DERDİNİN GAMINI O’na BIRAK

bbdc8522a771bffa3478156808bf5fc0

Ey kendini ararken,fanilerin karanlık kuyusuna düşmüş,ışığını kaybetmiş insan…
Kendini boşuna arama…
Sen; aslında insanlığın derdini kendine dert eylediğin yerdesin…
Kendi derdinin gamıyla inlerken de vesvesenin kölesisin…
Kendi derdinin gamına çöreklendiğin vakit, insanlıktan kopup bittiğin yerdesin.
Nefsin sana mesaj verir der ki; sen ne zaman sefa süreceksin ?
Halbuki senin ışığın,senin sefan, sırlı perdenin ardındadır bilmezsin.Işığa erişenlerden duyar da kime inanacağını bilmez,işitmek istemezsin.
Bilir gibi olursun da içini kemiren vesveselerden ötürü bilmemezlikten gelirsin.
Hep verilmiş sıkıntıları görür de,suallerine yanıt bulamayınca isyan edersin.
Bil ki o sevgili sana sıkıntı veriyorsa; seni sevdiğindendir.Bilir ki sen acı çektikçe bütün fani dünyadan sıyrılıp ona sarılacaksın.
Ve o bilir ki ruhunla beraber her yerin karanlıktadır..O bilir ki karanlıkta sen o’nu arayacaksın.
Ve o bilir ki cennetinden kovulanlar da karanlığın içinden sana doğru gelmekte ve seni kazanmak için türlü illüzyonlarla seni ele geçirmek istemektedir…
Nefsine gelir yerleşir bir iblis ve başlar en çetin savaşın. İblisle girdiğin savaşı bir tek o görür ,bir tek o izler. Unutma, iblise galip gelmek istiyorsan senin bu savaşta tek yardımcın yine Allahtır.Eğer ki ilahi emirlere karşı gelmeye başlarsan iblis kazanır.
Sen de bil ki nefsin bir demirdir,ve demir tavında dövülmelidir. Fani hayat seni dövdükçe,o bilir ki nefsine yerleşen iblisi ezerek ona ulaşacaksın. Nasıl ki etrafından bir insana seslenmeden kendisinin dönüp sana cevap vermesini beklemek akla mantığa ters ise, Hak katında da değerin, Allah’a ne kadar seslendiğin ya da ne kadar içten seslendiğin ile doğru orantılıdır. O’na ulaşınca da o bilir ki karanlıkta kalan her yerin aydınlanacaktır.O yüzden iblisle olan savaşında hep senin kendisini çağırmanı bekler. Bu yüzden senin akli kemalinle kendisine doğru koştuğunu, kapısını çaldığını görmek ister..
Aslında hummalı bir aşktır Allah ile arandaki bağ..Bunu senin keşfetmeni ister..Bu yüzden her vefalı aşık gibi hummasına vefalı bir aşık ister..Unutma ki aşk, güçlü bir bağlılık hissi ve kişisel bağlanma duygusudur.Şeytanı şeytan yapan ise kibirdir.Yeter ki kibrini bırak ve Allah’ın aşkına nail olmasını bil.
Kendince sürekli “Benim içim temiz ve ben dürüstüm” diyorsun,buna rağmen bazı geceler,feryadını duyuramadığını mı düşünüyorsun ?Yoksa sen, her yarattığının çağrısına yetişenin,senin imdadına yetişmeyeceğini mi düşünüyorsun ? Belki de seni tam vefa ile tamamlanamadığın için gözlüyor ve o’na tamamlanarak ulaşmanı bekliyordur.. Şayet vefan da varsa bir kusur bunu sen tamamlayacaksın.
O’na ulaşamıyorsan,neden ulaşamadığının farkında ol.Nefsine ezilip,vesveselere yenilip,iblise eğilip önünü göremediğin için olabilir mi ?
Bu o’na ulaşmayı yeteri kadar isteyip de,sana gönderdiği meleklerine inanıp da isimleriyle çağırmadığın için olabilir mi ?
O’na aşk ile bağlanmaktan,onun aşkının peşinde sürüklenmekten korktuğun için olabilir mi ?
Belki de varlığını inkar edenleri dinleyerek,onlara kısmende olsa kulaklarınla katıldığın içindir.
Eğer nefsinin zevklerine kapılıp da kirlendiğini düşünüyorsan, seni bağışlamasının imkansız olduğunu düşünüyor da utancından tövbe etmeye yüzün varmıyorsa ,işte o vakit iblisin kötü ruhlu çocukları ruhunu ele geçirmek için harekete geçeceklerdir.
Unutma ki kibirli İblise,birinci sura kadar yaşayacağı için nesil verilmiştir. İblisin çocukları ise atalarının istediklerini ve verilen vazifeleri yapmakla görevlidirler.Bu nedenle İblisin çocukları beden ve ruhları ele geçirerek Ademoğullarını inançlarından uzaklaştırıyorlar.
