezlidir.. Biliyorsunuz ki bu ağacın meyvesi insanlara hep yasaktı ve mühürlüydü. İnsanlara kutsal öğretilerde Hayat Ağacına da katılmak yasaklanmıştır. Peki neden yasaklanmıştır ? Bunu anlamak için yaşam gücüne göz atmamız ve bize öğretilenlerin ötesine bakmamız gerekiyor.Kuran’a baktığımızda bu meyvenin elma olduğu tasvir edilir.Sizce insan hiç elma yiyerek cennetten kovulabilir mi ? Bunu Adem için yaratılan Tanrıça Lilith öyküsünden de hatırlarız ki bizlere bir cinsel birleşme konusunda Lilith’in Adem’e itaatsizliği secde etmeyişi anlatılır.Burada da öğretilen şeytan kavramı ölür ve yerini sürüngen ırk kavramı alır. İkinci yaratılan kadın Havva’dan ve Havva’nın yılan tarafından kandırılması, uygunsuz bir cinsel birleşmeyle de cennetten kovuluşları üstü kapalı olarak betimleme tarzı anlatılır.Orada ki insana yasak olan meyve işte kandı.Halbuki yasaklanan kan bizim damarlarımızdaki yaşam sıvımızdı.Sizce bir kan insana neden bu kadar yasaklanmış olabilirdi ? Çünkü kadınlarda ki aybaşı kanı, kişisel, gezegene ait ve göksel deneyimin arşivlerini barındırmaktadır. Aybaşı kanının erkekteki karşılığı da elbette spermdir. Bilgisayar çipleri gibi sperm de bilincin evrimi için zeka şifresini taşımaktadır.Kadın kan kırmızı rengin titreşimidir. Erkekte ki sperm de beyaz rengin titreşimidir. İşte bu iki rengin enerjisi karıştırıldığında kan ve sperm insanların bilmemesi gereken bambaşka bir iksir oluşturmaktaydı.Tanrılar tarafından kutsal ve güçlü bir eylem olarak görülüyordu bu.. Sümer tabletlerinin açılımı bizlere acı ama gerçek olan kabul ederken zorlandığımız bu sarsıcı bilgileri sunmuştur. Tanrı Enlil ve Enki kulları olan insanlara nasıl davranılacağı ve onların durumu konusunda işte bu sebeple kavga etmişlerdi. Hükümdar Enki insanları savunmuş ve dişi yoluyla insan ırkına cinsel bilgi armağanını sunmuştu. Hükümdar Enlil, bunun insanları Tanrılara denk hale getireceği korkusuyla cinsel bilgiyi kesinkes yasaklamıştı. Görüldüğü gibi bu kavramlar ve görünmeyen, hücresel kök varsayımları yaradılış öyküsüne -Adem ile Havva, yılan ve Cennet Bahçesi- konseptine çağdaş bir biçimde göndermede bulunmaktadır. Enlil insanları yönlendirip ayırmak, tanrıların eylemlerini bilmekten uzak tutmak isterken cinsel bilgi ise insanlara Enki’nin armağanıydı. Tanrıça enerjisini taşıyan aybaşı kanı ve Tanrı enerjisini taşıyan spermin karışımı insanlara tanrıların kutsal gücünü aktarmış olacaktı,Enlil’in çıldırdığı yer işte burasıydı.Adem’in Havva ile kanamalı bir şekilde cinsel birleşim yaşaması insanları Tanrılara denk hale getireceği için Adem ile Havva cennetten kovulmuşlardı.Erkeklerin aybaşı dönemindeki kadınlara dokunmasını da işte bu yüzden yasaklamışlardı ve sapkınlık etiketiyle de böylelikle derin bir sırrı ve Tanrısal gücü insanlardan uzak tutmak istemişlerdi.Eğer erkek kadınla böyle bir dönemde temasa girerse beyaz rengin titreşimi bir kaşif gibi hareket edecek kadının gücü ve bilgisini kanda ki kodları telepatik olarak gönderecekti. Aybaşı kanı yüksek oranda oksijenli bir sıvıdır, kanın en safıdır ve deşifre olmuş DNA’yı taşır. Sarmalları deşifre edip verinin yeniden yapılanmasını sağlayan oksijendir. Bilim insanlarımız bu yüzden şimdi DNA’nın üçüncü bir sarmalıyla oynamaktadırlar. Foton ışınlarına bedendeki ışık şifreli iplikçik olarak adlandırılan liflere dayalı DNA sarmallarının kuruluşunu öğreniyorlar.İlk Yaratıcıyı düşünün aklınıza ne geliyor ? Biraz beyniniz yanacak ama toplumumuzda ataerkil Tanrı enerjisinin kaynak olduğu, dişi enerjininse onun kullanımı ya da eylemi olduğu öğretilmişti bize. Halbuki bu bilgi tam tersidir.Dişi kaynağı, erkekse kaynağın nasıl kullanıldığını temsil etmektedir.Anaerkil Tanrıça enerjisi henüz anlaşılmakta ve kadınlar saygı görmekteyken bu karışım tanrılar için ölümsüzlük içkisi sayılıyordu işte. Erkekler kırmızı rengin titreşimini kullanmak için aybaşı kanını içecek ya da spermleriyle karıştıracak olurlarsa canlanıp güçleneceklerini biliyorlardı.Sizler için biliyorum düşüncesi zihinlere kodlandığı için çok itici fakat onlar içinde ölümsüzlük anahtarlarından biriydi bu.İlk Yaratıcının bir dişi titreşim olduğu doğruydu bu sebepten ilk çağlarda Anaerkil bir hakimiyet vardı.Tabiat ana,dünya ana ,Ana Tanrıça gibi kavramlar mevcuttu. Çünkü kaynak, bildiğimiz gibi dişi bir titreşimdi. Bu dişi ilkeye eşlik eden erkek titreşim Tanrıça aşkının rekabeti içinde milyonlarca yıl önce enerjiyi kötüye kullanarak maalesef bölünmeye başladı.İşte bizler bugün burada kötüye kullanılan o enerjinin parçalanmış bir bölümünü oluşturuyoruz. Sıradan bir Tanrının Pleiadesli iki oğlu Dünyanın egemenliğini ele geçirmişti, aralarında savaşlar yapıp bugünkü çıkmazı yaratmışlardı. Geniş bir açıdan bakarsanız önemsiz bir aile kavgasıydı bu. Kutsal Ana Tanrıça işte bu kavgalar yüzünden sayısız tanrıya eşlik etmek için bölünmek ve kendini pek çok biçime sokmak zorunda kalmıştı. Tanrılar ananın bu titreşimini yatıştırmak, sevmek ve onunla olmak istiyorlardı, çünkü bütün yaratıcı, yaşamsal güçler Ana Tanrıçadan kaynak olarak geliyordu.Bu sebepten kanın gizemi saklı tutulmuş ve modern dinlerde hem kadının durumu hem de bu konu saptırılmıştır. Hristiyan komünyonunu merak ettiğiniz oldu mu hiç? Komünyon nedir bilmeyenlerinize kısaca geçelim.Hristiyanlıkta İsa’nın çarmıha gerilmeden önceki gece havarileri ile yediği son akşam yemeği’nin anıldığı ayindir komünyon. Hristiyanlara o ayinde İsa’nın etini yiyip kanını içtikleri söylenir. Nedir bunun anlamı? Hristiyan olarak yetiştirilenler şu sözcükleri sürekli duymuşlardır. “Bu benim etim. Bu benim kanım.” İşte bu törenler hep birer sapmadır. Beden ve kan yemek içmek yamyamlığı çağrıştırır ve temelinde eski, şifa bulmamış bir sürüngen etkisi vardır.Kanın saklı olan bu gizemini sürüngenler bildiği için de bu ayinlerle sapkın bir yansıtışa dönüştürmüşlerdir. (Reptilyanlarda olduğu gibi.)Gelelim şimdi kan ile Hayat Ağacının ilişkisine.Nedir Hayat Ağacı?

Çoğu insan Hayat Ağacını meyve veren bir şey sanır. Resimde gördüğünüz hayat ağacıyla tanışın

Plasenta…Biraz önce ki genişçe bahsettiğimiz kan ve sperm karışımından oluşan kutsal iksir işte bu hayat ağacının yasaklanan meyvesini getirir bize. Kan.Eski zamanlarda bu meyvenin Tanrıçanın kanı olduğu bilinirdi. Buydu Hayat Ağacının meyvesi. Tanrıça kanını taşıyan plasenta.Şimdi daha net anlamak için bedeniniz ve sinir sisteminizi bir ağaç olarak düşünün. Öyküler ağaçlardaki meyvelerden değil, bedenin meyvelerinden gerçekte tanrıların armağanı olan salgı ve maddelerden söz eder. Çağlar boyunca Tanrılar dikkatimizi bu bilgiden başka yerlere çevirmişti işte. Cennet Bahçesi efsanesinde dişi titreşime Havva adı verilmişti. İlk dişi anlattığımız gibi elbette o değildi. İlk dişi, yaşamı yapan Tanrıçaydı. Öykü daha sonra, erkek titreşimin hayat yapma yeteneğini göstermek için değiştirildi. Yaradılışın bu anlatımında kadın erkeğin kaburgasından çıkar denilerek dikkatler kapatıldı.Kanı taşıyan Tanrıça olduğu için yaşamı ortaya çıkarmayı bilen yaratıcı, yaşamsal güçlerin sahibi her zaman Tanrıçaydı. Fakat Ataerkil hareket Tanrıçayı sürgüne göndermişti. Mit ve efsane masalı şeklinde anlatılarak insanlardan da bu bilgi gizlenmişti.. Böylelikle yaratım hikayelerimiz ve insanlık tarihimizde değişmek zorunda kalmıştı.Şimdi bakın araştırın İncil,Kuran ve Tevratın neresinde Tanrıça ve kanı vardır ? Çünkü Tanrıça ve Ataerkillik arasındaki savaş bugün bile halen sürüyor. Gelelim şimdi yaşamsal güçlerin sahibi olan dişil enerji Tanrıça ve Ay’ın dişil enerji sırrına.Bir zamanlar dişi ilkeleri harekete geçirmek için çalışan dünya dışı zeka güçleri vardı. Bu yüzden Ay, Güneş’in eşi, Dünya’nın kız kardeşi, gecenin, sihrin ve bilgeliğin temsili olarak bilinirdi… Kadim zamanlardan beri günümüze hep aktarıla gelmiştir Ay’ın sırrı. Ay’ın sırrına vakıf olmak, en gizli iç potansiyele kulak vermek demektir, Ay’ı duymak demek geçmişin ve geleceğin döngüsünden çıkıp, gecenin en karanlığında ki bilgelik ışığını taşımak ve hatta bu ışık haline gelmek demektir. Ayla uyumlu olmak, insanın kendi doğasının en gizemli noktalarını açığa çıkarıp, onları tanımak ve bilmek, bunların ötesinde en gizemli sırlarını öğrenmek demektir. . Ay halden hale geçerken, tüm ruhlar takip eder onun seyrini. Çünkü Ayın döngüsü, insanların döngüsüdür. Ve bu seyir bir çemberdir, bu çemberde doğumun ve ardından ölümün ve yeniden doğumun çemberi olarak devam eder.Ay hep dişinin yaşam getirme ve hissetme yeteneğini sır olarak saklamıştır enerjisinde.Ay’ın duyduğumuz gizemli dişi çağrışımı buradan gelmekteydi. Eskiden insanlığın üzerinde Ay’dan gelen ve dişi enerji programını yayan böylesine muhteşem bir etki vardı. Ay büyük bir bilgisayar gibidir. Bu nedenle çeşitli varlıklar ve dünya dışı zeka biçimleri aya sahip olabiliyor ya da ayı simya ile programlama becerilerinde bulunabiliyorlardı. İşte mevcut dönemlerde Ay’ı dişi döngüye göre programlayan varlıklar olmuştur. Bu hatırlanıyor, çünkü aktarımlara göre sevgi dolu, iyiliksever bir zamandı. Sonra elbette her şey birden değişmiş negatif denetleyiciler devreye girmişlerdi.

Aydan Dünyaya çağlardır yayınlanan elektromanyetik frekanslar insanlara bu zamana dek negatif oluşumlarca gönderiliyordu.Fakat şimdi ki gelişen yeni durum da pozitifler negatif denetleyicilerin etkisini yok etmek adına çalışmalar yaparak, negatif denetleyicileri devre dışı bırakıp Tanrıçanın dişil enerjisini tekrar sisteme soktular..Tanrıçanın dişil enerjisi Ay üzerinden elektromanyetik frekanslar ile çifte sarmallı DNA’nın yaşamını koruma amacıyla yeniden gönderilmeye başlandı. Buna sebep olan yine biz insanlardık.Bizi kurtarmaya geldiklerini düşündüğümüz uzaylı dostlarımızla kurulan temaslar sistemin bu yönde yön değiştirip karar almasına neden olmuştu.Bütün bunlar olurken Kadın-Erkek buna hazır mısınız diye sorulmadı size. Çünkü bunun yanlış bir yanı olmadığına karar veren dünya dışı pozitif zeka güçleriydi. Aydan gönderilen yeni elektromanyetik frekanslarda yalnızca dişiler için belirlenmiş yayın programları söz konusuydu. Ay dişilerde bir doğurganlık programı yerleştiriyor. Bu doğurgan döngü, güneş döngüsünden çok daha sık çocuk dünyaya getirme olanağı yaratmak üzere programlandı. Buradan regl kanamasına neden aybaşı kanaması denildiğini ve Ay’ın doğurganlık programımızın ana hatlarını çizdiğini anlayalım. Ancak, bu aşamadan sonra böylelikle yeni bir üreme döngüsüne de girebiliriz .Bu da hızla tırmanan nüfus artışını sınırlamada yardımcı olacak bir türde üreme programı olacaktır.Bence artık yapılan bu çalışmalardan sonra negatif denetleyici Tanrı benzeri bir enerjiyi terk etme zamanı geldi. Çağlar boyunca negatif denetleyiciler yüzünden kadınlara kanlarının lanetli olduğu söylendi.Ve her doğan kız çocuğunun diri diri gömülmesine neden olan sapkın bir inancı yaşattı.Bu sebepten şeriat denilen sapmalarda kadın aşağılandı,taşlandı,öldürüldü. Ve günümüze kadar gelen dayatmalı öğretilerle erkeklerde kadınları bu hususta aşağıladı.Halbuki kadının taşıdığı kan tanrıça kanıydı ve bu zulmü bu yüzden görmekteydiler..Kadınlar çoğunlukla aybaşı kanlarını güçlerinin kaynağı olarak görmek yerine bu yüzden hep kendilerinden tiksinip küçümsenmek üzerine programlanmışlardı.. Ataerkil şiddet; doğan bir çocukta ki kan için “benim kanım,benim soyum” sloganı attırırken, Kadınlarsa dinlerin baskısıyla ve ataerkil dayatmalar yüzünden dışlandıkça kendi kanlarından korkar olmuşlardı. Kanlarının kaynaklarını ve güçlerinin olduğunu bu yüzden anlayamıyorlardı. Oysa kan genetik şifreyi taşıyordu ve Ana Tanrıça her şeyin kaynağı olduğu için genetik kod şifresi de ondan geliyordu.Yani kan kadının kanıydı,soy kadının soyuydu. Öykünün saklı tutulduğu yer işte burasıdır..Kaynak der ki ; Eğer bereketli bir bahçeniz olsun ve bahçeniz şehrin en iyisi olsun isterseniz siz kadınlar sulandırılmış kanınızı kullanın. Bahçeniz çiçek açacaktır. Kanınızın besinin büyümesini hızlandırabildiğini göreceksiniz. Kan çok, pek çok şeyi hızlandıracaktır. Kadınların aybaşı kanaması bir hata,suç değildir. Tanrılardan verilmiş en büyük armağanlardan biridir. O Tanrıların güç kazanmak için kullandığı bir iksirdir.Bu konuda Aborijinli kadınların davranışlarını incelemenizi öneririm.Onlar aybaşı kanlarını torbalarda saklar, yaraları iyileştirmede kullanırlardı. Eğer gezegendeki her kadın ne kadar güçlü olduğunu bilecek olsaydı ataerkilliğin hali ne olurdu sanıyorsunuz? Biliyorum ki böyle bir bilginin kadınlar için güçlü bir varlığın kendilerine benzer bir şekilde kendi kanlarında aktığını düşünme fikri çok zor gelecek. Erkekler içinde, her şeyin ardında dişi bir titreşim olduğu düşüncesi çok çok sarsıcı gelecektir.Kanın gizemlerini bir ortak yaşam süreci olarak inceleyin.Göreceksiniz öyle bir zaman gelecek ki, yaşam büyük değer kazanacağı için kadının aybaşı kanaması topluluğun çok önemli bir parçası haline gelecek.Yakın zamanda kadınlar kanlarıyla yapabileceği çok şey olduğunu öğrenecekler. Ve kanlarını korumayı da bilecekler.Kan korumak da neymiş derseniz ; önünüze gelen her erkekle birlikte olmaktan ve hamile kalmaktan sakınacaksınız.Regl kanlarınız o kadar kıymetlidir ki, duymuşsunuzdur aybaşı kanının büyülerde bile yeri vardır ve kullanılması bu yüzden şiddetle yasaklanmıştır ve hiç affı yoktur. Çünkü kişisel, gezegene ait ve göksel deneyimin arşivlerini barındırmaktadır ve özellikle rahim kanı şifresi çözülen derin bilginin ortaya çıkmasına sebep olmaktadır.Bu yazıyı sabırla okuyup buraya kadar bana eşlik ettiğiniz için teşekkür ederim..Beyniniz yanmış ve sarsılmış olabilirsiniz..Şimdi gözlerinizi kapatıp burnunuzdan derin derin nefes alıp ağzınızdan verin.Bunu 3 defa tekrar edin…Hep beraber daha aydınlık günlere diyelim….

SEVGİYLE VE IŞIKLA KALIN


Cansel Işık/Manyakaşkıngelini/11.05.2019

Paylaş

Şeytan Kedileri Sevmez …Çünkü ;

Siyah kediler oldum olası batıl inanca göre sevilmezler.Uğursuz görülürler.Önümüzden siyah kedi geçtiği zaman başımıza bela kaza geleceği sanılır.
Aynı zamanda bazı kesimler siyah kedileri Şeytanın kedisi olarak düşünür.Bu yüzden geçmişten bugüne resimli tefsirlere göre büyücülerin ve cadıların yanında hep siyah kedi figürü olur..Halbuki şeytan hiçbir kediyi sevmez.Çünkü kedilerin gözlerinde iki ayrı perde vardır.Kediler bu tarafı da diğer tarafı da gören gözlere sahiplerdir.Kediler kendini sevmeyen şeytanı gördüğü için şeytani varlıklara kafa tutan canlılardır.
Şeytan kedileri sevmez, çünkü siyahı da beyazı da dahil her renkten kediler şeytanın çocuklarına saldırır ve sahiplerini ifrit enerjilerden korurlar.
Tutun ki sizin kendi içinizde var olan şeytani enerjiyi ( yani kötü kalpliliğinizi) bile hissettiği an size karşı tüylerini kabartır tavır alır.Size yaklaşmaz tıslar.Çünkü her insan biraz şeytan biraz melektir.Ve insanın şeytanı da meleği de özündedir.
Bir diğer hurafe de Allah’ın insandan önce yarattığı enerjisel boyutsal varlıkların kedi ve köpeklerin içine girdiği konusudur.
Burada gizli ilimlerin kapısını aralamayacağım tabi ki ,korkuya neden olan, bilinen yanlışları düzeltmek amacıyla konumuzla ilgili kısmından doğru bilgileri aktaracağım.Yaratılmış hiçbir kafir enerjisel varlık evlerde yaşayan kedi ve köpeklerin içine girerek sahibine karşı saldırganlaştırmaz..Sadece sokaklarda kılığına girer,kedi ve köpeklerle cinsel münasebette bulunmak adına sadece kedi ve köpeklere gözükürler,sonra da çekilip giderler..Bu gelişen durumu ise insanlar 3 boyutlu gözleri perdeli varlık oldukları için göremezler.
Kedilerimizin evlerimize gelen insanların bazılarına hırçınlık yaptığını rahatsız olduğunu biliriz.Bu durumda da kediler bu tür bir varlığın sinyalini aldığı için tüylerini kabartır hırçınlaşır ve o gelen insanı evi sahiplendiği için o evde istemez.Evlerimizdeki kediler bu durumlar için bir tür radar görevi görürler.
İmanı sağlam insanlar içinse bu durumlar korkulacak bir durum değildir.Kedilerde bu özellikleriyle korkulacak ya da sevilmeyecek canlılar değillerdir.
Bir diğer konu da kedilerin gözlerinin karanlıkta ya da düşük ışıklı ortamda parlaması ya da kırmızılaşması durumudur.Bu durum bazı insanları ürkütür.Halbuki bu durum ürkülecek bir durum değildir.Kediler noktürnal yani gündüzleri dinlenen, geceleri faal olan canlılardır.Alacakaranlık kuşağı canlılarıdır.Kedilerin gözünde tapetum lucidum adı verilen ve ışığı yansıtan bir tabaka vardır. Bu tabaka kedilerin çok düşük ışıklarda bile görebilmesini sağlar.Gözleri bu yüzden parlar..Kedinin retinasında insanlara kıyasla daha fazla sayıda çubuksu retina hücresi vardır. Bu hücreler görüş açısının yanı sıra gece görüş yeteneğini de artırır. Bir kedinin gece net olarak gördüğü bir cismi insanın aynı netlikte görmesi için 6 kat daha fazla ışık gereklidir.
Neymiş o zaman ; “tapetum” denilen organ gece görüşünü ve gözlerin parlamasını sağlıyormuş.Yani öyle bilindiği üzere kedilerin gözlerinin parlaması içine herhangi bir varlık kaçtığı için değilmiş.
Bazı insanlar kedilerin gözlerindeki göz bebeğinin şeklinden korkarlar ve vampiri andırdıklarını söylerler.Bizler gibi dairesel bir göz bebeği yerine, kedilerin göz bebekleri dikey bir elips şeklindedir.Kedilerin gözlerindeki ortada duran vampir gözünü andıran elips şeklinin büyümesi durumu ise bir kedi bir av belirleyip atağa geçtiği zaman,birde ışık yetersizliğinde kendini güvende hissetmediği zaman büyür.
Dedik ki kediler bu dünyayı da diğer boyutları da görebilen gözlere sahiptir dedik.Fakat bu demek değildir ki kediler karanlıkta her şeyi görebilirler..
Tam aksine siyah perdeli bir oda da zifiri karanlıkta kapalı kaldıkları zaman hiçbir şey göremezler,bu yüzden zifiri karanlıklar her kediyi korkutur, strese sokar.Bulundukları ortamı işaretlemek ve kokusunu bırakmak içinde oda içinde dışkılama yaparlar.Yani bir kedi besliyorsanız terbiye ve ceza sistemi olarak bu sistemi sakın ama sakın denemeyin.
Toplumca bilinen bir diğer yanlış bilgi de kedilerin nankörlüğü konusudur.Kediler diktatörlüğe gelemeyen,ceza sistemine ve şiddete uyum sağlamayan,tıpkı Ahmet Kaya gibi kurallara baş kaldıran canlılardır.Çok üstüne giderseniz de Che Guevara gibi kendi devrimini uygulayacaklardır.Bu yüzden de insanlar tarafından hep yanlış anlaşılmışlar ve nankör olarak tanınmışlardır.
İşinize gelirse arkadaş, siyahı da,beyazı da,sarısı da her renkten ve cinsten yaratılmış olan kankalarımız böyle yaratılmışlar işte.

