Kategori arşivi: Hayvan Sevgisi

Evimizde Yavru Kedi Spazmı(1)

13 Eylül Perşembe günü sevgili annemle aramızda bir telefon konuşması geçti..Benim annem namazını aksatmayan,Kuran-ı Kerimi hatmetmiş bir insan..Genellikle perşembe geceleri kabirdeki yakınları ve ailesi için yasin okur..Yine muhtemelen okumuş olmalı ki beni aradı.”Ne yapıyorsun kızım hiç ulaşamıyorum sana”.
Oysa 2 gün önce görüşmüşüz. 😁 Anlattım ne yapıp ettiğimi,konuştuk oradan buradan.Konu evdeki 5 aylık kedime geldi.”Sen hiç kedi değil beslemek,elleyemezdin bile.Nereden çıktı bu kedi sevdası ? Hastalık filan bulaşır,hem senin alerjin yok muydu? Evde beslenmez kedi, ciğerlerine tüyü kaçar,gönder ver bahçeli evi olan birine” dedi.Annem konuştukça boğazım şişti,yutkunmaktan.Gönder ver dediği andan sonra film şeridi gibi gözümün önünden geçti.5 aylık boncuk boncuk bakan,her attığı adımda emeğim olan o tertemiz şehzadeyi vermek fikri bir an göğüs aramı daralttı.”İyi de anne doğar doğmaz benim elime geldi,ne sokak gördü ne başka bir canlı,ne hastalığı ?” dedim.”E kızım kedi apartman dairesinde beslenmez,bahçeli evin olsa hadi neyse,hem evin bereketini kaçırır,rızkın kesilir.Bak zaten işsizsin o kediden sonra hepten parasız kalacaksın..Peki ne yediriyorsun kediye? ” dedi..
Söyler miyim hiç 😁 Araya laf karıştırdım.Hele anneme desem tüyleri dökülmesin diye tavuk yedirmiyorum,sindirim hastalığı olmasın diye baharatlı yemek yedirmiyorum,soğanlı yemek yedirmiyorum,kör olmasın diye makarna ve şekerli asla yedirmiyorum,bağırsağında parazit olmasın diye süt içirmiyorum. Sokaktaki kedilere bunları yediriyorlar, hatta bayatlamış yemeklerini döküyor şerefsiz insanlar ,zavallılarda bağırsak kurdu (coccidia) oluşuyor.Sonra bütün kediler hastalanıyor ve ölüyor.Bizim ki kuru mama ile yavru olduğu için aralıklı içinde kuzu eti olan ıslak mama yiyor,ton balık yiyor desem,kendin bunları bulup kansızlığını tedavi ettin de onlara mı yediriyorsun diye gelip kafamı kırar.
Anneme günümüz insanlarının kulaktan dolma bilgileri ve kötü davranışları yüzünden kedi sevgisini yüklemek biraz zor gözükünce peygamber efendimizin kedi sevgisinden, Muezza isimli kedisinden ve kedilerin sırtını okşamasından bahsettim. Hatta peygamberimizin kedisinin de sokak kedisi olduğunu, Muezza adlı kedinin Mekke’nin kavurucu sokaklarından Hz. Muhammed’in ilgisi ile kurtulmuş olduğundan bahsettim.”Hem anne,babam anlatmıştı ya babannemin de kedisi varmış üstelik sırtını çiğneyip masaj yapıyormuş kedisi,bende bunu masöz yapacağım bana masaj yapacak” dedim.
“İyi de ben kedi kötü demiyorum apartman dairesinde ev içinde besleme, yedir, içir,sev ama dışarıda bak.”
“Dışarıya alışkın değil bu kedi doğduğunda beni gördü ,dışarıda canavar gibi zebani insanlar var,kim buna sağlıklı yemek verecek? Anne sen beni kedi için mi aradın? Konuyu kapatsak diyorum.”dedim.Baktı baş edemeyecek “Amaaan ne yapıyorsan yap tamam ama hastalanma” dedi.Bildiğin kızdı bana.Her anne doğanın kanunu olarak yavrusunu koruyor düşünüyordu işte.