Rablerinin onlara göndermiş olduğu kitapları sürekli çalıp,ele geçirdikleri, yönettikleri ruhlar aracılığı ile ayetleri çıkarlarına göre değiştirip, insanların akıllarını karıştırıyorlar.
Bağırıp çağırmak,tokat atmak gibi cahiliye şiddet adetlerini göze güzel kılıp,musibetleri arttırıyorlar.
Çünkü onlar fitneler çıkararak,İslamiyeti bitirmek ve Ademoğullarını kendi krallıklarına köle yapmak arzusundalar. Şu anda bile yeryüzünde ki en büyük emellerini İblisin hizmetine girmeyi kabul etmiş ruhlar sayesinde yavaş yavaş gerçekleştirmeye başlamış durumdalar.
Etrafına bak ne de çoğaldı ele geçirilmiş ruhlar değil mi ? Oysa uzun zamandır görüyoruz ki Allah’ın korudukları selâmetteler,korumadıkları ise sapıtmış durumdalar.
Şaşkınız yaşadığımız kainatta olup bitenlere.
Buna yaşadığımız dönemlerden örnek vermek gerekirse en basit örnek;akıl almayacak rakamlara ulaşan,ardı arkası kesilmeyen şiddet,taciz,tecavüzlü cinayetler üzerine gelen haberler ve ülkeler üzerinde ki bozguncuların kan döktüren etkilerini gösterebilirim.
Hemen yanı başımızda 38 günlük bir erkek bebeğe bile tecavüz edip ölümüne neden olabiliyorsa bir Ademoğlu ve bundan bir başka Ademoğlu utanç duyarak “Allah varsa ve bu olanlara,bu sapıklara neden izin veriyor?” diyerek haykırıyorsa şirk koşmadan,günaha girmeden döküp düşünmek gerekir.
Ve sen her sıkıştığında “Lanet olsun” diye böğürerek haykırdığın o kelimeye ve ettiğin beddualara dikkat et olur mu.Allah hiçbir zaman bu sapıklıklara izin vermez,insanlar ruhlarını cennetten kovulan iblise kaptırır ve Allah’ın izin vermediği ne varsa onları yapar.Lakin iblisin çocuklarının oyunlarına kapılmamak ve onlarında gazabından korunmak yine senin elinde.
Bu kötülüklere neden izin veriyor diye sorguladığın Allah sana kötülüklerden korunabilmen için kendisine ulaşabileceğin anahtarı vermiştir. Sen o’na ulaşan kapıyı açmak ve İblisin illüzyonlarına kapılmamak için işte tam da bu nedenle dilinden Esma-ül Hüsna’yı hiç düşürmemelisin.Esma-ül Hüsna senin bu hususta koruyucu kalkanındır.
İblisin oyunlarına büyülenerek kapılırsan fani dünyada iblisin gazabından,Gaipte de Allah’ın azabından korkmalısın.Fakat fani dünyada iblisin tuzaklı gazabından korunmak istiyorsan önce Allah’a sığınmalısın. Allah’ın karşısına çıkmaktan,her ne olursa olsun o’na aşk ile bağlanmaktan sakın korkma.Evet onun günahkar kullarına olan  azabından kork ama,o’na onun isimleriyle hitap ederek günahlarından tövbe etmek için  yardım istemekten,konuşarak huzuruna çıkmaktan korkma.Yardım istediğin gibi de hatalarından ve de yanlışlarından ötürü af dilemekten,tövbe etmekten sakın sakın korkma.
Olur ki; Allah’a olan aşkından ötürü seni hakir görenler de olacaktır. Seninle kim dalga geçerse geçsin,kim hakir görürse görsün,tövbe ederken duyduğun seslere sakın kulak asıp aldanma.O sesler ki cennetten kovulanların ele geçirmeye çalıştığı,bir kısım fasık Adem oğullarının ele geçirilmiş bedenlerinin sesleridir,işte onlara sakın inanma..
Onlar da ruhları ve bedenleri ele geçirilmeden önce zaman zaman Allah’ın birliğine,meleklerine,peygamberlerine inandıklarını dilleriyle tasdik etmişlerdir, fakat ne hikmetse kötülük yapmaktan ve günah işlemekten asla vazgeçememişlerdir.
Yeryüzünde iyilik ve kötülük savaşırken,işte onlar Evveli’ni çalmaya gelirler senden, Âhiri’ni görememen için de konuştuklarıyla zihnine perde çekerler, Zâhiri‘ne ulaşamayasın diye de fitnelerle seni yolundan çevirip kendilerine çekmek isterler.Münafık insanlardan oluşan o kötülük ordusu,içindeki o bilinmez,görünmez boşluğu kaplamak için Bâtın’a yani içindeki o boşluğa düşünceleriyle,yarattıkları vesveselerle yerleşmeye çalışırlar.Sen iyilik ordusundan ayrılır da,fasık bir toplum olan kötülük ordusuna katılırsan Allah seni doğru yola erdirmez. Işığından mahrum kalır,kendini karanlık kuyularda arar arar durursun.