Cansel Işık/Manyakaşkıngelini

Paylaş

Elementlerin Dansı

Yeryüzünde var olan dengesizlikleri herkes görür ve ifade eder.Aslolan dengeyi sağlamak için ne yapılması gerektiğini bilmektir.Bunun içinde elementleri fark etmemiz ve görmemiz gerekir.Elementlerin dansını tanımlamak güzel bir şey olsa gerek.
Düşünsenize Ağaç,Ateş,Toprak,Su ve Metal renkleriyle,şekilleriyle ve özellikleriyle bir kombinasyon altında birleşerek bizlere bir ifade dili kullanıyorlar.
Biz çevremizde var olan dengesizlikleri görürken onlarda bize dengeyi sağlayabilmek adına yapılması gerekenleri bu ifade diliyle aktarıyorlar.
Tabi ki bunun için elementlerle iletişim içinde kalarak seslerini duymak gerek.

Cansel Işık/Manyakaşkıngelini

Paylaş

Tarafını Seç ! Şeytan mısın, Melek mi ?

Hiç düşündünüz mü bilmiyorum.Çok sık duymaya başladığımız hayvanlara tecavüz ve şiddet hikayesi
İnsanlar arasında yaşanan tecavüz ve şiddet hikayesi İNSAN IRKININ ele geçirilmesi sonucu
yani aynı frekans enerjisiyle gerçekleşmektedir.
2000 li yıllardan bu yana yeryüzünde negatif enerji dalgası pozitif enerjiyle çarpışıyor.
İnsan düşünce gücüyle kendini yönetebilecek bir varlıktır. İnsanların % 45 i son 10 yılda bunun farkında olarak pozitif enerji dalgası altında kendini negatif enerjiden korumaktaydı.%45 bunun için birbirini bu yönde eğitti,terapiler,uyumlamalar yapıldı.
Ve bu %45 canla başla %55 i pozitif enerji dalgası altına almaya çalıştı.Fakat insanların içindeki inanç kırıklığı,güvensizlik,olumsuz düşünceler sayesinde pozitif enerji gücü kırıldı,negatif enerji yeryüzünde baskın kaldı..
Geriye kalan % 55 in bu farkındasızlığı yeryüzüne negatif enerji dalgasını gün geçtikçe daha da yoğun bir şekilde çekmeye başladı.
Tabi bu oranlar sadece Türkiye için değil dünyada yaşayan herkes için geçerli.
Negatif enerji bilindiği gibi kötülük enerjisidir,bunu nasıl algılarsanız algılayın.
Ama iblisin,ama şeytanın ama kötülük tanrısı Hades’in enerjisi nasıl derseniz artık,negatif enerji kötülük enerjisidir.
Pozitif enerji de negatif enerjiye karşı güç kullanan meleklerin enerjisidir yani iyilik enerjisi.
%55 in içinde yaratıcıya inancını kaybetmiş olanlar;
Paraya tapanlar ve bu hırsla vatanını, annesini,evladını satanlar,
Para için savaşlar çıkartıp kan dökenler
Şeytana tapan satanist ayinleri yapanlar,
Enerji vampirleri(İyiliği sömürür kötülüğü bırakır)
Cinni varlık edinip yolunu kaybetmiş kalbi mühürlü insanlar,
Ruh çağırma seanslarında bulunup kötü enerji darbesi alanlar,
Sapıklar,
Madde kullanarak farkında olmadan perdesini yırtmış musallat alanlar,
Nekrofililer,
İnsan eti yiyenler,(Yamyam,Zombiler)
Pedofililer ve daha gün geçtikçe hikayesini duyacağımız nice kötü insanlar.
Şimdi düşünün,anlattıklarım arasında hangi enerji altındaki insanlar kızlı erkekli çocuklara,kadınlara,hayvanlara tecavüz edip,ölmesinde katkıda bulunuyor ?
% 45 e inanmayanlar yeryüzünü % 55 in zulmüne teslim ediyorlar,inanç kırıklığı,güvensizlik ve olumsuz düşünceler,vesvese,korku ile dünyanın kötülerin elinde, kan revan içinde yok edilişine sebep olacaklar.

“SEN YERYÜZÜNE KENDİN İÇİN GELMEDİN,BU GEZEGENDE TANRI’YA VE YARATTIKLARINA HİZMET ETMEK İÇİN GÖREVLİSİN,BU HUSUSTA BİRİNCİ İLKEN SEVGİ ” derken işte biz buna dikkatinizi çekmek istemiştik.Bugünlerin kötülük enerjisi ile kuşatılacağını bildirmek,ve bu gücü ancak ve ancak meleklerin enerjisi, yani pozitif enerji,yani sevgi enerjisi ile daha açık söylemek gerekirse yaratıcıyla birliktelik sonucu yenebileceğinizi ifade ettik.
Ama kötülük bulaşıcı bir hastalık gibi ondan ona yayıldı,tıpkı vampir gibi , vampir tarafından ısırılan birisi başkasını ısırarak,kanını içerek  hayatını sürdürür,toplumda insanlar tıpkı bu şekilde yaşıyor artık…Kötülük enerjisinden beslenerek yaşıyor.
Kan içiyorlar,can alıyorlar,onların DNA larında artık kötülük var.
Yeryüzündeki insanlar birbirine iyilik yapmadığı sürece,birbirine nurani bakmadığı ve nurani sarılmadığı,sahip çıkmadığı sürece kötülük enerjisinin, bu kan ve can alanların gücü kırılmayacak.
İşte burada duyuyorum. ” İyi ama korkuyoruz,kime iyilik yapacağız ,iyilik yaptığımız yerden kötülük geliyor” diyorsunuz.
İşte korku….Sizi bitiren bu korku…İşte olumsuzluk….Sizin gücünüzü kıran bu olumsuzluk.İşte güvensizlik…Sizi onlara karşı yenik düşürüp bitiren bu güvensizlik.
Bir kötülüğe karşı lanet okuma…Bela okuma…Beddua etme…Onlar senin lügatınla beslenir ve kırılır.Dilini düzgün kullan.
Onlar senin yapacağın kötülükle beslenip,iyilik,şefkat,merhamet ve sevginle kırılıp ızdırabından sayıları azalır.
Hem “Her istediğini yapacak güçte olan, galip ve hâkim.” kimdir ki sen korkuyorsun iyilik yapmaktan,merhamet etmekten.İyilik onun emri değil midir ki,onun tarafı saf sevgi değil midir ?
“O gün yer, başka bir yere, gökler de başka göklere dönüştürülür ve insanlar bir ve kahredici (her şeyin üzerinde yegâne hakim) olan Allah’ın huzuruna çıkarlar.” diyen ayetlere inan
Senin bu kötülere karşı tek silahın EL-KAHHAR.
“Kahhar isminle Kahru perişan et ” de
Ve iyilik yapmaktan artık korkma!!
Onlar zaten senin iyilik yapmaktan korkmanı istiyorlar.
Durumun ciddiyetinin halen farkında değilsen fark et,İnsan ırkı gün gün ele geçiriliyor.
Korkarak,inanç kırıklığı,güvensizlik ve olumsuz düşünceler,vesvese ile % 55 in zulmüne artık teslim olma.
Dünya kan revan içinde kötülerin elinde,elin kolun zulüm görenlere uzanamıyorsa,hiçbir şey yapamıyorsan,
Allah için düşüncelerinle başla işe..
Bunu huzuruna çıkacağın yaratıcın için yap…
Neden bu kötülüğe izin veriyor deme ..
Onun karşısında şeytan da sensin melekte..Kötülüğe sen izin veriyorsun.
O sadece yaratılıştan bitişe kadar ki olan süreçte senin bu savaşta tarafını seçmeni,
Saf sevgiyle hareket ederek kendisine ulaşmanı bekliyor…

Cansel Işık/Manyakaşkıngelini

Paylaş

Kuantum Murphy’i Hep Geçer

İyi şeyler düşünün iyi şeyler olsun dediklerinde, düşüncelerinizle yönetmeyi öğrenin dediklerinde çevremde gözlemlediğim şu ki; bu konuda birçoğunca eksik yapılan bir şeyler var.

Birçok insanın son zamanlarda ekonomik sıkıntısı mevcut olduğu için, bunu maalesef sebepli olarak, çoğunlukta para üzerinde uyguluyorlar.

Eksiklikleri açıklamam gerekirse şöyle ki; siz cüzdanınızda olmayan 1000 TL yi düşünmeyi seçiyorsunuz ve sonra kalkıp cüzdanınıza baktığınızda o sahip olmak istediğiniz 1000 TL yi orada görmek istiyorsunuz…

Göremeyince sisteme küfredip, umudunuzu kırıyor negatif düşünmeye başlıyorsunuz. Çark duruyor ve doğurganlığını başlatamıyor. Sistem yaratıcının sistemidir oysa. Dualar gibi düşünün sistemi. Kâinatı yaratan yaratıcıya vefalı bir aşkınız ve inancınız olmalı öncelikle. Yaratıcınıza inanmadan kendinize inanmanızın mümkün olmadığını da düşünün. Kendinize inanıyorsanız yaratıcıya da inanıyorsunuzdur. Çünkü evrenin gücü ve düşüncenin gücü yaratıcımızın gücüdür.

Şunu en başta bilmekte fayda var;

Anında o 1000 TL yi sihirli bir el ya da görünmeyen bir canlı gelip sizin cüzdanınıza koymaz, ama iste ve sahip ol kuralına göre zihniniz istediğiniz şeyi size getirir.

Bunu daha çok olaylar ve çevrenizdeki enerjiler vasıtasıyla yapar.Denemelisiniz,deneyimleyince  bana hak vereceksiniz.

Şöyle ki; Bir arkadaşınıza daha önce borç vermişsinizdir, siz cüzdanınızda olmayan parayı düşündükçe, bir kaç gün içinde  o vaktiyle ödemediği para ile çıkıp gelebilir. Ya da bir arkadaşınıza ziyarete gittiğinizde orada hayırsever birinin olduğunu ve size işlerinizde destek olmak istediğini, size para kazandırmak istediğini görebilirsiniz.

Hedefleriniz bu şekilde, ne istediğinizi bildikçe ve en başta vesveseden uzak, sabırla sükunet içinde gerçekleşecektir.

Mesela bu konuda ben sizlere kendi deneyimimden bir bölüm anlatabilirim. Günlerden bir gün gerçekten param kalmamıştı, hayat arkadaşım iflas etmiş, benimse sağlığım bozulmuş, işsiz kalmıştım.

İnternet üzerinde stres atmak için  başka konular üzerinde araştırmalar yaparken, kafam karışıktı, fark ettim ki   https://www.hayatimdegisti.com/ adlı sitede dolaşmaktayım. Bu arada  yazıda mecburen sitenin de reklamını yapmış oluyoruz ama olsun,insanlara faydalı bilgiler ve rehberlik edecek ise sistemi incelemeniz de de fayda vardır.

Moralim bozuktu işte. Hangi ara o siteye geldiğimin bilincinde bile değildim. Önüme çıkan öyle bir başlıktı ki gerçekten çok enteresandı. Para ve bolluk kategorisi altında birçok telkin cd leri vardı.

Evet, istem dışı https://www.telkincd.com/105-para-&-bolluk-kategori.html sayfasındaydım.

Baktım değişik telkin programları var ve ücretliler. Zaten sıkıntım parasızlıktı, yani bunları parasız temin edemezdim, fakat pes etmedim, o sayfa zihnime, bu konuda başka yerlerde bu yolda bir ışık olabileceği sinyalini vermişti.

Youtube üzerinde gördüğüm ışığın doğrultusunda ilerleyerek, bu konuda videolar aramaya başladım. Bu konuda sayısızca bilgi veren ve uygulatan videolar vardı. Herhangi birini uyguladım.

Sonra ertesi günü facebook platformunda listemden bir arkadaşım, bana merhaba dedikten sonra ne tesadüf ki hiç konusunu bile etmediğim halde, tam da o sayfadaki telkinlerden bahsetmeye başlamıştı bile.

Ne yalan söyleyeyim, yukarıda verdiğim linklerde ücretli satılan telkinleri içimden çok istemiştim, ihtiyacım olanı belirlemiş ve sahip olmak istemiştim. Lakin keşke demedim, ya da mümkün değil alamam gibi negatif düşüncede bulunmadım.

Evet, param yoktu ama bu hiçbir zaman olmayacağı anlamına da gelmezdi.

Çok enteresandı gerçekten 🙂 arkadaşım ne verdi dersiniz?

Tam da o sayfadan temin etmek istediğim telkin dosyalarından bir kaç tanesini vermişti. Bu bir tesadüf değil asla.Düşüncemin çekip getirdikleri diyebilirim.

Kendisi ücretli aldığı için başkalarına vermememi, bana bunu içinden gelerek hediye etmek istediğini söylemişti. O an dünyalar benim oldu tabi ki. “Parayı kendine çek” adlı telkinleri artık  almıştım, geriye uygulayarak hayata geçirmek kalmıştı.

İlk başta çok istediğim bir şeyin başka kanalla bana ulaşmasına şahit olunca, aynen tarif edildiği gibi inanarak 21 gün niyetiyle uygulamaya başladım, o kadar çok istiyordum ki, biraz da meraktan dolayı derinden inanarak dinlemeye başladım.

Telkin müziklerini ev içinde sesini açıp bırakıyordum, sonra bilgisayarımda çalışırken kulaklık versiyonunu dinliyordum.

Evet, beklediğim ama kendi haline bıraktığım isteğimde, daha ilk günlerde tuhaf bir gelişmeyle karşılaştım, telkinlerin bana geliş durumunu ben para olarak değerlendirdim, çünkü onlara sahip olmam için para gerekliydi. Hatta bu gelişmeler karşısında;

“Bu sonuçlar için daha erken değil mi ya ?” dedim içimden.

Ertesi gün öğlene doğru telefonum çaldı, cevap verdiğimde telefonun ucunda Ankara Ziraat bankasından banka genel müdürü vardı. Şaka sanmıştım. Adımı teyit ettikten sonra bankalarına yıllar önce bir miktar para yatırdığımı ve 10 yılı doldurmak üzere olduğunu, yüklü bir miktara ulaştığını, parayı çekmem gerektiğini, çekmediğim takdirde paranın hazineye kalacağını  söylüyordu. Şoka girmiş, ardına da kendimi tutamamış  çığlık atmıştım, o sırada genel müdür de sevincime ortak olup gülmüştü.

“Ya şaka değil, değil mi” dedim.

Genel müdür” neden şaka olsun, siz yatırmışsınız bu parayı, sanırım unuttunuz yatırdığınızı. Yalnız bu parayı alabilmeniz için hesap cüzdanınızla, oturduğunuz şehirdeki bankaya gitmeniz lazım, giderken cüzdanınızı mutlaka götürmelisiniz, unutmayın yoksa alamazsınız” dedi.

“Peki, ne kadar meblağ olmuş” dedim.

“Sürpriz olsun, gidince bir kez daha sevinin, zaten parayı alınca beni bir daha arayacaksınız” diyerek bana mutlu günler dilemiş, kapatmıştı telefonu.

Bir an düşündüm, iyi de çok zaman geçmişti, hesap cüzdanım cidden ortada yoktu. Üstelik kayıptı bile. Sakin olup tekrar düşündüğümde hafızama vizyonlar gelmeye başladı. Tabi hatırladığım her dolaba, çekmeceye bakmaya başladım ve nihayet en son bulmuştum.

Hemen ertesi günü bankaya gidip, konunun detayını gittiğim bankanın müdürüne aktardığımda, bilgisayarının ekranından kontrol edip bana gülümsemişti.

Heyecanla bayan müdürün suratına bakıyordum. Hesap cüzdanımı masaya bıraktığımda bayan müdür  “Aman tanrım bunlar çok eski cüzdanlar, sahiden unuttunuz mu? Çok uzun yıl olmuş, 30 bin TL paranız var şu an, artık yeni cüzdanlarımız var, cüzdanınızı yenileyelim bekleyin” dediğinde gözlerim fıldır, fıldır oynamaya başladı tabi.

Çok mutlu olmuştum. Hâlbuki geçmişte yatırdığım meblağ çok ufak bir paraydı. Orada bana yatırdığım anaparayı verselerdi hiç işimi bile görmezdi.

Anladım ki bir kez daha iste ve sahip ol kuralının çekim yasasıyla işleme sistemi işte buydu.

Hani derler ya ; “Sen doğru istedikten sonra Allah sana neden vermesin? ”

Çok doğrudur bu. Dualarda böyledir işte.

Kural der ki;

Dilemek,

Bir şeyin olabileceğini sanmak,

Arzu etmek ile zihninizin amaçlarını gerçekleştirmesi arasında bir fark vardır.

Yine kural der ki ; “Zihin siz ona inandıkça korkunç derecede itaatkârdır, ondan ne isterseniz yerine getirecektir.

Yeter ki doğru şekilde isteme şekli olsun” der.

Çünkü Kuantum düşünceye göre  ne düşünürsek onu yaşarız ve ne düşünürsek o oluruz.

Mesela olmasını istediklerimiz konusunda  Edward Murphy’nin kanunlarına bakarsak “bir şeyin olma olasılığı, isteme olasılığı ile ters orantılıdır.” der. Ya da “Ne zaman  bir şeyden vazgeçseniz, vazgeçtiğiniz o şey size geri gelir.” der…

Murphy kanunlarını onaylıyor muyum? Hayır, bu sözünü onaylamadığım gibi birçoğunu onaylamıyorum. Neden birçoğunu onaylamıyorum, çünkü  Murphy tamamı ile negatif düşünce sonucu gelişen olumsuzlukların etkisinde kalarak bu kanunları koymuştur. Muhtemelen her deneyim sonrası bunlara kaygılar ve endişelerde eklenmiştir. Bana göre ise;  düşünce bir güçtür, eğer istemlerinizde kaygılar varsa, tüm kalbinizle inandıklarınız ancak o zaman istediğiniz yönde gerçekleşmeyebilir. Yaşamınızdaki olaylar ve etrafınızdaki deneyimler, yaşamınıza sokmayı seçtiğiniz şeylerin sonucudur.

Murphy’nin şu hikayesini genellikle birçoğunuz bilirsiniz. Murphy , gerginlik ölçen algılayıcılar da kablolamadan doğan sürekli hatalardan bıktığı için kablolamayı yapan teknisyene çok sinirlenmiş ve kızmıştır. Teknisyen için “bir işi yanlış yapmanın bir yolu varsa, bu adam onu mutlaka bulur” diyerek öfkesini belirtmiştir. Buradan da anlıyoruz ki öfke ve kızgınlık negatif enerjidir. Negatif enerji de olumsuzlukların ana sebebidir. Murphy için bu teknisyen adam  yapılan hataların kaynağıdır. Ve Murphy’nin bilinçaltında oluşturduğu  çekirdek inancı budur. Murphy çekirdek inancında ki bu olumsuz inancı değiştirmedikçe bu yüzden hata kaynağındaki olumsuzluğu ve o adam üstündeki terslikleri sürekli hayatına çekecektir. Çünkü Murphy istem dışı da olsa zihninden olumsuz sonuçlar beklemektedir. Yani zihin; iste ve sahip ol kuralını devreye çekim yasasıyla beraber soktuğu için Murphy, başarısızlıkları ve şanssızlıkları yine yasanın işleyişine göre yaşamıştır.

Murphy’nin hayatına baktığımız zaman, hayatı genelde başarısızlıklar veya şanssızlıklar üzerine yoğunlaşmıştır ve bu sebepten de olumsuzluklarla dolu olan  kendi hayatından  edindiği tecrübeleri iş arkadaşları ile paylaşmıştır. Murphy  arkadaşları tarafından bu durumlarıyla komedi potansiyeli olarak görülmüştür.Bu sebeple  arkadaşları  Murphy’nin cümlelerine ve çeşitli varyasyonlarına “Murphy’nin Kanunları” adını vermişlerdir.  Çevremizde çoğu zaman olumsuzluk karşısında elinden bir şey gelmeyeceğini düşünen insanlar da kendilerini işte Murphy’nin bu bıraktığı sözleriyle teselli etmişlerdir.

Murphy’e göre;

“Olumsuz beklentiler olumsuz sonuçlara götürür. Olumlu beklentiler de olumsuz sonuçlara götürür.”

