HAYAT AĞACI VE KAN

Kan içilen ayinleri siz de duymuşsunuzdur,bu hareketin geçmişten bugüne hangi mantığa hizmet ettiğini hep merak etmiştim.Bu yüzden bu araştırma yazısını yazarken en ince ayrıntısına kadar irdelemek ve işlemek istedim.Kiminizi kan tutsa da tiksindirici gelse de kusura bakmayın epey irdeledikten sonra bilinçlenmek adına bu yazının mutlaka yazılması gerektiğine karar verdim. Toplumda bunca eğitimli bir kitle oluşturulurken bunca cehaletin de bir nedeni olmalıydı.Maalesef ki gezegenimizde yüz yıllardır acı olan durumlardan birisi şu ki; toplumların her daim gerçekte ne olduğunu bilmedikleri bir davanın avukatlığını ısrarla yapıyor olmaları ve dayatmalar sonucu sorgusuzca öğretilere sarılarak,saparak yaşamış olmaları. İşte ben bu yazıda çizginin dışına çıkarak, merak ettiğim hem kanın gizemini hem de hayat ağacı diye bildiğimiz kavramları ele almak istedim.İncile baktığımız zaman İncil ; Hayat Ağacı hikayesi ile Bilgi Ağacı öyküsünü birbirine bağlamaktadır..

Bilgi Ağacıyla tanışmanızı istiyorum.Resimde de gördüğünüz gibi Bilgi Ağacı bilgi sahibi olmamızı sağlayan bölgedir.Sahip olduğumuz cinsel yetenek ve uygulamalar bu gördüğünüz Bilgi Ağacı merkezlidir.. Biliyorsunuz ki bu ağacın meyvesi insanlara hep yasaktı ve mühürlüydü. İnsanlara kutsal öğretilerde Hayat Ağacına da katılmak yasaklanmıştır. Peki neden yasaklanmıştır ? Bunu anlamak için yaşam gücüne göz atmamız ve bize öğretilenlerin ötesine bakmamız gerekiyor.Kuran’a baktığımızda bu meyvenin elma olduğu tasvir edilir.Sizce insan hiç elma yiyerek cennetten kovulabilir mi ? Bunu Adem için yaratılan Tanrıça Lilith öyküsünden de hatırlarız ki bizlere bir cinsel birleşme konusunda Lilith’in Adem’e itaatsizliği secde etmeyişi anlatılır.Burada da öğretilen şeytan kavramı ölür ve yerini sürüngen ırk kavramı alır. İkinci yaratılan kadın Havva’dan ve Havva’nın yılan tarafından kandırılması, uygunsuz bir cinsel birleşmeyle de cennetten kovuluşları üstü kapalı olarak betimleme tarzı anlatılır.Orada ki insana yasak olan meyve işte kandı.Halbuki yasaklanan kan bizim damarlarımızdaki yaşam sıvımızdı.Sizce bir kan insana neden bu kadar yasaklanmış olabilirdi ? Çünkü kadınlarda ki aybaşı kanı, kişisel, gezegene ait ve göksel deneyimin arşivlerini barındırmaktadır. Aybaşı kanının erkekteki karşılığı da elbette spermdir. Bilgisayar çipleri gibi sperm de bilincin evrimi için zeka şifresini taşımaktadır.Kadın kan kırmızı rengin titreşimidir. Erkekte ki sperm de beyaz rengin titreşimidir. İşte bu iki rengin enerjisi karıştırıldığında kan ve sperm insanların bilmemesi gereken bambaşka bir iksir oluşturmaktaydı.Tanrılar tarafından kutsal ve güçlü bir eylem olarak görülüyordu bu.. Sümer tabletlerinin açılımı bizlere acı ama gerçek olan kabul ederken zorlandığımız bu sarsıcı bilgileri sunmuştur. Tanrı Enlil ve Enki kulları olan insanlara nasıl davranılacağı ve onların durumu konusunda işte bu sebeple kavga etmişlerdi. Hükümdar Enki insanları savunmuş ve dişi yoluyla insan ırkına