İşte Evvelini,Âhiri’ni,Zâhirini,ve Bâtın’ını kaybetmek istemiyorsan, seni yaratanla her gece hangi dilde konuşabiliyorsan konuş,fakat Ademoğluna secde etmeyen iblisin kibirli çocuklarının,sana unutturmaya çalıştığı Allah’ın 99 ismini sakın sakın unutma.O 99 isim ki senin kalp gözünün açılışını sağlayan anahtardır.Kalp gözün açıldıktan sonra hiçbir rehbere zaten ihtiyacın kalmayacaktır..Senin yaratana olan aşkından rahatsız olanların hepsi,Esma-ül Hüsna’nın faziletlerine gelince,gözünün önünden anlamsızca gülerek geçerler.Çünkü onlar fanilerin karanlık kuyusuna senden önce düşmüşlerdir ve Esma-ül Hüsna’dan bihaberlerdir..
Şöyle baktığın zaman onlar Allah’ın yaratmış olduğu insan dışı varlıklara,paranormal hadiselere,Meta Fiziğe de inanırlar da büyülere bile kaptırıverirler kendilerini.İşte sen Allah’ın cennetine nail olmak istiyorsan büyülerden uzak dur,yapandan da yaptırandan da sakın kendini.
Tövbe ederken sana gülenlerin kahkahalarını ise; duyma,kapılma,yanılıp şaşma.Hatta seni yaratanla arandaki bağın arasına hiçbir iblisin illüzyonu etki edip o bağı koparmasın diye de arandaki bağa her gün dualarla kör bir düğüm at ve o düğüm Allah ile aranda daha güçlü bir bağ oluştursun.Ve iste ki kalp gözün açılınca o düğüm hiç çözülmesin,her o’na ulaşmaya çalıştığında,bir dua ile bir düğüm daha at.Bir dua,bir düğüm derken göreceksin,hem ışığa yaklaşacaksın hem de kendini ararken düştüğün fanilerin karanlık kuyusundan kurtulup Aşk ile aradığın kendine ulaşacaksın.
İnsanlar birbirleriyle doğru şekilde evrensel gücün istediği gibi birlik olduğu zaman, kendi çevreleri içerisinde birliğin ek bir gücünü keşfedecekler.Bu güç şuurlarımızın ötesine geçtiğimizde,bizlere tıpkı iblisin yolunda birlik olup ilerleyenlerin,kötülüğün etkisinden topluca kurtulamadıklarını gösterdiği gibi..Allah’ın yolundan gidenlerin de iyiliğin etkisi altında korunduklarını gösterecektir.Ve insanlar görecekler ki;bu güç doğanın kendisi içerisinde kök salmıştır ve herkesi etkiliyordur.Eğer iyiliğin etkisi altında korunmak istiyorsan, Hak bilinciyle kalbini Hakka tam anlamıyla teslim etmek zorundasın.Gaipten önce fani dünyada ki sınavlarında senden beklenen işte budur.
Ve lütfen fani dünya içinde yüreğini saran hüzünler,sadece aciz Ademoğullarının derdi için olsun. Dilinden zikrettiğin dualar ise insanlık için bulduğun çözüm olsun.Bulduğun çözüm ise insanlığın kanayan yaralarına şifa olsun.. İnsanlığın derdini kendi derdin bil ve Allah’a ulaşmak için ne gerekiyorsa yap…Çünkü Aşk,İlahi Kutsal Frekans birlikteliğidir.
Yaşadığımız evrendeki değişimler,insanlardaki değişimler,gün gün seni rahatsız etmekte ve korkutmakta.Güncel yaşantında insanlarla diyalog halinde iken, farkına vardıkların seni endişelendirmekte.Fani dünyada din,dil,ırk,mezhep farkındalıklarını mesele halinde görmekten lütfen artık vazgeç. Sen aciz bir kuldan başka bir varlık değilsin.Allah evrensel bir güçtür ve bu yüzden gizlidir.Seninle beraber tüm canlıları yaratmıştır.Nefsinden ötürü,İblisle beraber lanetlenmek istemiyorsan Allah’ın Sev dediklerini sevecek,uzak dur dediklerinden uzak duracaksın.
Der ki ;Araf Suresi 180 ayetinde “İSİMLERİN EN GÜZELİ ALLAH’INDIR.O HALDE O’NA O GÜZEL İSİMLERLE DUA EDİN”.(Araf Suresi 180)
Kendi derdinin gamına ise,oturup sakın kuruntu ile vesvese yaparak ağlama.Seni ağlatacak kadar derin ise gamın,kederin Esma-ül Hüsna zikri ile Allah’a bırak… Çünkü Esma-ül Hüsna ile o’na ulaşacak,ulaştığın zaman ise arınacak, hayat bulacaksın….Ve emin ol, o’na ulaştıkça da ışıl ışıl parlayacaktır yüzün ve gözün…Yeter ki Allah aşkıyla dolsun özün.