Kuantum düşünce ise; olumsuz beklentilerin olumsuz sonuçlara götürmesini kabul ederken, olumlu beklentilerin de yine olumsuz sonuçlara götüreceği konusunda tezat düşer.

Asla kabul etmez.

Kuantuma göre Murphy’nin zihni, Murphy neye inanmışsa artık ona itaat etmektedir.

Bakın aynı zamanda  Murphy’nin altın kuralı şunu da söyler;

” Parası olan, kanunu koyar! ”

Doğru mudur bu?

Günümüz şartlarına göre evet doğrudur 🙂

Ayrıca şunu da belirtmem de fayda var diye düşünüyorum,

Bu sistem sadece para için geçerli değildir. Her ne isterseniz isteyin kaygılarınızı öldürün ve isteklerinize öyle hayat verin.

İstediklerinizi yaratıcımıza ulaştırmanız ve hayat bulması dileğiyle…

Sevgiyle kalın…

 

Cansel Işık /Manyakaşkıngelini

Paylaş

Son Kapı

“Kendilerine resul gönderdiğimiz insanlara, resullerinin çağrısına uyup ona göre amel edip etmedikleri hakkında elbette hesap soracağız. Gönderilen o elçilere de, tebliğ edip etmediklerini soracağız.” Araf, 7/6).
 
Eğer siz yaratıcınız olan Allah’ı (Tanrı’yı) biliyorsanız insanların yaratıcısıyla arasına girmeyin.İnsanın Allah’la iletişimlerini kesecek,soğutacak eylemlerden kaçının.Nitekim 4 kitap adına yaratılmışlara gönderilmiş elçiler gerçeği vardır.Elçisini bilen bırakın kainatta elçisinin peşinden gitsin.Çünkü kişinin kavmini bilip de sevmesi Allah katında suç teşkil etmez,bilakis insanın kavmini sevmesi ve sahiplenmesi güzel bir şeydir.
Ve şunu hatırlayın ki her canlı için son kapı Allah’ın huzurudur.
Lakin yaratıcı, insanın kavmine ve inancına olan sevgisi için ; “Kim ki kendi kavmine(soyuna) olan sevgisinden ötürü başka kavimlere asabiyet,ırkçılık ve zorbalık yapıyorsa onu kavminizin içinde  uyarın,durdurun.Durduramıyorsanız sahip çıkmayın,destek olmayın ve dışlayın.
Aksi takdirde sahip çıkarsanız, onun kendi soyu ve inancı için,kendisi dışında yarattığım ve farklı elçiler gönderdiğim, farklı soylara sahip olan kullarıma zulmetmesine yardımcı olmuş olursunuz.” diyor.
Ayrıca herhangi bir konuda yaratıcısına karşı isyan edip kendi nefsine zulmetmiş bir yakınını sevip sahip çıkmakta iman kardeşliği için pek selametli davranış değildir.
 
Bu sebepten ben kimselerin ırkına ve inançlarına saldıranları hoş karşılamayan biriyim.
Elçisini bilen bırakın kainatta elçisinin peşinden gitsin.
İnançlarının uğruna başkalarına zulmetmedikçe elçilerinin getirdiği amelleri yerine getirsinler.Karışmayın.
Elçilerinin peşinden gitmeliler,soylarına ve inançlarına sahip çıkmalılar.
Çünkü bunu çeşit çeşit ırktan yarattığı ve peygamberler gönderdiği insanlardan,
kainatın yaratıcısı istemiştir.
Ne dedik ; HER KAVİM VE CANLI İÇİN SON KAPI ALLAH’IN (TANRI’NIN) HUZURUNA AÇILACAKTIR.
Cansel Işık/Manyakaşkıngelini
Paylaş

Narsist Burjuva Nöbeti

 

Hep duyarım. Aldığı eğitimin kalitesinden, yaşamının en sefil ve ezik döneminde, döneminin burjuva rüzgarından etkilenmiş ,kabul edilememe korkusuyla, okuduğu kitap sayısından, dinlediği müzik tarzına kadar, kendini entel dantel kariyer zirvesinde görüp, toplumdan soyutlayarak yaşamış, kendini bilgelikle etiketleyerek kendinden başkalarını beğenmeyerek yaşamış insanlara her zaman çok üzülmüşümdür.

Çünkü yaşam seçtikleri çizgide otomatikman yalnızlığı kendilerine hediye etmeye başlar ve kendilerini soyutlayarak kalite olarak ayırsalar da her insan gibi onlar da vesvese denilen illetin kucağına düşerler.

Narsist bir duygunun esiri olduklarından ötürü bulundukları durumu da kabullenemiyorlar, topluma uyum sağlayamadıkları için de kendilerini tedavi etmek için mutluluk ustalığına soyunuyorlar.

Geçmişlerinden getirdikleri bilgilerle dışladıkları toplumun bireylerine bilgece tutunmaya çalışıyorlar. Beni üzen tarafı bu.. Sanırım mutsuzken topluma mutluluk ustalığı yapmak ve bilgelik taslamak da böyle bir şey…

Mutlu bir varlıksan; toplumun sana ihtiyacı vardır, onları dışlamadan, ezmeden, sınıflandırmadan mutsuzluklarına odaklanabilirsin..

Fakat mutsuz isen özünle yüzleşerek önce kendi iç dünyanın mutluluğunu inşa etmelisin. Biraz inziva biraz da inşirah..

 

Cansel Işık/Manyakaşkıngelini

Paylaş

Hasta Dünya İnsanı

 

Davranışı her ne kadar bilinçdışı belirlese de zihinsel sağlık sorunlarıyla mücadele eden insanların artık kendilerini kamufle etme ihtiyacı duyduklarını gözlemliyorum…

Bu durum bizim ülkemizde daha berbat bir durumda. Ağlayana “ne kadar da zayıfsın ,çok gülene sen iyi değilsin” diyen bir toplumuz. Dil düşünceden daha çok tehlikeli diyebilirim. Düşünce zihnin derinliklerinden gelirken zihinde kalırsa bir sakıncası yok da dile dökülürse dil kötü düşünceler için potansiyel tehlikedir.

Atalarımız boşuna dememiş “eline, diline, beline sahip ol” diye. Ama dinleyen nerdeee?

Acaba insanların dilleri olmasaydı sadece beden diliyle anlaşabilirler miydi?

Neden anlaşamasın ki,üstelik Dünya üzerinde kullanılan bir işaret dili bile mevcutken .

Neyse …

Konumuz; bu dünyada ki hayatı güzelleştirecek insan tipleri. Dünyamızın uzun zaman öncesinde altın çağ denilen döneme girmişliği vesilesiyle şu zamanlarda onlardan bahsetmemek tabi ki olmaz.

Ruhsal olarak uyanmış ve ruhsal olarak gelişmiş telepatik iletişimin çalışma şeklini kavramış, spiritüel tekamüle ermiş, kozmolojik seyahati başarmış 3 cü boyuttan 4 cü boyuta geçerek bilgiye erişmiş yüksek titreşimli insanlar.

Sayıları çok az olsa da hasta olan dünya insanını düşünsel, moral ve ruhi destekle yaşamda tutmaya çalışıyorlar. Ne güzel değil mi ?

Buraya kadar kulağa hoş manzaralar.

Dünya insanı ise gerçekten hasta,sürekli bir umutsuz,sürekli bir şüpheci,uyumsuz,iyilik kabul etmez tavırlar,asabiyet,oto-kontrolsüz,negatif enerjilere meydan okuyacağına sürekli bir olumsuzluklara teslimiyetçi,acınası küçük Emrah tiplemeleri,Halil Sezai’den incir reçeli isyaaaan tiplemeleri,böyle sürekli uyuşmak ve uyumak talepleri,morfinsel arzular,alkol şişeleriyle dans etmeler,votka ile yapay enerjilerin çiftleşme sahnesinden patlayarak çıkan,nirvanada küfrün 7 kategorisiyle kafa arama havaları derken bonzailer,pembeler,şekerler,sentetikler bunlardan bahsederken bile yüzüm buruştu ?

Fikirler,anılar veya uyarıcılar bilinçli zihnin dayanma gücünü aşacak şekilde bunaltıcı veya uygunsuz hale geldiklerinde bastırılıyorlar.İç güdüsel itkilerimizin yanına,bilincin erişemeyeceği şekilde maalesef bilinçdışımıza depolanıyorlar.Bilinçdışı dediğimiz ise insanın düşünce ve davranışlarını sessizce yönetmeye başlıyor.Bilinçli ve bilinçdışı düşünceler arasında bir fark vardır.İşte o fark her ne ise dünya insanında ruhsal gerilim dediğimizi doğurmaktadır..Dünya insanı iç dünya ve dış dünyanın karmaşasında suçluluk ve yetersizlik duygusu ile kendini cezalandırma dürtüsüne kapılmış durumda.Ruhsal gerilimin esaretinde kalan hasta dünya insanı,bu sebepten sürekli bir hareketlilik halinde yaşıyor,istem dışı dürtülerle de ruhsal ve bedensel olarak boşalım kanallarını zorlamaya başlıyor.

Pskilojiye göre İtkiler davranışlarımızı yönetir,bizi temel gereksinimlerimizi tatmin etmeyi vaat eden seçimler yapmaya yöneltir.İtkiler sağ kalmamızı garanti ederler.Yiyecek ve suya gereksinim,türümüzün devamını garanti eden seks arzusu,sıcaklık,korunma ve arkadaş bulma ihtiyacı gibi.

Yukarıdaki paragrafta sürekli bir umutsuz,sürekli bir şüpheci,uyumsuz,iyilik kabul etmez tavırlar,asabiyet,oto-kontrolsüz diyerek bahsettiğim hasta dünya insanını anlayabilmek için insan zihnindeki katmanların görevlerini iyi bilmek gerekir.İnsan zihninde bilinç,ön bilinç,bilinçdışı olmak üzere 3 katman varken diğer yapısında da ego,Id ve süperego denilen katmanlar mevcuttur.Hasta olan bir dünya insanı ise bu katmanlarla ilgilenmez istem dışı dürtüleriyle ruhsal ve bedensel olarak boşalım kanalı arayışına başlar.

Hayır hayır düşündüğünüz gibi değil.Kesinlikle hasta dünya insanını psikiyatrik ilaçlar düzeltemeyecektir.Nasıl ki alkol ve uyuşturucu kullanan kişilerin beynindeki Alfa – Beta – Gama – Delta – Teta frekansları kapalı oluyorsa,psikiyatrik ilaçlarda frekansları kapatır.İşte tam da böyle durum da ilaçlar yerine ruhsal olarak uyanmış ve ruhsal olarak gelişmiş telepatik iletişimin çalışma şeklini kavramış,spiritüel tekamüle ermiş,kozmolojik seyahati başarmış yüksek titreşimli insanlar devreye girmelidir.

Bana göre dünya içi yaşamda psikiyatrik ilaçlarla ruhların perdeleri sonsuz bir karanlığa mahkum edilmektedir.Hastalığın ilk evresinde bilinçli olan insan ruhu aslında bilginin ve ruhsal kimliğinin farkında olsa psikiyatrik ilaçlara sığınmadan kendini iyileştirebilecek güce sahiptir.Nasıl mı ?

Makro ve mikro kozmos (Evren ve İnsan) kavramını öğrenerek.

Çünkü İnsan mikro kozmos; Kozmos Makro İnsan’dır .

Cansel Işık/Manyakaşkıngelini

Paylaş

Her Bilgi Doğru Bilgi Değildir

Artık şunu biliyorum ki ; dünya denilen yerde doğru bilgilerin akıtıldığı insanlar var ki; onların çoğunluğu bir kaçı dışında gerçekten susuyor,cehalet bu yüzden konuşuyor.
İnsan denilen canlı gündelik yaşadığı yaşamında koca bir tiyatro izleyerek kötüler tarafından uyuşturulurken,bu insanlardan sadece şuurlarının üstüne geçebilenler,auraları geniş olanlar ve kötü enerjiden arınabilenler,temizlenebilenler bilgi akışının devamı için bilgi merkezince bilgilendirilmeye devam ediliyor.
Gündelik yaşam tiyatrosuyla kafası meşgul edilen insanların bu yüzden bildikleri kendilerine yetmiyor.Bildikleri kendilerine yetmiyor çünkü mutsuz, depresif, stresli ve gergin yaşamlara mahkum edilmiş haldeler.
Doğru bilgi,ancak kendisine uygun enerji ortamını hissettiği zaman doğru kişiyi yakalayabiliyor.
Bana göre her bilgi doğru bilgi de değildir aynı zamanda.
Ve ne kadar sorgularsan sorgula doğru bilgi negatif enerjinin yoğun olduğu gerilimli atmosferlerde aktif olmaz.Negatif enerji kötü enerjidir ve evrendeki bütün kötü ırklar bu enerjiden beslenerek yaşam alanlarını genişletirler.Negatif enerji aynı zamanda İnsan için radyasyon demektir ve radyasyon her canlının biyolojik olarak DNA sını nasıl bozuyorsa,sağlıklı bir bedeni 2.5 – 6 Gy ( 2 500 – 6000 mGy) dozu ile nasıl kısırlaştırıyorsa,sağlıklı zihinlere ulaşması gereken doğru bilgileri de bozar..
Ve insanlardaki gözlemlediğimiz düşüncede ki kısırlık ve kabızlık diye nitelendirdiğimiz durumların ana nedeni budur.Düşüncede kısırlık ve kabızlık yaşayan kişiler kötü enerjilerin etkisiyle hem doğru bilgiye ulaşamıyorlar hem de cehaletin çizgisinden kurtulamıyorlar.

Bazı kişilere şaka gibi gelse de ülkeler arası savaşlar, sokak isyanları, yaşanan depremler(tektonik enerji patlaması),biyolojik savaşlar sonucu çoğalan hastalıklar,diplomatik ve ekonomik krizler,mutsuz, depresif, stresli ve gergin yaşamlar ,maalesef kötü durumların yaşanmasına neden olan negatif enerjiyi daha üst boyutlara taşımış ateşlemiştir.
Bu durum DNA sı bozulmuş,düşünemeyen insan ile de körüklenmiş, toplum sağlığını ve hareketlerini etkisi altına almıştır..Sonuç olarak kendisini var edebilecek güçte olan insan,hem kendisini hem de yaşadığı gezegeni negatif enerji ile besleyerek yok edebilecek duruma gelmiştir.Çünkü kendisini negatif enerjiden korumasını bilmeyen bir canlı yaşadığı gezegeni asla koruyamaz.
Ey insan !!
Kendini ve yaşadığın gezegeni koruyabilmek için doğru bilgiye ihtiyacın var.Dünyaya üç yaşında bir çocuğun gözlerindeki ışıltı ile bakmadığın sürece bu konuda ki ihtiyacın olan doğru bilgiler asla sana gelmeyecek.
Ülkeni seviyorsan,bir ülkem olsun derdiyle çatışmalara giriyorsan, önce yaratıcının kudretine inan ve yaratıcının senin dışında yarattığı tüm yaratılmışlara pozitif enerji ile yaklaş.
İçinde öfke ve korku varken,dışından yapmacık bir gülümseme ve endişeli bir kabulleniş ile asla pozitif enerji üretemezsin.
Çoğunluğun güttüğü düşünce ve hareketler doğrudur diye bir kaide yok.Yaratıcının sana bahşettiği aklını araştırmaya ve okumaya kullan.

İnsan dünyayı yok etmeye programlanmış bir canlı bombadır aslında.. Dünyayı imha etmektense doğru bilgiye ulaşarak üzerindeki bombayı imha et.Çünkü bu senin sorumluluğun.
O zaman ülkende olur yaşamını sürdürebileceğin gezegeninde.

Cansel Işık/Manyakaşkıngelini

Facebook'ta Paylaş

Paylaş

Ey İNSAN !!

Ey İnsan;
Hizmet üretimi sırasında ortaya konan insan kaynağıymış EMEK…
Adem’in de en değer vermediğidir aynı zamanda…
Ve İnsanı yıldıran,bezdiren,şevkini kıran ve kolay kolay düzeltemeyeceğimiz sorunlardan biri de bu…

Sizler de yaşadığınız yaşamda emek verdiğiniz ve insanlık için ürettiğiniz elle tutulur, gözle görülür somut olsun,soyut olsun varsa emekleriniz mutlaka İnternet dünyasını tercih etmektesiniz.Bir çoğu sıradan kullanıcı iken,bir çoğunuz araştırıyor,bir çoğunuz elinizin,bileğinizin ve beyninizin gücüyle zor şartlarda üretmek için yine İnternet’i kullanıyorsunuz.Çünkü çağımız İnternet çağı ve insanlara ulaşma alanı yine İnternet.
İnternet’in kötü yanlarından çok, iyi yanlarını da düşünerek hareket ederseniz,yaşamak istemediğiniz bir şeyi karşınızdakilere de yaşatmazsanız karşılıklı üretimin hem verimini alırsınız,hem de emeklerinizin karşılığını.

Yaşamda emeklerinizin hak ettiği yeri bulmasını istiyorsanız,etrafınızda ki emek veren başka canlılara da dikkat edip destek olmalısınız..
Zincirleme bir yasadır bu..İyimser olursun,verici olursun,üretici olursun,destekçi olursun,döner dolaşır olduğun kadar sana destek olanları da,seni sevenleri de karşında bulursun.Bulamadığında yılma ve pes etme..Kötümser olma.Beklediğin kişilerden değil beklemediğin kişilerden bulacaksın..

Empati ile düşünün karşınıza çıkan hadiseleri ve kişileri.
Değer yargılarınızı empatiden sonra çalıştırın.
Kişi kendinden bilir her şeyi.
Şu dünyada kolay bir şey yoktur.Hele emeksiz hiçbir şey yoktur.
Aşk bile yoktur.
Bu yüzdendir hepimizin söylediği bir nakarat vardır ve bilirsiniz hepiniz.
“Emeğe saygı” dediğimiz sözün içeriği de bu anlattıklarımı barındırır..
Sağlıklı bir ruh haline sahip olan İNSAN vakıf olduğu bir şeyde emek olduğunu hissetmişse, beğense de beğenmese de bir bütün olarak emeğe saygı göstermelidir.

Bunu neden yazma gereği duydum bazıları için attığımız adımları,yazdığımız her satırın parantez açıklamasını da yapmamız gerekebilir,açıklayayım.
ATLAS UFO UZAY BİLİMLERİ VE DÜNYA DIŞI YAŞAMI ARAŞTIRMA MERKEZİ nin kurucusu arkadaşımız,insanlık için haddinden fazla emek vererek,aklınızın alamayacağı bilgileri canlı olarak İnternet aracılığıyla öyle kendi görüntüsüyle falan da değil,uzayın bilmediğimiz derin boşluklarından görüntüler alarak hiç bıkmadan,fotoğraflara ya da anlatımlara kimse inanmaz diyerek canlı olarak kendi sesiyle cihazlarıyla çekimler yaparak bizlere taşıdı aylarca.
Kötü enerjilere maruz kalsa da yılmadı.İşte bu emektir.

Halbuki bu yayınlar ciddiye alınırsa bir çok araştırmacı yazara da kaynaktır aynı zamanda.
Fakat sırf bu değindiğim konu yüzünden arkadaşımız çalışmalarını durdurdu.Ve bu araştırmaları destekleyen,bu araştırmalara katılan bizleri de maalesef bu durum oldukça üzdü..
İnsanlık için hiçbir ücret almadan bu şekilde emek harcayanlarınız var ise bunun ne demek olduğunu iyi bilirsiniz.

Ne kadarınız ciddiye alır bilmiyorum diyorum,diyorum çünkü bu durumdan bir tek o arkadaşımız değil bir çoğumuz muzdarip durumdayız.
İnsanı yıldıran,bezdiren,şevkini kıran ve kolay kolay düzeltemeyeceğimiz sorunları şu faydasını gördüğümüz İnternet denilen alanda yaşamamak ve birbirlerimize yaşatmamak dileğiyle diyorum..

 

Cansel Işık/Manyakaşkıngelini

Facebook'ta Paylaş

 

Paylaş

Dört Milyon Yıl Önce Kimdiniz ?

“Tanrı,Allah,Yaratıcı güç”

İnsan evrenden alabileceği bilgiyi inanmadığı sürece hiçbir zaman alamaz. İnanmaya başladığı andan itibaren bilgi akışı başlar.

İnsanın yaratıcı güç hakkında alabileceği bilginin bile sadece belirli bir yüzdesi vardır.Bu sebeple “insan her şeyi biliyorum” dese de aslında her şeyi bilmediğinin farkında bile değildir.Ruhumuzun cinsiyeti yok.

Ve her birimiz yaratıcı gücün bir parçasıyız.Bu yüzden Ruh bilgiyi aktaran enerjinin ta kendisidir.Buna inanmaya başladığımız andan itibaren sezgilerimiz açılır.
Beynimizde sezgilerimize yardımcı olan ve bu görevi üstlenen minicik bir organımız vardır.
Epifiz bezi ya da diğer adıyla pineal bezi veyahutta üçüncü göz dediğimiz o küçücük organ hissettiklerimiz hakkında bizi araştırmaya zorlar.

Eğer ışık ve karanlığı iki uç düşünürsek,ışıktan karanlığa doğru oluşturulmuş sonsuz bir havuzdadır ulaşmaya çalıştığımız bilgi.
Bu bilginin belirli bir yüzdesine,yani izin verildiği kadarına erişmiş olanlar öncelikle Tanrı’ nın istediği gibi Tanrı ile bir olmayı,birlikte olmayı kabul etmişlerdir ve yüksek benliği kavramışlardır.
Ruhsal evrimlerini tamamladıktan sonra da ruhsal olgunluk aşamasına geçmişlerdir.
Yaratıcı gücün gezegenimizde ayakta tuttuğu muhteşem bir sistemi var.

