Etiket arşivi: Aşk

Kedinin Ruhumla İlişkisi

gmölı

Kedi acıkınca miyavlıyor.Gidip kedinin önüne yemeğini koyuyorum.Kedi yemeğini yerken sevgiyle bakıyor gözlerime.Yemeğini bırakıp gelip avuçlarımın içine kafasını sürtüyor.Patilerini kaldırıp omzuma yerleştiriyor.Kafasını okşuyorum.Usulca gidip yemeğini yemeye devam ediyor.O yemeğini yerken eski kedim geliyor aklıma.

Kendi halinde sabahtan akşama kadar çalan radyoda bir şarkı başlıyor.
“Zalim kader yine ördün ağlarını,bitsin yeter ! Hak etmedim ayrılığı”
Boğazım düğümleniyor.Kedi hissetmesin diye bir köşeye geçip sessizce ağlıyorum.Şarkı bitiyor inadıma çalıyor sanki Sezen Aksu.
“Tut ki karnım acıktı anneme küstüm,tüm şehir bana küstü.Bir kedim bile yok anlıyor musun ? Hadi gülümse”
O gülümse dedikçe sesimi kısa kısa daha da çok ağlıyorum.

Eski kedim için mi ağlıyorum,yoksa bir kedi yüzünden kaybettiğim senin için mi…
Yoksa senin yüzünden ölen kedim için mi…
Şarkılar çaldıkça anlamsız bir durum kafesliyor ruhumu.

“Şu kedi kadar sevmedin beni” demelerin aklıma geliyor.
Bir kediyi kıskanarak öldürüşünü ve sonra çekip gidişini düşündükçe öfkeleniyorum.
Seni de bir kedi kadar sevmiştim oysa.
Ama sen bir kedinin önüne yemeğini koyar gibi tenimi önüne koymamı istedin hep.
Şimdi düşünüyorum da, şayet senden payıma düşen sevgi, önüne koyduğum yemek karşılığında düşecekse,bil ki kediler karnı açken de tokken de seviyordu beni.
Buna sevmek diyorsan gör ki tıpkı kedilerin beni sevişi gibi demek ki ben de çok sevmişim seni.
Fakat sen kedi gibi sevmiyordun beni.
“Düşün beni düşüneyim seni,sev beni seveyim seni” gibiydi senin sevgi anlayışın.
Bu arada hani sebebi olduğun,uzunca bir zaman beni terk etmeyen o gerilim baş ağrılarım vardı ya,senden sonra yok oldular.Üzülebilirsin.
Şimdi bak sessizce ağladığım için olsa gerek yada eski kedimi kıskançlığından zehirlemiş olduğunu hatırladığım için olsa gerek,yada anımsadığım sen olduğun için yine başım ağrımaya başladı.Sevinebilirsin.
Olduğum yere uzanmak zorunda kaldım,baş ağrım geçer umuduyla gözlerimi kapattım.
Şimdi yanımda olsaydın kesin şunu da derdin “şu nankör kedi için ağladığın kadar ben ölsem ağlamazsın”.
“Keşke kedinin yerine sen ölseydin” demek geliyor içimden.Sonra “Tövbe” diyorum .”Allah versin hakkını” diyorum.
Ben bunları düşünürken,karnını doyuran kedim yatağımın üstüne çıkıyor, bacaklarımın üstünden yürümeye başlıyor.
Sanki bilir gibi,ağrıyan başımın üstüne göğüs kafesinin tüm sıcaklığını vererek yatıyor.Birde nankör derdin kedilere.Kıskanıyorsun biliyorum.Kıskan.
Şu kedi kadar sevmedin beni diyordun ya,acaba şu kediler kadar beni anlamadığın için, ruhumu göremediğin için olabilir mi ?
Bunları benim düşündüğüm kadar düşünmeni isterdim.

Bil ki kedinin ruhumla ilişkisi senin tenimle olan ilişkini tek geçer.

Cansel Işık/Manyakaşkıngelini

Facebook'ta Paylaş

Paylaş

DERDİNİN GAMINI O’na BIRAK

bbdc8522a771bffa3478156808bf5fc0

Ey kendini ararken,fanilerin karanlık kuyusuna düşmüş,ışığını kaybetmiş insan…
Kendini boşuna arama…
Sen; aslında insanlığın derdini kendine dert eylediğin yerdesin…
Kendi derdinin gamıyla inlerken de vesvesenin kölesisin…
Kendi derdinin gamına çöreklendiğin vakit, insanlıktan kopup bittiğin yerdesin.
Nefsin sana mesaj verir der ki; sen ne zaman sefa süreceksin ?
Halbuki senin ışığın,senin sefan, sırlı perdenin ardındadır bilmezsin.Işığa erişenlerden duyar da kime inanacağını bilmez,işitmek istemezsin.
Bilir gibi olursun da içini kemiren vesveselerden ötürü bilmemezlikten gelirsin.
Hep verilmiş sıkıntıları görür de,suallerine yanıt bulamayınca isyan edersin.
Bil ki o sevgili sana sıkıntı veriyorsa; seni sevdiğindendir.Bilir ki sen acı çektikçe bütün fani dünyadan sıyrılıp ona sarılacaksın.
Ve o bilir ki ruhunla beraber her yerin karanlıktadır..O bilir ki karanlıkta sen o’nu arayacaksın.
Ve o bilir ki cennetinden kovulanlar da karanlığın içinden sana doğru gelmekte ve seni kazanmak için türlü illüzyonlarla seni ele geçirmek istemektedir…
Nefsine gelir yerleşir bir iblis ve başlar en çetin savaşın. İblisle girdiğin savaşı bir tek o görür ,bir tek o izler. Unutma, iblise galip gelmek istiyorsan senin bu savaşta tek yardımcın yine Allahtır.Eğer ki ilahi emirlere karşı gelmeye başlarsan iblis kazanır.
Sen de bil ki nefsin bir demirdir,ve demir tavında dövülmelidir. Fani hayat seni dövdükçe,o bilir ki nefsine yerleşen iblisi ezerek ona ulaşacaksın. Nasıl ki etrafından bir insana seslenmeden kendisinin dönüp sana cevap vermesini beklemek akla mantığa ters ise, Hak katında da değerin, Allah’a ne kadar seslendiğin ya da ne kadar içten seslendiğin ile doğru orantılıdır. O’na ulaşınca da o bilir ki karanlıkta kalan her yerin aydınlanacaktır.O yüzden iblisle olan savaşında hep senin kendisini çağırmanı bekler. Bu yüzden senin akli kemalinle kendisine doğru koştuğunu, kapısını çaldığını görmek ister..
Aslında hummalı bir aşktır Allah ile arandaki bağ..Bunu senin keşfetmeni ister..Bu yüzden her vefalı aşık gibi hummasına vefalı bir aşık ister..Unutma ki aşk, güçlü bir bağlılık hissi ve kişisel bağlanma duygusudur.Şeytanı şeytan yapan ise kibirdir.Yeter ki kibrini bırak ve Allah’ın aşkına nail olmasını bil.
Kendince sürekli “Benim içim temiz ve ben dürüstüm” diyorsun,buna rağmen bazı geceler,feryadını duyuramadığını mı düşünüyorsun ?Yoksa sen, her yarattığının çağrısına yetişenin,senin imdadına yetişmeyeceğini mi düşünüyorsun ? Belki de seni tam vefa ile tamamlanamadığın için gözlüyor ve o’na tamamlanarak ulaşmanı bekliyordur.. Şayet vefan da varsa bir kusur bunu sen tamamlayacaksın.
O’na ulaşamıyorsan,neden ulaşamadığının farkında ol.Nefsine ezilip,vesveselere yenilip,iblise eğilip önünü göremediğin için olabilir mi ?
Bu o’na ulaşmayı yeteri kadar isteyip de,sana gönderdiği meleklerine inanıp da isimleriyle çağırmadığın için olabilir mi ?
O’na aşk ile bağlanmaktan,onun aşkının peşinde sürüklenmekten korktuğun için olabilir mi ?
Belki de varlığını inkar edenleri dinleyerek,onlara kısmende olsa kulaklarınla katıldığın içindir.
Eğer nefsinin zevklerine kapılıp da kirlendiğini düşünüyorsan, seni bağışlamasının imkansız olduğunu düşünüyor da utancından tövbe etmeye yüzün varmıyorsa ,işte o vakit iblisin kötü ruhlu çocukları ruhunu ele geçirmek için harekete geçeceklerdir.
Unutma ki kibirli İblise,birinci sura kadar yaşayacağı için nesil verilmiştir. İblisin çocukları ise atalarının istediklerini ve verilen vazifeleri yapmakla görevlidirler.Bu nedenle İblisin çocukları beden ve ruhları ele geçirerek Ademoğullarını inançlarından uzaklaştırıyorlar.
Rablerinin onlara göndermiş olduğu kitapları sürekli çalıp,ele geçirdikleri, yönettikleri ruhlar aracılığı ile ayetleri çıkarlarına göre değiştirip, insanların akıllarını karıştırıyorlar.
Bağırıp çağırmak,tokat atmak gibi cahiliye şiddet adetlerini göze güzel kılıp,musibetleri arttırıyorlar.
Çünkü onlar fitneler çıkararak,İslamiyeti bitirmek ve Ademoğullarını kendi krallıklarına köle yapmak arzusundalar. Şu anda bile yeryüzünde ki en büyük emellerini İblisin hizmetine girmeyi kabul etmiş ruhlar sayesinde yavaş yavaş gerçekleştirmeye başlamış durumdalar.
Etrafına bak ne de çoğaldı ele geçirilmiş ruhlar değil mi ? Oysa uzun zamandır görüyoruz ki Allah’ın korudukları selâmetteler,korumadıkları ise sapıtmış durumdalar.
Şaşkınız yaşadığımız kainatta olup bitenlere.
Buna yaşadığımız dönemlerden örnek vermek gerekirse en basit örnek;akıl almayacak rakamlara ulaşan,ardı arkası kesilmeyen şiddet,taciz,tecavüzlü cinayetler üzerine gelen haberler ve ülkeler üzerinde ki bozguncuların kan döktüren etkilerini gösterebilirim.
Hemen yanı başımızda 38 günlük bir erkek bebeğe bile tecavüz edip ölümüne neden olabiliyorsa bir Ademoğlu ve bundan bir başka Ademoğlu utanç duyarak “Allah varsa ve bu olanlara,bu sapıklara neden izin veriyor?” diyerek haykırıyorsa şirk koşmadan,günaha girmeden döküp düşünmek gerekir.
Ve sen her sıkıştığında “Lanet olsun” diye böğürerek haykırdığın o kelimeye ve ettiğin beddualara dikkat et olur mu.Allah hiçbir zaman bu sapıklıklara izin vermez,insanlar ruhlarını cennetten kovulan iblise kaptırır ve Allah’ın izin vermediği ne varsa onları yapar.Lakin iblisin çocuklarının oyunlarına kapılmamak ve onlarında gazabından korunmak yine senin elinde.
Bu kötülüklere neden izin veriyor diye sorguladığın Allah sana kötülüklerden korunabilmen için kendisine ulaşabileceğin anahtarı vermiştir. Sen o’na ulaşan kapıyı açmak ve İblisin illüzyonlarına kapılmamak için işte tam da bu nedenle dilinden Esma-ül Hüsna’yı hiç düşürmemelisin.Esma-ül Hüsna senin bu hususta koruyucu kalkanındır.
İblisin oyunlarına büyülenerek kapılırsan fani dünyada iblisin gazabından,Gaipte de Allah’ın azabından korkmalısın.Fakat fani dünyada iblisin tuzaklı gazabından korunmak istiyorsan önce Allah’a sığınmalısın. Allah’ın karşısına çıkmaktan,her ne olursa olsun o’na aşk ile bağlanmaktan sakın korkma.Evet onun günahkar kullarına olan  azabından kork ama,o’na onun isimleriyle hitap ederek günahlarından tövbe etmek için  yardım istemekten,konuşarak huzuruna çıkmaktan korkma.Yardım istediğin gibi de hatalarından ve de yanlışlarından ötürü af dilemekten,tövbe etmekten sakın sakın korkma.
Olur ki; Allah’a olan aşkından ötürü seni hakir görenler de olacaktır. Seninle kim dalga geçerse geçsin,kim hakir görürse görsün,tövbe ederken duyduğun seslere sakın kulak asıp aldanma.O sesler ki cennetten kovulanların ele geçirmeye çalıştığı,bir kısım fasık Adem oğullarının ele geçirilmiş bedenlerinin sesleridir,işte onlara sakın inanma..
Onlar da ruhları ve bedenleri ele geçirilmeden önce zaman zaman Allah’ın birliğine,meleklerine,peygamberlerine inandıklarını dilleriyle tasdik etmişlerdir, fakat ne hikmetse kötülük yapmaktan ve günah işlemekten asla vazgeçememişlerdir.
Yeryüzünde iyilik ve kötülük savaşırken,işte onlar Evveli’ni çalmaya gelirler senden, Âhiri’ni görememen için de konuştuklarıyla zihnine perde çekerler, Zâhiri‘ne ulaşamayasın diye de fitnelerle seni yolundan çevirip kendilerine çekmek isterler.Münafık insanlardan oluşan o kötülük ordusu,içindeki o bilinmez,görünmez boşluğu kaplamak için Bâtın’a yani içindeki o boşluğa düşünceleriyle,yarattıkları vesveselerle yerleşmeye çalışırlar.Sen iyilik ordusundan ayrılır da,fasık bir toplum olan kötülük ordusuna katılırsan Allah seni doğru yola erdirmez. Işığından mahrum kalır,kendini karanlık kuyularda arar arar durursun.
İşte Evvelini,Âhiri’ni,Zâhirini,ve Bâtın’ını kaybetmek istemiyorsan, seni yaratanla her gece hangi dilde konuşabiliyorsan konuş,fakat Ademoğluna secde etmeyen iblisin kibirli çocuklarının,sana unutturmaya çalıştığı Allah’ın 99 ismini sakın sakın unutma.O 99 isim ki senin kalp gözünün açılışını sağlayan anahtardır.Kalp gözün açıldıktan sonra hiçbir rehbere zaten ihtiyacın kalmayacaktır..Senin yaratana olan aşkından rahatsız olanların hepsi,Esma-ül Hüsna’nın faziletlerine gelince,gözünün önünden anlamsızca gülerek geçerler.Çünkü onlar fanilerin karanlık kuyusuna senden önce düşmüşlerdir ve Esma-ül Hüsna’dan bihaberlerdir..
Şöyle baktığın zaman onlar Allah’ın yaratmış olduğu insan dışı varlıklara,paranormal hadiselere,Meta Fiziğe de inanırlar da büyülere bile kaptırıverirler kendilerini.İşte sen Allah’ın cennetine nail olmak istiyorsan büyülerden uzak dur,yapandan da yaptırandan da sakın kendini.
Tövbe ederken sana gülenlerin kahkahalarını ise; duyma,kapılma,yanılıp şaşma.Hatta seni yaratanla arandaki bağın arasına hiçbir iblisin illüzyonu etki edip o bağı koparmasın diye de arandaki bağa her gün dualarla kör bir düğüm at ve o düğüm Allah ile aranda daha güçlü bir bağ oluştursun.Ve iste ki kalp gözün açılınca o düğüm hiç çözülmesin,her o’na ulaşmaya çalıştığında,bir dua ile bir düğüm daha at.Bir dua,bir düğüm derken göreceksin,hem ışığa yaklaşacaksın hem de kendini ararken düştüğün fanilerin karanlık kuyusundan kurtulup Aşk ile aradığın kendine ulaşacaksın.
İnsanlar birbirleriyle doğru şekilde evrensel gücün istediği gibi birlik olduğu zaman, kendi çevreleri içerisinde birliğin ek bir gücünü keşfedecekler.Bu güç şuurlarımızın ötesine geçtiğimizde,bizlere tıpkı iblisin yolunda birlik olup ilerleyenlerin,kötülüğün etkisinden topluca kurtulamadıklarını gösterdiği gibi..Allah’ın yolundan gidenlerin de iyiliğin etkisi altında korunduklarını gösterecektir.Ve insanlar görecekler ki;bu güç doğanın kendisi içerisinde kök salmıştır ve herkesi etkiliyordur.Eğer iyiliğin etkisi altında korunmak istiyorsan, Hak bilinciyle kalbini Hakka tam anlamıyla teslim etmek zorundasın.Gaipten önce fani dünyada ki sınavlarında senden beklenen işte budur.
Ve lütfen fani dünya içinde yüreğini saran hüzünler,sadece aciz Ademoğullarının derdi için olsun. Dilinden zikrettiğin dualar ise insanlık için bulduğun çözüm olsun.Bulduğun çözüm ise insanlığın kanayan yaralarına şifa olsun.. İnsanlığın derdini kendi derdin bil ve Allah’a ulaşmak için ne gerekiyorsa yap…Çünkü Aşk,İlahi Kutsal Frekans birlikteliğidir.
Yaşadığımız evrendeki değişimler,insanlardaki değişimler,gün gün seni rahatsız etmekte ve korkutmakta.Güncel yaşantında insanlarla diyalog halinde iken, farkına vardıkların seni endişelendirmekte.Fani dünyada din,dil,ırk,mezhep farkındalıklarını mesele halinde görmekten lütfen artık vazgeç. Sen aciz bir kuldan başka bir varlık değilsin.Allah evrensel bir güçtür ve bu yüzden gizlidir.Seninle beraber tüm canlıları yaratmıştır.Nefsinden ötürü,İblisle beraber lanetlenmek istemiyorsan Allah’ın Sev dediklerini sevecek,uzak dur dediklerinden uzak duracaksın.
Der ki ;Araf Suresi 180 ayetinde “İSİMLERİN EN GÜZELİ ALLAH’INDIR.O HALDE O’NA O GÜZEL İSİMLERLE DUA EDİN”.(Araf Suresi 180)
Kendi derdinin gamına ise,oturup sakın kuruntu ile vesvese yaparak ağlama.Seni ağlatacak kadar derin ise gamın,kederin Esma-ül Hüsna zikri ile Allah’a bırak… Çünkü Esma-ül Hüsna ile o’na ulaşacak,ulaştığın zaman ise arınacak, hayat bulacaksın….Ve emin ol, o’na ulaştıkça da ışıl ışıl parlayacaktır yüzün ve gözün…Yeter ki Allah aşkıyla dolsun özün.