 

Cansel Işık/Manyakaşkıngelini

Facebook'ta Paylaş

Paylaş

ADAMIN DİBİ MÜJDAT GEZEN

Adamcağıza vaktiyle etmediklerini bırakmadılar.Levent Kırca ile beraber yol arkadaşlığı yapan Müjdat Gezen’e vatan haini bile dediler.Sırf  memleket aşkıyla,kendi vatanlarında halkın büyük bir çoğunluğunun sempati duyduğu bu adamların Atatürk sevdalısı oldukları için,başları belaya girsin istediler.
Onların adına sosyal medyalarda hükümeti karalayan çakma hesaplar açıldı,sanki onların ağzından çıkmışcasına halkı örgütlemeye çalışan tehlikeli söylemlerle fotoğrafları yazılarla donatıldı,ve akıllıyım diye geçinen,bildiği kendine yetmeyen,her gördüğüne atlayan o çok sanat sever halk bu iki adamı   tabiri caizse itin götüne soktu.
Şimdi kahraman polis şehidimiz Fethi Sekin’in çocuklarının eğitim masraflarını üstlenince de;
“Oww adamın dibisin,adamsın işte.Helal olsun sana Müjdat Gezen”.

Bu davranışı Levent Kırca’da yapardı kesinlikle.O vakit yerin dibine geçirdiğiniz Levent Kırca’da adamın dibi olur muydu ?