Sistem “Sevgi” ile işliyor.Bu sistemin temel ilkesine aykırı olanlara ise perde hiçbir zaman açılamamaktadır.
Ruhlarımızda denge ve şefkat olmazsa yaratıcı güçten ruhumuza kim olduğumuza dair bilgi aktarımı ve kaynak maalesef gelmiyor.
Ruhumuzun cinsiyeti yok ise ve ruh bilgiyi bedenler arası aktaran enerjinin ta kendisi ise ve her birimiz yaratıcı gücün bir parçasıysak düşünsenize 4 milyon yıl önce kimdiniz ?
Sevgiyle düşünün…

Cansel Işık/Manyakaşkıngelini

Facebook'ta Paylaş

Paylaş

Fitnesi Pisliği Artan Dünya!

 arakanda-budizm-vahseti-devam-ediyor
Yüklediğim görsel de de görüldüğü gibi Budistlerin caniliği gözler önünde…
Budistlerin oldum olası ilginç kıyafetleri, kazıtılmış saçları, ibadet şekilleri, törenleri, yaşadıkları yerler, yoga ve meditasyon gibi garip uygulamalarına bugüne bugün ben kendi halinde hiçbir Müslümanın karıştığını görmedim daha.
Bugün Kuran okuyarak dünya birincisi seçilen bir çocuk, sırf Kuran okudu diye pabucumun Budistleri tarafından vahşice öldürülüyorsa
Anlarım ki, işgüzar Deccal’in İslamiyet ve Müslümanlıktan rahatsızlığı sonucu,dünyada ki her hesap,her oyun ve kurulan kumpaslar kainatta oluşturulmaya çalışılan bu nefret, İslam ülkeleri ve Müslümanlar içindir.
 
Halbuki Budist rahiplere öğretilen ahlaki ilkeler arasında en önde geleni öldürmeme ilkesidir.
Sri Lanka ve Birmanya ülkelerinde bu durum apaçık ortadadır.
İki ülkede de yaşanmış  bir İslami tehdit yoktur.
Ve Müslümanlar barışçıl tavırlarla  azınlıktadır.
 
Aslında insan zihni, şu sorunun peşine düşünce cevabı buluyor.
 
Neden Budist rahipler halkı Müslümanlara karşı kışkırtan konuşmalar yapıyor ve hatta onlarca kişinin öldürüldüğü olaylara şahsen katılıyor?
 
Bana göre cevabı ;Deccal’in dinsel kışkırtması…
 
 
Ama burada beni her daim titreten ve değişmeyen tek bir gerçek vardır ki ;
Doğu,Batı,Güney,Kuzey fark etmez bu dünyanın her tarafında çocuk,her daim çocuktur.

 

? Fitnesi,pisliği artan dünya, senin suçun olmasa da,
son denen yere dünyalıların büyük çabalarıyla yaklaşıyorsun galiba.

Cansel Işık/Manyakaşkıngelini

Facebook'ta Paylaş

Paylaş

O Güzel Gözlerin Var Ya Kainat Demek Aslında

gözler kainat2
Bazen sokağa çıktığımda gerçekten ruhsuz, sevimsiz ve korkunç bakışlı insanlarla karşılaşıyorum.Gözlerine bakınca içlerindeki o canavar karakteri algılayabiliyorum.
Bazıları bu anlattıklarımı önemser,bazıları önemsemez peyderpey yaşar gider.
“Acaba evlerinde eşlerine karşı,çocuklarına karşı nasıllardır ya da iş arkadaşlarına karşı nasıllardır ? Yoksa yaşamları çok mu ağır,mutsuzlar mı ?” diye sorgular geçer zihnimden. İstemsiz bir şekilde,bir tarayıcı gibi insanların gözlerini iki saniyede tarar gözlerim.
 
Hayır bunlar yaşamın ağırlığının mutsuz ettiği insanlar değillerdir.Yaşamın ağırlığı onlar için sadece sığınmak için bir nedendir.
İçten fesat,kinci ve şerli yanlarını etrafındakilere karşı çakma kibarlıkla saklamaya çalışsalar da,benim ruh perim nedense o simalardan hiç hoşlanmaz.
Çoğunlukta böyle durumlarda bir antipati,gerginlik oluşuyor, eminim bu bir çoğunuzda da oluyordur.
 
Etrafınıza bakın.nice ağır şartlarda çalışıp hayatında yolunda gitmeyen,onca işleri olan insanlar vardır ve buna rağmen gözlerinde pırıl pırıl bir ışıltı,sıcakkanlılık,samimiyet ve gerçek gülümseme vardır.
Şimdi “sana ne bundan,kendine bak” diyenler de olabilir.Kendime bakmadan hiçbir konuyu dile getirmem zaten ben.
Eğer ben yaşadığım toplumun bir bireyi isem ve bu beni etkiliyorsa ki etkiliyor,o yüzden bana ne diyemediğim konulardan biridir bu konu.
 
Şöyle düşünün ;
Deprem gibi mesela..İki tektonik levha birbirini itmeye başlarsa zamanla bir gerginlik oluşur ve bu gerginlik git gide artar. Levhaları meydana getiren kayaların bu gerginliğe dayanamayarak kırılmasıyla depremler meydana gelir.
İnsanlar arasında ki ruhsal iletişim de böyledir.
Suratında meymenet yok dediğiniz insanların ruhunuzda silinmeyecek izler bırakması ve kendinizi afet bölgesi gibi hissetmenize neden olması, ilk görüşte oluşan o iticilik kuvvetini ciddiye almayıp,sizin tedbirsiz davranmış olmanızdan kaynaklıdır..En iyi alınacak tedbir ne derseniz ; bana göre iki saniyeden fazla göz göze gelmemek,enerji kapsamlarına girmemektir.
 
Bana soruyorlar bazen;
“Sence güzellik nedir” diye.
Benim için insanda güzellik demek; dış görünüş,giyim kuşamdan ziyade tebessümün ne kadar yakıştığı ve gerçek olduğudur.
Gözlerinin içi gülen insanlar güzel insanlardır..Ruhları gözlerinin içinden gülümser onların…Çünkü yüz ve beden değil,ruhtur asıl güzel olan.
Mesela gülümsemesi ekşi ve kırık olandan,donuk ve asık suratlılardan korkarım ben,kanım kaynamaz, negatif enerjiler hücum eder ruhuma ve üzerimde yoğunlaşan gerginlikten dolayı asla konuşamam.
Başıma ağrılar girer.İşte bu; ruhsal iletişimde gerçekleşecek olan bir depremin sinyali demektir.
 
Bunların tam tersi nice yüzler de vardır ki gayet sempatik,sevimli ve alımlıdır.Güzel ve çekici görünürler insan gözüne.Aslında o derece devasa güzellikleri de yoktur simalarında.
Dedim ya ruhları gözlerinin içinden gülümser onların…Ve bize güzel görünürler.
“Ne hoş biri,ne kadar sempatik,ne kadar sıcakkanlı” deriz.
Harbiden de insan bu tür simaları görünce içi açılıyor.
 
Düşünsenize sabah kalktınız,güneşin ilk ışıklarıyla spor yapmak için dışarı çıktınız.Sporunuzun bitme saatine dek enerjiniz harika ve pozitifsiniz,adeta kendinizi kendi çabanızla yenilediniz.
Üstüne bu ruhsuz, sevimsiz ve korkunç bakışlı insanlarla günün başlangıcında karşılaştınız ve göz göze geldiniz.O nasıl bir ağırlıktır ki hiçbir işiniz rast gitmez.İsteğiniz kırılır,nedensiz bir halsizlik çöker.Hatta etrafınızdaki dostlarınız “havadandır havadan” der sallar geçer ve sizde buna inanırsınız.Hiç aklınıza gelmez o ruhsuz,sevimsiz ve korkunç bakışlı insanla sabah karşılaşmış ve uzun süre göz göze kalmış olduğunuz.
 
Şimdi düşünün hangisi olarak anılmayı tercih ederdiniz ?
Ruhsuz, sevimsiz ve korkunç bakışlı insan olarak anılmak mı ?
Yoksa ne hoş biri,ne kadar sempatik,ne kadar sıcakkanlı dedikleri biri olmak mı ?
O halde sokağa çıkarken,içinizdeki çocuğun ruhunu öldürerek suratınıza taktığınız o maskelere hiç gerek yok.Evinize gelirken ailenize karşı taktığınız maskelere de gerek yok.
 
Çünkü siz ne yaparsanız yapın,ruh gözlerden ben buyum diye fışkıracaktır zaten..
Bu yüzden ruhunuzun şelalesinde oynaşan çocuğu ele geçirecekler diye set örmeye çalışmayın…Aynı şekilde başkalarının ruhunda ki neşeli çocuğu da kıskanarak bencilce karanlıkta bırakmayın.Bu sizi ruhsuzlaştırır ve sevimsiz yapar.
 
Bırakın ruhunuz neşeli ve mutlu olsun,arınsın,gözlerinden etrafına ışık saçsın.Başka ruhlarda ışığınızdan etkilenip evreni aydınlatsın.Eğer kainatın güzelliği,ruhsuz ve sevimsiz insan sayısının azalmasına bağlıysa,bilin ki bunun sırrı sizin gözlerinizde saklıdır.
 
Kainatın güzelliği gözlerinizin içinden,yani bakışlarınızdan gelecektir.
Çünkü sahip olduğunuz o güzel gözleriniz ; aslında kainat demektir.
 
Gözlerinden ışık saçan o içinizdeki çocuğa sevgilerimle.
18767629_10213491918520557_4519821600454650642_n
 
Cansel Işık/Manyakaşkıngelini

Facebook'ta Paylaş

Paylaş

DERDİNİN GAMINI O’na BIRAK

bbdc8522a771bffa3478156808bf5fc0

Ey kendini ararken,fanilerin karanlık kuyusuna düşmüş,ışığını kaybetmiş insan…
Kendini boşuna arama…
Sen; aslında insanlığın derdini kendine dert eylediğin yerdesin…
Kendi derdinin gamıyla inlerken de vesvesenin kölesisin…
Kendi derdinin gamına çöreklendiğin vakit, insanlıktan kopup bittiğin yerdesin.
Nefsin sana mesaj verir der ki; sen ne zaman sefa süreceksin ?
Halbuki senin ışığın,senin sefan, sırlı perdenin ardındadır bilmezsin.Işığa erişenlerden duyar da kime inanacağını bilmez,işitmek istemezsin.
Bilir gibi olursun da içini kemiren vesveselerden ötürü bilmemezlikten gelirsin.
Hep verilmiş sıkıntıları görür de,suallerine yanıt bulamayınca isyan edersin.
Bil ki o sevgili sana sıkıntı veriyorsa; seni sevdiğindendir.Bilir ki sen acı çektikçe bütün fani dünyadan sıyrılıp ona sarılacaksın.
Ve o bilir ki ruhunla beraber her yerin karanlıktadır..O bilir ki karanlıkta sen o’nu arayacaksın.
Ve o bilir ki cennetinden kovulanlar da karanlığın içinden sana doğru gelmekte ve seni kazanmak için türlü illüzyonlarla seni ele geçirmek istemektedir…
Nefsine gelir yerleşir bir iblis ve başlar en çetin savaşın. İblisle girdiğin savaşı bir tek o görür ,bir tek o izler. Unutma, iblise galip gelmek istiyorsan senin bu savaşta tek yardımcın yine Allahtır.Eğer ki ilahi emirlere karşı gelmeye başlarsan iblis kazanır.
Sen de bil ki nefsin bir demirdir,ve demir tavında dövülmelidir. Fani hayat seni dövdükçe,o bilir ki nefsine yerleşen iblisi ezerek ona ulaşacaksın. Nasıl ki etrafından bir insana seslenmeden kendisinin dönüp sana cevap vermesini beklemek akla mantığa ters ise, Hak katında da değerin, Allah’a ne kadar seslendiğin ya da ne kadar içten seslendiğin ile doğru orantılıdır. O’na ulaşınca da o bilir ki karanlıkta kalan her yerin aydınlanacaktır.O yüzden iblisle olan savaşında hep senin kendisini çağırmanı bekler. Bu yüzden senin akli kemalinle kendisine doğru koştuğunu, kapısını çaldığını görmek ister..
Aslında hummalı bir aşktır Allah ile arandaki bağ..Bunu senin keşfetmeni ister..Bu yüzden her vefalı aşık gibi hummasına vefalı bir aşık ister..Unutma ki aşk, güçlü bir bağlılık hissi ve kişisel bağlanma duygusudur.Şeytanı şeytan yapan ise kibirdir.Yeter ki kibrini bırak ve Allah’ın aşkına nail olmasını bil.
Kendince sürekli “Benim içim temiz ve ben dürüstüm” diyorsun,buna rağmen bazı geceler,feryadını duyuramadığını mı düşünüyorsun ?Yoksa sen, her yarattığının çağrısına yetişenin,senin imdadına yetişmeyeceğini mi düşünüyorsun ? Belki de seni tam vefa ile tamamlanamadığın için gözlüyor ve o’na tamamlanarak ulaşmanı bekliyordur.. Şayet vefan da varsa bir kusur bunu sen tamamlayacaksın.
O’na ulaşamıyorsan,neden ulaşamadığının farkında ol.Nefsine ezilip,vesveselere yenilip,iblise eğilip önünü göremediğin için olabilir mi ?
Bu o’na ulaşmayı yeteri kadar isteyip de,sana gönderdiği meleklerine inanıp da isimleriyle çağırmadığın için olabilir mi ?
O’na aşk ile bağlanmaktan,onun aşkının peşinde sürüklenmekten korktuğun için olabilir mi ?
Belki de varlığını inkar edenleri dinleyerek,onlara kısmende olsa kulaklarınla katıldığın içindir.
Eğer nefsinin zevklerine kapılıp da kirlendiğini düşünüyorsan, seni bağışlamasının imkansız olduğunu düşünüyor da utancından tövbe etmeye yüzün varmıyorsa ,işte o vakit iblisin kötü ruhlu çocukları ruhunu ele geçirmek için harekete geçeceklerdir.
Unutma ki kibirli İblise,birinci sura kadar yaşayacağı için nesil verilmiştir. İblisin çocukları ise atalarının istediklerini ve verilen vazifeleri yapmakla görevlidirler.Bu nedenle İblisin çocukları beden ve ruhları ele geçirerek Ademoğullarını inançlarından uzaklaştırıyorlar.
Rablerinin onlara göndermiş olduğu kitapları sürekli çalıp,ele geçirdikleri, yönettikleri ruhlar aracılığı ile ayetleri çıkarlarına göre değiştirip, insanların akıllarını karıştırıyorlar.
Bağırıp çağırmak,tokat atmak gibi cahiliye şiddet adetlerini göze güzel kılıp,musibetleri arttırıyorlar.
Çünkü onlar fitneler çıkararak,İslamiyeti bitirmek ve Ademoğullarını kendi krallıklarına köle yapmak arzusundalar. Şu anda bile yeryüzünde ki en büyük emellerini İblisin hizmetine girmeyi kabul etmiş ruhlar sayesinde yavaş yavaş gerçekleştirmeye başlamış durumdalar.
Etrafına bak ne de çoğaldı ele geçirilmiş ruhlar değil mi ? Oysa uzun zamandır görüyoruz ki Allah’ın korudukları selâmetteler,korumadıkları ise sapıtmış durumdalar.
Şaşkınız yaşadığımız kainatta olup bitenlere.
Buna yaşadığımız dönemlerden örnek vermek gerekirse en basit örnek;akıl almayacak rakamlara ulaşan,ardı arkası kesilmeyen şiddet,taciz,tecavüzlü cinayetler üzerine gelen haberler ve ülkeler üzerinde ki bozguncuların kan döktüren etkilerini gösterebilirim.
Hemen yanı başımızda 38 günlük bir erkek bebeğe bile tecavüz edip ölümüne neden olabiliyorsa bir Ademoğlu ve bundan bir başka Ademoğlu utanç duyarak “Allah varsa ve bu olanlara,bu sapıklara neden izin veriyor?” diyerek haykırıyorsa şirk koşmadan,günaha girmeden döküp düşünmek gerekir.
Ve sen her sıkıştığında “Lanet olsun” diye böğürerek haykırdığın o kelimeye ve ettiğin beddualara dikkat et olur mu.Allah hiçbir zaman bu sapıklıklara izin vermez,insanlar ruhlarını cennetten kovulan iblise kaptırır ve Allah’ın izin vermediği ne varsa onları yapar.Lakin iblisin çocuklarının oyunlarına kapılmamak ve onlarında gazabından korunmak yine senin elinde.
Bu kötülüklere neden izin veriyor diye sorguladığın Allah sana kötülüklerden korunabilmen için kendisine ulaşabileceğin anahtarı vermiştir. Sen o’na ulaşan kapıyı açmak ve İblisin illüzyonlarına kapılmamak için işte tam da bu nedenle dilinden Esma-ül Hüsna’yı hiç düşürmemelisin.Esma-ül Hüsna senin bu hususta koruyucu kalkanındır.
İblisin oyunlarına büyülenerek kapılırsan fani dünyada iblisin gazabından,Gaipte de Allah’ın azabından korkmalısın.Fakat fani dünyada iblisin tuzaklı gazabından korunmak istiyorsan önce Allah’a sığınmalısın. Allah’ın karşısına çıkmaktan,her ne olursa olsun o’na aşk ile bağlanmaktan sakın korkma.Evet onun günahkar kullarına olan  azabından kork ama,o’na onun isimleriyle hitap ederek günahlarından tövbe etmek için  yardım istemekten,konuşarak huzuruna çıkmaktan korkma.Yardım istediğin gibi de hatalarından ve de yanlışlarından ötürü af dilemekten,tövbe etmekten sakın sakın korkma.
Olur ki; Allah’a olan aşkından ötürü seni hakir görenler de olacaktır. Seninle kim dalga geçerse geçsin,kim hakir görürse görsün,tövbe ederken duyduğun seslere sakın kulak asıp aldanma.O sesler ki cennetten kovulanların ele geçirmeye çalıştığı,bir kısım fasık Adem oğullarının ele geçirilmiş bedenlerinin sesleridir,işte onlara sakın inanma..
Onlar da ruhları ve bedenleri ele geçirilmeden önce zaman zaman Allah’ın birliğine,meleklerine,peygamberlerine inandıklarını dilleriyle tasdik etmişlerdir, fakat ne hikmetse kötülük yapmaktan ve günah işlemekten asla vazgeçememişlerdir.
Yeryüzünde iyilik ve kötülük savaşırken,işte onlar Evveli’ni çalmaya gelirler senden, Âhiri’ni görememen için de konuştuklarıyla zihnine perde çekerler, Zâhiri‘ne ulaşamayasın diye de fitnelerle seni yolundan çevirip kendilerine çekmek isterler.Münafık insanlardan oluşan o kötülük ordusu,içindeki o bilinmez,görünmez boşluğu kaplamak için Bâtın’a yani içindeki o boşluğa düşünceleriyle,yarattıkları vesveselerle yerleşmeye çalışırlar.Sen iyilik ordusundan ayrılır da,fasık bir toplum olan kötülük ordusuna katılırsan Allah seni doğru yola erdirmez. Işığından mahrum kalır,kendini karanlık kuyularda arar arar durursun.
İşte Evvelini,Âhiri’ni,Zâhirini,ve Bâtın’ını kaybetmek istemiyorsan, seni yaratanla her gece hangi dilde konuşabiliyorsan konuş,fakat Ademoğluna secde etmeyen iblisin kibirli çocuklarının,sana unutturmaya çalıştığı Allah’ın 99 ismini sakın sakın unutma.O 99 isim ki senin kalp gözünün açılışını sağlayan anahtardır.Kalp gözün açıldıktan sonra hiçbir rehbere zaten ihtiyacın kalmayacaktır..Senin yaratana olan aşkından rahatsız olanların hepsi,Esma-ül Hüsna’nın faziletlerine gelince,gözünün önünden anlamsızca gülerek geçerler.Çünkü onlar fanilerin karanlık kuyusuna senden önce düşmüşlerdir ve Esma-ül Hüsna’dan bihaberlerdir..
Şöyle baktığın zaman onlar Allah’ın yaratmış olduğu insan dışı varlıklara,paranormal hadiselere,Meta Fiziğe de inanırlar da büyülere bile kaptırıverirler kendilerini.İşte sen Allah’ın cennetine nail olmak istiyorsan büyülerden uzak dur,yapandan da yaptırandan da sakın kendini.
Tövbe ederken sana gülenlerin kahkahalarını ise; duyma,kapılma,yanılıp şaşma.Hatta seni yaratanla arandaki bağın arasına hiçbir iblisin illüzyonu etki edip o bağı koparmasın diye de arandaki bağa her gün dualarla kör bir düğüm at ve o düğüm Allah ile aranda daha güçlü bir bağ oluştursun.Ve iste ki kalp gözün açılınca o düğüm hiç çözülmesin,her o’na ulaşmaya çalıştığında,bir dua ile bir düğüm daha at.Bir dua,bir düğüm derken göreceksin,hem ışığa yaklaşacaksın hem de kendini ararken düştüğün fanilerin karanlık kuyusundan kurtulup Aşk ile aradığın kendine ulaşacaksın.
İnsanlar birbirleriyle doğru şekilde evrensel gücün istediği gibi birlik olduğu zaman, kendi çevreleri içerisinde birliğin ek bir gücünü keşfedecekler.Bu güç şuurlarımızın ötesine geçtiğimizde,bizlere tıpkı iblisin yolunda birlik olup ilerleyenlerin,kötülüğün etkisinden topluca kurtulamadıklarını gösterdiği gibi..Allah’ın yolundan gidenlerin de iyiliğin etkisi altında korunduklarını gösterecektir.Ve insanlar görecekler ki;bu güç doğanın kendisi içerisinde kök salmıştır ve herkesi etkiliyordur.Eğer iyiliğin etkisi altında korunmak istiyorsan, Hak bilinciyle kalbini Hakka tam anlamıyla teslim etmek zorundasın.Gaipten önce fani dünyada ki sınavlarında senden beklenen işte budur.
Ve lütfen fani dünya içinde yüreğini saran hüzünler,sadece aciz Ademoğullarının derdi için olsun. Dilinden zikrettiğin dualar ise insanlık için bulduğun çözüm olsun.Bulduğun çözüm ise insanlığın kanayan yaralarına şifa olsun.. İnsanlığın derdini kendi derdin bil ve Allah’a ulaşmak için ne gerekiyorsa yap…Çünkü Aşk,İlahi Kutsal Frekans birlikteliğidir.
Yaşadığımız evrendeki değişimler,insanlardaki değişimler,gün gün seni rahatsız etmekte ve korkutmakta.Güncel yaşantında insanlarla diyalog halinde iken, farkına vardıkların seni endişelendirmekte.Fani dünyada din,dil,ırk,mezhep farkındalıklarını mesele halinde görmekten lütfen artık vazgeç. Sen aciz bir kuldan başka bir varlık değilsin.Allah evrensel bir güçtür ve bu yüzden gizlidir.Seninle beraber tüm canlıları yaratmıştır.Nefsinden ötürü,İblisle beraber lanetlenmek istemiyorsan Allah’ın Sev dediklerini sevecek,uzak dur dediklerinden uzak duracaksın.
Der ki ;Araf Suresi 180 ayetinde “İSİMLERİN EN GÜZELİ ALLAH’INDIR.O HALDE O’NA O GÜZEL İSİMLERLE DUA EDİN”.(Araf Suresi 180)
Kendi derdinin gamına ise,oturup sakın kuruntu ile vesvese yaparak ağlama.Seni ağlatacak kadar derin ise gamın,kederin Esma-ül Hüsna zikri ile Allah’a bırak… Çünkü Esma-ül Hüsna ile o’na ulaşacak,ulaştığın zaman ise arınacak, hayat bulacaksın….Ve emin ol, o’na ulaştıkça da ışıl ışıl parlayacaktır yüzün ve gözün…Yeter ki Allah aşkıyla dolsun özün.