cinsel bilgi armağanını sunmuştu. Hükümdar Enlil, bunun insanları Tanrılara denk hale getireceği korkusuyla cinsel bilgiyi kesinkes yasaklamıştı. Görüldüğü gibi bu kavramlar ve görünmeyen, hücresel kök varsayımları yaradılış öyküsüne -Adem ile Havva, yılan ve Cennet Bahçesi- konseptine çağdaş bir biçimde göndermede bulunmaktadır. Enlil insanları yönlendirip ayırmak, tanrıların eylemlerini bilmekten uzak tutmak isterken cinsel bilgi ise insanlara Enki’nin armağanıydı. Tanrıça enerjisini taşıyan aybaşı kanı ve Tanrı enerjisini taşıyan spermin karışımı insanlara tanrıların kutsal gücünü aktarmış olacaktı,Enlil’in çıldırdığı yer işte burasıydı.Adem’in Havva ile kanamalı bir şekilde cinsel birleşim yaşaması insanları Tanrılara denk hale getireceği için Adem ile Havva cennetten kovulmuşlardı.Erkeklerin aybaşı dönemindeki kadınlara dokunmasını da işte bu yüzden yasaklamışlardı ve sapkınlık etiketiyle de böylelikle derin bir sırrı ve Tanrısal gücü insanlardan uzak tutmak istemişlerdi.Eğer erkek kadınla böyle bir dönemde temasa girerse beyaz rengin titreşimi bir kaşif gibi hareket edecek kadının gücü ve bilgisini kanda ki kodları telepatik olarak gönderecekti. Aybaşı kanı yüksek oranda oksijenli bir sıvıdır, kanın en safıdır ve deşifre olmuş DNA’yı taşır. Sarmalları deşifre edip verinin yeniden yapılanmasını sağlayan oksijendir. Bilim insanlarımız bu yüzden şimdi DNA’nın üçüncü bir sarmalıyla oynamaktadırlar. Foton ışınlarına bedendeki ışık şifreli iplikçik olarak adlandırılan liflere dayalı DNA sarmallarının kuruluşunu öğreniyorlar.İlk Yaratıcıyı düşünün aklınıza ne geliyor ? Biraz beyniniz yanacak ama toplumumuzda ataerkil Tanrı enerjisinin kaynak olduğu, dişi enerjininse onun kullanımı ya da eylemi olduğu öğretilmişti bize. Halbuki bu bilgi tam tersidir.Dişi kaynağı, erkekse kaynağın nasıl kullanıldığını temsil etmektedir.Anaerkil Tanrıça enerjisi henüz anlaşılmakta ve kadınlar saygı görmekteyken bu karışım tanrılar için ölümsüzlük içkisi sayılıyordu işte. Erkekler kırmızı rengin titreşimini kullanmak için aybaşı kanını içecek ya da spermleriyle karıştıracak olurlarsa canlanıp güçleneceklerini biliyorlardı.Sizler için biliyorum düşüncesi zihinlere kodlandığı için çok itici fakat onlar içinde ölümsüzlük anahtarlarından biriydi bu.İlk Yaratıcının bir dişi titreşim olduğu doğruydu bu sebepten ilk çağlarda Anaerkil bir hakimiyet vardı.Tabiat ana,dünya ana ,Ana Tanrıça gibi kavramlar mevcuttu. Çünkü kaynak, bildiğimiz gibi dişi bir titreşimdi. Bu dişi ilkeye eşlik eden erkek titreşim Tanrıça aşkının rekabeti içinde milyonlarca yıl önce enerjiyi kötüye kullanarak maalesef bölünmeye başladı.