 

Cansel Işık/Manyakaşkıngelini

Facebook'ta Paylaş

Paylaş

HERKESİN HERKES’SİZ YAŞAMASI

ssss

“Sensiz yaşayamam” diyene “herkes herkessiz yaşayabilir ” demek bana nedense saçma geliyor.
İnsan birine karşı bir şey hissetmiyorsa,sevmiyorsa tabi ki onsuz yaşayabilir.
“Bensiz yaşayabilirsin” demek ilişkiye dair his taşımayan taraf için her zaman daha kolaydır.
Sensiz yaşayamam diyen taraf, zihninde ayrılık sahnesini canlandırdığı vakit,karşı tarafa beraber yaşanmışlıklarından biriktirdiği ile anlam yükleyerek o kelimeyi sarf eder.
Ve duygularından emin olarak ne istediğini bildiği için, pek tabi “sensiz yaşayamam” diyebilir.Bu bir acizlik değildir.
Çünkü insanoğlu herkesi aynı ölçüde sevemeyeceğini ve sevgisiz yaşayamayacağını çok iyi bilir.Herkesi onun yerine koyamaz.
Herkes herkessiz pek tabi yaşayabilir ama sevmiyorsa bu mümkündür, seni seven kişi seninle yaşadıklarını bir başkasıyla bir daha aynı dozda aynı coşkuyla yaşayamaz.
“Sensiz yaşayamam” diyenin bir deneyimlemesi,bir bildiği vardır.
Çünkü bir yanı daima buruk olarak sende kalacaktır.
Sen onun için “SEVGİ” demeksindir.
Ve insanoğlu SEVGİSİZ YAŞAYAMAZ.
Yaşayanlar ise ,insanlıktan nasibini almamış dediklerimiz misali daima eksiktir.Ve o eksiklikleri hiç bir zaman dolmaz.
Eğer istediğin sevmek ve sevilmek değilse kimsenin gönül bahçesine gereksiz yere macera olsun diye girme..
Kalbimiz yangın yeri…
Sevdası hep yarım kalmış,sevgisiz yaşayan ruhların eseri.

Cansel Işık/Manyakaşkıngelini

Facebook'ta Paylaş

Paylaş

BİR TEK YÜZÜMÜN KIRMIZISI KALDI SANA

ateş

Hani hepimizin bildiği “anı yazmak” diye bir kategori var edebiyatta.Yazılan “anı” da kişi öğretici ve bilgi verici yazılar yazmalıdır ya hani.
Gelecek kuşaklara ders vermek ve kamuoyu ile hesaplaşmak amacı da vardır biraz.
Yazar; yaşadığı dönemde olay, kişi ve dönem hakkında ki yaşadıklarını, ilginç olayları gözlem ve izlenimlerini anlatır ya.Bugün geçmişten kalan bir kalemin yazdığı “anı” yazısını okuyordum işte.Oturduğum yerde sinirden bir gülme geldi bana.
Sonra yazacağın yazıların,toplumun ruh sağlığına risk oluşturmaması da gerekir diye bunları düşünürken,yüzüme yapışmak için ısrar eden maskeyi kenara itmekle meşguldüm aynı zamanda.
“Ben bu dönemin çocuğu olarak yazmaya kalksam” dedim.
“Sahi ya ,yazmaya kalksam yaşadığım dönemin hakkında ki gözlem ve izlenimlerimi,şöyle doğrulardan kesinti yapmaksızın,cömert açılımlarda bulunarak yazsam kesin +18 mührünü basarlar ” dedim kendi kendime.
Tabi ki yazmayacağım o anı dediklerinden..Yazamam ki ..Çünkü çoktan terk ettik dönemin bize verdiği o cinsel kimlik rollerini.
Memleketimin şimdi ki insanlarının yaşattıklarını ve yaşadıklarımızı düşününce,hele şimdiki yeni neslin nesiller boyu dillerden düşmeyecek o durumlarından bahsetmeye kalktığımızı düşündüm de; kesinlikle insanlık hakkında bedbin fikirlere sahip birer ruh hastası olarak görülürdük.
“Gelecek kuşaklara şu zamanın pesimistliğinde küfürsüz ne anlatabilirsin ki” dedim kendi kendime..
“O tecavüzleri,tacizleri,uyuşturucu çukurlarını ve eskorta çıkmış bedenleri,nefsini doyuramamış,cinsel organına özgürlük bileti kesmiş o ruhları.Sonra oturup spermiyle sohbet eden adamları”.derken; yüzüm buruştu.İçtiğim kahve bile soğumuştu,tıpkı hayattan soğuyan yeni yetme bir çocuk gibi.
“Anımsadıkça pislikleşiyor lan bu dünya” dedim hoyratça.
“Hiç mi güzel anılarımız olamayacak bizim gelecek kuşaklara ? “
Bir kitaptan sıkılıp da fırlatır gibi fırlatmak istedim anımsadıklarımı.
Sanki ruhuma zehirli bir çiçek koklatmışlardı.
Hiç susmuyordu,zembereği boşalmış saat gibi,çığlıklar içinde ses çıkartmaya devam ediyordu zihnimin kemirgenleri.
“Öyle ya kaderini sanki zavallı bir patlıcandan almış,yüzünün patlıcandan farkı kalmamış,sırf araba da sevişmedi diye,o arabadan atılmış,kafası yarık kadınları gelecek kuşağa nasıl anlatabilirdim ki ?”
“Bu kadınları evime hangi cesaretle getirebildiğimi,evimin yaralı bereli kadınlarla kadın sığınma evine döndüğünü,annesi şiddet görmüş o masum çoluk çocukları sırf okuldan geri kalmasınlar diye evimin adresini kadına şiddet masasına sığınma noktası olarak yazdırdığımı nasıl anlatabilirdim ki …Uçkuru için kadına şiddet gösteren canavar adamların o ölüm kokan tehditlerine dimdik durup ta meydan okuyuşumu.Ve sıradan bir insan oluşumu…Nasıl anlatabilirdim ki küfürsüz,kibar kibar hemde pembe masallar gibi.Hem kimse de anlamazdı ki zaten…Başına gelmesi gerekirdi illaki anlaması için.”
“Tavşan gibi çeşitli insanlarla aşksız çiftleşme sonucu, yüksek doyum nedeniyle kendi bedeninden ve karşı cinsinden tiksinip,kendini kaybetmiş,nirvana denilen noktada, kendini bulma aşkıyla yanıp tutuşan,o rotasını zevki uğruna şaşıran,testesteron nöbetine yakalanmış kızı yaşında ki kızları aşk yapmış,östrojen nöbetinde bunalım takılan, oğlu yaşındaki çocuğu aşk yapmış ya o entel dantel teyzeleri nasıl anlatabilirsin ki ” diye tam da içimde ki kemirgen zihnimi kemirirken acı acı bir sesle irkildim.
Biiiip…Biiiiip.Biiiip…Biiip..Tam konuşmaya devam edecek o içimdeki susmayan kemirgen…Yine ötüyordu Biiip…Biiip…Biiiip.
Çamaşır makinası değilde,adeta namı diğer rtük gibiydi. Acı,acı öterek sanki sansür koyuyordu zihnime.
Bence bizden öncekilerin de zihninde bir sansür vardı.
Ondan yazamadılar belki de,en gerçek anılarını bizlere.Mutlu mesut yaşamamızı istediler aşk hikayelerinde.
Mecnundan Leyla’ya bir çöldü aşk.,Ferhat’tan Şirin’e delinmesi gereken bir dağdı.Kerem’den Aslı’ya söndürülmesi gereken bir ateşti aşk.Emekti,çileydi,hak etmekti.
Aslı’nın elinde kaldı aşk,yandı bitti kül oldu.Ve kalan küllerdi bize Aşktan kalan..
Sonrasını utançlarından anlatamamış olmaları gerek ki gerçeklikten uzak, bu kadar yapay,acılara üzüntülere hazırlıksız,deprasyon ilaçlarıyla sevişen bir kuşak vardı yaşadığım bu dönem de.
Çok ta görmüyorum aslında.Biz Araf çocukları çünkü şaşkınız hepimiz,yaşadığımız,duyduğumuz,gördüğümüz bu pislik hikayelere.
Kaldıramıyor bir tarafı aşka tutkun yeni yetme ruhumuz.
Dayanamıyoruz “Birden ölüm gelsin,ölümü özledik anne ” diyoruz. Bunlar nasıl anlatılırdı ki gelecek kuşaktaki zihinlere…
Belki de o dört duvar karanlık odaları karartan siyah perdeler sakladı bizden ahlaksızlıkları.
Soylunun soyluluğunu kaybetmemek uğruna yaptıklarını siyah perdeden başka ne saklayabilirdi ki ? Aslı ile Kerem’de kaldı onların aşk hikayeleri.Onlar derme çatma namus,haysiyet,şeref,onur hikayeleri bıraktılar bizlere.Yatak odalarının dışında,sırf evlenmeleri için çabalamış aileleri mutsuz olmasın diye mükemmel uyumlu çiftleri oynayan,aslında birbirlerinden uzak, evlilikte kerameti öğretmeye çalışan muhteşem çiftlerdi .
Birbirinin elini insanların önün de tutmaktan bile utanırken,o mahrem odalar içinde,aşktan yoksun kardeş gibi,kivre gibi bir yaşamı saklamaktan utanmamaktı belki de onlar için mükemmel aile olmak dedikleri.
Evinde namus,şeref,haysiyet rolüyle para kurtarıyordu çünkü her durumu.Tıpkı bir “Pezevenk” yazısının üstüne koyulan paraların pezevenk yazısını yok ettiği gibi…
Sus diyorsun bana değil mi ? Mahremiyeti olmalı değil mi insanların ? Kara kutuları olmalı bir uçak gibi…
Emin ol mahremiyet dedikleri bir maskeden ibaret.Gerçekte olsaydı mahremiyet dedikleri şimdi duyamazdın tecavüze uğrayan çocukların intihar hikayelerini,okuyamazdın bu kadar adı mahremiyet olan belden aşağı pislik gerçekleri.
Merak etme siyah perdeleri zaten yırttı birisi.Tıpkı düşen uçakların açılan kara kutuları gibi.Bu topluma iyilik mi etti,kötülük mü etti bilinmez..Bizler işte bu yüzden Araf çocukları olduk.Aslı ile Kerem’den kalan küller ile avunup,yırtılan siyah perdeden sızanlar arasında,duygusundan suçluluk duyan,duygu açı çocuklar olduk.”Aldırma gönül” diyen şarkılar da bulduk kendimizi.Aşk için yolları giderken,rakı masalarında demlendik ,iki güzel kelimeyi duyup da inanmak için,kurşunları ata ata bitirdik,bu mahremiyet denilen pislik hayatı mapuslar da yata yata öğrenmek için.
Böyle böyle ağlamamayı öğrendiysek de,bizler duygulu şarkılarda,duygulu filmlerde yine ağlak,salyalı,sümüklü çocuklarız.Fakat acıya da bir o kadar dayanıklı çocuklarız artık.Çünkü kendine sunulan cenneti, ustaca cehenneme dönüştüren pislikten yalamaya dönmüş,kalbini unutmuş,penisini seven adamları gördükçe aşka inancını yitirmiş mutsuz çocuklarız artık biz.
Bu yüzden mevsimlerden en çok ilkbaharı özleyip sevdik.Bahar geldiğinde demir parmaklıklara,üzerine yazılar yazdığımız kağıttan beyaz güvercinleri astık,belki rüzgar alıp yaşayamadığımız,hasret kaldığımız tüm güzelliklere onu ulaştırır hayaliyle,kağıttan güvercinleri bile özgür bıraktık.
Ve işte anımsadıkça,gözümde pislikleşen insan hikayelerinden sonra, anladım ki hiç bir güzel anımız yok bizim gelecek nesillere..Ben en çok gelecek kuşaklara bırakacağım rengin KIRMIZI olmasını isterdim oysa.. Fakat bırakabileceğim bir tek yüzümün kırmızısı kaldı onlara..
Bu yüzden belki de hırçın beynimizin bir tek dışkısı var; o da küfür. Bunca utanmaz,aymazın içinde utanmaz olduk ettiğimiz küfürlerden.Unuttuk Aslı İle Kerem’de kalan aşkın küllerini,Neyzen gibi,Can Yücel gibi adamlar tanıdık,küfrettik işe yaramayan kilisenin papazına ve halende küfrediyoruz camilerin tecavüzcü imamlarına..O yüzden sevmezler bizi de onlar gibi.Dokunur bu yüzden yaralarına yazdığımız her kelime.Ruhunun devası olmayanın inancı kalmazmış mahremiyete.Kalmadı inancım benim de.
Sana da dokunduysam eğer kelimelerim de, dört duvar karanlık odalarda,onca acıyla mahremiyet süslemesinde sustuğun için,gördüklerini maviş maviş,pembiş pembiş boyaların altına saklayıp da,yalanlarla parlatıp sunduğun için ben seni affetmeyeceğim.
Esas gerçekleri yazdığım için sen beni affeyle.