Nasıl inciniverdim olduğum yerde.Her şeyden önce topluma ışık tutmaya çalışmış,her şeye rağmen bir özür hak eden,sanat adamlarına karşı bu nasıl bir pişkinlikti,yalakalıktı.
mujdat-gezen-den-levent-kirca-borcu-icin-aciklama-borcu-olsa-ben-oderdim--6819965

“Keşke Levent Kırca’da sağ olsaydı da görseydi yol arkadaşına söylenenleri” dedim içimden.”Ruhu hortlayıp da gelse ne isabet olur” dedim kendi kendime.Ya da oradan bakıyordur şimdi günahına girenlere.

Vatandaşların,şehit polisimiz Fethi Sekin’in çocuklarının eğitimini üstlenmesiyle,o davranışından ötürü  Müjdat Gezen için “Adamın dibisin işte adam bu” sözlerini okuduğumda  sanki Levent Kırca’nın pos bıyığından gülerek Müjdat Gezen’i dürtmeye geldiğini hissettim.

O iki yüzlü çubuk oturduğum yerde beni de dürtmüştü.Bir ucu kırgınlık, diğer  ucu hüzünle karışık huzurdu çubuğun.
Ruhu şad olsun,şimdi yaşıyor olsaydı gülüverirdi  yine o pos bıyığıyla…
Kesinlikle gülerken de şunu derdi ;
“Bunca yıl kalbimizdeki vatan sevgisini göremeyenlerin karşısında ne çabuk adam olduk Müjdat ?”
“Hani haindik ya biz ?”
Adamın dibi Müjdat cevaplardı.
-“Biz zaten adamdık Levent ,memleket hali kardeşim.Benim yaptıklarım her insanın yapması gerekendi,sen de yapardın adamım.”
Levent Kırca “Sor bakalım onlara” derdi adamın dibi Müjdat’a.
“Atatürk ilkelerinden vazgeçmemiş,vatan üzerindeki kirli oyunları fark etmiş,şuuru açık,algılara düşmemiş,kendini halkını aydınlatmaya adamış, o güzel güzel sanat adamlarını cemaat algılarına,düzeneklerine kurban ettiler ya ,o adamların kalbini hain damgasıyla topraklara verdikten sonra vicdanları rahat mıymış ?”
“Sor sen kardeş sor ” derdi.
Sonra komik bir yüz ifadesiyle;
Yol arkadaşı Müjdat Gezen’e bakarak kırpıştırırdı göz kapaklarını,
Omuzunu silkelerdi küçük çocuk gibi “Olsun” derdi.
“Benim bu kalbime vatan haini deseler de,sen biliyorsun Müjdat.Allah da şahit ki benim bu memleket sevdamdan,memleketimin insanından yemediğim küfür,şahsıma edilmedik hakaret kalmadı.Benim bu kalbim memleket aşkıyla atarken durdu,biz Atatürk çocuğuyuz adamım,bizim adamlığımız Atatürk’ün adamlığından ötürüdür Müjdat.Olacak o kadar söyle bunu onlara ” derdi.

Ve yine gülerdi pos bıyığıyla…
Ama o derin gözlerinden de yaş gelirdi.

12112124_10153312499253737_2418803658790083403_n

Buradan çocukluğumdan bu yana derin sevgi ve saygı duyduğum Levent Kırca’nın ruhunu anarak,davranışlarıyla bugün değil her zaman adamın dibi olan yol arkadaşı Müjdat Gezen hocamıza saygılarımla diyor,siyonizmin algı operasyonlarına yenik düşerek kıymetinizi bilmeyen,cehaletiyle sizi inciten, üzen cehalet adına özür diliyorum.