İşte bizler bugün burada kötüye kullanılan o enerjinin parçalanmış bir bölümünü oluşturuyoruz. Sıradan bir Tanrının Pleiadesli iki oğlu Dünyanın egemenliğini ele geçirmişti, aralarında savaşlar yapıp bugünkü çıkmazı yaratmışlardı. Geniş bir açıdan bakarsanız önemsiz bir aile kavgasıydı bu. Kutsal Ana Tanrıça işte bu kavgalar yüzünden sayısız tanrıya eşlik etmek için bölünmek ve kendini pek çok biçime sokmak zorunda kalmıştı. Tanrılar ananın bu titreşimini yatıştırmak, sevmek ve onunla olmak istiyorlardı, çünkü bütün yaratıcı, yaşamsal güçler Ana Tanrıçadan kaynak olarak geliyordu.Bu sebepten kanın gizemi saklı tutulmuş ve modern dinlerde hem kadının durumu hem de bu konu saptırılmıştır. Hristiyan komünyonunu merak ettiğiniz oldu mu hiç? Komünyon nedir bilmeyenlerinize kısaca geçelim.Hristiyanlıkta İsa’nın çarmıha gerilmeden önceki gece havarileri ile yediği son akşam yemeği’nin anıldığı ayindir komünyon. Hristiyanlara o ayinde İsa’nın etini yiyip kanını içtikleri söylenir. Nedir bunun anlamı? Hristiyan olarak yetiştirilenler şu sözcükleri sürekli duymuşlardır. “Bu benim etim. Bu benim kanım.” İşte bu törenler hep birer sapmadır. Beden ve kan yemek içmek yamyamlığı çağrıştırır ve temelinde eski, şifa bulmamış bir sürüngen etkisi vardır.Kanın saklı olan bu gizemini sürüngenler bildiği için de bu ayinlerle sapkın bir yansıtışa dönüştürmüşlerdir. (Reptilyanlarda olduğu gibi.)Gelelim şimdi kan ile Hayat Ağacının ilişkisine.Nedir Hayat Ağacı?

Çoğu insan Hayat Ağacını meyve veren bir şey sanır. Resimde gördüğünüz hayat ağacıyla tanışın

Plasenta…Biraz önce ki genişçe bahsettiğimiz kan ve sperm karışımından oluşan kutsal iksir işte bu hayat ağacının yasaklanan meyvesini getirir bize. Kan.Eski zamanlarda bu meyvenin Tanrıçanın kanı olduğu bilinirdi. Buydu Hayat Ağacının meyvesi. Tanrıça kanını taşıyan plasenta.Şimdi daha net anlamak için bedeniniz ve sinir sisteminizi bir ağaç olarak düşünün. Öyküler ağaçlardaki meyvelerden değil, bedenin meyvelerinden gerçekte tanrıların armağanı olan salgı ve maddelerden söz eder. Çağlar boyunca Tanrılar dikkatimizi bu bilgiden başka yerlere çevirmişti işte. Cennet Bahçesi efsanesinde dişi titreşime Havva adı verilmişti. İlk dişi anlattığımız gibi elbette o değildi. İlk dişi, yaşamı yapan Tanrıçaydı. Öykü daha sonra, erkek titreşimin hayat yapma yeteneğini göstermek için değiştirildi. Yaradılışın bu anlatımında kadın erkeğin kaburgasından çıkar denilerek dikkatler kapatıldı.Kanı taşıyan Tanrıça olduğu için yaşamı ortaya çıkarmayı bilen yaratıcı, yaşamsal güçlerin sahibi her zaman Tanrıçaydı. Fakat Ataerkil hareket Tanrıçayı sürgüne göndermişti. Mit ve efsane masalı şeklinde anlatılarak insanlardan da bu bilgi gizlenmişti.. Böylelikle yaratım hikayelerimiz ve insanlık tarihimizde değişmek zorunda kalmıştı.Şimdi bakın araştırın İncil,Kuran ve Tevratın neresinde Tanrıça ve kanı vardır ? Çünkü Tanrıça ve Ataerkillik arasındaki savaş bugün bile halen sürüyor. Gelelim şimdi yaşamsal güçlerin sahibi olan dişil enerji Tanrıça ve Ay’ın dişil enerji sırrına.Bir zamanlar dişi ilkeleri harekete geçirmek için çalışan dünya dışı zeka güçleri vardı. Bu yüzden Ay, Güneş’in eşi, Dünya’nın kız kardeşi, gecenin, sihrin ve bilgeliğin temsili olarak bilinirdi… Kadim zamanlardan beri günümüze hep aktarıla gelmiştir Ay’ın sırrı. Ay’ın sırrına vakıf olmak, en gizli iç