 

Cansel Işık/Manyakaşkıngelini

Facebook'ta Paylaş

Paylaş

Dersimiz:Oyun Teorisi Ve Stratejik Karşılıklı Etkileşimler

slide_3x
Dersimiz:Oyun teorisi ve stratejik karşılıklı etkileşimler
Evet ülkece uzun süredir kanlı,canlı bir oyunun içinde sürükleniyoruz.
Ve sizler her şeyi ihaleler krallığına çalışan,particilik tiyatrosunda hainlerin akınına uğramış devletinizden bekleyemezsiniz…Atatürk gibi düşünmek zorundasınız.İnancınızı yüksek tutmak zorundasınız.Mademki bu oyunun içine çekildik,ve sizler her kaybettiğiniz oyunun bir sonraki hamlesinde başarılı olmak istiyorsanız o oyunu analiz etmek zorundasınız.
Bir oyunu analiz etmek için ise;
• Oyuncuların kimler olduğunu,
• Oyuncular için hangi eylemlerin mevcut olduğunu,
• Her oyuncunun her bir sonuca ne kadar değer biçtiğini,
• Her bir oyuncunun ne bildiğini iyi bilmeniz gerekir.
Bir oyuncunun edineceği fayda ise sadece kendi stratejisine değil, aynı zamanda diğer oyuncuların oynadıkları stratejilere de bağlıdır.Bunu unutmamanız gerekir.
Karşınızdaki paralel yapının kertenkeleleri bu konuda gayet eğitimliler ve bu yolu izleyerek sizi hedefleri doğrultusunda emperyalist devletlerin destekleriyle etkileyerek alt etmeye çalışmaktalar.Çünkü etkileyen devlet, etkilenen devletin kaynaklarından “yararlanma” hakkına sahiptir.Bunu da aklınızdan çıkartmayın.
Devletin başındakinin kim olduğu onlar için önemli değil.Ahmet Mehmet yada Erdoğan..Fark etmez.İktidara geçen her zaman alt devletin veziridir.Vezir bile bilmez vezirliğini.Ne zaman ki tek başına padişah olmayı ister alt devlettekiler buna izin vermez.Çünkü alt devlet ezeli oyundaki hilelerle çoktan emperyalist dış devletin tasması altına girmiştir..Üst devlette alt devletin tasması altındadır.Paralel yapı demekle kastettiğimiz kişiler ise; devletin alt yapısını çok çok evvel zaman içinde,40 yıllık bir süreç gibi zamanda usta oyunculuk sanatıyla ele geçirmiş,ülkemizi emperyalist güçlerin kucağına oturtmuş bizlerin her gün medyada gördüğümüz,masum sandığımız o özel seçilmiş devlet adamlarıdır.Ve zamanla kendilerini kamufle ederek yerlerine görünmeyen veliahtlarını yerleştirmişlerdir.Görünmeyen alt devlette her etnik kökenin bir lideri vardır.Ve her biri emperyalist devletlerce vaatler ve aktiviteler ile tasmalanmışlardır.
Şimdi üst devlet olarak koltuklarda oturanlar ise onların kucağından kalkmak için tasmayı kırdılar ve bu oyunda savaş veriyorlar.Ne demiştik ?
İktidara geçen her zaman alt devletin veziridir.Ne zaman ki tek başına padişah olmayı ister alt devlettekiler buna izin vermez.
Daha önceki yazılarımda da belirtmiştim.
“Alt devlet Türkiye Cumhuriyetinde yaşayanları yani sizleri tek tek ayırarak düşünüp hizmet etmez.Sadece halkın iradesiyle gelmiş gibi gösterilen kişileri dış devletlerin projeleri doğrultusunda besler,destekler ve sonra istenilenler yapılmazsa verdiklerini geri ister.İstediği verilmez ise de kendi stratejik oyunlarıyla sistemini uygulayarak alır.
Ve bu oyunlar her zaman halkın üstünde oynanır.
Özellikle bastırılmış,itilmiş dışlanmış kitleler,birbirini sevmeyen istemeyen etnik kökenler bu oyunda hedef alınır.O bölgede bölgesel olarak kan döktürülür,huzursuzluk çıkartılır.Herkesin rolü önceden yazılır.” demiştim.
İşte paralel yapının sivil kertenkeleleri,bilişim ağında yani İnternet üzerinde rollerini alarak sizlerin düşüncelerinizi gözlemleyerek kamu psikolojisi üzerinde strateji geliştirmekteler.
Bu yüzden bu oyunda hamleleriyle vatandaş olarak sizlerin korkmanızı,sinmenizi istiyorlar,vaktiyle hainler tarafından zayıflatılmış bir devlet yapısı imajı veriyorlar ve korkuyla zihinlerinizi uyuşturup sizleri öfke ile şahlandırıp,devletinize karşı ayaklanmanızı sağlamaya çalışıyorlar.
Aynı zamanda etnik köken ve farklı inançlara sahip insanlarla sosyal medyalardan tahriklenip örgütlenip sokaklarda, mekanlarda birebir çatışmanızı istiyorlar.
Çünkü başaramadıkları son hamlelerini yine kıramadıkları halkın zinciri üstünde kullanmaya çalışıyorlar ve çalışacaklar.O kadar ki Sivil Toplum Kuruluşlarının bile içine sızmış durumdalar.
Öte yandan Ak trol diye piyasaya hortlayan grubun ise % 90 ı fetö nün bilişimden sorumlu imam ordusuna ait kertenkeleler.Devletin yönetimindeki kişilere öfkelenerek baş kaldırmanız için saptırıcı asılsız görseller,yorumlar ve yazılar ile sizlerin zihinleri üzerinde çalışıyorlar.
Onların partilerle hiçbir alakası ilgisi yoktur.Sadece misyonları uğruna o vizyonu kullanıyorlar.Bunun bilincinde olmak ve ülkeniz için bu hususta polemiklerden uzak durmak zorundasınız.
Bundan sonra toplumun korkmasına,sinmesine buna tezat olarak da bilinçsizce iç savaşa sürükleyecek tarzda kışkırtıcı yorumlar ve paylaşımlardan kendinizi sakının.Zihninizi açık tutun,güçlü olun,halkımıza zayıflık mesajı verecek düşüncelerinizden arının.Yukarıda yazdığım oyunun analizini yaparak kazanmak istiyorsanız oyunu kuralına göre oynayın.Karşı tarafın fikirsel,düşünsel tuzaklarına düşüp sosyal medyalar aracılığı ile gafil avlanmayın.
Kendi içimizde oluşturulan karanlıkları aydınlığa çevirmek yine bizlerin elinde..Ve bunlar ülkesini vatanını seven vatandaşlar olarak bizlerin sorumluluğu.
Şunun farkına varın..Ülke olarak ve vatandaş olarak bu oyunda bize tasma takanların elinden kendi gücümüzü elimize alıyoruz.Ve güç bizde.Güçlüyüz biz.Onların göstermeye çalıştığı gibi zayıf ve korkak değiliz biz.Emperyalist ülkelere batıyoruz biz.
EVET GÜÇ BİZDE VE BU OYUNU BİZ KAZANACAĞIZ.
Onlar korkularından ne yapacaklarını şaşırıp,kudurdukça kan döküp içmekteler..
Bizleri siyahlara,matemlere ve karanlığa gömmeye çalışıyorlar.Bu yaptıkları hamleler bizleri korkutmamalı..Korku dikkati dağıtır ve hedefi saptırır.Teslim olmayın..
Biz zihinlerimizin kontrolünü onlara vermiyoruz ve karanlığa doğru değil ışığa doğru yöneliyoruz.Işığı takip edin karanlığı değil..
Sosyal medyalarda kafanızın karışması için görsel medyalar üzerinden çalışan sivil kertenkeleler şu anda da görev başında hummalı biçimde bu karanlık için çalışıyorlar..Sizde ışık için çalışmalı ve sindirilmeye çalışılan toplumu ışığa doğru çekmelisiniz.
Atatürk gibi düşünün…
Bu ülkesini ve vatanını seven sizlerin vatandaş olarak en kutsal görevidir.
ozgurluk
ONLARA ARTIK HAYATIN HİÇBİR ALANINDA İSTEDİKLERİNİ VERMEYELİM..
Cansel Işık/Manyakaşkıngelini

Facebook'ta Paylaş

Paylaş

MUTLU ÖLMEK LAZIM AZİZİM

 

note paper on cork board

Geceleri açan bir çiçek gibiyim aslında ben..Tıpkı Kardelen çiçeğinin,üstünü örten o buz gibi karları delip de açtığı gibi.Ben de katran karası gecelerin sessizliğini delerek açıyorum ruhumun taç yapraklarını.Adımı “Gece gelen” koymuştu vaktiyle biri.”Sen hep geceleri çıkıyorsun ortaya,gündüzleri hiç yoksun” diye söylenirdi sürekli.Sonra,sonra okudukça yazdıklarımı,bana “Gece Delen” demeye başlamıştı.Çünkü geceleri çok az kişiler görürdü beni.

Sıcak ve şefkatli elleriyle tüm kök hücrelerimi okşasın diye, kokuşmuş yalnızlıklara inat,gündüzleri sadece güneşe karşı verirdim bedenimi.
Bugünlerde ise geceyi bu kadar severken,sevmediğim tüm ayazlar geceme yapışır oldu.Geceler daha bir soğuk artık.
Sanki “yeter artık açma şu yapraklarını” dercesine yerime çakıyor beni..Soğukları ise hiç sevmez benim bu bünyem.Soğuk ve Gece.Ürkütüyor beni,sevdiğim ve sevmediğim ikisi bir araya gelince..
Soğuktan ve yalnızlıktan olsa gerek,çok da uyuyasım geliyor bu aralar.Bir soğuk bile yetebiliyor beni mutsuz etmeye.Ve korkuyorum uyurken,ya soğuktan mutsuz ölürsem diye.

Kendime kahve yaptım şimdi.Gece mavisi bir kupam var elimde,üzerinde beyaz ışıldayan yıldızlar.Sanki kupa değilde gök kubbe.
Bir kaşık gece,bir kaşık aşk ve alabildiğine hece..

Kahvemi yudumlarken şu an seni duyuyorum mesela “aaa o ne biçim laf ağzından yel alsın,yakışıyor mu hiç ölüm kelimesi sana ” diyorsun.
Bunları demeyi lütfen bir kenara bırak artık.Dünyaya direk mi kalacağız ki ?Bari iki dakika realist ol..Üstelik aklıma gelmişken; hani bu ölenlere hep bir ağızdan “ölüm sana hiç yakışmadı” diyorsunuz ya,bu ölümün yakışanı da ne demek yahu?
Çok saçma değil mi ? Gıcık kapıyorum bu hareketlerinizden.

Bak şu insanlara açlık yakışıyor, mutsuzluk yakışıyor,acı yakışıyor,hüzün yakışıyor,kaygı yakışıyor,yalnızlık yakışıyor,hastalık yakışıyor da bir ölüm mü yakışmıyor ?
Hem bırak Allah aşkına, bu dünyada ölüm çocuklara yakışıyor da bana mı yakışmayacak ?
Üstelik çocuklar ölünce hiç olmazsa  melek oluyorlar.Ben ise tam uyku haline girmiş,vakti geldiğinde dirilmeyi umut eden,belki de bir hastane de,bilime katkı da bulunmak adına seçilmiş mezarsız bir kadavra olacağım.
Belli mi olur bir patlama anında kimliksiz de,kimsesiz de ölebilirim.Yada bir kadına şiddet davasında..Yada bir trafik canavarının kollarında.

Tabi ya uykum da bile,bir anda epilepsi krallığının prensine yenik düşüp ölebilirim mesela.
Hadi seçip beğenelim mi en yakışanından ?
Dünyanın türlü halleri var,her şekilde ölebileceğin gibi,uykunda da ölebilirsin.Uyku zaten yarı ölüm hali demek değil midir ?
Hayır düşündüğün gibi ben aslında ölmekten korkmuyorum da…
Ben uyurken ya İlhamettin gelir de “bak şerefsize uyumuş” diyerek ilhamlarımı alıp başkasına verirse.   İlhamettin’in hemen ardından ya Azrail gelir de beni uykumda kendine aşık edip götürürse… Tabi sen düşünme benim gelecek İlhamettin’i mi,Azrail’i mi ..Onlar benim kelebek kanatlı düşüncelerim.

Şaka bir yana da evet ben bu gece de uyumayacağım…Çünkü biliyorum ki güzel ve naif yaralı yürekler,gecenin karanlığına gizlenirler.Belki yine naif bir yüreğin çığlığı ulaşacak kulaklarıma…Hem uyursam duyamayabilirim.
Yazık değil mi beni o naif yüreğin çığlıklarıyla buluşturan gecelere..Araya gidecek bu güzelim sessiz geceler,kevgirden süzülen heceler..
Hem uyursam,bir daha yaşayamayabilirim gecenin sessizliğini,güzelliğini…Bunlardan mahrum kalabilirim.
Mesela gece uykumda ölürsem;etrafımı yanıltıcı ve gerçek dışı sahte sesler kaplayacak.
Canımın acısından uyuyamadığım günler de,ne iç sesini,ne de dış sesini duyamadıklarımın sahte sesleri o sesler.
Çok gürültülüler.Duymak istemiyorum.Anlaşılacak ve çekilecek gibi değiller zaten.Aynı gündüz gibiler..Ben ki gürültüyü hiç sevmem..
Bana yaşadığımı anlamam için, incitilmiş yüreklerin,dışarıya duyuramadıkları güzellik dolu iç sesleri lazım azizim…Kulağını verirsen dilden dökülenlere acının dibine gidersin. Kulağını verirsen kalplere, o vakit güzelliklere gidersin.
Kulak vermek lazım kalplere.Gündüzleri bütün kalpler gürültünün içinde hoyrat,asabi,çılgın,bezgin ve savaşçı.O beni güzelliklere götüren sesler ise hep gecenin içindeler.
Gel de bu dibine kadar naif yürekleri saklayan sessiz ve karanlık geceleri sevme..

Bu arada uyumuyorum diye,kendimi teselli ettiğimi,ölümü teğet geçtiğimi,Azrail’i sevmediğimi de düşünme sakın.
Belki uykusuzluktan ölmeyebilirim ama,elimde sayısını hatırlamadığım kahve kupasını tutarken,uykularımın ölümünü izlerken,tuhaf gelebilir fakat bütün bunlar olurken,mutlu ölmek adına büyük bir hazzın eşiğindeyim ben.
Biliyorum ölüm bir gün sizin deyiminizle bana da yakışacak,bu sebepten ölümden yana hiç tasalanmıyorum…Sende ölecek miyim diye tasalanma.
Mesela işte tam da Balzac gibi kahve içerken,en yakışanından yazı yazdığım şu masa da da ölebilirim değil mi ama ?
Zaten benim isteğimle olacak olsaydı Tanrı beni şu an çoktan almış olurdu.

Düşündüm de “Her Ölüm Erken Ölümdür” diyen Cemal Süreya’ da gitti.
“Oysa herkes öldürür sevdiğini” diyen Ramiz Dayı da gitti.
“Zaman en değerli hazineniz.Sevdiklerinizle bir aradayken sevginin, o anın mutluluğunu yaşayın.” diyen Beki İkala da gitti.Ne taş gibi babayiğit adamlar gitti..Ne kanatsız melekler gitti..Bende dünyaya direk kalmayacağım illaki.
Diyorum ki; Sende anlayıver artık,olumsuzluklara kendini kaptırıp “yeter artık dayanamıyorum,ölmek istiyorum” diye naralar atmaktan vazgeç..
Sen ölümden korkan ey korkak!! Öleceğim diye hayatı kendine de,etrafına da zehir etmekten diyorum vazgeç artık…

Zaten az bir zamanımız var.Türk filmlerinden etkilenmiş zavallı bir seyirci gibi,hasta olduğunu öğrendin diye vaktini ona buna söverek,kendini içkiye,uyuşturucuya vererek,Tanrıya gücenip de posta koyarak vaktini harcama.Vade işi bunlar,ne kadar yatırım o kadar kâr.
Gitmek için acele etme azizim, her hangi bir yerde bu söylediklerim hoşuna gitmese de,tam da yaşamayı sevdiğin yerde,gitmen gerektiği için gideceksin zaten.

Ölüm aşk gibidir azizim.Ne vakit geleceği,seni senden alıp gideceği hiç belli olmaz .
Şöyle anımsa düşün bak;onca insanlar gelmiştir yüreğine,yüreğine gelen insanlar gibi ömrün de daha çoktur ya hani gençsin bulmuşsundur hep bir bahane…Türlü bahanelerle,korkuyla kaçarsın seni sevenden,aşktan,sevmekten,sevişmekten..Hoyratça üstünü örtersin hep sebeplerin.Kafama göre özgürce takılıyorum,tadına varıyorum sanırken hayatı biri gelir çakılıverirsin yerine,kımıldayamazsın,kaçamazsın, gözlerine baka kalırsın, soluğun kesiliverir aniden.Sonra bulamazsın bir bahane, sevmeye başlarsın,sevmişsindir kaçmak istemezsin artık sevdiğinden.
Yaşamayı sevmeye başladığın an da,seni senden alıp götürmeye gelecek işte biri.Ve sen istesen de istemesen de artık aşıksındır Azrail’ine.

Vakit erken,kalplere pranga vurup daha çok iş var yapılacak derken,affetmeyi bile ertelerken,bir de bakmışsın yürekte onca kin ve nefretle kalbini temizleyemeden ölüvermişsin aniden..
Dedim ya;ölüm aşk gibidir işte.Ne vakit geleceği,seni senden alıp gideceği hiç belli olmaz.

Yaşamak da benim şu elimde tuttuğum kahve gibidir işte azizim,içtikçe tadına doyum olmaz.

Ne demiş Cemal Süreya ; Mutlu uyumak lazım azizim,Madem uyku yarı ölüm halidir.

Evet anlıyorsun bak,uykusuzluk bana bahane…Mutsuzluklarım ise şahane.

Mutlu olmak için içiyorum bu katran karası gecenin kahvesini de.

Sen mutlu et yanı başındakini mutlu uyusun.Yok mu yanı başında mutlu edeceğin kimse ?
O halde ara ve sesini duyurarak mutlu et ve onun mutluluğuyla mutlu ol.
O da mı yok ?
Desene sen de bizdensin.
Geceler bizim..Üstelik bugün de en uzun gece…
Yine gündüz bizden intikam alıyor..
Hadi yap bir kahve…Kendini mutlu et..

Bir kaşık GECE,bir kaşık AŞK ve alabildiğine HECE….

cms

 

Cansel Işık/Manyakaşkıngelini

Facebook'ta Paylaş

Paylaş

BEKİ İKALA ERİKLİ İÇİN YAZILMIŞTIR.


1337600_7b0bb070d080cdf554b2d1f775b54cf2_640x640
maxresdefault58543f99f0dc1e51244e1ec5

Meleklerle yaşamak adlı kitabının yazarı sevgili Beki İkala Erikli’nin öldürülme sebebi ne acı ki yazmış olduğu kitapları çıktı…Ruh hastası olan katil Sinem Koç’un verdiği ifade ise ; “Bunun kitaplarını okuduktan sonra akli dengem bozuldu. Kitaplarında meleklerden bahsediyordu. Ne meleği, kendisi bir şeytan. Başkalarına zarar vermesin diye öldürdüm” şeklinde.