Cansel Işık/Manyakaşkıngelini

Facebook'ta Paylaş

Paylaş

BEKLEME YAPMA !!

13094427_10209651943123572_9181205937121220483_n

İki kişilik mutluluk projelerinin genellikle ufak nüansları olur,
Sizin gözünüz ışıl ışıl parlarken,her ne olursa olsun mutluluk adına davranışlarınız da,her beklentiniz de,her katılımınız da, eğer karşınızda ki kişi kendi ihtiyacını karşıladıktan sonra,sosyal aktivite ve kaliteli zaman paylaşımında çeşitli bahaneler ile sizi yalnız bırakıyorsa, bir kahvaltı masasında bile ufacık bir masum öpücükte “dur bir yaaa kendime geleyim şimdi değil ” diyerek,bir buhranlık tavırlar sergiliyor yüzünüzü yere düşürüyorsa, onun belirlediği mutluluk projesinde ki o kişi emin olun siz değilsinizdir.
Bazı insanlar mutluluk projelerinde figüran olarak zaman geçirmekten keyif alır.Ve siz onu mutluluk projesi için hayatınıza alırken o sizi geçiş projesi yaparak hayatına katmıştır.
Unutmayın;hayat kimsenin kendine gelmesini bekleyecek kadar merhametli değil,size acımaz hızlıca akıp gider.Bekleme yapmayın.

 

Cansel Işık/Manyakaşkıngelini

Facebook'ta Paylaş

Paylaş

AŞK KIŞ UYKUSUNA YATMAZ,ÖLÜM UYKUSUNA YATAR SEVGİLİ.

dsgfg

Seninki ne biliyor musun sevgili ;kış uykusuna yatıp ta ,aşkı baharlara bırakmak.
Ben seninle her mevsim,tutunacak dallarımız olacak ve öyle yaşlanacağız sanıyordum.Bilirsin ben hep seni sevmek isterdim.
Uzaklığını,uzak durduğunu gördükçe de, nedense inatla da sevilmek..
Ve sen buna öfkelenirdin.
Sen uyumak isterdin”uyanınca” derdin.”Uyanınca”… “Söz bak” derdin “Birazcık uyuyayım” dediğinden sonra geçip gitti zaten o güzelim yıllar.Bir uyudun uyanmadın bir daha yıllarca.
Fani işlerin buhranlarıydı seni benden alıp götüren,aşkı uykularda öldüren.Geçerdi her dert,mevsimlerin gelip geçtiği gibi,günlerin gelip geçtiği gibi…İnsan ömrünün iyi kötü geçip gittiği gibi.Bir şeylerden ışık alırsın da,gözlerin açılır belki diye, özenle özellikle anlatırdım bunları sana..Ama fani işler kafanı bozardı,küserdin yine herkese.Hayır,bana da küserdin sanki suçum varmış gibi.
Benim de kafamı bozar,yorardın fani işlerle.Yok edesim gelirdi seninle beraber her derdi de.Günler geçip giderken mesela kalmazdı öyle büyük bir sıkıntı.Sıkıntısız günlerde hani dikkatimden kaçmazdı,gözlerini açardın da yine ertelerdin bize dair her şeyi.
Bunu okuyanda çaresiz derdin var sanacak sevgili.Kabul edelim,seninkisi gözümün üstünde niye kaşım var diyerek ota poka kendince sıkıntı üretmekti.
Tüm güzellikler yaşamamız için bizi bekliyordu,el ele verip,ucundan tutup çabalamak yerine , aşkın 4 mevsiminden birini, kalbini uyutarak benden çaldın işte sevgili.Sonra ikincisi,üçüncüsü derken; aşkı kış uykusuna bir yıl daha yatırdın.Bana seninle yaşayacak mevsim bırakmadın sevgili.Ben çalınan mevsimlerimin peşine düşmek ve hep huzuru beklemek zorunda kaldım yıllarca.
Öyle günler olurdu ki zaman geçiyor diye korkardım, bu derin uykudan uyanmanı, mutlu olmanı isterdim.Hatta ateş püskürmesin,yine çıldırmasın canımı yakmasın diye,usulca severdim,usulca öperek uyandırırdım seni .Sense her uyandığında,nedense aşkı hep ertelerdin,sevmeleri ertelerdin,dokunmayı ertelerdin,gülümsemeyi ertelerdin,önemsizmiş gibi gösterirdin herkesin ulaşmaya çalıştığı Aşkı.
Değersizmiş gibi davranırdın birde, herkesin içine ulaşabilmek için çabaladığı,can attığı kalbime. Ben sana bir değil,bin adımları aşıp geldim de sevgili, sen öfkeleri ateşleyip,yakıp yıktın, kış uykusuna yatan ayılar misali.Sana gelen ayaklarımı anlamsız bir şekilde kırdın.
Sana kaç kez söyledim a hayırsız laf dinlemez,kalbimin yerine burnunun dikini mesken yapmış,bildiğini okuyan sevgili..Aşkın ateşi,öfkeyi sevmez ey kalbi küf tutmuş sevgili..Sevmez işte.
Hani sen uyanınca cemre düşecekti ya,şöyle çocuklar gibi, dağ bayır koşup ta,salıncaklar kurup sarmaş dolaş sallanacağız,baharın kokulu çiçeklerini beraber koklayacağız diye sözler verirdin ya.
Cemre düşecek diye beklerken,ben bir uyumuşum ki sorma sevgili.Nasıl uyumuşsam,yıllar gençliğimden alıp gitmiş.Uyandığımda ağlıyordum, nefes alamıyordum,kendimi çok kötü hissediyordum,sana seslendim ama beni duymadın.Tutamıyordum zamanı,battıkça batıyordum. “Kalk sevdiğim,her yer bataklık,kurtar bizi ” dedim sana, “kalk geçip gidiyor zaman,tut elimi ” dedim.
Ne göz yaşlarım sana ulaştı,nede çığlıklarım..Duymadın beni sevgili duymadın…Fakat görüyordum,gözlerin açıktı,boşluklara sapladığın o gözlerini çeviremedim kendime doğru,anladım ki yine fani işlerin dertlerini düşünüyordun.
Sen cemre düşecek diye beklerken,sonbahar dalları kırıp gitmişti sevgili,bırak salıncak kuracak dalları,artık tutunabileceğimiz tek bir dal kalmamıştı.Sen uyurken ben bir daha uyuyamadım işte sevgili.
Var gücümle bizim için,huzur için,aşk için bir daha haykırdım “GİT BAŞIMDAN GİT” dedin,”HUZUR VER BANA” dedin anladım ki beni duymak istemedin.Hem niye öyle bağırdın ki bana ? Zaten sen fani işlerin derdini düşünürken ben gidiyordum ki sevgili.Ben giderken biz gidiyorduk.Bitiyorduk yani.Ölüm gibi korkuttu beni.Sırf bu yüzden uyandırmak istedim seni.Gitmek istemezken,bataklık denilen zamanın içinde sürükleniyor gidiyordum.Oysa ben uyandığında yalnızlıktan korkma diye ağladım…Gör ve kurtar bizi istedim.Anlamadın ki sevgili.
Bundan sonra sen sakın rahatsız olma hemi ,uyumaya devam et kış uykusuna yatan ayılar misali.
Haaa uyanır da gün ayarsa, sakın aşksız kaldım diye ağlama oldu mu.
Çünkü ben artık o ertelediğin aşkı başka bir şehrin,başka bir mevsimine,başka bir kalbine yolladım.
Sırf sen kafanı dinle,huzurlu ol diye.
Ama şunu da unutma ki ;
AŞK KIŞ UYKUSUNA YATMAZ,ÖLÜM UYKUSUNA YATAR SEVGİLİ..

 

Cansel Işık/Manyakaşkıngelini

Facebook'ta Paylaş

Paylaş

KOD ADINIZ MUTLULUK MU ?

MUTLULULUK
Yaşam denilen aslında, insanların yanılgılı seçimlerinden geriye kalan tecrübeler zinciridir. Bazılarımız bu yolculuğu acılı,bazılarımız tatlı bir şekilde sürdürürken,bazılarımız bu yolculuğa karmakarışık,gel gitli bir şekilde devam eder.Yaşamlarında mutlu olabilecek bir kaç kareyi gel-gitlerle tecrübe etmiş olanlar, ilk zamanlar da nostaljik fırtınalara kapılsa da,kısa zamanda toparlanırlar.Bir süre sonra da geçmişin can yangınlarını tebessümle anıp,geçmiş yaralarına,hüzünlerine sarılıp asla avunmazlar.Hatta yol almak için,hatırlamak bile istemezler.
 
Fakat bazılarımız vardır ki anlamsız bir şekilde geleceğine yönelmektense, geçmişine çakılıp kalırlar.Çıkartmaya çalış,mümkün değildir, çıkartamazsın.Unutmak istediğini de söyler,perişandır hatta.Üzülürsün o haline.Böyle olmak istemediğini de söyler.Motive et,yardım et,tezat bir portre ile mümkünsüz,imkansız hale gelirler.Çünkü kabul etmese de,doğru ya da yanlış orada mutlu olduğunu keşfetmiştir.
 
Eğer geçmişine çok sık dalmaya başlamışsan, bu yaşadığın şimdiki zamanın içinde,sarılacak tutunacak bir şeylere ihtiyacın olduğunu gösterir.Gelenler hep gideni arattırmış olsa da,giden gitmiş olsa da kalbin oraya taşınır ve geçmişin anıları ile mutlu olmaya çalışırsın.Çünkü mutlu olmaya ihtiyacın vardır.Mutsuzluktan korkarsın.Çalınmıştır sevdan,koparılmıştır zorla hayatından.Unuturum sanıp silmeye çalışmışsındır.Mutsuzluk bulutlarında kalıp,onsuzluğun fırtınalarında,afetlerde kalıp çok savaş vermişsindir.Fakat kalmıştır acısıyla,derin yaralarıyla ruhunda..İşte mutsuzluk bu yüzden korkutur insanı, gelecek aşkın sancılarında.
 
Geçmişine sığınırsın, çünkü mutluluk adına biri varken yanında, her çabana rağmen seni mutlu eden biri yoktur aslında hayatında. Bir de mutluluğu hak ettiğinin bilincindeysen, artık yeni bir insan tanımaya da,hayatına almaya da cesaretin olmaz.Yanı başındaki adı geleceğin olan kişiyle yol arkadaşlığına dair,yanıtlarını bulamadığın sorgularından sonra pişmanlıkların başlar.Ne sevmeye geliyordur,ne sevişmeye.Sineye çeker gibisindir.Soğutmuştur aslında seni ilgisizliği,sevgisizliği..Gitsen olmaz,kalsan olmaz,ayrılsan olmaz.Yapay tebessümler eşliğinde ruhunla uzaklaşır gidersin geleceğinden,senin bile haberin olmaz..
 
Hayatına kod adı mutluluk olarak gelen kişi hep alıcıysa, verici değilse malesef arafta kalır gibi kalırsın.Gözünü bir açarsın ki; zihninde bir zamanların acısı olmuş, şimdi ise seni tebessüm ettiren bir geçmiş,kıvrım kıvrım kıvrılmaya başlamıştır hayallerinde,onu nasıl öptüğünü,onun tarafından nasıl şehvetle karşılık gördüğünü hayal ederken bulursun kendini.
 
Eğer gözyaşları içine akan birisiysen,gelecek denilen kişi gelmiş ve artık yanı başında olmasına rağmen, sana koca bir yalnızlık yaşatıyorsa,ilgisiz bırakıyorsa,geçmişini düşünmek istemesen de engel olamazsın,aklın geçmişine kayar, geçmiş sevdanı anımsarsın özlemi,yokluğu acı verse bile.
Çünkü sevilmenin ne olduğunu bilirsin.Geçmişi sana iz olarak bırakan kişi ile,olur olmaz kedi köpek gibi kavga bile etmiş olsan,o itişip kakışmalar çok masum gelmeye başlar sana. İşte o an hissedersin bir zamanlar ellerin üşüyor diye onun kalbinin de nasıl üşümüş olduğunu,hasta olduğunda senin için nasıl çırpındığını.Mutlu etmek için etrafında nasıl pervane olduğunu.
 
Yanı başında ki kod adı mutluluk olan kişi, elini bile tutmazken,türlü bahaneler ile güzel anları ertelerken, tam da o an da gelir geçmişin seni teselli eder gibi  aniden kucaklar.Hele ellerini kavrayıp ısıttığı günler vardır ki, aklına gelir seni mutlu eder.Kokusunu anımsarsın,sarılır yatarsın yastığına, kokusuyla yatarsın sırf seni yalnız bırakmasın diye.
 
İşte böyle böyle, yanı başındaki kod adı mutluluk olan kişinin ilgisizliği yüzünden,kalbin hep geçmiş yangınına teslim olarak yaşamaya alışır.Gittikçe daha çok hoşuna gider bu durum.Başı boşsundur,boşluktasındırBir sürü neden vardır seni geçmişine doğru itekleyen,onun hayali kucağı seni sarıp sarmalar,hep ayakta tutar.
 