Cansel Işık/Manyakaşkıngelini

Facebook'ta Paylaş

Paylaş

#GeçmişOlsunTürkiye #GözünüAçdaGeçirmesinlerArtıkTürkiye

maxresdefault

Geçmiş olsun dedikçe gelip geçenden ziyade,köküne kadar geçirilen ülke oldu Türkiye…
Şimdi #GeçmişOlsunAntep diyeceğim ve Antep bunu acısından,öfkesinden hissetmeyecek .
Lakin hainler bu halkı ayaklandırıp,devlete karşı şemkirtene kadar ülkenin her şehrinde bu bombaları patlatacaklar.Her türlü eylemle karşı karşıyasınız..Ne zaman bitecek diye sormayınız.Biz bitene kadar devam edecek.
Çünkü bilindiği üzere Hibrit savaşlarına maruz kalmış durumdayız.
HİBRİT SAVAŞLARI terimini yeni duyanlar için kaynak bilgiyi burada belirtelim.
‘Hibrit savaşlarında öncelikle şunlar yapılır:

**Öncelikle hedef ülkede yaşayan ve müzahir olduğu değerlendirilen bir kısım halkın önceden örgütlenmesi ve eğitilmesi gerekir. Bunu sağlamak için hedef ülkeye istihbarat elemanları ve gayri nizami harp unsurları sızdırılır.

**Halkın örgütlenmesini teşvik etmek için hedef hükümetle ilgili karalama kampanyaları başlatılır.

**Enformasyon ya da bilgi harbi elemanlarınca hangi kaynaktan alındığı bilinmeyen gerçeğe aykırı haberlerle, hedef ülkede yaşayan bir kısım halk kışkırtılır. (BURAYA DİKKAT)

**Siber savaş unsurlarınca hedef ülke bilişim sistemlerine saldırılar düzenlenir.
**Varsa hedef hükümetin gizli faaliyetleri deşifre edilir.

Velhasıl bu bombalar,bu ölümler artık devlete karşı gelip ayaklanmanız için yapılmakta.
Ne yapıyoruz ? Devlete ana avrat saydıranların arkasına düşmüyor,onların yorumlarına bile karşılık vermiyoruz.Tanımadığımız insanlarla yazılı klavye savaşları yapmıyoruz.
Elimize,dilimize fren balata koyuyoruz.
Bu korkaklık değildir.Bu gerçekleri bilmek kadar kendini bilmektir.
Elimize,dilimize fren,balata koymadığımızda olacakları görebilmektir.
Yılların devrimcileri bile çekilmiş bir kenarda sistemin kan kaybederek kendini temizlemesini,yenilenmesini ve savaşmasını izliyorsa düşünmek gerekir.
Birde değişmeyen acı bir gerçek vardır ki ; Bugünlerden 20 yıl önceki iktidar ve muhalefet sorumludur.Artık bu ülkenin davası iktidar ve muhalefet davası değildir.Söylenecek her söz bugüne dek söylenmiştir..Boş boş konuşmak olur bu vakitten sonrası..Karalama kampanyalarına katılmak artık yersizdir.

Bu ülkenin bugün Cumhurbaşkanının kim olduğu ise şu aşamada önemli değildir.
Önemli olanın Türkiye’nin Cumhurbaşkanını planlanmış bir suikast bekliyor olmasıdır..Başarırlarsa tıpkı 13 yıldır karabasan gibi üzerine çöküp istedikleri yönde,ajanlarla kendi hesaplarına göre kullanıp, adım adım ilerlemelerini sağlayacak başka birini getirecekler.
Yani işin aslı şu ; onların dertleri tam yetki isteyen Tayyip Erdoğan’dan çok senin ÜLKEN…
Ülkemizin Fethullah gerçeğinden sonra yaşadığı son durumlara bakılırsa tabi ki tam yetki isteyecek,çünkü sağımız hain solumuz hain dolu.Gördük önce yetki alanları..Küreselcilere ve siyonizme çabuk domaldılar.
Şu bilince varmak gerekir.
………….Başkanlık mevzularının arifesinde başlasın diye çırpındıkları devlete karşı olası ayaklanmalar bumerang gibi ülkemize dönecektir…..
Bunu İnternet’te kontrol altında tutun…Fişeklemelere kapılıp kimseleri fişeklemeyin…..
Bir kıvılcım bekliyorlar..İnternet’ten insanları sokağa dökecekler.