Ertesi gün günlerden Cuma ve mübarek gün.Büyük caminin bahçesinden geçiyorum.Aman Tanrım ne göreyim. Gözlerim fal taşı gibi ayrıldı. Üç,beş çocuk avuç içi kadar yavruyu plastik bir kapta süt içireceğiz diye avuçlamışlar.Yavrucak artık nasıl korkmuşsa küçücük sivri tırnaklarıyla çocukları tırmalamış.Bir o yere atıyor el kadar yavruyu,bir öbürü sütün içine kafasını sokuyor.Aklım çıktı,çığlık attım bağırdım,hemen koşup yavruyu ellerinden aldım.Bıraksam öldüreceklerdi.Yavru kedi çığlık çığlık miyavlıyor ve hıçkırıyor avucumda,evet yere attıkları için gözlerinden yaş akıyordu.İçim parçalandı,o cahil çocukları geride bırakarak yavruyla oradan uzaklaştım,kara kara düşünüyorum.Yavru için ne yapabilirim diye, fakat aklıma annem geliyor.Bunu da alırsam annem saçımı başımı yolar,evime gelmez diye korktum.Çok çabuk karar vermem lazımdı,kedi iyi değildi.Küçücük bedenine pireler üşüşmüş belli ki ısırıyorlardı, çok fena ciyaklıyordu.Yere bıraksam arabanın altında kalacak, ya da cani birine rast gelecek.Anne sütü içmesi lazım,nereden bulacak,annesini aradım sordum maalesef zehirlemişler.Vicdanım elvermedi.Mecburen getirdim eve.Dış parazit için petshoptan aldığım ürünü kimyasal da olsa tarifine göre uyguladım, banyosunu yaptırıp,iyice temizledim yavruyu.Evimi pireler basacak diye korkmadın mı derseniz hayır korkmadım,her şeyin sonuçta bir çaresi vardı.Fakat yolu artık benimle kesişmişti,hayatı bana emanetti,onun yaşaması hayatta kalabilmesi daha önemliydi.Bu artık benim vazifemdi.Anne sütüne eş değerde yavrular için özel süt tozu aldım.Daha 15 günlük ya var ya yok.O kadar aç ki şırıngadan içemiyor,içmek istiyor nefes alamıyor.O kadar da yorgun ki küt diye uykuya düşüyor.Kızım yardımcı oldu ,evdeki diğer kedimiz Erik şehzade yavruyu kıskandı mı, hem de nasıl kıskanmak. 😁.Ev curcuna.Erik şehzade kendinden başka ilk defa bir canlı görüyor.Delirdi.Deli fişek gibi kızdı ,köpek yavrusu gibi hırlıyor,tıslıyor,yılan gibi ses çıkartıyor.Köşe bucak kaçıyor,aaa deli mi ne çocuk gibi küstü bize.Kucağıma aldığım sırada bana okkalı bir tokat attı patileriyle.Tırstım vallahi.Zor şartlarda da olsa yavruyu gıdım gıdım şırıngadan besledik.Erik efendiyi sakinleşene dek kafese koyduk.Benim aklım yavru kedi de tabi,kafam karışmıştı,nefes alışı bir tuhaftı.Nefes almasını engelleyen burnuna kaçan bir şey mi vardı acaba,çok da küçüktü burun deliği. Sonuçta süte sokmuşlardı kafasını.Sanki sol gözünde de küçülme ve kızarıklık,akıntı vardı.Belli ki darbe almış enfeksiyon kapmıştı.Saat gece yarısı olduğu için ertesi güne kadar bir şey yapamadık.Sabah baktığımda yavru kedinin gözü yapışmıştı.Çok üzüldüm,gözünü kaybedecek diye veterinere gönderdim,muayene ettiler fib virüsü almış mı,sıkıntısı var mı her yerini kontrol ettirdim.Burun tıkanıklığı için antibiyotik hap , gözündeki enfeksiyon için de antibiyotik damla ve merhem vermişti veteriner.Kızım telefonda bilgilendirdi beni,veterinerle konuşturdu.”Kaç lira?” dedim.Toplam 50 TL. olduğunu öğrendim. “Mecbur muyuz kullanmasak ne olur?Başka bir yolu var mıdır” dedim.”Kullanılması gerekir tedavi olmalı bağışıklık sistemi düşmüş,biraz kendini toparlasın getirin aşılarını yapalım” dedi.Aşılarını sordum.”70 TL” dedi.Neyse aşılara daha vakit vardı.Mecburen çok zorda kalmadan kullanmayacağıma yemin ettiğim kredi kartımı kızımla göndermiştim, o an ilaçları ödedim. Lakin ilaçlar elime geldikten sonra içim daraldı,daha 1 aylık bile değil, ne antibiyotiği anne sütü bile alamıyor, dokunmaz mı diyorum içimden.Bir yandan da tarifine göre istemeden uyguluyoruz.