”Çok şükür “dersin “iyi ki sevmişim,iyi ki aklımda kalmış,ya o’da olmasaydı ?”
 
Geçmiş yangınların bile, kod adı mutluluk olanın yaktığı kadar yakmaz artık canını.Kimseler bilmez , mutluluğunun sırrıdır o , kimselere söylemek istemezsin,yanı başında nefes alan kişi de dahil bilsin istemezsin.O saatten sonra seni mutlu eden bir tek kişi vardır artık hayatında.Mutlusundur artık.Kimse bozamayacaktır.Kimse elinden alamayacaktır.
Uykusuz geçen gecelerin yerini,tatlı bir uyku isteği almıştır,hatta o kadar değişir ki davranışların,kod adı mutluluk olan insanın artık yanı başında olmasını, yatmasını istemezsin,sırf ona dair her şey rüyana girsin diye,odalardan oda beğenir,geleceğinden kaçarsın,tek başına yatmaya başlarsın.
 
Bir çoğumuza garip gelir belki bu durum,muhtemelen etrafınızda da vardır bu durumda insanlar,etrafa bakmaya da gerek yok gerçi,belki sende bu durumdasındır.
 
Empati ile bakarsak eğer;
 
Muhteşem sevdanın,zoraki ayrılığını yaşayan aşk mağdurlarının içinde,zoraki pasifleştirilmiş bir sevda vardır ki;bu yüzden yaşamına mutluluk adına gelen yeni kişi tarafından yaşatılan sevgisizlik,ilgisizlik ve kırıcı davranışlar onları geçmişlerine sığınmaya iter.
 
Eğer kod adınız mutluluk ise;hayatına girmeye karar verdiğiniz biri varsa yada hayatında olduğunuz biri varsa,lütfen giden sevgiliyi arattıracak kadar,nasıl olsa beni seviyor,sevmese yanımda olmazdı diyerek SEVGİSİZ,İLGİSİZ davranmayın.
 
Şu ölümlü dünyada mutlu olmak ve mutlu etmek için yaşıyorsunuz.Mutlu olmadığınız sürece mutlu da edemezsiniz.Unutmayın ki; sizi mutlu eden insana, bir insanı mutlu etmenin ne demek olduğunu, mutlaka sizden önceki başka bir insan öğretmiştir,bu yüzden mutsuz ederek siz de mutsuz etmeyi öğretmeyin.Aynı çatı altında olsun yada olmasın,mutsuzum dediğiniz vakit kendinizi sorgulayın.Mutsuz ettiğiniz kişiyi fark edip bulacaksınız karşınızda.
 
Hayatına kod adı mutluluk olarak girdiğiniz kişi,sizi eskisi kadar mutlu etmiyor ve uzaklaşmışsa sizden, bu tamamıyla sizin eksikliğinizdir.Kod adınız mutluluktur ama sizi mutlu ederek mutlu olmaya çalışan insana yaşattığınız hayata bakın.Koskoca bir mutsuzluk işte.Eğer halen geç kalmamış iseniz,yakaladığınız yerden tutun onarın.Kolay olmayacaktır ama pes etmeyin.Onu şimdiki zamana döndürüp geçmişinden çıkaramazsanız ,işte kabul edin ki bu sizin salaklığınızın eseridir
 
Aşkın meşk hali her şeyin tamam olduğunu,sorunların,engellerin bittiğini göstermez.Hiç bir şey sonsuza dek sürmez.İnsanların yapmış olduğu seçimler ile, değişime uğrayarak farklı boyutlarda ilerler.
 
Her giden gibi,sizin de içinde bulunduğunuz yaşamdan gidici olabileceğinizi düşünün..Yaşamınızı paylaştığınız kişiye işte sırf bu yüzden güzel izler bırakmalısınız.
Unutmayın,gitmek sadece ayrılmak,terk edilmek yada terk etmek değildir.
 
Şu hayatta sevmek,en baş ilkeniz olsun…Mutlu edin mutlu olun…Lakin sevmiyor iseniz kimsenin hayatına kod adı “MUTLULUK”olarak da girmeyin..Çünkü sevginin olmadığı yerde, mutluluk adına yazılmış olan bütün kodlar,kısa sürede kendini imha eder.

 

Cansel Işık/Manyakaşkıngelini

Facebook'ta Paylaş

Paylaş

SİLİNİYOR TÜM İZLERİN..İNAN Kİ SUÇUM YOK..

zamn2

365 günün içinde,bir güne bir gün yalnızlığımı paylaşmak için yola çıksaydın keşke.
Su vermeyi unuttuğum,ölen çiçeklerimi,ateşte unuttuğum,o simsiyah olmuş tencereleri mi görseydin keşke.
Sen gittikten sonra değişen kapı anahtarlarının sayısını hatırlamıyorum bile.Siliniyor tüm izlerin, inan ki benim suçum yok.Kafamın içinde bir silgi.Siliyor sürekli yaptıklarını, göz yaşlarımın akması için,özenle seçerek söylediğin kelimeleri.
Sonra canım senin ki de iş mi yani böyle ?
Zaten hayat kısa. Bak hem mutlu edildiğim günü de hatırlayamıyorum. Aşk kelimeleri olsaydı unutmazdım belki de.
Hem kim ister içinde fosilleşmiş bir sevgiyle, mutlu olmadan ölmeyi söylesene ?
Kımıltı yok,heyecan yok işte.
İnan köşeden çıksan,bana bakıp gülümsesen,başka bir adam sanırım yani o derece..
İnan ki benim suçum yok.Hiç kızma bu duruma.
Kafamın içinde bir silgi, bana danışmadan her gün siliyor.
Nasıl bir silgi bu ?
Senin gibi aynı ; inat ve laf dinlemiyor.
Sonra insanlar her şeyi unutsa bile,kokusunu unutamaz derlerdi.Ruhumu nasıl orgazm etmişsem artık,hatırlamıyorum kokunu bile.Çok sonra çöpten bir şişe çıkartıp getirdiler.Bu yıllardır atmaya kıyamadığın o adamın kokusu diye.
İnan ki benim suçum yok;hatırlayamadım işte.
Zaman gibi,herkes gibi,belirsizleştirdin kendini bende.
İmzasız acılar var zihnimde faili belirsiz.Bütün bu olanlar benim değil,silginin değil de,senin suçun belki de.

Cansel Işık/Manyakaşkıngelini
Facebook'ta Paylaş

Paylaş

LGBT,ONUR HAFTASI VE ÇOK SAYIN MASKELİ HOMOFOBİKLER

11230724_10207278332344786_1161675284986814_n

Amerikanın 26 haziran 2015 de eşcinsellere sağladığı şu evliliğin yasal olması dünyada ki bütün muhafazakarları çileden çıkartınca,her yıl olduğu gibi bu yılda haziran ayının sonlarında LGBT için düzenlenen onur haftası İstanbul’da da muhafazakâr görüşlü homofobik kitlelerin hedefi haline geldi.Her ne kadar iki aynı cinsin evliliği  kulaklara bir garip gelse de dünyayı ayağa kaldıracak kadar da garip değil.
Memlekette  bir huzursuzluk yaşatılacak ya hiç boş durdukları yok maşallah.İlle çamur yapılacak.
Şu memlekette ottan boktan gıdasını alan çoğunluk nedense ota boka karşı görüşe geçip ortaya ille bir şov yaparak çıkmazsa rahat edemiyor arkadaş ya.
Sanki yaratıcı tanrılar.Sanki yeri göğü onlar yaratmışlar.Bu topraklarda kimlerin nefes alıp kimlerin nefes alamayacağına onlar karar vermekte.
Şu dünyada anlam yüklemekte zorlandığım şeylerden biri de zaten ötekileştirme denilen şu illet kavram.
“Sen neyi ötekileştiriyorsun kardeşim ?” diyerek uçan tekmeyle dalasım var böyle davrananlara.
Nasılda sütten çıkmış ak kaşığı oynamaya bayılıyoruz,soyluluk oynuyoruz.Sadece biz kusursuz kullarız,sadece biz mükemmel insanlarız,sadece biz muhteşem bir ırkız v.s (Hay o ayırım yapan dilinizi eşek arısı soksun )
Hep aynı mavra aynı kokuşmuş haykırışlar.
Ben insanları seviyorum,hayır arkadaşım kim ne derse desin seviyorum.
Yeri göğü yaratan tanrı gibi bir insan yaratabilecek kudrette biri miyim?
Hayır değilim,o yüzden canlı cansız tanrının yarattıklarının hepsini seviyorum.
Bir kere insanları sevmem için yaşadığım ülkeden yada doğduğum şehirden,kasabadan olmak zorunda değil.
İnsanları sevmem için benimle aynı inançta yada dinden olmak zorunda değil,
İnsanları sevmem için benimle aynı cinsiyette olmak zorunda değil.
Ve insanları sevmem için benimle aynı düşüncede olmak ve aynı dili konuşmak zorunda da değil.
Yaratıcıyı inkar etmek gibi bir şeydir insanları ayırarak sevmek.
Olması gereken bu olsaydı Tanrı yarattıklarının zevklerine uyacak aynı tipte özellikte canlılar yaratırdı.
Ve sevgi önemli olmasaydı insanları duygusuz,hormonsuz bir et yığını yapardı.
Bu yüzden yarattıklarını farklı özelliklerde yarattı ki sevgi insanların en büyük sınavı oldu.
Benim insan sevgisine bakış açım böyle bir şey.

Fakat yeri geliyor öyle durumlar gözlemliyorum ki tanrının yarattıklarının arasında insan denilen canlının karaktersizlikler sergileyenlerinede kızıyorum.Fazla sözü uzatmaya gerek yok.Konumuz üçüncü cinsiyetler diye dışladığımız insanlar ve onur haftası..Ve bu insanlardan korkan transfobik ve homofobik insanlar.Artık çoğumuz LGBT nin  toplumda neden bu kadar tepkiler aldığını biliyoruz.
Şu eşcinsellik dile dolanan namı değer eşcinsellik hakkında aslında bilinmeyen o kadar şey var ki,buna rağmen insan bilmediği bir olgudan korkar yada kaygı duyabilir mi ? Bu korkuyu yaşayan homofobiklere şaşkınlıkla bakmaktayım.
Yani lezbiyenlik ve gay dediğimiz iki aynı cinsin birbirini hormonsal davranışlarla duygusal anlamda tamamlamasıyla oluşan şu kavram,yüzyıllardır genel ahlak kurallarını bozduğu gerekçesiyle toplumda her daim  hedef tahtasına koyulup homofobikler tarafından yuhalanmıştır.Bu bir insan evladı için gerçekten çok acı bir durumdur.
Bu konuda aslında çok geniş yazılar yazabilirim.İçimde ki ses yazmam gerektiğini de söylüyor.
Bizler anaerkil toplumdan gelip ataerkil topluma geçtikten sonra toplum olarak her zaman nerede bir çağ dışı düşünce eylem varsa onun izinden gittik ve bunun yere düşen çürük meyvelerini de hepimiz toplum olarak yıllar sonra gördük ama yiyemedik.
Bu aynı şuna benzer aslında doğada bazı hayvanlar doğurduktan sonra yavrularını kabullenmez yanlarına sokmazlar.Bizim toplumumuzda bunların misali.
Çok uzağa gitmeyin kendi aile içi yaşamlarınıza bakın,geçmişlerinize bakın.Dedelerimizden anne babalarımıza gelen yasaklar ve bilinç altlarında korkuyla oluşturulan tabulara bakın.Yan yana görülen bir kız ve bir erkeğin namus yolunda aldığı cezalara ve iftiralara bakın.Dışlanmalara bakın.Bir kız çocuğunun genç bir erkeğe karşı duyabileceği aşk duygusunun adının orosbulukla eş tutuluşuna ve dışlanmasına bakın.Kadın ve erkeğin islami usûle göre sürekli irdelendiği tablolara bakın.

Bu arada bizler öyle berbat bir toplumuz ki aşktan öyle nefret ediyoruz ki sırf bu yüzden Mevlana ve Şems-i Tebrizi gibi kemale ermiş,insanlık için çok güzel olgular bırakan o çok özel insanları bile eşcinsel diye damgalayabilen bir toplumuz.Buradan da anlaşıldığı gibi böylede bir özelliğimiz var.Bilmeden,görmeden gıybet ediyor,günaha giriyor sonrada günahçılık oynayıp insan eti yiyoruz.Böyle iğrenç mahluklarız işte.

Eşcinsellik denilince ilk akıla gelen hep LUT kavminin helakı hikayesidir nedense.Kur’an-ı Kerimde Lut Kavmi Allah tarafından erkek erkeğe seksin yasaklandığı ancak bu yasağa uymadıkları için cezalandırıldıklarından bahsedilir.Ve yine Yine Kur’an’da erkeklerin erkeklerle cinsel ilişkiye girmesi  aşağılık bir davranış olarak anlatılır.Fakat ceza olarak ne söyleneceği, ne yapılacağı herhangi bir Kur’an âyetinde açıklanmamıştır..
Buna rağmen islam konferansı örgütüne üye olan 23 ülke de ise eşcinsellerin alacakları cezalar idam,hapis veya yer yer ömür boyu hapis cezası, para ve kırbaç cezası veya sopa cezasıdır.İşin içine islam girince işte böyle bir tablo çıkıyor.
Homofobiklerin korkularına neyin neden olduğunu anlamak aslında zor değil,bu konuya muhafazakar düşünceyle baktıkları için durum bu hale geliyor.Duruma “MODERN LUT” damgasını vurmadan önce bir kere Lut kavminin ve diğer helak olan kavimlerin neden helak olduğunu iyice tam detaylı araştırıp bilinçlenerek konuşmak gerekir. Yeryüzünde 4300 tane din var ise yer yüzündeki bütün eşcinsellerin yada transların aynı dinde yada aynı inançta olduğunu kim söyleyebilir.