O kitapları bizlerde okuduk görülüyor ki bizlerin akli dengesi gayet yerinde,”o kitap dünyada bir tek senin mi akli dengeni bozdu ey zalim” demek istiyorum.
Diğer yandan Beki İkala’nın hakkında atıp tutan 2 yıllık psikologluk eğitimi almış yeni yetme psikologlar bu vaka hakkında yorum yaparak, kendilerini insanlığa adamış,yardımsever eğitimli yaşam koçlarını tıbbın ve bilimin yanında küçük düşürerek,isim yapma ve prim yapma derdindeler.Bu da ayrı üzücü bir durum.Yaşam koçları öyle hacamatçılar gibi Allah ne verdiyse diyerek bu işi yapmıyorlar. En az dört senelik bir üniversite diplomasından başlayarak ,yurt dışı ve yurt içi çeşitli eğitimlerden geçerek onaylı kurslardan geçiyorlar.Üniversitelerde Psikoloji ve rehberlik gibi bölümler olsa da yaşam koçluğu diye bir bölüm henüz olmadığı için psikologlar bu meslek alanını hakir görmekteler.Velevki Devlet yaşam koçları için mesleki yeterlilik ruhsatı vermiş olsaydı Beki İkala Erikli’yi tıbbın ve bilimin yanında 2 yıllık psikologluk eğitimi almış olan psikologlar küçük düşürebilecek miydi.
Burada “bir insan ölmüş insan” diyorum.Hatta öldürülmüş,yaşam hakkı elinden alınmış..Öldüreni bu masum kılmaz.Gerçeği değiştirmez.Kaldı ki Beki İkala Erikli’yi çok yakından tanıyan meslek grup arkadaşları olsun,yakın çevresi olsun kitaplarını okuyan bir okuyucudan yada kendisini hiç tanımamış oldukları halde arkasından atıp tutan psikologlardan daha iyi tanırlar.
Beki İkala’nın asistanından alınan bilgiye göre merhum en son “içime şeytan girdi” diyerek kapısını çalan bir hastasına yardım ediyormuş.Evet Sinem Koç adlı katilden bahsediyorum.Şimdi yakalandıktan sonraki ifade ile Beki İkala’nın yardımını almak için başvurduğunda ki sözler arasında bağlantı kuruyorum.Kişi eğer okuduğu kitaptan ötürü akli dengemi yitirdim diyorsa bunun düpedüz bir yalan olduğu çıkıyor ortaya.İlk müracaatında yardım alma bahanesinde zaten hayır yok.Eğer ki psikologlar Beki İkala’nın kapısını çalan hastaları bilime emanet etmesini söylüyorsa tıp bilimine emanet edilmiş hastalardan da bahsetmemek olmaz.
İçine şeytan girdiğini söyleyen kişiler günümüz şartlarında metamfetamine maruz kalmış kişilerdir.Çünkü kişiler ufak bir deprasyon,bunalım meselesinde hemen psikiyatrinin yolunu tutup ilaç kullanımına başlıyorlar.Tıpkı buradaki katil gibi.Tıptan fayda bulamayınca Beki İkalaya geliyor.Zaten katilin fiziksel görünümü metamfetamine maruz kaldığını apaçık ortaya seriyor.Kilo kaybetmiş bir beden,saçlar 3 numara ve ifade verirken bile saldırgan tavırlar içermekte.Bu konu hakkında daha önce yazdığım”Bir Depresiflik İlaç Almaya Geldim” adlı yazımda bahsetmiştim.İşte o yazımdan bir kesit
“Çözüm olarak ufak boyutta bir anksiyete bozukluğu da olsa, ille ilaç kullanımı gerekiyorsa,ruhsal davranış bozukluklarının kliniklerde gözetim altında muntazam bir biçimde hasta yatışı yapıldıktan sonra çocukluk evrelerinden incelenip,ele alınıp tedavi edilmesi lazım.

Depresif durumlar,panik atak gibi rahatsızlıklar atlatan insanların ciddi etkilere sahip olan bu ilaçlarla evine gönderilmesi bence büyük tutarsızlık…
Uykusuzluk için giden bir hastaya verilen Serequel gibi ilaçların,hatta kalp krizi geçiren insanlara bile verilen Xanax gibi,Lustral gibi,Paxil gibi kaygı ve endişe giderici ilaçlar çok dikkat isteyen ilaçlardır.

Düzensiz içiminde 1 gün unutulup ertesi günü içilmesi dahilinde ilaç ters etkiye başlayarak davranış mod bozukluğuna dönüşüyor,kişi bunu fark edemiyor tabi,aile yakınları kişiyi daha rahatsız davranışlarda görmeye başladığında farkına varamıyor,ilaç içimi için daha çok baskılıyor hastayı.Düzensiz içimle yine uzun süre kullanımında ise; hasta ilaçlarını daha beter alkol yada uyuşturucu gibi ek maddelerle kullanmaya,ihtiyaç duymaya başlıyor ve halüsülasyonlar yakasını bırakmamaya başlıyor.”
Katilin “içime şeytan girdi” demesi de işte bu noktada başlıyor.Akli dengesi zaten bozulmuş olan şahıs Beki İkala’nın kitabını okuduktan sonra ondan yardım istiyor.
Şimdi ben o 2 yıllık psikologluk eğitimi almış olan tıp ve bilime güvenerek “hastalarımızı yaşam koçlarından korumak zorundayız” diyen (ismini vermeyeceğim ) o yeni yetme doktor arkadaşa sormak istiyorum metamfetamin bu kadar zararlıyken halüsülasyon gördürürken,kilo kaybettirirken,cinayet işletirken bu insanlara çok güvendiğiniz tıp neden ilaçları yazıp hastaları evine postalıyor ?
Neden kliniklerde doktor gözetiminde tedavi edilmiyor.?
Neden sabah akşam içeceksin şu gün yeniden gel diyerek toplumun içine başıboş salınıyor bu insanlar ?
Yaşam koçlarından hastaları korumayı düşüneceğinize,bir ruh hastası tarafından öldürülmüş iyilikleriyle başarısıyla,güzel davranış ve iyilik ikonu olmuş bir insanın arkasından atıp tutarak prim yapmayı düşüneceğinize sizler önce insanları tedavi etmek için kullandığınız uyuşturucu içerikli ilaçlardan koruyun.
O zaman toplumu da bu katillerden korumuş olursunuz.
İlaçları kontrolsüzce insanlara teslim edip,içti mi içmedi mi durumunu gözetmeden,ilgilenmeden salarsanız topluma, haliyle ruh hastaları tıptan umudunu keser Beki ye de gider Bekir’e de..
İnsanlara ilaçları sırf ilaç ticaretinden komisyon almak adına yazıp gönderirken malum bir ruh hastasının da gelip siz psikologları,psikiyatrileri öldürmeyeceğini ne biliyorsunuz ?

İnsanlar bilinç altlarındaki kirlilik yüzünden mutsuzlar,huzursuzlar,başarısızlar ..Bilinçaltındakileri metamfetamin içerikli,dopamin salgılasın diye verdiğiniz kokain içerikli boktan bir deprasyon ilacı mı temizleyecek ?
Yaşam koçlarını tanıdığımdan bu yana sevgi dolu ilaçsız bir dünyam var benim.İnsanları,yaşamı daha çok sevdim ben,empati yeteneğim daha bir arttı,bir çoğunun uyuşmuş algısının aksine algım daha da yükseldi.Düzgün nefes alış verişlerim sayesinde oto-kontrolüm düzene girdi.Manyetik zekamı uyuşturmadan kullanabilmeyi yaşam koçlarından öğrendim.Müzikler arasına yüklenmiş subliminal kodlarla ruhumu temizleyebilmeyi öğrendim.Düşünce gücümü kullanmayı öğrendim.
Kendimi psikolojik sorunlar için kapitalizmin köpeği olmuş tıbba kaptırmadığım için ve sevgili Beki İkala’nın kitabına sahilde bir bankta unutulmuş olarak rastladığım için,o kitaba sahip olduğum için kendimi o kadar şanslı hissediyorum ki..
İyi ki okumuşum o kitabı..İyi ki yazmış..Ruhu şad olsun.Bu kadar faydalı olan bilinçli,bilgili bir insanı acımasızca katledildiği halde bugün karalayanlar ve arkasından atıp tutanların da dili kopsun diyorum.

Ve Mevlana’nın bu sözü de bu yazımı okuyup paylaşanlara dip not olsun.
“Yol kesenler olmadıkça, lanetlenmiş şeytan bulunmadıkça, sabırlılar, gerçek erler, yoksulları doyuranlar nasıl belirir,nasıl anlaşılır?

Cansel Işık

Facebook'ta Paylaş

Paylaş

GÖRÜNEN BİR ÖLÜMLÜSÜN

s-7ad4896c01c8618f21bb8d70228e2222af10cce2

Her konuda konuşan, her şeye karışan, herkese emreden,büyüklük kompleksine kapılan o insan ki her şeyi yapabileceğini düşünmeye başladığında,kendini o vakit Tanrıyla da kıyaslamaya başlar..
Kulların en yücesi,en ulusu,en ünvanlısı ve büyüklük yapanı da olsan,sonsuzlukla karşı karşıyasın,fakat aciz kalacak kadar da zamanın kısa.
Nedir önemli olan ?
Sahip olamadığın olmaya çalıştığın o mallar,mülkler mi ?
Başarısız olursam dışlanırım mutlaka en iyisi olmalıyım kurgusu mu ?
En önde olmak ve istediğin her şeyin sadece senin olması mı ?
En önde olabilmen için daha kaç kişinin ölmesi lazım ?
Hayalini kurduğun araba için daha kaç para lazım ?
Kaç çuval hayalin var ?
Ya da bu hayallerini gerçekleştirmek için önünde kaç yılın kalmış olabilir ki ?
Ya da hepsine sahip oldun da güç müdür gerekli olan ?
Güçlü olduğunu kanıtlamak için daha ezeceğin kaç fakir insan kolonisi lazım ?
Paran var da mutluluğun sağlığın mı yok yanında ?
Bak dışarıda güneş var.Gökyüzüne bak hadi !!
Sonra denize bak !!
Ne istiyorsun hayattan ?
Aşk mı,huzur mu,coşku mu ?
İstediklerinin adları ne ?
Söylesene !!
Sahip olamadıkça neden hep kötülük istiyorsun ?
Neden hep bela okuyor,lanet ediyorsun ?
Sonra da kalkmış “Tanrı varsa bunca kötülük niye? Neden Tanrı kötülüğe izin veriyor?” diyorsun.
Bunca kötülüğü sen ve senin gibiler şuursuzca istediniz çünkü.Ve Tanrı verdi.Neden iyilik var evrende düşünmediniz.Bir yarış başlattınız hangimiz en iyiyiz acaba ? Hangimiz süperiz ?
Hangimiz güçlüyüz ? Hangimiz zenginiz ?
Ben vereyim sana cevabı;
-“Hiç birimiz Tanrı olmadan bir bok değiliz”
Şu an bir ölümsüzlük iksiri getirseler,deseler ki bu iksirden sonra sen artık bir Tanrı kadar ulusun deseler,bu uğurda her şeyini hiç düşünmeden feda edeceksin değil mi ?
Nedir bu büyüklük merakın ?
Nedir bu ululuk mertebesine erişme çabaların ?
Nedir bu insanları küçümseme,ezme telaşın ?
Aşk sana küsmüş,”kahru perişan ol” diyor sana,huzur elini çekmiş yanaşamıyor,şaşkınlıkla seni seyrediyorlar.
Hadi hiç gitmeyecekmiş gibi,ölmeyecek bir ölümsüz gibi davranmayı kes artık.Tefekkür et..Sonra da tevekkül.
Şu kadarcık bir zamanın kaldı.
Zaten yarısını bitirdin.
Geri vites atmayan o saat senin için de ilerliyor.
Tanrıya kafa tutmayı bırak..Çünkü sen Kabil’den de türemiş olsan  görünen her ölümlü gibi,görünen bir ölümlüsün bunu hiçbir zaman unutma.
Görünmeyen sadece enerjin..

Cansel Işık/Manyakaşkıngelini

Facebook'ta Paylaş

Paylaş

KARANLIKTAKİ FISILTI

gtgtth

Bir gün bir gece duvarlar üstüme üstüme geldiği vakitti,kimselere bir şey diyemediğim için olsa gerek,can yangınımın ateşiyle ağlamaktan baygın düştüğüm bir andı.Hatta kimsenin inanamadığı ama gerçek,yine şuursuzca ölmek istediğim vakitlerin biriydi.Kalbimin üstü bildiğin bıçaklanıyor ve acıyordu.
O gece karanlıkta kulağıma biri bir şeyler fısıldadığından bu yana işte tam da o günden beri insanların tabiriyle,dışarıdan görünüşümle gamsız ve genişim ben.Halen “Sen gamsız ve çok genişsin,neden ben öyle değilim ? Böyle senin gibi olmak istiyorum” diyenlerim var.Karanlıkta saklanan o ses olmasaydı belki bende beceremezdim böyle olabilmeyi.

İşte o geçmiş zamanın karanlıkta ruhuma fısıldayarak bıraktığı ses ;

___”Dünya sadece senin etrafındakilerle dönmüyor. Kabul mü etmiyorlar, yok mu sayıyorlar, sen de aynısını yap.
Şu anda içinde bulunduğun kadraj sana göre değilse,o kadrajda yer alma. Kendini onlara mahrum bırak,kaybetsinler seni.Hiçbir kayıp kutusuna da koyma kendini.Eline,diline,beline sahip ol.Bulamasınlar seni.
Denenmiş bir deneyimi bir daha tekrarlama.
Unutma sen de en az onlar kadar kıymetlisin! Emin ol içine girdiğin ve gerçekten ait olduğun kadrajda da sevdiklerin, değer verdiklerin, seni sevenler ve umursayanlar olacak.
Göreceksin,hiç kimse ve hiçbir şey için üzüldüğüne değmeyecek. Bir kaç adım at ve dönüp baktığında geçtiğin basamaklarda boşuna üzüldüğünü anlayacaksın.Hatta hatırlayarak kaybettiğin zamana üzüleceksen eğer ardına bakmasan dahi olur.!
Kalk ayağa!! Yola devam et !! Karşılaştığın zorluklarda şaşırma,kendini ve olayları kabullen.Her yaşadığın hadiseden güç topla,çünkü yolun sonu hiçbir zaman belli olmayacak,konular ve sahneler yaşam devam ettikçe,beklemediğin şekilde sürekli değişecek ! İnsanlarda. ”. ___

“Sen gamsız ve çok genişsin,neden ben öyle değilim ? Böyle senin gibi olmak istiyorum” diyen sevgili kardeşim;

Ağlıyor musun ?
Yıllardır zihnimde tuttuğum,karanlıktaki bu fısıltıyı sana bıraktım.
Hadi sıra sende.

Cansel Işık/Manyakaşkıngelini

Facebook'ta Paylaş

Paylaş

ÇABALAMAK EMEKTİR

tumblr_nl2753EWrz1rl4yi0o1_1280
“ÇABALAMAK” deyip geçmeyin..”ÇABALAMAK” emektir.
 
“ÇABALAMAK” hepimiz için önemlidir,değerlidir.
 
Çünkü nefes aldığımız sürece,her gün umutlarımızı öldürmeye çalışan nedenler,etmenler,kişiler karşısında yaşamak için güçlü olmak zorundayız.Güçlü olmak için de “ÇABALAMAK” zorundayız.
Var olanları var olarak düşünün.Acıları kabul edin.
 
Çünkü hatırlarsak; acılarımızı arttırmak için de, yaşam boyunca yaratanın ,bizlere karşı güç olarak çıkarttığı “ÇABALAYANLAR” vardı (ve hep olacak,olmak zorunda..)
 
Bu bir süreçtir.Acıları kabul ettikçe içsel acımız azalacaktır.Karşıt güçlere karşı ruhsal dengemiz bizi o zaman dengede tutacaktır..Çabalaya bilmek için önce bu dengeye ihtiyacımız var.
 
Ve stratejiler karşısında strateji üretebilmek,sadece içsel olgunluktan geçer.
Zihnimizi pisliklere kaptırmadan,korkulara teslim olmadan
 
MUTLU OLABİLMEK ADINA NE GEREKİYORSA YAPMAK ZORUNDAYIZ.
 
Zihnimizi kötü olayların kötü etkisinin akışına bırakmayacağız.
Mesela; zihnimizi sistemin akışına “ön teker nere giderse arka teker oraya gider” diyerek teslim edersek,yaşamın getirdiği kötü olaylara vesvese ile eşlik edersek, bu bizlere birey olarak da, toplum olarak ve MİLLET olarak da sadece zayıflık verir.
 
Gücümüzü kırar.Üretmemizi ,sağlıklı düşünmemizi engeller.Zayıflıklarımız karşımıza çıkan karşı güçlerin gücüne güç katar ve besler.
Her gelecek olan yeni bir hadisede iyi ve kötü her şeyi kabulleneceğiz.Kötünün en kötüsünün olabileceği ihtimali ile dik duracağız.Bilincimiz açık olmalı.Etkilenmemiz için sunulan kötü sunumların farkına varıp, etkilenmemek için ruhsal dengemizden güç almamız gerekiyor..Bunun içinde iç dünyamızda biriktirdiğimiz gelmiş geçmiş tüm korkulardan öncelikle arınmak zorundayız.
 
Korktuğumuz ne varsa, önce etmenlerle oluşturulmuş korkunun gücünü kıracağız.
İşte o nokta bizim gücümüzün devreye girdiği yerdir.
Teslimiyeti yapacağımız bir tek yer vardır ki işte onu asla unutmayacağız.
 
O’DA BİZİ VE BU KAİNATI YARATAN GÜÇ.
 
Ancak ona teslim olacağız.Çünkü bu kainatta ölümden başkası yalan..
Bakın ölüp gidenler aramızdan ayrıldığı ilk dakikadan itibaren artık acı çekmezler.Ölüp gidenler her zaman geride kalanlarına acılar ve gözyaşları bırakırlar.Çünkü acılar sadece faniler için vardır.Geride kalanlar ,her ölüp gidenin ardından acı çekerek,sorgularla,düşünerek kendisine yani özüne ulaşması gerekir..Ölüm vardır ve gerçektir.Bu yüzden yaşamın kıymetini bizlere tek öğreten gerçekte ölümdür..
 
Acı vardır ve şiddeti ne olursa olsun insanı olgunlaştırır. Acılar, faniler için bu nedenden ötürü vardır.
Eğer ruhsal olgunluğa,ışığa ulaşmak istiyorsak,bunu kabul edeceğiz.Çünkü her acının içinde ulaşmamız gereken,zihnimizde ki deli soruların yanıtları gizlidir.
 
Ne tür bir acı olursa olsun, acıları kabul edin.Ve göreceksiniz kabul ettikçe içsel acımız azalacak.Ve ruhumuzda, yüreğimizle beraber yarımlıktan kurtulup tam olgunluğa ulaşacak.
 
Ölüp gidenler; bizim gerçeğe ulaşabilmemizi sağlayan bir nevi ışıklardır,beden ölümlüdür fakat ruhlar ölümsüzdür.Her ruh bir ışıktır görmek isteyene. Tabutlar bu yüzden ışık geçirmez,çünkü gerçek olan o karanlıkta saklıdır ve senin onu fark etmeni bekler.
 
Biz fanilere ise yaşam; tıpkı güneşin doğuşu ve batışı gibi ,biz nefes aldığımız sürece devam edecektir.
Acılar ve mutluluklarda öyle..Bir üzüleceğiz,bir güleceğiz.Her acının bizlere katacağı değerler gibi,mutluluklarında katacağı değerler olacaktır.
 
Ama öldükten sonra fiziksel olarak hiç bir acı ve mutluluk hissedemeyeceğimiz gibi, güneşin doğuşunu da,batışını da göremeyeceğiz. Tıpkı gidenler gibi.
Unutmayın ki herkesin bir sınavı vardır bu fani yaşamda.Ve bizim görmemiz için sınavından geriye bıraktıkları..
 
Bu sebepten, bizlere yazılan sınavların bilincinde olup,gücümüzü kıranların da bu sistemde olması gerektiği düşüncesiyle oluşturduğumuz ruhsal dengemizden güç toplamalıyız.
Ve kainatı yaradanın huzurunda bize verilen bu yaşamı, acısıyla tatlısıyla kabul edip,sınavları başarmak için de çaba sarf ederek,emek vererek yaşamak zorundayız.
Eğer yaşamda çaba sarf ettiklerinizin karşılığını alamıyor iseniz;orada eksik olan bir şey vardır..
Niyet…
 
Kötü olan her niyetten arınmanız ve emeklerinizin karşılığını almanız dileğimle..
Sevgiyle kalın.
 
12705770_10208953460821951_1784058344355727352_n

Cansel Işık/Manyakaşkıngelini

Facebook'ta Paylaş

Paylaş

İNSAN AKLA DAYALI DAR BİR ŞUURA SAHİPTİR.

12919905_10209433960714148_6210860660329190900_n

Bilincine varılmamış inancın eksikliği,yaşamda nötr durumların fazlalılığına sebebiyettir.
İnsan; gerçekten akla dayalı dar bir şuura sahip.
Malesef dünya koşulları ve deneyimleri insan aklını biçimlendirdiği için, aklın ötesine geçip sezgilere doğru açılamıyor…Sezgilere açılamadığı içinde bahsini ettiğim inancın gücünü kullanamıyor.
Olup biten her şeyi aklıyla kabul ederken nedense bilinciyle kavrayamıyor.Bu da demek oluyor ki ; insan bilinciyle kavrayamadığı bir konuyu aslında anlamıyor demek oluyor..
Bunlar hep insan gibi düşünmenin kaçınılmazlığında,dar olan şuurumuzu üst boyutlara taşıyamadığımız ve taşımamızı istemeyenlerin mücadelesi yüzünden oluyor.
Düşünemeyen bilinçsiz bir toplum hedeflenirken,
bilincimizi üst noktalara çıkartmamız gereken zaman geldi de geçiyor bile.
Benim tavsiyem;dünya koşullarının ve deneyimlerinin biçimlendirdiği etmenlerden sıyrılıp,aklınızın ötesine geçin.
Korkmayın delirmezsiniz.
Bizlere deli diyenler emin olun akıllıyım diye geçinenlerdir.
Hem delirsek ne yazar ki ?
Zaten bunca akıllıyım diye geçinenler içine etmedi mi ki bu dünyanın?
Dar şuurlarımızdan çıkıp üst bilince geçmezsek,üst bilincimizi kullanmazsak, onca akıllının pisliğinin içinde, ya perişan halde boğulup gideceğiz,ya da delirmiş halde akıllıların pisliklerini temizleyip,dünyayı biz deliler yaşanabilir hale getireceğiz.