Bu ülkenin Cumhurbaşkanını devirirlerse eğer ;
bayrağımız yere iner,direği de milletçe kıçımıza girer.
Bu yüzden düşünce özgürlüğü altında devlete ana avrat saydıran köşe yazarlarının arkasına düşmüyor,onların arkasına kapılıp düşenlerin sosyal medyadaki yorumlarına bile karşılık vermiyoruz.
Bizlere düşen Türkiye Cumhuriyetinin vatandaşı olarak hainlerin ekran fotosunu çekip gerekli yerlere bildirmektir.

#GeçmişOlsunTürkiye #GözünüAçdaGeçirmesinlerArtıkTürkiye

Cansel Işık

Facebook'ta Paylaş

Paylaş

Dersimiz:Oyun Teorisi Ve Stratejik Karşılıklı Etkileşimler

slide_3x
Dersimiz:Oyun teorisi ve stratejik karşılıklı etkileşimler
Evet ülkece uzun süredir kanlı,canlı bir oyunun içinde sürükleniyoruz.
Ve sizler her şeyi ihaleler krallığına çalışan,particilik tiyatrosunda hainlerin akınına uğramış devletinizden bekleyemezsiniz…Atatürk gibi düşünmek zorundasınız.İnancınızı yüksek tutmak zorundasınız.Mademki bu oyunun içine çekildik,ve sizler her kaybettiğiniz oyunun bir sonraki hamlesinde başarılı olmak istiyorsanız o oyunu analiz etmek zorundasınız.
Bir oyunu analiz etmek için ise;
• Oyuncuların kimler olduğunu,
• Oyuncular için hangi eylemlerin mevcut olduğunu,
• Her oyuncunun her bir sonuca ne kadar değer biçtiğini,
• Her bir oyuncunun ne bildiğini iyi bilmeniz gerekir.
Bir oyuncunun edineceği fayda ise sadece kendi stratejisine değil, aynı zamanda diğer oyuncuların oynadıkları stratejilere de bağlıdır.Bunu unutmamanız gerekir.
Karşınızdaki paralel yapının kertenkeleleri bu konuda gayet eğitimliler ve bu yolu izleyerek sizi hedefleri doğrultusunda emperyalist devletlerin destekleriyle etkileyerek alt etmeye çalışmaktalar.Çünkü etkileyen devlet, etkilenen devletin kaynaklarından “yararlanma” hakkına sahiptir.Bunu da aklınızdan çıkartmayın.
Devletin başındakinin kim olduğu onlar için önemli değil.Ahmet Mehmet yada Erdoğan..Fark etmez.İktidara geçen her zaman alt devletin veziridir.Vezir bile bilmez vezirliğini.Ne zaman ki tek başına padişah olmayı ister alt devlettekiler buna izin vermez.Çünkü alt devlet ezeli oyundaki hilelerle çoktan emperyalist dış devletin tasması altına girmiştir..Üst devlette alt devletin tasması altındadır.Paralel yapı demekle kastettiğimiz kişiler ise; devletin alt yapısını çok çok evvel zaman içinde,40 yıllık bir süreç gibi zamanda usta oyunculuk sanatıyla ele geçirmiş,ülkemizi emperyalist güçlerin kucağına oturtmuş bizlerin her gün medyada gördüğümüz,masum sandığımız o özel seçilmiş devlet adamlarıdır.Ve zamanla kendilerini kamufle ederek yerlerine görünmeyen veliahtlarını yerleştirmişlerdir.Görünmeyen alt devlette her etnik kökenin bir lideri vardır.Ve her biri emperyalist devletlerce vaatler ve aktiviteler ile tasmalanmışlardır.
Şimdi üst devlet olarak koltuklarda oturanlar ise onların kucağından kalkmak için tasmayı kırdılar ve bu oyunda savaş veriyorlar.Ne demiştik ?
İktidara geçen her zaman alt devletin veziridir.Ne zaman ki tek başına padişah olmayı ister alt devlettekiler buna izin vermez.
Daha önceki yazılarımda da belirtmiştim.