potansiyele kulak vermek demektir, Ay’ı duymak demek geçmişin ve geleceğin döngüsünden çıkıp, gecenin en karanlığında ki bilgelik ışığını taşımak ve hatta bu ışık haline gelmek demektir. Ayla uyumlu olmak, insanın kendi doğasının en gizemli noktalarını açığa çıkarıp, onları tanımak ve bilmek, bunların ötesinde en gizemli sırlarını öğrenmek demektir. . Ay halden hale geçerken, tüm ruhlar takip eder onun seyrini. Çünkü Ayın döngüsü, insanların döngüsüdür. Ve bu seyir bir çemberdir, bu çemberde doğumun ve ardından ölümün ve yeniden doğumun çemberi olarak devam eder.Ay hep dişinin yaşam getirme ve hissetme yeteneğini sır olarak saklamıştır enerjisinde.Ay’ın duyduğumuz gizemli dişi çağrışımı buradan gelmekteydi. Eskiden insanlığın üzerinde Ay’dan gelen ve dişi enerji programını yayan böylesine muhteşem bir etki vardı. Ay büyük bir bilgisayar gibidir. Bu nedenle çeşitli varlıklar ve dünya dışı zeka biçimleri aya sahip olabiliyor ya da ayı simya ile programlama becerilerinde bulunabiliyorlardı. İşte mevcut dönemlerde Ay’ı dişi döngüye göre programlayan varlıklar olmuştur. Bu hatırlanıyor, çünkü aktarımlara göre sevgi dolu, iyiliksever bir zamandı. Sonra elbette her şey birden değişmiş negatif denetleyiciler devreye girmişlerdi.

Aydan Dünyaya çağlardır yayınlanan elektromanyetik frekanslar insanlara bu zamana dek negatif oluşumlarca gönderiliyordu.Fakat şimdi ki gelişen yeni durum da pozitifler negatif denetleyicilerin etkisini yok etmek adına çalışmalar yaparak, negatif denetleyicileri devre dışı bırakıp Tanrıçanın dişil enerjisini tekrar sisteme soktular..Tanrıçanın dişil enerjisi Ay üzerinden elektromanyetik frekanslar ile çifte sarmallı DNA’nın yaşamını koruma amacıyla yeniden gönderilmeye başlandı. Buna sebep olan yine biz insanlardık.Bizi kurtarmaya geldiklerini düşündüğümüz uzaylı dostlarımızla kurulan temaslar sistemin bu yönde yön değiştirip karar almasına neden olmuştu.Bütün bunlar olurken Kadın-Erkek buna hazır mısınız diye sorulmadı size. Çünkü bunun yanlış bir yanı olmadığına karar veren dünya dışı pozitif zeka güçleriydi. Aydan gönderilen yeni elektromanyetik frekanslarda yalnızca dişiler için belirlenmiş yayın programları söz konusuydu. Ay dişilerde bir doğurganlık programı yerleştiriyor. Bu doğurgan döngü, güneş döngüsünden çok daha sık çocuk dünyaya getirme olanağı yaratmak üzere programlandı. Buradan regl kanamasına neden aybaşı kanaması denildiğini ve Ay’ın doğurganlık programımızın ana hatlarını çizdiğini anlayalım. Ancak, bu aşamadan sonra böylelikle yeni bir üreme döngüsüne de girebiliriz .Bu da hızla tırmanan nüfus artışını sınırlamada yardımcı olacak bir türde üreme programı olacaktır.Bence artık yapılan bu çalışmalardan sonra negatif denetleyici Tanrı benzeri bir enerjiyi terk etme zamanı geldi. Çağlar boyunca negatif denetleyiciler yüzünden kadınlara kanlarının lanetli olduğu söylendi.Ve her doğan kız çocuğunun diri diri gömülmesine neden olan sapkın bir inancı yaşattı.Bu sebepten şeriat denilen sapmalarda