Cansel Işık/Manyakaşkıngelini

Facebook'ta Paylaş

Paylaş

İYİ Kİ VARLAR..

book-coffee-hot-love-it-nature-Favim.com-270516

Düşüncelere gömüldüğümüzde yaşamla ilgili doğru sorular sormak gerek..Doğru sorgulama biçimiyle yaşam bizi ciddiye alır ve yanıtını verir.
Geçmiş haftalarda,aylarda,yıllarda yaşadığımız hangi günün daha kötü bir gün olduğunu düşünmek ruhsal uyanışımızı engeller.
Eğer yaşadığınız kötü günlere şahit olan insanlar varsa onlarında bu konuları anımsatmasına izin vermeyin.
Yaşadığınız kötü günleri hiç kimselere anlatmayın..
Kendinize bile…
Bizim tek ihtiyacımız olan RUHSAL UYANIŞ..
Ruhsal inançlarımızın bizi desteklemesi ve yaşamımızın bir parçası haline gelmesi bizim elimizde.
Bazıları halen “yapamıyorum böyle yaratılmışım ben buyum” diyor ,ay böyle mır mır mır,hayır efendim yapamıyorum diye bir terim zikretmek zaten en başta yasak olandır.
Terk et yapamıyorumları.
Yapacaksın..
Gün içinde olumlu düşüncelerinize muhalefet olan tezatlık sunanlar olabilir olacaktır,pes etmek yok..
O kişilerin isimlerini bir deftere not edin ve oradan uzaklaşıp sesli olarak “olumlu düşüncelerimin gücünü kıramadın ve kıramayacaksın” diyerek ismine koca bir çarpı atın.
Bunlar sizi olmak istediklerinizden,sahip olmak istediklerinizden alıkoyan insanlardır.
Onları ayıklayın iç dünyanıza barikat koyun ve barikatın dışında kendi konuşsun kendi duysun.Zira konuştukları bizim için tehlikeli olduğu için biz duymayalım.
Bu tip insanlar güç kırıcılardır bu yüzden yapamıyor olduğunuzu görün,yapamadıklarınızı yaradılışınıza endekslemeyin.
Sitemli sözlere ve duygusal sömürü stillerine de teslim olmayın.
Erkekler,kadınlar,para,vaatler,ilişkiler,sağlık,cinsellik,iş,aile,evlilik,çocuk,yatırım gençlik,yaşlılık,ölüm v.s hakkında inandığımız ne varsa bunlar bizim içsel inançlarımızdır.
İnançlarınızı olumlu yönde besleyen destekleyen insanlarında isimlerini yazın ve onlarında isimlerinin altını çizin.Onlar bize ve bu dünyaya lazım insanlar.
Bu yüzden inançlarımızı olumlu yönde besleyen destekleyen bu insanlara ihtiyacımız vardır.
Ve iyi ki varlar..Bu tip insanlarla oturup sohbet edip kahve için zaman geçirin,iyi yönde enerji alıp verin…Ve lütfen var oldukları için de teşekkür edin.
İyi ki varlar…
Varlıkları hep olsun..Çoğalsınlar..
“Yeryüzünde iyi ki varsın” dediğimiz teşekkür ettiğimiz o insanlardan olmak da sizin elinizde.
Çıkarın aklınızdan sonu “mıyorum,miyorum” ile biten her şeyi.
Sevgi ve mutlulukla 🙂 kalın sağlıcakla.

 
Cansel Işık/Manyakaşkıngelini

Facebook'ta Paylaş

Paylaş

ÇEKİM YASASI SENİ KULLANMASIN SEN ÇEKİM YASASINI KULLAN.

grafik

Bizler enerji yayan varlıklarız.Tıpkı kablosuz görüntü ve ses alıcı vericisi gibi..Düşünün ve canlandırın zihninizde.. Her an mutlak olarak etrafınızda sizin gibi bir çok insanında sokakta yürürken,iş yerinde çalışırken,araç kullanırken,sohbet eden görüntü ve ses alıcı vericisi olduğunu düşünün..
Birbirimizi yaydığımız bu enerjiler ile kötü yada iyi yönde etkileyebileceğimizi unutmayın.
Gün içinde bazılarının enerjileri sabit durumda kalır iken bazılarının enerji seviyesi değişime uğrayabilir,bazılarımızın enerjileri pozitif kanaldan enerji yayar iken bazılarımızın frekansları negatif kanaldan yayın yapabilir.
İşte yabana atılan en önemli detayda burada saklı.Hepimizin kablosuz görüntü ve ses alıcı vericisi gibi olduğumuzu düşünürsek yayın frekanslarımızı değiştiren ve değiştirebilecek güçte olan sadece kendimiz oluyoruz.
Yeryüzündeki her şey enerjiden meydana geldiği için mesela; kenarında rahatlamak için oturduğumuz bir deniz enerjinin deniz şeklini almış halidir.
Evinizdeki muhabbet kuşu enerjinin kuş şeklini almış halidir.
Bir köpek yine aynı şekilde enerjinin köpek şeklini almış halidir.
Ve etrafınızda dolanan sünepe sümsük insanlarda enerjinin sünepe sümsük şeklini almış halidir.Odanızda izlediğiniz televizyonda enerjinin televizyon şeklini almış halidir.Yine aynı şekilde gördüğünüz deli dolu, kıpır kıpır,daima gülümseyen insanlarda enerjinin neşeli ve mutlu insan şeklini almış halidir.
Bunun gibi bir çok örnekler daha bulabilirsiniz.
Enerjiden meydana gelen her şeyin kendi frekansına göre yayını vardır..Bu frekanslar negatif ve pozitif olarak bizleri etkisine alırlar.Aynı şekilde biz insanlarında birbirine pozitif yada negatif enerji verebilme özelliği vardır.
Bu yaydığımız enerjiler çok önemli.Çünkü hayatımızı çirkinleştirmek ve güzelleştirmek bu yaydığımız enerjilerle mümkün oluyor.

Hatta burada aklımıza Albert Einstein’in şu sözünü de getirirsek,demiş ki Albert Einstein ;”İnsanoğlu ağzından çıkan cümlelerin, beyninde çıkan düşüncelerin bütün evreni dolaşıp, tekrar onlara geri döndüğünü bilse, çok daha dikkatli olurdu.” demiş.

Biraz önce yukarıda da belirttiğim gibi frekanslarımızı ancak kendimiz değiştirebiliriz.Bu nasıl oluyor dersek,çekim yasası ile oluyor.
Düşüncelerimizin gücü oldukça yüksektir,bu nimeti fark edip kontrolü ele alanların yaşamları oldukça başarılı seviyededir.
Bu yüzden yaşantımızda kendimiz ve başkası için ne düşünüyorsak onu kendimize çekeriz.Ne düşünürsen onu yaşarsın sözü de bu yöndeki tecrübelerden yola çıkmış bir sözdür.Olumsuz düşünen bir insanın düşüncesini olumlu yöne çekmek aslında yaşantılarımızın güzelliği adına yerine getirilmesi gereken ciddi bir görevdir.
Düzeltilmeyen her olumsuzluk içeren düşünce,hayatı yaşanmaz hale getirir ve hayatımız enerjinin negatif haline tutsak olarak kalır.
Hani şu etrafınızda size defalarca zikredilen şu söz gibi mesela ;
“Başının üstünde yine kara bulutlar dolaşıyor”
Yada hasta olan bir insanın sağlık şikayetini öğrendiğinizde
“Seninde devenin misali neren düzgün be kardeşim her yerin çürük””
“Bu aralar hiç iyi görmüyorum seni iyi değilsin sen “
“Gelmez o beklediğin gelmeyecek bekleme”
“Alamazsın o parayı gör bak demişti diyeceksin”
“Terk edecek seni gör bak “
“Safsın sen,salaksın işte sevmiyor o adam seni ve sevmeyecek”
“Yapamazsın sen bu kafayla başaramazsın”gibi sözler döner dolaşır zikredilen olumsuzluk içeren düşünceler yaşantımızda gerçeğe dönüşür.
Albert Einstein’ın da dediği gibi birbirimize bu şekilde sesli düşüncelerimiz ile zarar veriyoruz.
Aynı şekilde birbirimize verdiğimiz zarar gibi ,kendi olumsuz iç seslerimizle de kendi yaşantımıza zarar veriyoruz.Sadece birbirimize yada kendimize verdiğimiz zararla kalmıyor tabi bu arada olumsuz kaygı içeren sesli düşüncelerimiz ile çocuklarımızın bilinç altlarını da şekillemiş oluyoruz.Artık o çocukta sizin kaygılarınıza sahip olarak birey olma çabası vermeye çalışırken olumsuzluklar yaşamaya başlıyor.
Tipik ebeveyn sorumluluğunun baskısıyla da kaş yapalım derken sessiz düşüncelerimizle de bu şekilde göz çıkartabiliyoruz.
Çocuklarımızın taze beyinlerini negatif olumsuz sesli düşüncelerle katlettiğimiz gibi yaşamlarını da olumsuz kaygılı sessiz düşüncelerimizle çekim yasasının trafiğine kaptırmış oluyoruz.O vakitten sonra çark artık çekim yasasının trafiğine göre işlemeye başlıyor.

Daha geniş düşünürsek sadece çocuğumuz ile de kalmıyor bu durum.
İş alanında,aşk hayatında,insan ilişkilerinde derken tüm dünyayı etkisi altına alan bir durum haline geliyor.
Hayatın suçu yok,dünyanın da bir suçu yok,başarısız olan bir çocuğunda suçu yok, mesela suçladığınız aşkında bir suçu yok,sisteminde bir suçu yok.Bütün sistem sizsiniz yayın akışı sizin yönetiminiz de..

Nedir bu çekim yasası hayatımızı yöneten derseniz mıknatısı düşünün derim.Mıknatıs gibi çalışan bir sistemimiz var.Ağzımızdan zikrettiğimiz yada beynimizde düşündüğümüz düşüncelere göre aynı frekanstaki insanları yada hadiseleri,kavramları kendimize çekerek yapıştırıyoruz.

Mesela “Kaybetmekten korkuyorum “dediğiniz an kişi yada sınavları kaybedersiniz.
Mesela “Beni aldatmasından korkuyorum,kesin aldatıyordur hislerimde yanılmam,bugüne dek hiç yanılmadım ne hissettiysem olmuştur” dediğiniz zaman sarf ettiğiniz kelimeye dikkat edin.
Ağzınızla söylüyorsunuz “Ne hissettiysem olmuştur”.
O halde neden kötü şeyler hissediyorsunuz madem bu güne dek hissettiğiniz şeyler oluyorsa güzel şeyler hissetmeyi de bilin o halde.
Güzel şeyler düşünüp güzellikleri hayatınıza çekmek varken neden kötü şeyler düşünüp hayatınıza olumsuzlukları çekiyorsunuz ? Çekim yasası işte budur.
Neden mutsuzluğa gömülüyorsunuz acı çeken oluyorsunuz ?
Sizi kandıran,yalan söyleyen,aldatan insanların suçu yok bu insanları kendi düşünce frekansınızdan yaptığınız yayın esnasında hayatınıza çekiyorsunuz.Çekim yasası işte budur.
Yeryüzünde her şey enerjiden oluşmuştur dedik,sizi aldattığını düşündüğünüz kişilerde sizin frekansınızdan yayılan enerji ile yaşantınıza sayenizde enerjinin aldatan insan şeklini alarak gelmiş oluyor.Çekim yasası işte budur.

Frekanslarımızdan olumsuz yayın yaptığımız zaman evrendeki yaydığımız bu enerjiler kendisiyle aynı frekanstaki enerjiyi arar çok geçmeden bizim düşüncelerimizle aynı rezonans ta olan düşünceyi bulur.
Bunu dikkate alın ve hayatınızı olumsuz enerjilerin akışına teslim etmeyin.
Bütün sesli yada sessiz düşünceleriniz olumlu olsun,yaşamınıza olumlu sonuçlar getirecek şekilde uygulayın…
Bu arada sorun yaratacak ön yargılı potansiyeller Albert Einstein’ın sözünden örnek verdik diye Einstein’in deistliğini sorgulasalar da umurum değil.Orada çakılı kalmak isteyenlerde buyurup kas kafalarıyla çakıla bilirler.
Biz gelelim konumuza.
Malesef Tanrıya edilen dualarda böyledir.Tanrıdan istediğimiz şeylerin olma biçimi de böyledir.Yeri göğü yaratanın karşısında dua ederken bile bir dua etme şekli vardır.Halinize şükrederek ve teşekkür ederek dua edeceksiniz.
Çünkü dualarda enerjinin dua şeklini almış halidir.
Tanrının yarattığı bu evrende bütün sistem sizsiniz yayın akışı sizin yönetimiz de.Çok ciddiyim bu yayın akışında Rtükte sizsiniz.
Bazen öyle insanlar görüyorum ki hayatındaki her şeyi kadere bağlayıp “Kaderim batsın ” diyorlar.”Benim kaderim boktan” “Anamın kötü kaderi bana geçmiş” “Kaderim kerhaneye düşmüş” diyorlar..Yok böyle bir saçmalık..
Beyninizden çıkan sesli düşünceler ve bilinçaltınızda oluşturduğunuz kiremitler gibi yığdığınız o olumsuz düşüncelerinizin haltından başka bir şey değildir sizin yaşadıklarınız.

Kader bir yere kadar işler,her biriniz iyiyi ve kötüyü ayırt edecek akıla ve zekaya sahip olarak yaratıldınız.Kaderinizi değiştirebilecek olanda sizlersiniz.Burada size sizin için yaşamda iyiler ve kötüler gösterildiği halde kötü yönde zarar veren davranışları yapmaya devam ederseniz kaderiniz o yönde yol alıp ilerleyerek yolun ucu çekim yasasının trafiğine çıkacaktır.Siz iyiyi yaparsanız da kaderiniz iyi yönde yol alıp yine yolun ucu çekim yasasına çıkacaktır.
Yaşantınıza ve sevdiklerinizin yaşamlarına zarar veren bu olumsuz yayınlara yasak koyabilirsiniz mesela.Frekanslardan gelen olumsuz yayınlara yasak koyarak,olumlu yayınlar doğrultusunda kendinize koruma kalkanı da oluşturarak hayatı yaşanılır hale getirebilirsiniz.
Nedir koruma kalkanı dersek,fiziki bedenimizi ve enerji bedenimizi yani auralarımızı güçlendirmek için zikrettiğimiz dualardır.
Burada önemli bir hususta tevekkül de hata yapmamak çok önemlidir.
“Babam sağ olsun benim babam kral olduktan sonra benim sırtım yere gelmez bu hayatta o ne derse o olur” demek fani olan bir insana tevekküldür.
“Bende bu mal mülk olduktan sonra bana bir şey olmaz, kimse bana bir şey yapamaz, ben her istediğimi alırım, her şeyi yaparım” demekte mala mülke tevekkül etmektir.
“Ben ayakta olduğum sürece bu sağlık bende olduktan sonra ne istersem yaşarım güç bende ” demekte insanın nefsine tevekkül etmesidir.
Mala mülke insanlara yada nefse tevekkül etmek hayatı yaşanmaz hale sokacağı için işte bu noktada kaderim boktan dediğiniz noktaya gelebilirsiniz.
Ancak ve ancak yeri göğü yaratana tevekkül etmek ve enerjilerimizi düzgün ve doğru bir şekilde kullanarak istemek en doğrusudur..Koruma kalkanı dediğimiz bu şekilde oluşturulur.Koruma kalkanı oluşturmak için zikredilecek sözleri yada duaları araştırma yapabilecek akıla ve zekaya sahip olduğunuz için özellikle burada yazmayacağım.İnsanlar akıl ve iradeleriyle sebepleri bulabilirler. İnsan evrende geçerli olan yasaları gözeterek, çalışır, çabalar, sebeplere sarılır, ondan sonra Allah’a güvenir. Allah hiç bir kulunun kaderini boktan yapmaz yada ananızın kötü kaderi diye tabirlediğiniz o kaderi size yazmaz.Tanrının yarattığı evrendeki olaylar bir düzen ve yasalar çerçevesinde, sebep-sonuç ilişkisi içinde olmaktadır. O kötü kader sizin meşhur frekanslarınızın marifeti..

ARTIK KADERİ SUÇLAMAYI,İNSANLARI SUÇLAMAYI,AŞKI SUÇLAMAYI,ÇOCUKLARI SUÇLAMAYI,HAYATI SUÇLAMAYI KISACASI ŞU SUÇLAMAYI BİR BIRAKIN.
CANINIZI YAKAN ,ÖFKENİZLE YAD EDİP İÇİNİZDE HAPSETTİĞİNİZ BÜTÜN İNSANLARI ÖNCE BİR AZAD EDİN,İÇİNİZDEN GÖNDERİN.MEYVESİNİ ALMAYA BAŞLAYACAKSINIZ.GÖNDERMEZSENİZ SÜREKLİ BİR KISIR DÖNGÜDE TIPKI BİR DEJAVU NÖBETİ GİBİ AYNI KİŞİLER OLMASA DA FARKLI ZAMANLARDA FARKLI İNSANLARDAN AYNI HADİSELERİ YAŞAR VE ÇEVRENİZE DE YAŞATIRSINIZ.
TEMİZ BİR SAYFA AÇARAK KALBİNİZİ CENNET OLARAK KABUL EDİN.BU CENNETE SADECE İYİLİKLERİ VE GÜZELLİKLERİ YERLEŞTİRİN YAŞAMA ZARAR VEREN TÜM KÖTÜ DÜŞÜNCE VE İNANÇLARLA KÖTÜ İNSANLARI DA DÜŞÜNCE GÜCÜNÜZLE REDDEDİN.
YANILMADIĞINIZI DÜŞÜNDÜĞÜNÜZ O HİSLERİNİZİ GÜZEL DÜŞÜNCE VE OLUMLU SÖZLERLE İYİ YÖNDE BESLEYİN Kİ DEĞİŞTİRME GÜCÜNÜZÜ GÖRÜN..
SİZLER ENERJİ YAYAN VARLIKLARSINIZ.YAYDIĞINIZ VE ALACAĞINIZ ENERJİLERİN FARKINA VARIN ARTIK.
HAYAT ÇEKİM YASASINDA ENERJİLERLE İYİ YÖNDE YADA KÖTÜ YÖNDE BİLİNÇLİ YADA BİLİNÇSİZCE SÜRÜKLENMEKTİR.ANCAK FARKINA VARAN İNSANLAR DOĞRU TEVEKKÜL İLE YAŞAM İÇİNDE KÖTÜLÜKLERDEN KORUNURLAR..

MUTLU OLUN ÇÜNKÜ BUNU HAK EDİYORSUNUZ..
NEŞELİ İNSANLARLA OTURUP KALKIN.SİZİ MUTLU EDEN İNSANLARIN NEŞELERİNİ BOZMADAN NEŞELİ OLUN…NEŞENİZ BOL OLSUN.SİZİN GİBİ BAŞKA İNSANLARINDA NEŞESİ OLUN..
ZİRA NEŞELİ ,GÜLÜMSEYEN MUTLU İNSAN GÖRMEK HEPİMİZİN TEK İLACI..

OKUYAN HERKESE MUTLU BİR ÖMÜR DİLERİM.
MUTLU OLURSANIZ ZATEN SAĞLIKLI DA OLURSUNUZ HAYDİ KALIN SELAMETLE…

Cansel Işık/Manyakaşkıngelini

Facebook'ta Paylaş

Paylaş

BİR DEJAVULUK EGO

 

 


Şu insanların egoizm tufanları var ya hani ,işte o tufanlardan  yara aldıkça çoğu zaman kime ne anlatıyorsun diyorum kendime..Biliyorum sende diyorsun bunları.”Demiyorum” deme diyorsun işte.Dürüst ol kendine.Sağ çıktın her enkazdan ama benim gibi uslanmadın sende değil mi ?


Sen şimdi şöyle aşağıya doğru bakıp “aman tanrım ne uzun yazı “diyecek isen seninle bu mevzuları hiç konuşmayalım zaten.Muhtemelen okumayı sevmediğin kadar dinlemeyi de sevmezsin sen.Yoksa senin yapmış olduğun ön yargıyı benim de mi yaptığımı düşünüyorsun ? O halde ikimiz de bırakalım ön yargıyı ve birimiz konuşalım birimiz dinleyelim.Sonra sende bu konuda yaşadıklarını bana dönüp mesajlar halinde yolla ve bende seni dinleye bileyim.
O halde anlaştık teşekkür ederim. 🙂


Biliyor musun ben bu evrende insanların kendileri gibi yaşayan diğer insanları olduğu gibi kabul etmeyişini fark ettiğimde çok irkildim.Hayatın getirdiklerini yada hatalarının getirdiklerini sevgiyle kabullenmeyip sürekli ön yargılarda bulunarak, sürekli bir kısır döngüde geçmiş serüvenlerine saplanarak, yaşadıkları hüsranları,ayrılıkları,kırılganlıkları,mağduriyetleri kafalarında bitiremeyip bunu diğer tanımaya başladıkları yeni insanlarda, açtıkları yeni sayfalarda, yeniden yaşayacakmış evhamıyla, hem kendilerinin hemde diğer insanların hayatlarını mahvetmeye kalktıklarını gördüğümde çoğu kişinin yapmış olduğu o bananeciliği oynayamadım.Neden mi oynayamadım ?