İlaçtan sonra hayvan iyiye gideceğine sanki kötüleşiyor gibi.Nefes alamadığı için de fazla yiyemiyor.Bir halsiz,bir halsiz.Kımıldamıyor yattığı yerden kalkmıyor…Allah’ım aklımı yiyeceğim.Avucuma aldım.”Oğluum,boncuğum” tık yok.Boş boş bakıyor.Derken kafa düştü elimde, sağa büküldü kafası.Küçük bir havlunun üstüne bıraktım.İçimden sövüyorum,”sana sebep olanların Allah belasını versin” diye. “Ne istediler bir lokma varlığından” diye diye ağlıyorum.“Kalk oğlum,hadi biraz yürü lütfen” diyorum.Sesim titriyor ,gözlerim görüyor çünkü yürüyen yavru kedi yürüyemez halde sürünüyor.Panikledim.Allah’ım ben de bir çığlık,bir çığlık ağlama başladı,öyle ağlıyorum ki hayatım boyunca hiçbir şey beni böyle ağlatmadı.
Kızım gözüme bakıyor,“Anne sakin ol antibiyotikten ötürü uyuşmuştur kalkar şimdi” diyor.”Hayır kalkmayacak,bu ölüyor can çekişiyor,yarabbim yardım et ne yapacağım,yol göster “diyerek ağlıyorum, avuçlarımda hık mık diye yutkunan el kadar yavruyla bakışıyoruz.Ciyak ciyak miyavlayan yavrunun miyavlaması da içine kaçmıştı,miyav sesi kısıktı,nokta kadar bir iniltinin en düşük tonu çıkıyordu.
Facebookta hayvan sahiplendirmeden Nur Özdemir isimli arkadaşa yazdım.Aslında tanımıyorum etmiyorum fakat yaşadığım şehirden biri olmakla beraber facebookta hayvanlar için emeklerini ve kutsal çabalarına şahit olduğum için numaramı verdim “acil yardıma ihtiyacım var” dedim.(Adına düşen Nur gibi kalbine de Nur düşen bu kızcağızdan ve emeklerinden başka bir yazımda bahsedeceğim) Allah razı olsun kız bana döndü,araç temin edelim,şunu yapalım,bunu yapalım derken “videosunu at bana yavrunun” dedi. Attım.”Bu yavru gidici, hemen Petical Hayvan Hastanesine götürün,nerede oturuyorsunuz” dedi.Adresi tarif edince gideceğimiz yerin bize yakın olduğunu belirtti.Gecenin bir vakti,araç yok,kimse yok,cepte para yok,beynim durdu.O an düşündüm o bir yavru,elimdeki benim doğurduğum babası ölmüş bir bebekte olabilirdi,o an bir anne olarak ne yapmam gerekiyorsa onu yapmalıydım.Kızımın arkadaşını çağırdık,çok şükür geldi,gittik.Hemen aldılar, hayvan hastanesinde muayene edilirken veteriner “vücut ısısı 35 e düşmüş,bazı organları kendini kapatmaya başlamış.Bu gece kritik gece,sindirim sistemine ağır gelenler parazit yapmış hastalanmış” dediğinde o sahne aklıma geldi,yavruyu bulduğumda insanlara bile hazmı zor olan, güneşte beklemiş pislikli bozuk inek sütünün içinde boğuyorlardı yavrucağızı,muhtemelen an ki maruz kaldığı durumların neticesiydi bütün bunlar.