kadın aşağılandı,taşlandı,öldürüldü. Ve günümüze kadar gelen dayatmalı öğretilerle erkeklerde kadınları bu hususta aşağıladı.Halbuki kadının taşıdığı kan tanrıça kanıydı ve bu zulmü bu yüzden görmekteydiler..Kadınlar çoğunlukla aybaşı kanlarını güçlerinin kaynağı olarak görmek yerine bu yüzden hep kendilerinden tiksinip küçümsenmek üzerine programlanmışlardı.. Ataerkil şiddet; doğan bir çocukta ki kan için “benim kanım,benim soyum” sloganı attırırken, Kadınlarsa dinlerin baskısıyla ve ataerkil dayatmalar yüzünden dışlandıkça kendi kanlarından korkar olmuşlardı. Kanlarının kaynaklarını ve güçlerinin olduğunu bu yüzden anlayamıyorlardı. Oysa kan genetik şifreyi taşıyordu ve Ana Tanrıça her şeyin kaynağı olduğu için genetik kod şifresi de ondan geliyordu.Yani kan kadının kanıydı,soy kadının soyuydu. Öykünün saklı tutulduğu yer işte burasıdır..Kaynak der ki ; Eğer bereketli bir bahçeniz olsun ve bahçeniz şehrin en iyisi olsun isterseniz siz kadınlar sulandırılmış kanınızı kullanın. Bahçeniz çiçek açacaktır. Kanınızın besinin büyümesini hızlandırabildiğini göreceksiniz. Kan çok, pek çok şeyi hızlandıracaktır. Kadınların aybaşı kanaması bir hata,suç değildir. Tanrılardan verilmiş en büyük armağanlardan biridir. O Tanrıların güç kazanmak için kullandığı bir iksirdir.Bu konuda Aborijinli kadınların davranışlarını incelemenizi öneririm.Onlar aybaşı kanlarını torbalarda saklar, yaraları iyileştirmede kullanırlardı. Eğer gezegendeki her kadın ne kadar güçlü olduğunu bilecek olsaydı ataerkilliğin hali ne olurdu sanıyorsunuz? Biliyorum ki böyle bir bilginin kadınlar için güçlü bir varlığın kendilerine benzer bir şekilde kendi kanlarında aktığını düşünme fikri çok zor gelecek. Erkekler içinde, her şeyin ardında dişi bir titreşim olduğu düşüncesi çok çok sarsıcı gelecektir.Kanın gizemlerini bir ortak yaşam süreci olarak inceleyin.Göreceksiniz öyle bir zaman gelecek ki, yaşam büyük değer kazanacağı için kadının aybaşı kanaması topluluğun çok önemli bir parçası haline gelecek.Yakın zamanda kadınlar kanlarıyla yapabileceği çok şey olduğunu öğrenecekler. Ve kanlarını korumayı da bilecekler.Kan korumak da neymiş derseniz ; önünüze gelen her erkekle birlikte olmaktan ve hamile kalmaktan sakınacaksınız.Regl kanlarınız o kadar kıymetlidir ki, duymuşsunuzdur aybaşı kanının büyülerde bile yeri vardır ve kullanılması bu yüzden şiddetle yasaklanmıştır ve hiç affı yoktur. Çünkü kişisel, gezegene ait ve göksel deneyimin arşivlerini barındırmaktadır ve özellikle rahim kanı şifresi çözülen derin bilginin ortaya çıkmasına sebep olmaktadır.Bu yazıyı sabırla okuyup buraya kadar bana eşlik ettiğiniz için teşekkür ederim..Beyniniz yanmış ve sarsılmış olabilirsiniz..Şimdi gözlerinizi kapatıp burnunuzdan derin derin nefes alıp ağzınızdan verin.Bunu 3 defa tekrar edin…Hep beraber daha aydınlık günlere diyelim….

SEVGİYLE VE IŞIKLA KALIN


Cansel Işık/Manyakaşkıngelini/11.05.2019

Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Spam Protection by WP-SpamFree