Bana göre Lut hikayesinden yola çıkıp eşcinselliğin günah olduğunu düşünebiliyorsanız buna karşın Allah’ında bu hususta bağışlayıcı olduğunu unutmamanız gerekir.Allah bütün günahları bağışlar.Eğer bir eşcinsel son nefesine kadar eşcinsel ilişkilerine devam edecekse de bırakalım da ne olacağını Allah bilsin biz insanlar hüküm ve ceza kesici olup dışlayıcı tavırlar sergileyip onları insan haklarından muaf kılmayalım..Sonuçta varlar ve var olanlar vardır olmayanlarsa bir rüyadır malesef.Şimdi bu kadar var olan insanları ne yapalım yani geri dönüşüm hakları yok artık bu insanların..
Onlarında yaşam hakları var bu dünyada öyle değil mi amcaaaa 😀
Aşağıdaki fotoğraftaki amcada sanırım düşüncelerime katılıyor.
Şaka bir tarafa da bu fotoğrafı yılın fotoğrafı seçmek lazım dehşetül vahşet yani 🙂 lgbtx

Şimdi konuya birazda neden,niçin diyerek psikolojik yönden çocukluktan başlayarak bakalım.
Sen bundan çok eski bir zamanda okul yolunda bir genç kız ile bir erkek çocuğunu yan yana okula beraber giderken gördüğünde,anormal bir tablo görmüşcesine daha belleğinde aşkı şekillendirememiş o taze beyinli çocuklar hakkında kalkıp büyük bir sorumlulukmuş gibi okuluna ve ailelerine afiş ederek rezil ettiğin vakit, bu çocukların bilinç altında hangi düşünceleri hangi duyguları oluşturduğunu biliyor musun ?
Sonra sen anne baba olarak kızını böyle bir durumda utanç tablosu ilan edip,kızlık muaynesine götürüp üstüne birde evde bir kamyon dayak atıp ceza olarak okuldan aldığında,eğitimini yasakladığında peki geleceğin eşcinsel adayını kendin imarladığını biliyor musun ?
Sonra erkek çocuğu annesi ve babası olup,oğluma helal olsun her ne yaptıysa deyip başkasının kızını sürtük orosbu diye nitelendirdiğinde hangi psikolojik bozukluklara zemin hazırladığını biliyor musun ?

Çocuklarınız heteroseksüel davranışlar sergilediğinde onları suçlayarak,irdeleyerek ayıpçılık oynadığınızda,kendi istediğiniz gibi bir çocuk şekline getirmeye kalkarken,oysa siz hetero anne ve babalar bir erkek ve bir kadın olarak,çocuğunuzun önünde aşkı ve cinselliği suçlaya suçlaya geceleri yatak odanıza çocuğunuza yalan söylediğiniz için zevklerinizden ve gerçeklerinizden utanarak cinselliğinizi yaşamaya gidiyordunuz.Bu hareketlerinizde sizler çok mu masumdunuz ?
Acaba söylediklerinizle yaşadıklarınız çelişmiyor mu burada ?

Sonra çocuğunuz bu kadar utanç belası hata objesi olarak nitelendirilen bacak arasından gelen sesleri duyduğunda içine kapanıp bu seslere yanıt bulmaya çalışırken bunalıma girdiğinde ne yapıyorsunuz ?
Yada bu yanıtları bulmaya çalışırken bedeninin ihtiyacını karşılamaya çalışan,mastürbasyon yaparken yakaladığınız kızınıza yada oğlunuza nasıl tepki veriyorsunuz ?
Bir çoğunun aldığı tepkileri birinci ağızdan dinlediğim için bunları aslında sizlere örneklerle çeşitleyebilirim.
Mastürbasyon yaparken ebeveynine yakalanan bir genç kıza sarf edilen işte o müthiş kişilik geliştiren altın sözler;
-“Allah belanı versin bu kadar iğrenç olmak zorunda mısın şerefsiz !!”
-“Kim sokuyor senin aklına bunları ? Derhal psikiyatriye gidiyoruz hiç itiraz istemem anlaşıldı mı !!”
-“Senin içine şeytan girmiş şeytan !! Git abdest al evin içinde ekmeğe dahi dokunma pislik cenabet !!”
-“Tövbe estağfurullah tövbe bunu da mı görecektim Allahım tövbe aklıma mukayet ol,baban duymasın ikimizi de parçalar “
-“Derslerinde niye başarısız olduğun şimdi belli oldu sen aklını apış arana koymuşsun”
Yada o an sorgusuz sualsiz elinizdeki yeni yıkanmış çamaşırları suratına fırlatıp “”nalet şey babası kılıklı ne olucak” gibi altın sözler..
Sanki siz hiç o anı yaşamadınız.Rahibe geldiniz rahibe gittiniz ya. Vajinanıza hiç dokunmadınız.Dokunursanız da ısırır zaten…
Kaldı ki bir dönem kilisedeki o bakire diye bildiğiniz kendini Tanrıya adamış rahibeleri bile rahipler cinsel açlıkları vesilesiyle amaçları için bir dönem kullanmışlardır.Geçeceksiniz bu öcü gibi göstermeye çalıştığınız cinselliği ayıplama rollerini.

Mastürbasyon yaparken ebeveynine elinde bir porno dergisiyle yakalanan bir genç erkek arkadaşım vardı.

-“abaaaw ne yapıyorsun !!” diye çığlık atan bir de annesi 🙂
Panik yapma annesi deriiin derin nefes al bunlar tamamıyle bir halüsülasyon geçecek, ve az sonra mantı dökecek oğlun..Sonrada börek açmana yardım edebilir. 🙂

İşte çocuğunuz bu kadar utanç belası hata objesi olarak nitelendirilen bacak arasından gelen sesleri duyduğunda,bu seslerin arasına sizden çıkan sesleri de katıştırınca ortaya karışık kuruşuk topluma bozuk ses çıkaran bir canlı çıkıveriyor.
Gün geliyor kendi bedeninden gelen sıvıdan bile tiksinenler mi istersiniz,ayıplanan etiketlenen kız erkek ilişkisinin yerini hem cinsinden karşılamaya çalışanlar mı istersiniz,kızlık zarını koruma derdine hem cinsiyle sevişen kızlar mı istersiniz,dışlanacağını düşünmeden erkeklikten vazgeçip kadın olmaya karar veren mi istersiniz,yalnızlığını ancak kendi cinsinden biriyle paylaşabilecek pısırık içine kapanık ketum insanlar mı istersiniz,daha neler neler var sayabileceğim..Hepsine sorarsanız mutluluk avına çıkmışlardır.Mutluluk ne güzel kelime değil mi?

Bir kız arkadaşım vardı,hiç unutmuyorum onun yaşadığı sahneyi.Tecavüze uğramıştı,hemde öz abisinden uğramıştı.Halbuki bu öz abi kız kardeşini dışarıda bir erkek çocuğuyla görüşüyor diye tekme tokat dövdükten sonrada tecavüz etmişti.Bu hikayeye bir tek ben şahittim.Tecavüzcüsüyle aynı evde yaşamak zorunda kaldığı için durumu tüm aile öğrenmesine rağmen gidecek,şikayet edecek, yaşayacak bir yeri de yoktu garibimin.Buna müsade etmiyorlardı.Ya ölecekti yada susacaktı.
Çok geçmeden erkeklere olan ilgisini kaybetmişti.Bildiğiniz kendi cinsine ilgi duymaya başlamıştı.Onunla bir gün sohbetim sırasında bana her şeyini anlatabilmişti.
“Kimse fark etmiyor bir kızla seviştiğimi çünkü sıradan bir arkadaşım sanıyorlar,bazı günler hatta yanımda kalıyor,yanımda yatıyor hiç akıllarına gelmiyor oysa biz neler yaşıyoruz,bunlara bu müstehak,eserleriyle gurur duysunlar “demişti.
Ne hissettiğini sorduğumda ise “canımın yanmadığını söyleyebilirim,ve kendi cinsimden biriyle öpüşürken sevişirken kirlenmediğimide söyleyebilirim,ama mutlu oluyorum,daha önce olmadığım kadar deli bir mutluluk bu…Bana tepkili bakma lütfen kelepçeyi kendileri hak ederken benim bedenim kelepçelenmeye tahammül edemiyor  ne yapayım bunu da mı yaşamayayım,o ayıp bu ayıp,o yasak bu yasak.Bir erkekle olsan adın orosbu oluyor” demişti.
Bir kaç defada intihar eyleminde bulunmuştu ama başarısız olmuştu.Sonra epey bir zaman görüşemedik.

Yine birden fazla erkek çocuğununda yaşadığı hayat hikayelerine şahit olduğum için bir tanesini örnek verebilirim,diğerini kaldırabileceğinizi sanmıyorum.O yüzden diğer kahramanımızın hikayesinden bahsedemeyeceğim.
Annesi çok despot erkeksi davranan sert bir kadın ve babası ise ev içinde pasifize olmuş bir adam.Anne 6 çocuğunun arasında en son doğurduğu erkek çocuğu üzerinde aşırı bir baskı uygulamaya başladığında, erkek çocuğu tam ergenliğin içine yeni adım atmış durumdaydı.Asla oğlunun konuştuğu kızlara tahammül edemezdi,kızlar o anne için oğlunun ırzına geçebilecek tecavüzcü coşkun gibiydi.Ve çok geçmeden oğlunun yanında gördüğü kız arkadaşının saçını başını yolup, kızı ailesine şikayet edecek kadar bela olmuştu.”Oğlumdan uzak dur seni kahpe” diye çığlık attığı için okulda bu durum herkesin dikkatini çekmişti.Ve çok geçmeden bu katı kurallı annenin oğlu, toplumdan darbesini alan, tecavüze uğramış ruhu yaralı bir gençle tanıştı .Sonuç malum o ruhu yaralı genç ile bu erkek çocuğunun arasında bir bağ kuruldu.Annesi oğlunun yanında eve yemeğe gelen ruhu yaralı gence hiç tepki vermemiş oğlu gibi de sevmişti.Neyse işte hikayenin sonu falan yok bu despot annenin oğlu tecavüze uğrayan erkekleri memnun eden,onları mutlu eden tercih edilen bir erkek olarak hayatına devam etti.Ama o despot annede o pasif babada oğullarının bu yanını hiç bilmediler ve bu arkadaş karşı cinsinden biriyle asla konuşamadı ilgi duyamadı ve hiç evlenemedi.
Gün geldi yaşadığı bu kavramdan suçluluk duymaya başladığında beni aradı.

“Görüşelim “dedi.”Sana çok ihtiyacım var konuşmalıyız” dedi.Kırmadım gittim vakit ayırdım.Kahvesini yudumlarken oturduğu yerden hem denizi kesiyordu hemde konuşmaya çalışıyordu.
“Biliyor musun “dedi.”
“Benim normal erkekler gibi çocuğum olmayacak,olamayacak.Önceleri bu durumu umursamıyordum ama sonraları ister oldum, Fakat bir kadına dokunmaya kalktığımda kusuyorum olmuyor bu şekilde baba olmam imkansız.Bana yardımcı olur musun” dedi.
Ona nasıl yardım edebileceğimi bilmiyordum.Aklına gelen dahiyane fikrini benimle paylaştı.
“Bak” dedi.
“Tıp çok ilerledi.Sen taşıyıcı anne olacaksın cinsel münasebette bulunmadan tüp sistemiyle hamile kalacaksın,inan bana bunu yap ne istersen yaparım,sana istanbul da yaşayabileceğin geri kalan hayatını rahat yaşayabileceğin bir düzen sağlarım.Ama tek ricam var hamilelik doğum ve emzirme sürecinden sonra çocuğu bana bırakacaksın,sen karşısına bir daha annelik imajıyla çıkmayacaksın”dedi..
Şok olmuştum.Bu nasıl olabilir diye düşünüp dururken tamam düşünüp yanıtımı vereceğim diyerek ayrıldım.
Tabi dönüp yanıt veremedim,sessizliğe büründüm.Ve çok geçmeden intiharı seçti…Ama ölmedi..
İşte buda benim nazarımda annesinin abartılı çocuk sevgisiyle cinsel kimliği zedelenmiş travmalı bir insandı..

Bu durumların her hangi birisini çocuklarınızda fark ettiğinizde normalde deli doktoru diye kendiniz için bile gitmeye götünüzün yemediği psikiyatrilerin kapısını çalıyorsunuz değil mi ?
O saatten sonra çünkü kurtarıcıdır psikiyatriler..
Ama psikiyatriler çocuğunuzu anlayarak uygulanması gerekeni size tavsiye ettiğinde de bir tarafınıza takmıyorsunuz o kapısına gittiğiniz psikiyatrileri..
Boşa giden emekler ve bir hiç uğruna rezil olan travma geçiren taze beyinler.
Durumu düzeltmek adına zorla kullandırtılan takipsizlik ile devam eden antidepresan kullanımları ve sonrasında hoş geldin uyuşturucu…Güle güle denge…

Ailesine kendini yakın hissetmeye çalışan çocuklar o hatalarından arınmak için iki gram sevgiyi hak etmek adına kişiliğini kaybediyor,sizlere ya tam teslim oluyor, ne denilirse yapmaya çalışıyor yada tamamıyle asi ve isyankar bir çocuk olarak kendini suçlu hissettiği için sizleri üzerek aykırı davranarak cezalandırıyor.Toplumdan kendini soyutluyor.
Bir süre sonrada yaşama hakkının olmadığını düşünerek ölümü seçiyor.

Nitekim gelişimi boyunca iyi yönde destek almayan taze beyinler toplumun perdesini sizin tabirinizle AR ve NAMUS perdesini isyanlarıyla paramparça etmekte gecikmediler.
Sonra bozulan gençlik ismiyle günümüzün sorunu haline geldiler..Bu toplumun yırtılan perdesinin güneşlik kısmıydı sadece.Birde bunun tül olan kısmı var.Bu kısmı zaten günümüze yani 2015 yılına kadar yaşayan 90 lı çocuklar çok iyi bilirler.(Bir eli yağda bir eli balda olanlar kendilerini dahil etmesinler onlar bilmezler )
90 lı çocukların elinde ise bu perdeden sadece tül olanı kalmıştı.Oraları genişçe anlatmaya gerek yok,güneş ışığına maruz kalan tül perde çürümeye ve yıpranmaya kopmaya mahkumdur zaten.

Eşcinselliğin oluşum ve gelişim evrelerini incelerken,benim bu toplumda gördüğüm eşcinsellik tablolarının oluşum ve gelişim hikayelerini ele alırsak eşcinsellik üç çeşit cinsel yönelimden biridir diyebiliriz.
LGBT nedir çatısını kimler oluşturuyor dersek de bunları şöyle sıralayabiliriz.
LGBT, “lezbiyen”, “gay”, “biseksüel” ve “transgender” kelimelerinin baş harfleridir.İşte homofobiklerin tedirgin olduğu LGBT grupları;

• Eşcinsel: Kendi cinsine ilgi duyan kişi.
• Biseksüel: Her iki cinse de ilgi duyan kişi.
• Lezbiyen: Kadınlara ilgi duyan kadın.(aktif ve pasif olgulu)
• Gay: Eşcinsel erkek.(aktif ve pasif olgulu)
• Travesti: Karşı cinsin giysilerini giymekten hoşlanan kişi. (Türkiye’de transeksüel anlamında da kullanılıyor.)
• Transeksüel: Kendi biyolojik cinsiyetinden memnun olmayıp karşı cinse geçmek isteyen ya da geçmiş kişi.

Yani anlayacağınız homofobikler tarafından hastalıklı diye tabirlenen LGBT bireylerinin çoğunun yukarıda anlattığım çocukluk evrelerinden geçmişlikleri vardır ve eğer eşcinsel bir çocuğunuz var ise de bu aile olarak aslında inkar etmeyelim sizlerin eseridir.Onların suçu değildir.