Veterinerin sesiyle bir an kendime geldim,”karar verin vakit yok,bu geceyi atlatması lazım,eve götürecekseniz sıcak su torbasıyla vücut ısısını yükseltmelisiniz,yalnız her an her şeye de hazır olun yani bu gece ölebilir”şunu şöyle bunu böyle yapmalı,şu şekil yemeli dediğinde “Hayır ben o riske giremem,bir şey yediremiyorum,nefes alamıyor eve gidince elimde ölür,ben aklımı yerim” dedim, başladım daha da sesli hıçkırıklarla ağlamaya.Veteriner akan gözyaşlarıma bakınca kötü oldu ”tamam üzülme halledeceğiz.O zaman burada kalsın,serum takalım tedavisini yapalım,artık Allah’a ve bize emanet,siz gidebilirsiniz.” dedi.
Onu rahatlamış halde görmeden gider miyim hiç? Hemen enseden bir iğne yaptı.Sonra ağzından zorla vitamin renginde koruyucu sıktı,yutturdu. O veteriner gibi ne yalan söyleyeyim ben kıyıp da ağzını açıp bir damla yutturamazdım panikten.Tedaviyi görünce hastanede bırakmaya karar verdim.Yoğun bakıma küveze aldılar.İğnelerden sonra ayaklanmak için çabalayıp ciyaklamaya başladı.Sesi yükselince biraz rahatlamıştım.Ayrılacağım sıra ücret mevzusu geldi. “İki ya da üç gün gözetimde kalmalı,gelip ziyaret edebilirsiniz yarın,hastanemizde sokak hayvanları için indirimli tedavi yapıyoruz kullanacağımız tedavi masrafı 150 TL ” dedi.İlaçlar her yerde olduğu gibi yine pahalıydı malum.Sokak kedilerinden sadece ilaçların masrafını almak zorundalardı.
Cepte kuruş yok ,iki tur attım,düşündüm.Başkası olsa o yavruyu hayvan hastanesine getirerek insanlık görevini yaptığını düşünüp, nasıl olsa sağlam ellerde diyerek gerisine karışmayıp,devamını getirmezdi.Vaktiyle beynimde tümör olduğu için,öleceğim endişesiyle sevdiğim adam tarafından hastane odasında terk edilmiş bir kadındım ben.O yavruyu bu yüzden hastanede bırakıp, arkamı dönüp gidemezdim.Bunun ne demek olduğunu biliyordum.Bana o anımı saniyesi saniyesine anımsatmıştı.Onu sağlama almadan gider miyim hiç?
Allah beni sınıyor dedim içimden.Cami bahçesinde eziyet gören yavru,ayrıca günlerden Cuma mübarek gün ve annemle de konuştuklarımız aklımda.Evet evet, Allah beni sınıyor.Kızım ve arkadaşı bana kafası karışmış halde bakıyorlar, paramın o an üstümde olmadığını,bu durumda kredi kartına borç yapacağımı da bildiği için “ama ölecek,ölebilirmiş sende duydun,iyi de anne ben ünv. kazandım,iki gün sonra bize para lazım olacak iyi düşün” diye mozurdandı.”Ya yaşarsa 150 TL yi vermediğim için elimde ölürse, ben belki bir ay sonra 150 TL den fazlasını bulacağım ve kartı ödeyebileceğim,ama vermediğim için bu bebek ölürse ,hayır o yaşayacak ve direnecek,hem Allah senin de rızkını verir böyle düşünme.Ben de bu yavrunun rızkıyım. “ dedim.Gözümün önüne tonu düşmüş miyavlayışı ve aşağı düşmüş küçük el ayakları geldi.Felçli gibiydi, kafasını taşıyamayışı beni bir ağlattı ki susamıyordum.Bana sağlam kalan diğer gözüyle boncuk boncuk bakıp duruyordu.Dayanamayıp çıkartıp ödemeyi yaptım. Kedinin adını sordular.Daha henüz adı bile olmayan kedi için kızım “Limon bebek” dedi.Kaydını yaptılar.Bilgi vermek için numaram alındı.Geriye kalan sadece beklemekti.O gece nasıl sabah olacaktı bilmiyordum.