Çünkü mutsuz,umutsuz,suratsız,yenik, bitik ve saldırgan insan görmekten nefret ediyordum.Tıpkı bir vampir gibi o onu dişliyordu oda bir başkasını.Adeta önüne geçilmez bir hastalık gibiydiler.Arada bir beni de dişlemeye kalkıyorlardı.Bu yüzden bu hastalıktan nasibimi almamak adına, kendimi ısırılmaktan koruyarak insanlardaki fark ettiğim yanlışları düzeltmek isteye biliyordum.Çünkü mutsuz,umutsuz,suratsız,yenik, bitik ve saldırgan insanlar diğer insanların yaralarına imza atıp yaşamlarına bu şekilde devam ediyorlar,kin ve intikam duygularıyla mutlu insan sayısını azalttıkça egolarını tatmin edebiliyorlardı.Yenik, bitik ve saldırgan insanların yaraladıkları insanlar ise tanrısını unutmuş mahluklar gibi etrafımı çevirmiş halde dejavu nöbetleriyle hayatımı yaşanmaz hale getirmeye çalışıyorlardı.


Günler gelip geçerken kurtulmaları gerektiğine inandığım o dejavu nöbetlerinden onları çıkartmak isterken,onlarla beraber bu serüvende döşeksiz bir misafir olarak sürüklenmekten tamam kabul ediyorum çok yoruldum.Sonra bu merhamet depomun savunmasızlığı ve tecrübesizliği sayesinde dejavu nöbetli insanların ardı arkası kesilmedi.Biri bitti bir diğeri derken hiç bitmedi.Bir fareden doğmuş yavrular gibi sayıları hızlıca artıyordu.İstemediğim halde etrafım hep aynı cenderede sıkışmış kalmış,aynı savaşın çaresiz çocukları ile dolup taştı.İsteseydim kısaca “canınız cehenneme” diyerek sırtımı dönüp duyarsızca kabuğuma da çekilebilirdim.Bu yaradılışıma ters bir davranış olacağı için bananecilik yapamıyordum,diyemiyordum işte çünkü ben böyleydim.


Ve en kötüsü hayat arkadaşım bile sanki bu hastalıktan nasibini alıp hayatıma öyle girmiş gibiydi.
Evet yoruldum ve çaresi yok değil çıkışı yok değil ve şöyle basmakalıp bakılınca önemsemez isen kafaya takılacak dertte değil.Lakin önemsemediğin ne kadar faktör varsa bir gün aniden savunmasız bir anında dank diye karşına çıkabiliyor.Bu konuda yıllardır ezberlediğim sloganlar beynimde çınlama vazifesini mükemmel olarak yerine getirdiler ” Kendini değiştir hayatın değişsin ” “İçindeki devi uyandır ” “Ufak şeyleri dert etme” ” Düşünce gücünü kullan ” “Yaradan senin kalbinde ve sen asla pes etme ” “İçindeki cevherin farkına var ”


Farkına vardık elbette ama kendimize o cevherden bir şey bırakmadık sanırım.Zaten kendinle beraber o cevheri başkalarına kullanmak değil miydi buradaki maksat ? Sen içindeki cevherin farkına varıp sevdiklerin için deponu harcarken karşındakiler kendi içindeki cevherin üstünü kapatmış faydasızlar ordusu gibi karşında sürekli negatif enerji yayan bir makina gibi durursa ne olacak ?. Maksat amacını aşacak ve kontrol dışı bir yorgunluk onların strateji zayıflığından dolayı gelip seni kucaklayacak.


Sahi sen şimdi insanların kalbindeki var yokları en derinden hissedip,hissettiklerini söyleyemeyince,zaman senin yanılmadığını dakika dakika önüne serince,yanılmadığın onca kareyi de gördükten sonra haklı çıktığını bilirken tüm doğrularınla susmak zorunda kalacaksın ve anlatmaya çalıştıkça anlaşılamayacaksın,her anlatmaya kalkışında nasıl olsa dudakların kanatılıyor ya bu zorunlulukta ruhen çöker de hani insan.Muhtemelen böyle bir durumu senin dışında kimselerde bilmeyecektir.İçini irin kaplamış gibi kendini rahatsız hissetmeye başlayacak ve birileriyle bunu paylaşmak ihtiyacı hissedeceksin.İşte her şey böyle başlıyor.Sıradan insanlar “takma kafana düşünmeye değmez” diyerek savıştırma eylemlerindeyken içlerindeki karmaşık kusmuklarında hala seni boğmaya devam etmekten de çekinmezler ve sana yeterli gelmediklerini görmeye başlarsın.Ama yalnız değilsindir bunu da bilirsin.Yeryüzü sadece bu tip insanlarla kaplanmış olamaz, mutlaka senden bir üst seviyede yada senin seviyende bir kişilik mevcuttur.Bütün bunları sadece yaşamının içine kontrolsüz bir şekilde senin tarafından çekildiğini fark edersin.Sahip olduğun enerjinle hayatına ya kendi seviyende ki kişileri çekeceksin yada bir üst seviyede olanları çekeceksin.Çünkü böyle kişilere ne sen ağır gelirsin nede onlar sana ağır gelir.Enerji alışverişi dengeli olur ve dağılmazsın.

Böyle zamanlarda iç sesin sana çabuk toparlarsın diyor değil mi ? Çünkü bilinç altında dahil etrafındaki dejavu mimarları öyle biliyorlar,öyle inandılar senin içindeki yaşam enerjisinin gücüne.Bitmek bilmeyen bir depo var değil mi senin iç dünyanda ?

Var mı gerçekten ? 🙂

Biliyorum gülüyorsun, “Varda aslında kendime yetecek kadar diyorsun”.Tabi ki sana yetecek kadar çünkü auraları ve çakraları mühürlenmiş kilitlenmiş insanlarız biz..Bu konuda fazlada tecrübemiz olmadığı için enerjimizi kontrollü kullanamıyoruz.Koruma kalkanımız yok..Çünkü auraları ve çakraları açık olan insanlar paranormal aktivitelerle uğraşan profosyonel kişilerdir.Ve parapsikoloji dediğimiz alan bu tür insanlar hakkında yıllardır araştırmalarını sürdürmektedir.Onların hayat standartları biraz farklı ve bundan dolayı da kanalları pek tıkanmaz, tıkansa da temizlemesini iyi bilirler.


Bu arada ben kendimi tıkanmış bir lavabo gibi hissediyorum çünkü bizler arafta gibiyiz adeta..Bu dejavu mimarları ve paranormal aktivitelerle uğraşan kişilerin tamda arasında bulunan noktada sıkışmış kalmışız. Bu dejavulu egoistler bizleri bu yöndeki bilgilerimizden ve gelişimimizden ötürü önce ihtiyaçları doğrultusunda işaretliyorlar,sonrada kafası kırık normal insan belirtisi vermeyen insanlar sınıfında görüyorlar ve onların yüzünden bu yönde suçluluk duygusu denen o illet duyguda sıkışıp kalıyoruz.

Biz çıkarız o duyguda kalmayız ama değil mi ? Yalan söylüyorsun işte söyleme.
Bizde insanız ne çabuk unuttun.?
Zaman bizi bu dejavunun bir parçası haline getirmekte hiçte çekimser değil artık ayık ol.
Hani savaşlar halk için güzel değildir ürkütücüdür,çok insanlar ölür,yaşamın baştan aşağıya değişir ve sen bu savaşın başlatanı da değilsindir taraftarı da değilsindir fakat savaş ister istemez başlar ve senide içine çeker.
Buda böyle bir şey.


Dejavu mimarları yaşam adına tüm var olan korkularıyla bir kez daha diyerek hayallerinde bize tutunuyorlar,bizlere kendilerince anlam yüklüyorlar.Hayata yine 1-0 hata yaparak başladıklarının farkında olmuyorlar.Ben bu anlamlardan sıkılıyorum.Hayali aşk gibiyiz ,hayali dost gibi,hayali arkadaş gibiyken üstüne birde bizi realitede olduğumuz gibi kabul etmiyorlar ya ,şekli şemale uydurulma baskısına alındığımızda onları üzmemek için biz içimize kanarken,onlar aniden geçmişlerine anarya yaptıkları için bizleri geçmişte yaşadıkları travmanın baş rol oyuncusu yerine koyup hayal kırıklıkları haline getiriyorlar.Bu yüzden başarısızlıklarının kaynağı oluveriyoruz.Sonra bizleri de suçluluk duygusuna sokmayı başarıyorlar.Başardıkları sadece kendilerine benzer insanlar çoğaltmak.Üremeseler üretmeseler olmaz sanki.


Ne oldu bu filmi izlemiş gibisin çok tanıdık geldi değil mi ?

 

Dejavu nöbetli insanlar yalnız kalmaktan çok korkarlar,karanlıktan korkarlar.acı çekmekten korkarlar,korkmak için mutlaka bir bahaneleri,sevilmek için senaryoları vardır.Genellikle maskeliyken insanların arasına karışırlar.Sevmekten korkarlar.Bağlanmaktan korkarlar.Kısacası her şeyden korkarlar ve yanı başlarında mutlaka birisi olsun isterler.Sürekli aynı şeyi yaşarlar.Ağızlarını açtıkları zaman da kendileriyle ilgilenmediğini gördüğü en yakınlarına “bana vakit ayırmıyorsun” diyerek yüksek egolarıyla mangalda kül bırakmazlar. Onlara üzülmesinler kendilerini yalnız hissetmesinler diye kendilerince uydurdukları yalanlarını duygu yanılsamalarıyla benimsememek adına, kendilerine kavuşmaları için üzerini toz kaplamış öz benliklerini göstermek adına bazen kendimizi koruyarak kıyasıya emek vermek zorunda kalıyoruz işte.
Senin de sevdiklerin için verdiğin emeklerin olmadı mı ?
İçinde olmak istemediğin ne kadar ahlaki can sıkıcı konular varsa başkalarının arzularıyla o konuların tam da ortasında kaldığın zamanlar olmadı mı ?

Bu tip negatif insanlar yüzünden pozitif bir hayat yaşamanın uğruna devreleri yakarsın ya, işte o vakit motorun rektefiye alınması gerekebilir.Bu konuda bazen onların karşısında işaretlenmiş bir nokta gibi duruma düşüyoruz..Devrelerimizin yanması bence olağan bir durumdur.Ben devreleri mi yaktım mesela evet,yandığı zamanda kendi bakımımı kendim yapıyorum.Çünkü bizim gibi araf tipte olanların başka çaresi yok,yıpratıldığımız anda başka bir kişilik tarafından onarılma şansımız yok.

Bana bazen insanlardan korkmuyor musun diyenler oluyor.Böyle iyimser olmak ta iyi değil diyenler oluyor.Yazık bu emeklerine diyenler oluyor.Bir bakıma haklılar tabi.
Fakat ben bugüne kadar kainatı yaratanın dışında hiç bir canlıdan korkmadım,Evet insanların içine düştükleri bu savaşlarda galip gelmelerini arzularken stratejilerinin eksikliği,yanlışlığı beni ürküttüğü için durumun kontrolünü ele almak istediğim zamanlar olmadı değil fazlasıyla oldu.Ama bu korkudan değildi.Kaybetmelerini istemediğim ve mutlu olmalarını istediğim içindi.Bir insan kainatta yaşayan diğer bir insan için ne isteyebilirdi ki ?


Ve yaşam benim için adeta bir akıl oyunuydu.Sadece soğukkanlılıkla bu oyunu kuralına göre oynayabilecek takım arkadaşlarına sahip olmak gerekiyordu.Kaybetmelerini istemiyordum,canlarının yanmasını istemiyordum.Kendi canımın yanmasını da istemiyordum.Artık yaşamın içindeydim ve kaybederlerse bende otomatikman onlarla beraber kaybetmiş olacaktım.
Hayır yanlış anladın.Aslında yönetmekte istemiyordum.Ne yönetilmek nede yönetmek bana göre değildi.Sadece yaşam bir akıl oyunuysa soğukkanlılıkla bu oyunu kuralına göre oynamak gerektiği için onlara sadece kuralları gösteriyor ve kenara çekiliyordum.Çünkü her biri kendini şahın yanında yer alan güçlü birer vezir gibi hissediyordu.


Kızıyordum onlara,sonra kendimi hırpalıyordum “Nasıl oluyor da benim algılayabildikleri mi algılayamıyorlar,göremiyorlar içine beni de çektikleri bu konularda göz göre göre hem zarar verip hem de zarar görüyorlar,ben onlardan farklı bir canlı değilim ki diyordum.
Bana yüklemiş oldukları değerlerden rahatsız olsam da sonuçta yüklemiş oldukları değerler vardı,kendilerini sevmedikleri kadar beni de bir o kadar seviyorlardı.Tamda tezatlık buradaydı zaten.Kendilerini sevmiyormuş gibi yapıyorlardı.Ben bunları hissedebiliyordum.Depomda var olan her enerjiyi düşüncesizce hortumlasalarda umutsuz vaka imajında olmaktan gayet memnunlardı.Tıpkı bir vampir gibi o onu dişliyordu,o dişlenen de hem kendini dişleyene savaş açıyor hemde bir başkasını dişliyordu.Ve bu hiç bitmiyordu.Böylelikle dejavu kasırgası beni içine çekmeye başlıyordu ..Yüzlerce kez tekrarını yaşadığım şahit olduğum insan hayatları…Şaka gibi.

 

Oysa onlardan farklı görebiliyor,önlerine çıkacak engelleri biliyor,görecekleri zararları dahil hissedemediklerini hissedebiliyordum,bunlar bir çok kez tarafımdan çevremdeki insanlar ile tecrübesi kazanılmış deneyimlerdi.Fakat buna rağmen bunu onlara ulaştıramadığım da canım yanıyor bitkin düşüyordum.Ulaştıramadığımı düşünürken bazen frekanslarından sinyal alışverişi yapabildiğim çok az insan bana dönüp “Senin mistik doğaüstü güçlerin var” diyebiliyordu.Bir şeyler vardı ama bana olağan doğal geliyordu.Tamda emin değildim.Kimisi bundan ötürü ürküyor yansıtmak istemese de ben o ürküntülerini hissediyordum .Hatta hayatıma girmek isteyen bir çok erkeği bile bu özelliklerim yönünden daha başlamadan kaybettiğim olmuştu.Hiç yansıtmak istemesem dahi anın birinde birisi ile sohbet ederken o belli etmese de konuşurken aldığı derin nefesler onu ele veriyordu çok gerilimli olduğunu hissetmiştim,gerilimi beni etkiliyordu.
“Canını sıkan nedir” diyerek sordum “yok bir şey” diyerek beni geçiştirdi. Aklından geçeni yüzüne karşı söylediğimde “aklında düşünüp durduğun konudaki tilkilerin seni yanlış yönlendiriyor böyle yaparsan zarar göreceksin” dediğimde şöyle yandan yandan bakıp minnetsiz ve öfkeli bir hareketle “hiçbir şey olmaz bilmediğin şeyler var şimdi anlatamam boş ver sen” demişti.
Bir hafta sonra ise “ben senden korkuyorum” demişti..Bunun gibi bir çoğu sınırlarına girdiğimi düşünüyordu çoğuda korkutucu bulduğu için kaçıyordu.Niye korkarlar bunu da anlamış değilim hani.
Sonra yine bir gün aynı kişiyi rüyamda görmüştüm.Rüyamda bir kargaşanın içinde yaralı halde duruyordu.Çok kısa ve dağınık bir rüyaydı bu.Uyanınca hemen ona mesaj attım.
“Seni rüyamda gördüm sen iyi misin ?” dedim.
“Seni arayacağım bekle” dedi.
Beklerken çok geçmeden kapım çaldı.Açtım evet o rüyamda gördüğüm arkadaştı.İçeriye geçmedi zor nefes aldığını görünce zorla içeri geçirdim.
“Neyin var ne oldu sana” dedim.
Bana öfke dolu bir hışımla “Sen her şeyi biliyorsun bak kuduruyorum acımdan” dedi “bıçaklandım,söyle bana kim bıçakladı beni” dedi.
“Nasıl yani ?” dedim şaşkındım ve en kötüsü enerji depom boştu, çok yorgun ve kontrolsüzdüm.
Bunu sen yaptırdın dercesine suçlayıcı düşüncelerini algılamaya başladığımda afalladım “saçmalama ben sadece seni rüyamda gördüm içim sıkıldı arayıp sormak istedim,bunu her 100 kişiden 60 kişi yaşar saçma sapan düşünüyorsun bir sakin ol görmedin mi sen sana saldıranı ben nereden bileyim seni kimin bıçakladığını” dedim.
“Hayır arkamdan bıçaklandım göremedim” dedi.
“Ya bak sen bilmesen aynı anda nasıl mesaj atıyorsun dalgamı geçiyorsun sen benimle? Bırak rüya müya hikayesini ben şu an yeni hastaneden çıktım yarım saat oldu polisler araştırmaya geçti,kamera kayıtlarına bakıyorlar ve sen mesaj attın çıkacak ortaya cansel bana bunu kim yaptıysa cezasını vereceğim” dedi.
“Tamam çıkmasını bende isterim ama ben gerçekten seni rüyamda gördüm kargaşada yaralı olarak gördüm endişe ettim iyi niyetimle halini hatırını sordum ” dedim.
“Benden uzak dur ne olursun cansel” dedi
“Tamam sen bilirsin” dedim.
Bu gibi yaşadığım sonuçlardan ötürü insanlara hislerimi ve duygularımı ulaştırmaktan bende korkar olmuştum, çünkü içlerinde planlanmış bana zararı dokunacak bir kötülük dosyasını da hissedecek ve deşifre edebilecek gücümün artık bende farkındaydım…Ama onlar farkında olmayı hak etmiyorlardı.Ben sadece kendimi koruyabilirdim ama böyle bir durumu yaşamak zaman ayırmak hiç istemezdim.
Durum böyle olunca bu kavramdaki insanlara iyiliğin pekte bir manası kalmıyor,o vakitten sonra kendine iyilik yapmak zorunda kalıyorsun.Zaman kaybı diyerek kısa bir süre geri adım atıyor uzaklaşıyorsun.Buna korkaklık demiyorlar hayır.Buna kendini koruma ve kontrol dışı bir yorgunluk deniliyor.

Bununla kalmıyordu ki daha hayat yolunda,aşkta,sevgide,kavgada cesareti kırık,hayalperest korkakların beni hayatlarına merkez olarak yerleştirmesinden ve aşk adına tekil kalıplara sokma arzularından ve yeniliğe kapalı olan o sorunlu kafalarında onlar tarafından psikolojik sorunlarına çözüm anahtarı olarak seçilmiş olmak durumu da vardı.
Bu köşegen suretli mevzuların göbeğinde arafta kalan bir tip olarak yorulamaz mısın ?
Yorulursun.
Söylediği ayrı düşündüğü ayrı insanların arasında preste kalmışcasına yaşamaktan yorulur insan.
Yorulmaz deme işte.
Peki ama sen hiç yorulmadın mı ?


Bir toplum içinde yaşıyor ve henüz iliklerine kadar sömürülmemiş,ve içindeki insanlık ölmemiş ise ;senin ruhunda sağlıklı iletişim kurabilen insanlardan beslenir.İnsan psikolojisi ilgi,sevgi ve şefkat ile düzelir,iyilik kavramı ile desteklenen mutlu ve huzurlu insanlar toplum huzuru için gereksinimdir.
Fakat bunun farkında olup ta henüz bir vampirin dişlerine rast gelmemiş o özlediğimiz mutlu ve huzurlu insanların sayısı çok az işte.Ve mutsuzluk bulaşıcı bir hastalık olduğu için bizlerde o listede yer alıyoruz.Bütün bu yorgunluklar mutlu ve huzurlu insanların sayısını çoğaltmak adına yapılan bir savaşın bedelidir.
Keşke bir süre sonra kaybolacak olan halüsülasyon olsalardı ama değiller işte.

Birde enteresan olan bir şey vardı ki; yorulduğum zamanlarda genellikle merhamet ve vicdan duygularıma kapılır kapılmaz ilahi bir mesaj gibi karşıma bir yazı çıkıyor tıpkı ruhuma bir ışık hüzmesi gibi ışık tutuyordu..(Gerçi bu halen devam etmekte)
O anki karşıma çıkan yazı şöyleydi;


“Allah’a ibadet edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın.Anaya,Babaya,Akrabaya,Yetimlere,Yoksullara,Yakın Komşuya,Yabancı Komşuya,Yanınızdaki Arkadaşa,Yolcuya ve Elinizin Altındaki Kimselere İyilik Edin.” (Kuranı-ı Kerim Nisa-36)

Okuduklarımı belleğimden geçirdiğimde yanlış bir şey yapacağımın farkına varıyordum.Orada anlıyordum iyilik kavramının dozunu fazlasıyla aştığımı.


Ve kendime dedim ki ;
“Sanki bu evrene vazifeli gelmişsin gibi sürekli aynı şeyleri,aynı temalı konuları ve insanları üzerine çekmekten yorulmadın mı ?”

Yaşam bir akıl oyunudur ve herkes kendi sahasında kendi oyununun lideridir.Bazen sınavlar ortak verilir, kaybetmek istemiyorsan takım arkadaşını o halde çok iyi seçmen gerekir.


Ve sana bir not;
Bazıları hakikaten ısrarla inatla göz göre göre pok çukuruna düşmek ister.Sen görür kurtarmak istersin, o yoluna senin varlığını darmadağın ederek devam eder.Nefesini tüketip sakın elini tutma.Bırak gitsin.
Bu merhametsizlik değildir, aklı olan aklını kullanır doğru yolu bulur.
Sen tabelayı pusulayı göster gerisine karışma.
Yoksa sende onunla beraber o çukura düşersin.
Çünkü bu hayatta bazıları bazılarının cefasıdır bilemezsin,bazılarıda sefasıdır,cehaletiyle sana yada başkalarına ettiklerinin cezasını pok çukuruna düşerek ödeyecektir senden öncesini bilemezsin.O onun Tanrıdan kesilmiş cezasıdır.
Yaradanın cezalandırdıklarına acıyarak müdahale edersen şirk koşmuş olursun, sende gereksiz iyiliğinin bedelini onunla o çukura düşerek ödemiş olursun.

Demedi deme…

Cansel Işık/Manyakaşkıngelini

Facebook'ta Paylaş

Paylaş