Şimdi birde LGBT bireylerinden toplumda kabul görmeyen travesti yada transeksüel denilen bireylere gelelim.Bunların yaşamlarının görünen yüzleri ve görünmeyen yüzlerini konuşalım.Transeksüel yada travesti denilince akıla hep fuhuş yapan,gazinolarda şıkır şıkır giyinen,striptiz şovlarında para kazanan,yollara çıkan bedenini satanlar gelir.Ama görünmeyen yüzü böyle değildir aslında.Bir çok travesti genellikle fuhuş yapmaktan hoşlanmaz.Bunu da çocukken 6 yaşında tecavüze uğrayan bir travestiden dinlemiştim.

Demişti ki ;”Türkiye’de insan gibi yaşamak çok zor,hele travesti isen dahada zor.Bir kere kimliğini açıklıyorsan, kendini belli ediyorsan sahip olduğun bir mesleğin var ise işinden oluyorsun.Otomatikman dışlanıyorsun ekmek parası kazanacak hiç bir kapın kalmıyor fuhuştan başka.Ama bize iş verseler çoğumuz fuhuş yapmayız” demişti.
Bu konu içinde aslında tüm Türkiye’ye intiharıyla mesajlar bırakan trans Eylül’ü hatırlayabiliriz.Trans Eylül’ü intihara götüren başlıca sebep; veteriner yardımcısı olarak çalışırken çevre baskısıyla seks işçiliği yapmaya zorlanmasıydı.
Orada da çeteler çalıştırmadığı için annesine görüntülü bir video bırakıp tüm Türkiye’ye bu davranışıyla olması gerekeni içinde bulunduğu durumu anlatmaya çalışmıştı.
Trans Eylül’ün “Yapamadım, insanlar bana izin vermedi, çalışamadım, bana çok engel oldular ve beni çok mağdur ettiler” diyerek ağlayıp ölüme gitmesi,aslında bizlere Türkiye’de trans bireylerin cinsel kimlikleri nedeniyle yaşadıkları baskıları öğretti..İşte gördüğümüz gibi trans Eylül’de bu uğurda öldü.Peki yoluna giren bir şeyler oldu mu dersek Türkiye için hayır.Daha ne Eylüller bu şekilde ölecek bilinmez.Bunlar görünen tarafları.

Birde transeksüellerin toplumda görünmeyen bireyleri mevcuttur aslında.
Bunlar normal erkek, normal kadın gibi davranıp maskeli yaşamak zorunda kalırlar,ama çoğunlukta toplumda formaliteden karşı cinsle beraberlikler yaşarlar,bu beraberlikler çoğu zaman başarısızlıkla sonuçlanır.Çünkü hissettikleri bir şey yoktur.Ve karşı cinslerine bunu açıkca ifade ederler,eğer toplumun kabul ettiği partnerleri bu duruma olumlu bakarsa,kendi kafasına uyumlu kişiyse,baskı görmemek için dışlanmamak için o kişiyle formaliteden anlaşmalı evlilik yapmak durumunda kalırlar.Her ikisi de yaşamında özgürdür ama evli kalmak şartıyla.Çünkü toplum bu şekilde onları fişleyemeyecektir.

Ve çoğu kamu sektöründe hetero diye bildiğiniz insanların % 65 i bu durumdadır bilginiz olsun.
Ve asla cinsel hayatları,hayatlarını formaliteden birleştirdikleri karşı cinsiyle beraber değildir.
Çünkü erkek olanın ruhunda olmak istediği saklı bir kadın,kadın olanında ruhunda olmak istediği saklı bir adam yaşar.
Ve baskının kalktığı yerde şartlar gereksinimi transeksüel olarak kendi cinsel kimliklerini tespit etmeye başlarlar,bu gelişim çoğunlukta cesaretini ortaya atmış cesur kimliklerde görülür.Ve ameliyatla erkek olan bireyin kadın olmasıyla,kadın olan bireyinde ameliyatla erkek olması şeklinde devam eder.
Transeksüel bireyde ameliyatlar tek başına işe yaramaz tabi ki bütün rolü hormonlar oynar..Bu yüzden erkekten dönenlere östrojen (kadınlık hormonu) kadından erkeğe dönenlerede androjen (erkeklik hormonu ) takviyesi uygulanır.O saatten sonra kadına dönüşen artık gerçek bir kadın duygusunu hormonunu taşıdığı için üçüncü cinsiyet değil artık tam anlamıyla bir kadındır.Nasıl olabilir derseniz de sizlere çocuğu olmayan kadınları ve erkekleri hatırlatabilirim.Şimdi doğurganlığı olmayan hormonları sarsılan bir kadına kadın denmiyor mu ?
Yada sperm sayısı düşük olduğu için eşini hamile bırakamayan erkek erkek olmuyor mu? Olmuyor dersek hakaret olur yani..

Erkeğe dönen kadınlarda erkek duyguları taşıdığı için artık bir kadına tam bir erkek olarak ilgi duymaya başlarlar.
Bir çoğuda toplumdan dışlanmamak için saklanır, kendi özgürlüğünü yaşayabileceği kadarını gizlice yaşar.Ama ne ailesi bilir nede çoluğu çocuğu..Evet görüntüde düzgün giyimli,düzenli bir aile tablosuyla anne ve babası için çoluk çocuğa karışmış dışarıda da bu tür bağlantılarını gizlice devam ettiren erkekler var.
Çalışmak zorunda oldukları için kariyerleri nedeniyle dış görünüşlerini asla değiştirmezler.Homofobikler ve transfobikler yüzünden hiç bir zaman bunu kimselere açıklayamazlar.Bu kadar emin olarak nereden mi konuşuyorum ? Aklınıza bu soruyu sormak geliyor sadece değil mi?
Ben ne takım elbiseli kravatlı karizma erkekler gördüm bilseniz,bana ağlayarak içinde bulunduğu durumu anlatan,ve “olmak istediğim aslında bu” diyerek,sırf akşamları dantelli iç çamaşır giyebilmek için evliliğini sonlandıran ne kariyerli meslek sahibi erkekler tanıyorum bir bilseniz.
Sonra toplumda bir eşcinsel dışlamasında aynı homofobik,transfobik maskeyi takan içine kapanan dışarıda toplum tarafından kabul edilmek için maço,evinde ruhu kadın ,bedeni erkek olan insanlar var hemde sürüsüyle.
Eğer LGBT bireyleri yuhalanıyorlarsa bu ülkede bence yuhalayanlar haksızlar.Ben bunu bilir bunu söylerim.
Kimse görünen yeriyle masumculuk oynamasın.LGBT ye hakaret yaparak saldırıda bulunan siz sayın homofobikler,transfobikler sizlere aslında çok kızgınım ve bu hususta saydıra bileceğim sözlerim var,ağırınıza mı gider yoksa borunuza mı kaçar artık bilemem.
Toplumda bu insanlara bu kadar acı çektirirken siz hiç kendinize baktınız mı ?
LGBT bireylerini dışlarken ötekileştirirken biz heteroyuz diye böbürlenirken o halde
translara ve eşcinsellere ahlak dersi vermeye kalkarken size hatırlatacaklarım var.

Bunları hatırlarken yazarken aklımın sınırları zorlanıyor.
LGBT nin her yıl kutladığı onur haftası bu yıl onurunuzu mu incitti ?
Çok onursuz olan o çok onurlu maskelerinize zeval mi geldi ?.
Onur haftasının mubarek ramazan ayına isabet etmesiyle ortalığı karıştırdınız ya vallahi pes..
Arkadaşının pansiyoner yazlık evlerine yada evli erkeklerin kendilerine bekar evi adı altında actıkları evciklere 14 yaşındaki karı kızları toplu sex icin götüren,viagralarıyla toplu fantazi yapan,sırf önümde iki kadın sevişsin bende zevkin doruklarına cıkayım diye bilmem kaç dolar para ödeyen maskeli zampara şebelekler !!
Sizlerin onur haftasının bahanesiyle Ramazan ayının mubarekliğinden bahsetmesi zaten ayrı bir ironi…
İşin içine cinsellik yada aşk girdi mi nedense 7 den 70 e ahlak bekçisi kesilip dine sığınan bir toplum oluveriyoruz biz.
Yüz milyondan birisinin ağzı amel oldu diye toplumda herkes ahlak bekçisi yada din adamı olup onun bokuyla oynuyor.
Peki sorarım sana her yerde toplum olarak ayrımcı,dışlayıcı,öteleyici,itekleyici ve tahrikleyici olmak zorunda mıyız ?
Sen 7 yaşında ki çocuğa nikah kıyanı seyredeceksin o vakit dinden ahlaktan bahsetmeyeceksin.
Sayısız kadınla nikahsız sex yapıp çocuk peydahlayacaksın,sonra götün yemeyince kürtaj yaptıracaksın.Bunlar günah yada ahlaksızlık değil senin yaşamını şekilleme hakların,özel hayatın bizi değil seni ilgilendirir olacak öyle mi ?

Toplumda tecavüzler üst üste gelirken sesin çıkmayacak,sonra para için onun bunun avradını becerdiğin günleri unutacaksın,gizli kamerada avradını başkasının becermesini seyredince bunlar senin zevkin olacak,sonra birileri lut kavminden bahsedince mÜslüman olduğunu anımsayacaksın,oh ne ala memleket iki medya şarlatanı bir türkü söyleyecek sende nakaratını okuyacaksın.
Çok ahlaklısınız çoook…

Dikkati mi çekti de bir tek şu onur haftası denilen yürüyüşte IRK AYRIMI olmuyor.
Birilerinin hormon dansı başka birilerine kaos için fırsat mı oluyor acaba ?
Bu dünyada 4300 tane din var,her koyun nasıl kendi bacağından asılıyorsa,ben kendi yaşadığım ülkeye bakarak konuşurum..
Bizim ülkemizde apış arasından çıkamamış sizin gibi zihniyetler günahçılık oynamayı nedense çok severler.
Hele ahlak bekçiliğinde üzerlerine hiç yoktur.Evelallah hepsini gördük.

Peki günahçılık ve soyluluk oynayan homofobiklere göre onlar modern Lut ise maskeli zampara şebelekler hangi kavim ?
Zaten bu toplum değil miydi kızların namus zarından ahlak felsefesi yapıp ta Fatihlere, Ahmetlere ,Mehmetlere tecavüz edip lalezarda terk eden…
Simdi o tecavüz edilen Fatihlerin kimisi Ayşe kimisi Neşe oldu işte..
Fatihlerden dönen neşeleriniz bol olur inşallah..

NE GÜZEL OLDU DEĞİL Mİ HER YER 7 RENK GÖKKUŞAĞI GİBİ.RENGARENK…
TOPLUMUN FIRÇASINDAN TUALE DÖKÜLEN ESERDİR İŞTE BU 7 RENK..
VAR OLANI BU YÜZDEN ARTIK YOK SAYAMAZSIN İŞTE..
BU İNSANLARI SENİN KULLANDIĞIN DEVLET HAKLARINDAN MAHRUM BIRAKAMAZSIN.DIŞLAYAMAZSIN !!
VELHASIL SOYLULUK OYNAMAYI BIRAKALIM YEDİĞİMİZ HALTLARA BAKALIM BİZ ÖNCE,
BİRAZDA NE NEDİRCİLİK OYNAYALIM..
OLMAZ MI PEK SAYIN SOYLU HOMOFOBİK..

magelini

Cansel Işık/Manyakaşkıngelini

Facebook'ta Paylaş

Paylaş

BİR DEJAVULUK EGO

 

 


Şu insanların egoizm tufanları var ya hani ,işte o tufanlardan  yara aldıkça çoğu zaman kime ne anlatıyorsun diyorum kendime..Biliyorum sende diyorsun bunları.”Demiyorum” deme diyorsun işte.Dürüst ol kendine.Sağ çıktın her enkazdan ama benim gibi uslanmadın sende değil mi ?


Sen şimdi şöyle aşağıya doğru bakıp “aman tanrım ne uzun yazı “diyecek isen seninle bu mevzuları hiç konuşmayalım zaten.Muhtemelen okumayı sevmediğin kadar dinlemeyi de sevmezsin sen.Yoksa senin yapmış olduğun ön yargıyı benim de mi yaptığımı düşünüyorsun ? O halde ikimiz de bırakalım ön yargıyı ve birimiz konuşalım birimiz dinleyelim.Sonra sende bu konuda yaşadıklarını bana dönüp mesajlar halinde yolla ve bende seni dinleye bileyim.
O halde anlaştık teşekkür ederim. 🙂


Biliyor musun ben bu evrende insanların kendileri gibi yaşayan diğer insanları olduğu gibi kabul etmeyişini fark ettiğimde çok irkildim.Hayatın getirdiklerini yada hatalarının getirdiklerini sevgiyle kabullenmeyip sürekli ön yargılarda bulunarak, sürekli bir kısır döngüde geçmiş serüvenlerine saplanarak, yaşadıkları hüsranları,ayrılıkları,kırılganlıkları,mağduriyetleri kafalarında bitiremeyip bunu diğer tanımaya başladıkları yeni insanlarda, açtıkları yeni sayfalarda, yeniden yaşayacakmış evhamıyla, hem kendilerinin hemde diğer insanların hayatlarını mahvetmeye kalktıklarını gördüğümde çoğu kişinin yapmış olduğu o bananeciliği oynayamadım.Neden mi oynayamadım ?


Çünkü mutsuz,umutsuz,suratsız,yenik, bitik ve saldırgan insan görmekten nefret ediyordum.Tıpkı bir vampir gibi o onu dişliyordu oda bir başkasını.Adeta önüne geçilmez bir hastalık gibiydiler.Arada bir beni de dişlemeye kalkıyorlardı.Bu yüzden bu hastalıktan nasibimi almamak adına, kendimi ısırılmaktan koruyarak insanlardaki fark ettiğim yanlışları düzeltmek isteye biliyordum.Çünkü mutsuz,umutsuz,suratsız,yenik, bitik ve saldırgan insanlar diğer insanların yaralarına imza atıp yaşamlarına bu şekilde devam ediyorlar,kin ve intikam duygularıyla mutlu insan sayısını azalttıkça egolarını tatmin edebiliyorlardı.Yenik, bitik ve saldırgan insanların yaraladıkları insanlar ise tanrısını unutmuş mahluklar gibi etrafımı çevirmiş halde dejavu nöbetleriyle hayatımı yaşanmaz hale getirmeye çalışıyorlardı.