Çok ağladım.Hiç uyuyamadım.24 saat açık olan kliniğin kapısında beklemek bile aklımdan geçmedi değil.Sanki bu halimi dışarıdan insanlar görürse,bana bir kedi için ne hallere düştü, deli kadın diyecekler diye de endişeliydim.Benim o anımı ve gecemi sadece bir tek kişi anlardı.O da Nur Özdemir.Kedilerin Ana Kraliçesi Nur, yavru kedinin durumuyla ilgili gelişmeyi sorarak yine göstermeye devam ediyordu ilgisini.Nur Özdemir ki sokak hayvanlarının tedavisi için veteriner kliniklerine 6000 TL borç yapmış bir öğrenciydi.Onun yaşadıklarının sadece 1 gecesini yaşamıştım ben.Benim ki onun 6 yıllık çabasının ve 6000 TL borcunun yanında nokta kadar da olsa burada bir can bir candı işte.Kalbi Nurlu Nur’dan bahsetmişken onun en çok hoşuma giden sözü ve fotoğrafını da gurur duyarak kendi izniyle şuracığa iliştireceğim.
Ben ki bir zamanlar hiçbir kediyi elleyemezdim.Üstelik etrafımda kedi anneliği yapan kadınları görürdüm.Yalanım yok aynen şunu derdim “Manyak mı bu kadınlar,nedir bu kedi sevdası,çok saçma,abartıyorlar” derdim.Şimdi ben o sevdanın nirvanasındayım.Anlamak için mevzunun içinde olmak gerekiyormuş.Üstelik kediler hakkında bilmediğim neler neler varmış.Meğer bizler hep kulaktan dolma uyduruk anlatımlarla kedileri nankör diye etiketlerken çok yanlış yapıyormuşuz bunu da anladım. Bu tarif edilemez bir duyguymuş, merhametten yoksun olan,vicdanı tavuk vicdanı olanlara anlatılamaz bambaşka bir duygu.Kolay kolay ağlayamayan ben sanki kollarımda sevgilim ölüyormuş gibi ağlayınca, bilen bilmeyen etrafımdaki herkes donakalmıştı.
Kızım ; “Anneme bak sen,eve 5 ay önce Erik şehzadeyi getirirken annem eve asla kedi sokmaz diye ödüm kopmuştu,kadın aşmış mevzuyu.Kedi elleyemeyen kadın sokaktan kedi toplar bakar oldu” dedi.
Arkadaşı da şaşkın şaşkın bakarak ;” Cansel teyze ilk defa bu kadar duyarlı birini görüyorum,şaşkınlığım bu yüzden,merak ettim sadece Allah aşkına kedi de bu kadar çıldırmış gibi ağladın,kızına Allah etmesin bir şey olsa seni düşünemiyorum” dedi.
“Bence de düşünme ,Allah etmesin zaten ben o yavruyu kendi yavrumun yerine koyduğum için bu haldeyim” dedim.Sustular.Eve geldikten sonra çekildim odama.Sürekli gözümün önünde o yavru kedi. O vakit iç sesim, gıcık gıcık yalpalamaya başladı.Kulağıma biri durmaksızın aynı papağan gibi bir şeyler fısıldıyor, bir türlü susmuyor.” ya ölürse, ya ölürse,ya ölürse,ya ölürse.bak göreceksin ölecek,paranda boşa gidecek”.
İçimle konuşuyorum “Kes zırvalamayı o çok güçlü ,ölmeyecek, aynı benim gibi hayata tutunacak sende göreceksin.”diyorum.O gece kedinin ölmemesi ve hayata tutunması için sabaha kadar ağlayarak dua ettim.Evet komik gelecek çoğunuza,hatta abartılmış bile bulanlarınız olacak biliyorum,fakat gerçekten dua ettim.Genellikle genç kızken, sınavlara girerken 7 AYETİ KERİME’yi okurdum ve arkadaşlarım;“ Senin işin 7 ayete kaldıysa demek ki bu Türkiye birincileri sınavlara girerken tüm kutsal kitapları okuyarak giriyor “ diyerek gülerlerdi.O zamanda ciddiye alınmazdım,alay konusu olurdum.Ben yine de 7 ayeti okudum ve Allah’a havale ederek hayırlı haber için ertesi gününü bekledim.
Doğumundan henüz 15 gün geçmiş yavru kediyle hayatta kalmak için verdiğimiz mücadelemizin ve zorlu maceramızın ilk gününü okudunuz. Daha paylaşacaklarım bitmedi.Evimizde Yavru Kedi Spazmı (2) ise devamında gelecek.
Selametle Kalın.
To be Contınued….
Cansel Işık/Manyakaşkıngelini
Paylaş

Arka Balkonun Poklu Bahçesi

Arka balkona çıktığımda son zamanlarda muhteşem kuş sesleri duymaya başladım.Arka balkonumun baktığı yer 10 ya da 15 binanın karşılıklı ve yan yana dizilimiyle oluşturduğu, dikdörtgen uzunlamasına çıkışı olmayan bir bahçeyi görüyor,bahçe de ne bahçe poklu bahçe.Bahçeye fare düşse cennete düştüm sanır o derece.Neyse uzun zaman önce yan binanın zemin katına bir adam taşındı,o daire binalar arasında en şanslı olanı.Vaktiyle ilk oturan peyzajını yapmıştı.Bu adam da sonradan o daireyi satın aldı.(İtiraf ediyorum o evde gözüm vardı 😏)
Her sabah ve gün içinde duymaya başladığım kuş sesine kulak verir oldum.Meraklıyım hani bu muazzam çoğul konçerto nereden geliyor. Poklu bahçeden gelmesi imkansız.Bakınca insanın şevki kırılıyor.Duyduğum sesler sıradan doğa kuşları değil, kanarya,muhabbet,bülbül ne ararsan karışık sesler.Bir ara baktım zemin kattaki adam güvercin uçuruyor , ama öyle böyle değil tanesi 50 binlik cins güvercinler, şöyle 12 tane var.50 binlik güvercinler ben 5 ci katta olduğum için gelip gelip benim camlarıma sıçıyorlar. Hani hayvan severiz ya ” olsun 50 binlik güvercin boku bu götlerine sağlık” diyerek temizliyorum. Adam güvercin zengini. Ne var bir tanesi de kazara evimin içine girse ,burada kötü niyetliyim vallahi,içeri girdi mi bitti.Talih kuşum gelmiş diye götürüp satarım şerefsizim.😂😂 Dokunmaz güvercin zenginine.
Ben halen kuş seslerindeyim tabi, nereden geliyor bu sesler.Bazen kuş sesleri de aralıksız çoklu duyulunca melodi olmaktan çıkıyor,beyin yanıyor. İnsanda ters etki yapmaya başlıyor.Yaktım bir sigara,çektim taburemi.
Yerde ufak yavru kedi bileklerimi tırmalayarak antrenman yapıyor.
Derken kuş sesleri bir yükseldi, bir çoğaldı. Arada karışık insan sesleri.Bir yerde bir şeyler oluyor kesin.
Aşağıda ki güvercinciye seslendim,”kuşlar” dedim, ” kuşlar sizin mi ?”
“Evet benim” dedi.
“Hayır güvercinleri kastetmedim,şu susmaksızın öten kuşları diyorum, duyuyor musunuz?”
” Ha onlar mı,onlar bu evin kuşları ” dedi benim çaprazımdan bir balkon gösterdi.
İyice baktım dikkatlice, ne göreyim adam dizmiş kafesleri, cik cik cik meğersem konçerto oradan gelirmiş 😁 Öyle bir kaç kuş değil söylediğim.
Dedim ki ” kuşçu mu bunlar? Evlerinde kuş mu satıyorlar? ” dedim.
” Hayır adam satmıyor,zevkine besliyor da,daha doğrusu karısının çenesi açılınca ötüyor bu kuşlar, adam karısının çenesine çare olarak en son bunu bulmuş.”dediğinde
“Vay be” dedim.
Aklıma geldi bir aralar karısını döven bir adam vardı, her akşam kavga kıyamet kopardı. Poklu bahçe tarafında öyle bir şey ki herkes herkesin evinde ne oluyor,ne bitiyor megafona verilmişcesine ister istemez duyuyor.Aile kavgaları,telefon konuşmaları,ekonomik yetersizlikler,kadınların dedikoduları,çoluk çocuk tantanaları,küfürler,müstehcen iletişim sesleri ne ararsan var,bunlara bu aralar Arapça yayından Suriyeli konuşmaları da dahil oldu..Hepsi sanki aynı çatı altındaymışsın gibi evinin içinde,kulağının içinde.
Güvercincinin demesine göre kuşların sahibi meğersem karısını döven adammış.Kuşlardan sonra dövmez olmuş.Kadın konuşmaya başlayınca kuşlar çıldırmış gibi ötmeye başlıyormuş ve adam kadının sesini duymaz oluyormuş.
Neyse kuşlar işe yaramış,kadın dayak yemez olmuş.Ne güzel.
İyi güzel kuşçu karısının sesini duymaz olmuş da, gel gelelim kuşçunun bilmediği bir şey var; kuşlarda bende insanlar ötünce tüm evleri duyuyoruz.Hele kuşlar Arapların evinde kavga olduğu zaman çıldırıyorlar.
İşte bu sıkıntı.
Nitekim arka poklu bahçede ki evler hiç susmuyor ve susmayacak,e tabi bütün evleri duyan kuşlarda öyle.
Çünkü bu durumdan kuşlarda rahatsız bende.