Günler gelip geçerken kurtulmaları gerektiğine inandığım o dejavu nöbetlerinden onları çıkartmak isterken,onlarla beraber bu serüvende döşeksiz bir misafir olarak sürüklenmekten tamam kabul ediyorum çok yoruldum.Sonra bu merhamet depomun savunmasızlığı ve tecrübesizliği sayesinde dejavu nöbetli insanların ardı arkası kesilmedi.Biri bitti bir diğeri derken hiç bitmedi.Bir fareden doğmuş yavrular gibi sayıları hızlıca artıyordu.İstemediğim halde etrafım hep aynı cenderede sıkışmış kalmış,aynı savaşın çaresiz çocukları ile dolup taştı.İsteseydim kısaca “canınız cehenneme” diyerek sırtımı dönüp duyarsızca kabuğuma da çekilebilirdim.Bu yaradılışıma ters bir davranış olacağı için bananecilik yapamıyordum,diyemiyordum işte çünkü ben böyleydim.


Ve en kötüsü hayat arkadaşım bile sanki bu hastalıktan nasibini alıp hayatıma öyle girmiş gibiydi.
Evet yoruldum ve çaresi yok değil çıkışı yok değil ve şöyle basmakalıp bakılınca önemsemez isen kafaya takılacak dertte değil.Lakin önemsemediğin ne kadar faktör varsa bir gün aniden savunmasız bir anında dank diye karşına çıkabiliyor.Bu konuda yıllardır ezberlediğim sloganlar beynimde çınlama vazifesini mükemmel olarak yerine getirdiler ” Kendini değiştir hayatın değişsin ” “İçindeki devi uyandır ” “Ufak şeyleri dert etme” ” Düşünce gücünü kullan ” “Yaradan senin kalbinde ve sen asla pes etme ” “İçindeki cevherin farkına var ”


Farkına vardık elbette ama kendimize o cevherden bir şey bırakmadık sanırım.Zaten kendinle beraber o cevheri başkalarına kullanmak değil miydi buradaki maksat ? Sen içindeki cevherin farkına varıp sevdiklerin için deponu harcarken karşındakiler kendi içindeki cevherin üstünü kapatmış faydasızlar ordusu gibi karşında sürekli negatif enerji yayan bir makina gibi durursa ne olacak ?. Maksat amacını aşacak ve kontrol dışı bir yorgunluk onların strateji zayıflığından dolayı gelip seni kucaklayacak.


Sahi sen şimdi insanların kalbindeki var yokları en derinden hissedip,hissettiklerini söyleyemeyince,zaman senin yanılmadığını dakika dakika önüne serince,yanılmadığın onca kareyi de gördükten sonra haklı çıktığını bilirken tüm doğrularınla susmak zorunda kalacaksın ve anlatmaya çalıştıkça anlaşılamayacaksın,her anlatmaya kalkışında nasıl olsa dudakların kanatılıyor ya bu zorunlulukta ruhen çöker de hani insan.Muhtemelen böyle bir durumu senin dışında kimselerde bilmeyecektir.İçini irin kaplamış gibi kendini rahatsız hissetmeye başlayacak ve birileriyle bunu paylaşmak ihtiyacı hissedeceksin.İşte her şey böyle başlıyor.Sıradan insanlar “takma kafana düşünmeye değmez” diyerek savıştırma eylemlerindeyken içlerindeki karmaşık kusmuklarında hala seni boğmaya devam etmekten de çekinmezler ve sana yeterli gelmediklerini görmeye başlarsın.Ama yalnız değilsindir bunu da bilirsin.Yeryüzü sadece bu tip insanlarla kaplanmış olamaz, mutlaka senden bir üst seviyede yada senin seviyende bir kişilik mevcuttur.Bütün bunları sadece yaşamının içine kontrolsüz bir şekilde senin tarafından çekildiğini fark edersin.Sahip olduğun enerjinle hayatına ya kendi seviyende ki kişileri çekeceksin yada bir üst seviyede olanları çekeceksin.Çünkü böyle kişilere ne sen ağır gelirsin nede onlar sana ağır gelir.Enerji alışverişi dengeli olur ve dağılmazsın.

Böyle zamanlarda iç sesin sana çabuk toparlarsın diyor değil mi ? Çünkü bilinç altında dahil etrafındaki dejavu mimarları öyle biliyorlar,öyle inandılar senin içindeki yaşam enerjisinin gücüne.Bitmek bilmeyen bir depo var değil mi senin iç dünyanda ?

Var mı gerçekten ? 🙂

Biliyorum gülüyorsun, “Varda aslında kendime yetecek kadar diyorsun”.Tabi ki sana yetecek kadar çünkü auraları ve çakraları mühürlenmiş kilitlenmiş insanlarız biz..Bu konuda fazlada tecrübemiz olmadığı için enerjimizi kontrollü kullanamıyoruz.Koruma kalkanımız yok..Çünkü auraları ve çakraları açık olan insanlar paranormal aktivitelerle uğraşan profosyonel kişilerdir.Ve parapsikoloji dediğimiz alan bu tür insanlar hakkında yıllardır araştırmalarını sürdürmektedir.Onların hayat standartları biraz farklı ve bundan dolayı da kanalları pek tıkanmaz, tıkansa da temizlemesini iyi bilirler.


Bu arada ben kendimi tıkanmış bir lavabo gibi hissediyorum çünkü bizler arafta gibiyiz adeta..Bu dejavu mimarları ve paranormal aktivitelerle uğraşan kişilerin tamda arasında bulunan noktada sıkışmış kalmışız. Bu dejavulu egoistler bizleri bu yöndeki bilgilerimizden ve gelişimimizden ötürü önce ihtiyaçları doğrultusunda işaretliyorlar,sonrada kafası kırık normal insan belirtisi vermeyen insanlar sınıfında görüyorlar ve onların yüzünden bu yönde suçluluk duygusu denen o illet duyguda sıkışıp kalıyoruz.

Biz çıkarız o duyguda kalmayız ama değil mi ? Yalan söylüyorsun işte söyleme.
Bizde insanız ne çabuk unuttun.?
Zaman bizi bu dejavunun bir parçası haline getirmekte hiçte çekimser değil artık ayık ol.
Hani savaşlar halk için güzel değildir ürkütücüdür,çok insanlar ölür,yaşamın baştan aşağıya değişir ve sen bu savaşın başlatanı da değilsindir taraftarı da değilsindir fakat savaş ister istemez başlar ve senide içine çeker.
Buda böyle bir şey.


Dejavu mimarları yaşam adına tüm var olan korkularıyla bir kez daha diyerek hayallerinde bize tutunuyorlar,bizlere kendilerince anlam yüklüyorlar.Hayata yine 1-0 hata yaparak başladıklarının farkında olmuyorlar.Ben bu anlamlardan sıkılıyorum.Hayali aşk gibiyiz ,hayali dost gibi,hayali arkadaş gibiyken üstüne birde bizi realitede olduğumuz gibi kabul etmiyorlar ya ,şekli şemale uydurulma baskısına alındığımızda onları üzmemek için biz içimize kanarken,onlar aniden geçmişlerine anarya yaptıkları için bizleri geçmişte yaşadıkları travmanın baş rol oyuncusu yerine koyup hayal kırıklıkları haline getiriyorlar.Bu yüzden başarısızlıklarının kaynağı oluveriyoruz.Sonra bizleri de suçluluk duygusuna sokmayı başarıyorlar.Başardıkları sadece kendilerine benzer insanlar çoğaltmak.Üremeseler üretmeseler olmaz sanki.


Ne oldu bu filmi izlemiş gibisin çok tanıdık geldi değil mi ?

 

Dejavu nöbetli insanlar yalnız kalmaktan çok korkarlar,karanlıktan korkarlar.acı çekmekten korkarlar,korkmak için mutlaka bir bahaneleri,sevilmek için senaryoları vardır.Genellikle maskeliyken insanların arasına karışırlar.Sevmekten korkarlar.Bağlanmaktan korkarlar.Kısacası her şeyden korkarlar ve yanı başlarında mutlaka birisi olsun isterler.Sürekli aynı şeyi yaşarlar.Ağızlarını açtıkları zaman da kendileriyle ilgilenmediğini gördüğü en yakınlarına “bana vakit ayırmıyorsun” diyerek yüksek egolarıyla mangalda kül bırakmazlar. Onlara üzülmesinler kendilerini yalnız hissetmesinler diye kendilerince uydurdukları yalanlarını duygu yanılsamalarıyla benimsememek adına, kendilerine kavuşmaları için üzerini toz kaplamış öz benliklerini göstermek adına bazen kendimizi koruyarak kıyasıya emek vermek zorunda kalıyoruz işte.
Senin de sevdiklerin için verdiğin emeklerin olmadı mı ?
İçinde olmak istemediğin ne kadar ahlaki can sıkıcı konular varsa başkalarının arzularıyla o konuların tam da ortasında kaldığın zamanlar olmadı mı ?

Bu tip negatif insanlar yüzünden pozitif bir hayat yaşamanın uğruna devreleri yakarsın ya, işte o vakit motorun rektefiye alınması gerekebilir.Bu konuda bazen onların karşısında işaretlenmiş bir nokta gibi duruma düşüyoruz..Devrelerimizin yanması bence olağan bir durumdur.Ben devreleri mi yaktım mesela evet,yandığı zamanda kendi bakımımı kendim yapıyorum.Çünkü bizim gibi araf tipte olanların başka çaresi yok,yıpratıldığımız anda başka bir kişilik tarafından onarılma şansımız yok.

Bana bazen insanlardan korkmuyor musun diyenler oluyor.Böyle iyimser olmak ta iyi değil diyenler oluyor.Yazık bu emeklerine diyenler oluyor.Bir bakıma haklılar tabi.
Fakat ben bugüne kadar kainatı yaratanın dışında hiç bir canlıdan korkmadım,Evet insanların içine düştükleri bu savaşlarda galip gelmelerini arzularken stratejilerinin eksikliği,yanlışlığı beni ürküttüğü için durumun kontrolünü ele almak istediğim zamanlar olmadı değil fazlasıyla oldu.Ama bu korkudan değildi.Kaybetmelerini istemediğim ve mutlu olmalarını istediğim içindi.Bir insan kainatta yaşayan diğer bir insan için ne isteyebilirdi ki ?


Ve yaşam benim için adeta bir akıl oyunuydu.Sadece soğukkanlılıkla bu oyunu kuralına göre oynayabilecek takım arkadaşlarına sahip olmak gerekiyordu.Kaybetmelerini istemiyordum,canlarının yanmasını istemiyordum.Kendi canımın yanmasını da istemiyordum.Artık yaşamın içindeydim ve kaybederlerse bende otomatikman onlarla beraber kaybetmiş olacaktım.
Hayır yanlış anladın.Aslında yönetmekte istemiyordum.Ne yönetilmek nede yönetmek bana göre değildi.Sadece yaşam bir akıl oyunuysa soğukkanlılıkla bu oyunu kuralına göre oynamak gerektiği için onlara sadece kuralları gösteriyor ve kenara çekiliyordum.Çünkü her biri kendini şahın yanında yer alan güçlü birer vezir gibi hissediyordu.


Kızıyordum onlara,sonra kendimi hırpalıyordum “Nasıl oluyor da benim algılayabildikleri mi algılayamıyorlar,göremiyorlar içine beni de çektikleri bu konularda göz göre göre hem zarar verip hem de zarar görüyorlar,ben onlardan farklı bir canlı değilim ki diyordum.
Bana yüklemiş oldukları değerlerden rahatsız olsam da sonuçta yüklemiş oldukları değerler vardı,kendilerini sevmedikleri kadar beni de bir o kadar seviyorlardı.Tamda tezatlık buradaydı zaten.Kendilerini sevmiyormuş gibi yapıyorlardı.Ben bunları hissedebiliyordum.Depomda var olan her enerjiyi düşüncesizce hortumlasalarda umutsuz vaka imajında olmaktan gayet memnunlardı.Tıpkı bir vampir gibi o onu dişliyordu,o dişlenen de hem kendini dişleyene savaş açıyor hemde bir başkasını dişliyordu.Ve bu hiç bitmiyordu.Böylelikle dejavu kasırgası beni içine çekmeye başlıyordu ..Yüzlerce kez tekrarını yaşadığım şahit olduğum insan hayatları…Şaka gibi.

 

Oysa onlardan farklı görebiliyor,önlerine çıkacak engelleri biliyor,görecekleri zararları dahil hissedemediklerini hissedebiliyordum,bunlar bir çok kez tarafımdan çevremdeki insanlar ile tecrübesi kazanılmış deneyimlerdi.Fakat buna rağmen bunu onlara ulaştıramadığım da canım yanıyor bitkin düşüyordum.Ulaştıramadığımı düşünürken bazen frekanslarından sinyal alışverişi yapabildiğim çok az insan bana dönüp “Senin mistik doğaüstü güçlerin var” diyebiliyordu.Bir şeyler vardı ama bana olağan doğal geliyordu.Tamda emin değildim.Kimisi bundan ötürü ürküyor yansıtmak istemese de ben o ürküntülerini hissediyordum .Hatta hayatıma girmek isteyen bir çok erkeği bile bu özelliklerim yönünden daha başlamadan kaybettiğim olmuştu.Hiç yansıtmak istemesem dahi anın birinde birisi ile sohbet ederken o belli etmese de konuşurken aldığı derin nefesler onu ele veriyordu çok gerilimli olduğunu hissetmiştim,gerilimi beni etkiliyordu.
“Canını sıkan nedir” diyerek sordum “yok bir şey” diyerek beni geçiştirdi. Aklından geçeni yüzüne karşı söylediğimde “aklında düşünüp durduğun konudaki tilkilerin seni yanlış yönlendiriyor böyle yaparsan zarar göreceksin” dediğimde şöyle yandan yandan bakıp minnetsiz ve öfkeli bir hareketle “hiçbir şey olmaz bilmediğin şeyler var şimdi anlatamam boş ver sen” demişti.
Bir hafta sonra ise “ben senden korkuyorum” demişti..Bunun gibi bir çoğu sınırlarına girdiğimi düşünüyordu çoğuda korkutucu bulduğu için kaçıyordu.Niye korkarlar bunu da anlamış değilim hani.
Sonra yine bir gün aynı kişiyi rüyamda görmüştüm.Rüyamda bir kargaşanın içinde yaralı halde duruyordu.Çok kısa ve dağınık bir rüyaydı bu.Uyanınca hemen ona mesaj attım.
“Seni rüyamda gördüm sen iyi misin ?” dedim.
“Seni arayacağım bekle” dedi.
Beklerken çok geçmeden kapım çaldı.Açtım evet o rüyamda gördüğüm arkadaştı.İçeriye geçmedi zor nefes aldığını görünce zorla içeri geçirdim.
“Neyin var ne oldu sana” dedim.
Bana öfke dolu bir hışımla “Sen her şeyi biliyorsun bak kuduruyorum acımdan” dedi “bıçaklandım,söyle bana kim bıçakladı beni” dedi.
“Nasıl yani ?” dedim şaşkındım ve en kötüsü enerji depom boştu, çok yorgun ve kontrolsüzdüm.
Bunu sen yaptırdın dercesine suçlayıcı düşüncelerini algılamaya başladığımda afalladım “saçmalama ben sadece seni rüyamda gördüm içim sıkıldı arayıp sormak istedim,bunu her 100 kişiden 60 kişi yaşar saçma sapan düşünüyorsun bir sakin ol görmedin mi sen sana saldıranı ben nereden bileyim seni kimin bıçakladığını” dedim.
“Hayır arkamdan bıçaklandım göremedim” dedi.
“Ya bak sen bilmesen aynı anda nasıl mesaj atıyorsun dalgamı geçiyorsun sen benimle? Bırak rüya müya hikayesini ben şu an yeni hastaneden çıktım yarım saat oldu polisler araştırmaya geçti,kamera kayıtlarına bakıyorlar ve sen mesaj attın çıkacak ortaya cansel bana bunu kim yaptıysa cezasını vereceğim” dedi.
“Tamam çıkmasını bende isterim ama ben gerçekten seni rüyamda gördüm kargaşada yaralı olarak gördüm endişe ettim iyi niyetimle halini hatırını sordum ” dedim.
“Benden uzak dur ne olursun cansel” dedi
“Tamam sen bilirsin” dedim.
Bu gibi yaşadığım sonuçlardan ötürü insanlara hislerimi ve duygularımı ulaştırmaktan bende korkar olmuştum, çünkü içlerinde planlanmış bana zararı dokunacak bir kötülük dosyasını da hissedecek ve deşifre edebilecek gücümün artık bende farkındaydım…Ama onlar farkında olmayı hak etmiyorlardı.Ben sadece kendimi koruyabilirdim ama böyle bir durumu yaşamak zaman ayırmak hiç istemezdim.
Durum böyle olunca bu kavramdaki insanlara iyiliğin pekte bir manası kalmıyor,o vakitten sonra kendine iyilik yapmak zorunda kalıyorsun.Zaman kaybı diyerek kısa bir süre geri adım atıyor uzaklaşıyorsun.Buna korkaklık demiyorlar hayır.Buna kendini koruma ve kontrol dışı bir yorgunluk deniliyor.