Cansel Işık/Manyakaşkıngelini

Paylaş

Kedinin Ruhumla İlişkisi

gmölı

Kedi acıkınca miyavlıyor.Gidip kedinin önüne yemeğini koyuyorum.Kedi yemeğini yerken sevgiyle bakıyor gözlerime.Yemeğini bırakıp gelip avuçlarımın içine kafasını sürtüyor.Patilerini kaldırıp omzuma yerleştiriyor.Kafasını okşuyorum.Usulca gidip yemeğini yemeye devam ediyor.O yemeğini yerken eski kedim geliyor aklıma.

Kendi halinde sabahtan akşama kadar çalan radyoda bir şarkı başlıyor.
“Zalim kader yine ördün ağlarını,bitsin yeter ! Hak etmedim ayrılığı”
Boğazım düğümleniyor.Kedi hissetmesin diye bir köşeye geçip sessizce ağlıyorum.Şarkı bitiyor inadıma çalıyor sanki Sezen Aksu.
“Tut ki karnım acıktı anneme küstüm,tüm şehir bana küstü.Bir kedim bile yok anlıyor musun ? Hadi gülümse”
O gülümse dedikçe sesimi kısa kısa daha da çok ağlıyorum.

Eski kedim için mi ağlıyorum,yoksa bir kedi yüzünden kaybettiğim senin için mi…
Yoksa senin yüzünden ölen kedim için mi…
Şarkılar çaldıkça anlamsız bir durum kafesliyor ruhumu.

“Şu kedi kadar sevmedin beni” demelerin aklıma geliyor.
Bir kediyi kıskanarak öldürüşünü ve sonra çekip gidişini düşündükçe öfkeleniyorum.
Seni de bir kedi kadar sevmiştim oysa.
Ama sen bir kedinin önüne yemeğini koyar gibi tenimi önüne koymamı istedin hep.
Şimdi düşünüyorum da, şayet senden payıma düşen sevgi, önüne koyduğum yemek karşılığında düşecekse,bil ki kediler karnı açken de tokken de seviyordu beni.
Buna sevmek diyorsan gör ki tıpkı kedilerin beni sevişi gibi demek ki ben de çok sevmişim seni.
Fakat sen kedi gibi sevmiyordun beni.
“Düşün beni düşüneyim seni,sev beni seveyim seni” gibiydi senin sevgi anlayışın.
Bu arada hani sebebi olduğun,uzunca bir zaman beni terk etmeyen o gerilim baş ağrılarım vardı ya,senden sonra yok oldular.Üzülebilirsin.
Şimdi bak sessizce ağladığım için olsa gerek yada eski kedimi kıskançlığından zehirlemiş olduğunu hatırladığım için olsa gerek,yada anımsadığım sen olduğun için yine başım ağrımaya başladı.Sevinebilirsin.
Olduğum yere uzanmak zorunda kaldım,baş ağrım geçer umuduyla gözlerimi kapattım.
Şimdi yanımda olsaydın kesin şunu da derdin “şu nankör kedi için ağladığın kadar ben ölsem ağlamazsın”.
“Keşke kedinin yerine sen ölseydin” demek geliyor içimden.Sonra “Tövbe” diyorum .”Allah versin hakkını” diyorum.
Ben bunları düşünürken,karnını doyuran kedim yatağımın üstüne çıkıyor, bacaklarımın üstünden yürümeye başlıyor.
Sanki bilir gibi,ağrıyan başımın üstüne göğüs kafesinin tüm sıcaklığını vererek yatıyor.Birde nankör derdin kedilere.Kıskanıyorsun biliyorum.Kıskan.
Şu kedi kadar sevmedin beni diyordun ya,acaba şu kediler kadar beni anlamadığın için, ruhumu göremediğin için olabilir mi ?
Bunları benim düşündüğüm kadar düşünmeni isterdim.

Bil ki kedinin ruhumla ilişkisi senin tenimle olan ilişkini tek geçer.

Cansel Işık/Manyakaşkıngelini

Facebook'ta Paylaş

Paylaş