Bununla kalmıyordu ki daha hayat yolunda,aşkta,sevgide,kavgada cesareti kırık,hayalperest korkakların beni hayatlarına merkez olarak yerleştirmesinden ve aşk adına tekil kalıplara sokma arzularından ve yeniliğe kapalı olan o sorunlu kafalarında onlar tarafından psikolojik sorunlarına çözüm anahtarı olarak seçilmiş olmak durumu da vardı.
Bu köşegen suretli mevzuların göbeğinde arafta kalan bir tip olarak yorulamaz mısın ?
Yorulursun.
Söylediği ayrı düşündüğü ayrı insanların arasında preste kalmışcasına yaşamaktan yorulur insan.
Yorulmaz deme işte.
Peki ama sen hiç yorulmadın mı ?


Bir toplum içinde yaşıyor ve henüz iliklerine kadar sömürülmemiş,ve içindeki insanlık ölmemiş ise ;senin ruhunda sağlıklı iletişim kurabilen insanlardan beslenir.İnsan psikolojisi ilgi,sevgi ve şefkat ile düzelir,iyilik kavramı ile desteklenen mutlu ve huzurlu insanlar toplum huzuru için gereksinimdir.
Fakat bunun farkında olup ta henüz bir vampirin dişlerine rast gelmemiş o özlediğimiz mutlu ve huzurlu insanların sayısı çok az işte.Ve mutsuzluk bulaşıcı bir hastalık olduğu için bizlerde o listede yer alıyoruz.Bütün bu yorgunluklar mutlu ve huzurlu insanların sayısını çoğaltmak adına yapılan bir savaşın bedelidir.
Keşke bir süre sonra kaybolacak olan halüsülasyon olsalardı ama değiller işte.

Birde enteresan olan bir şey vardı ki; yorulduğum zamanlarda genellikle merhamet ve vicdan duygularıma kapılır kapılmaz ilahi bir mesaj gibi karşıma bir yazı çıkıyor tıpkı ruhuma bir ışık hüzmesi gibi ışık tutuyordu..(Gerçi bu halen devam etmekte)
O anki karşıma çıkan yazı şöyleydi;


“Allah’a ibadet edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın.Anaya,Babaya,Akrabaya,Yetimlere,Yoksullara,Yakın Komşuya,Yabancı Komşuya,Yanınızdaki Arkadaşa,Yolcuya ve Elinizin Altındaki Kimselere İyilik Edin.” (Kuranı-ı Kerim Nisa-36)

Okuduklarımı belleğimden geçirdiğimde yanlış bir şey yapacağımın farkına varıyordum.Orada anlıyordum iyilik kavramının dozunu fazlasıyla aştığımı.


Ve kendime dedim ki ;
“Sanki bu evrene vazifeli gelmişsin gibi sürekli aynı şeyleri,aynı temalı konuları ve insanları üzerine çekmekten yorulmadın mı ?”

Yaşam bir akıl oyunudur ve herkes kendi sahasında kendi oyununun lideridir.Bazen sınavlar ortak verilir, kaybetmek istemiyorsan takım arkadaşını o halde çok iyi seçmen gerekir.


Ve sana bir not;
Bazıları hakikaten ısrarla inatla göz göre göre pok çukuruna düşmek ister.Sen görür kurtarmak istersin, o yoluna senin varlığını darmadağın ederek devam eder.Nefesini tüketip sakın elini tutma.Bırak gitsin.
Bu merhametsizlik değildir, aklı olan aklını kullanır doğru yolu bulur.
Sen tabelayı pusulayı göster gerisine karışma.
Yoksa sende onunla beraber o çukura düşersin.
Çünkü bu hayatta bazıları bazılarının cefasıdır bilemezsin,bazılarıda sefasıdır,cehaletiyle sana yada başkalarına ettiklerinin cezasını pok çukuruna düşerek ödeyecektir senden öncesini bilemezsin.O onun Tanrıdan kesilmiş cezasıdır.
Yaradanın cezalandırdıklarına acıyarak müdahale edersen şirk koşmuş olursun, sende gereksiz iyiliğinin bedelini onunla o çukura düşerek ödemiş olursun.

Demedi deme…

Cansel Işık/Manyakaşkıngelini

Facebook'ta Paylaş

Paylaş

FİRARİ ADAMLAR

FİRARİ copy

Firari adamların sevdalarını daha çok sever kadınlar.Firari adamlar adı üstünde çünkü hep kaçarlar,özlenmek onlara güç katar, hiç bir ustalık maharet yoktur aslında çünkü planlanmış değildir bu kacış. Her şey kendiliğinden olur, sevilmek ister firari adamlar ama sevmekten de bir o kadar korkarlar, sevdiklerini hissettirdikleri an kırmızı bir çemberle deşifre olacaklarını sanırlar,düşündükçe bocalarlar.Firari adamlar için sevilirken aşktan kaçmak özgürlüktür.Her zaman böyle yürürler sevda yollarında, tek seveni yoktur onların, hiç kimse hissetmemelidir içlerindeki sevgi tufanını, firari adamlar kendi içlerindeki sevgiden de kaçarlar.Çünkü aşka yakalanmaktır hissedilmek. Firari adamlar hep korkularıyla hissedilmek isterler ve bunu da çok iyi başarırlar, korkuları onların kalkanıdır onları korur. Düşünsenize “korkuyorum seni sevmekten diyen bir adam” düşünebiliyor musunuz ?

Korkuyorum diyen bir adamın karşısındaki yenilmesi, tüketilmesi gereken tek güç sizsinizdir. Oysa siz hiçbir şey hissetmiyorsunuzdur bile bu adama karşı, henüz içinizde bir tufan oluşmamıştır bile, işte o sihirli kelime “korkuyorum seni sevmekten”kelimesidir, sizi kamçılar ve firari adama doğru yüreğinizden bir yolculuk baslar.
Her gün ona bir adım yaklaşırken bulursunuz kendinizi, sorgularınız başlar kıyasıya yanıtsız sorular. Etrafınıza bakarsınız öyle ya kim sevilmek istemez ki ? Peki etrafınız da kaç kişi “seni sevmekten korkuyorum” diyen bir adamın olmasını ister ? Hiç kimse istemez “sevsin beni korkmasın, ben korkuyu değil sevilmeyi hak ediyorum, ben korkulacak biri değilim “diyenleri duyar gibiyim.
Firari adamlar halinden memnundur çünkü istediği ilgiyi fazlasıyla bulmuştur.Kendisine her gün bir adım yaklaşan kadına masumane bakışlarla “ben seni seviyorum aslında ama içimde bir virüs var, oldum olası bu virüsle mutsuzum, ben seni mutlu edemem sen benden daha iyilerine layıksın” der.Kadının daha iyilerine layık olduğu tartışılmaz tabi ki doğru söze ne denir.
Gel gelelim firari adamlar bir kadının hayır diyemeyeceği adamlardır, sevişmeyi çok iyi bilirler, romantizmi dibine kadar yaşatırlar, onlardan biriyle geçirdiğiniz vakitler de dünyanın en mutlu kadını olursunuz,o saatler ve günler asla bitmeyecek sanırsınız,aslında bu vericilikleri sizi sevdiği için değildir, aksine sizi bağımlısı haline getirmektir amaçları.Peki bağımlısı olursanız ne olur ?
Hayatınız da bir firari adam var ise ve çoktan bağımlısı olduysanız yavaş yavaş karşı koyamayacağınız bir enerji bitimi ile karşılaşırsınız.Enerjinizin bitişine dur diyemezsiniz sürekli onu kendine getirmek ve gerçeği göstermek arzusuyla çırpınmaya başlarsınız.Ve o her seferin de duygusal manada tavırlarıyla size karşı çok dolu olduğunu hissettirir ve haklı olduğunuzu söyler.Bunları yapar iken çok sakindir nefesi bile aşk kokar size.Ve her şeyin yoluna gireceğini dile getirirken kendinizi yine ona ulaşmak için yollara düşmüş bulursunuz.Oysa günlük rutin hayat devam etmek zorundadır.Bir aile yaşantısına sahipseniz ailenize karşı sorumluluklarınız vardır ,tek yaşıyor iseniz kendinize karşı sorumluluklarınız vardır.Bağımlısı olursanız bütün sorumluluklarınız sizi terk eder ve gün gün diplere batarsınız.Aslında işin özünde firari adamlar rutin hayattaki sorumluluklarınızı sizden daha iyi bilirler ve bunun içinde ilk baştaki yan yana gelişlerin sıklığı bir sonrakinde asla eskisi olmaz.Firari adamlar sorumluluk almayı da pek sevmezler ve kaçışlarında ki ana sebep budur.Bu yüzden kaçarlar,sevgiye doymaz küçük bir çocuk yaşatırlar içlerinde.Siz onun canı yandığında başını okşayan sarıp sarmalayan annesi olursunuz,hata yaptığında onu onurunu incitmeden seven onu destekleyen babası olursunuz,beraber çakırkeyf olduğunuz rakı masasında dostu sırdaşı olursunuz,sohbet ettiği bir ablası olursunuz,arayıp sormadığı zaman ortadan kaybolduğunda kenara çekildiğinde arayıp soran arkasına düşen ilgi gösteren kardeşi olursunuz ama asla onun bedenine sahip olan kalbine sahip olan bir kadın bir aşk olamazsınız.Siz ise nevrotik bir aşk acısı ile kendi başınıza bir çukurda boğulursunuz,firari adam bu halinize aslında uzaktan seyrederek şahittir ama sizi bu durumdan çıkartmak için kılını bile kımıldatamaz, çünkü iflah olmaz bir duruma girdiğini görür ve dahada çok acı çekerek kendinden nefret eder ve size daha fazla zarar vermemek adına bir daha da karşınıza çıkamaz.

Bazı kadınlarımızın vazgeçilmez tek ortak hataları genellikle bu tür adamlardan çocuk yapmaya kalkmalarıdır.Yada yalan bir hamilelik senaryosuyla nabızlarını yoklamaya kalkmalarıdır.Böyle acizce bir teslimiyet firari adamları dahada uzaklaştırır. Üstelik sizi daha da aşağılık bir konuma getirerek sorunları çoğaltır.Firari adamları sizdeki duyguların gerçekliğini kanıtlamak için çocuk yapmaya kalkmanız, bu adamları dizinizin dibine bağlamanız için hiç bir zaman çare olmayacaktır.Çünkü firari adamlar genellikle çocuk konusunda şöyle düşünürler; “Ben Allah’ıda seviyorum ama görmüyorum,çocuk yaptığın an bil ki o çocuğu severim ama bağrıma taş basar onuda görmem uzaktan severim” şeklinde size bu yolda yalnız kalacağınızı önceden yansıtan sözler sarf ederler..

Haa bu arada bunca açıklamalarımdan sonra firari adamların hiç bir zaman teslim olmayacaklarını da sanmayın.Onların teslimiyeti 50 yaşından sonra başlar,hayat zorlaşır,vaktiyle tercih edilen yalnızlık artık korku vermeye başlar.Hastalıklar baş gösterdiğin de bir başınalıkları içlerini acıtır.Hayatın acı gerçeğiyle o an karşılaşırlar, tek tek yüz üstü bıraktıkları, kendilerine aşık edip ağlattıkları o kadınlar akıllarına gelmeye başlar.İsterler ki o anda yanı başın da kendini en çok seven o kadın olsun ve ona bir tas çorba kaynatıp yalnız olmadığını hatırlatsın isterler.Ona bunu yapacak olan kadın kendini kendinden bile çok seven kadın olmalıdır.Artık dışarıdan yemek yemekten bıkmışlardır,yalnızlıklarını ütülemekten yorgun düşmüşlerdir ve kendilerine acımaya başlamışlardır. Bu davranış mod bozuklukları da işte böyle hazin bir sonla biter.Hayatlarının sonlarına doğru çok iyi bir adam olurlar bir çoğu da vefalı ve sadık kadınlarımız sayesinde yalnızlıktan kurtulmayı başarır ama bir çokları da bir huzur evinde yapayalnız ölürler. Hâlâ beklemeye razı mısınız ?

Firari adamların hayatınızdan gidişleri ölüm gibidir.Hayattan gidişleri ise filim gibidir.Simsiyah zifiri gecelerde ıslak gözlerle dualar ettirirler size,o güne kadar unuttuğunuz Allah’ı bile hatırlarsınız onların sayesin de.Peki böyle bir durum da nemi yapılmalı ?

Hâlâ soruyor musunuz ?
Önce kaybettiğiniz kendinizi bulun.
Her kim size acı bırakarak gittiyse içinizde ki kötü insanları affedin,azad edin ve hatıralarıyla içinizden atın.
Göreceksiniz içinizde ki temizlenen yer de çok geçmeden kendinizle karşılaşacaksınız.
Ve lütfen kendinizi bulduğunuz da kendinizi daha çok sevin.

Cansel Işık/Manyakaşkıngelini

kendini-sev

Facebook'ta Paylaş

Paylaş