“Alt devlet Türkiye Cumhuriyetinde yaşayanları yani sizleri tek tek ayırarak düşünüp hizmet etmez.Sadece halkın iradesiyle gelmiş gibi gösterilen kişileri dış devletlerin projeleri doğrultusunda besler,destekler ve sonra istenilenler yapılmazsa verdiklerini geri ister.İstediği verilmez ise de kendi stratejik oyunlarıyla sistemini uygulayarak alır.
Ve bu oyunlar her zaman halkın üstünde oynanır.
Özellikle bastırılmış,itilmiş dışlanmış kitleler,birbirini sevmeyen istemeyen etnik kökenler bu oyunda hedef alınır.O bölgede bölgesel olarak kan döktürülür,huzursuzluk çıkartılır.Herkesin rolü önceden yazılır.” demiştim.
İşte paralel yapının sivil kertenkeleleri,bilişim ağında yani İnternet üzerinde rollerini alarak sizlerin düşüncelerinizi gözlemleyerek kamu psikolojisi üzerinde strateji geliştirmekteler.
Bu yüzden bu oyunda hamleleriyle vatandaş olarak sizlerin korkmanızı,sinmenizi istiyorlar,vaktiyle hainler tarafından zayıflatılmış bir devlet yapısı imajı veriyorlar ve korkuyla zihinlerinizi uyuşturup sizleri öfke ile şahlandırıp,devletinize karşı ayaklanmanızı sağlamaya çalışıyorlar.
Aynı zamanda etnik köken ve farklı inançlara sahip insanlarla sosyal medyalardan tahriklenip örgütlenip sokaklarda, mekanlarda birebir çatışmanızı istiyorlar.
Çünkü başaramadıkları son hamlelerini yine kıramadıkları halkın zinciri üstünde kullanmaya çalışıyorlar ve çalışacaklar.O kadar ki Sivil Toplum Kuruluşlarının bile içine sızmış durumdalar.
Öte yandan Ak trol diye piyasaya hortlayan grubun ise % 90 ı fetö nün bilişimden sorumlu imam ordusuna ait kertenkeleler.Devletin yönetimindeki kişilere öfkelenerek baş kaldırmanız için saptırıcı asılsız görseller,yorumlar ve yazılar ile sizlerin zihinleri üzerinde çalışıyorlar.
Onların partilerle hiçbir alakası ilgisi yoktur.Sadece misyonları uğruna o vizyonu kullanıyorlar.Bunun bilincinde olmak ve ülkeniz için bu hususta polemiklerden uzak durmak zorundasınız.
Bundan sonra toplumun korkmasına,sinmesine buna tezat olarak da bilinçsizce iç savaşa sürükleyecek tarzda kışkırtıcı yorumlar ve paylaşımlardan kendinizi sakının.Zihninizi açık tutun,güçlü olun,halkımıza zayıflık mesajı verecek düşüncelerinizden arının.Yukarıda yazdığım oyunun analizini yaparak kazanmak istiyorsanız oyunu kuralına göre oynayın.Karşı tarafın fikirsel,düşünsel tuzaklarına düşüp sosyal medyalar aracılığı ile gafil avlanmayın.
Kendi içimizde oluşturulan karanlıkları aydınlığa çevirmek yine bizlerin elinde..Ve bunlar ülkesini vatanını seven vatandaşlar olarak bizlerin sorumluluğu.
Şunun farkına varın..Ülke olarak ve vatandaş olarak bu oyunda bize tasma takanların elinden kendi gücümüzü elimize alıyoruz.Ve güç bizde.Güçlüyüz biz.Onların göstermeye çalıştığı gibi zayıf ve korkak değiliz biz.Emperyalist ülkelere batıyoruz biz.
EVET GÜÇ BİZDE VE BU OYUNU BİZ KAZANACAĞIZ.
Onlar korkularından ne yapacaklarını şaşırıp,kudurdukça kan döküp içmekteler..
Bizleri siyahlara,matemlere ve karanlığa gömmeye çalışıyorlar.Bu yaptıkları hamleler bizleri korkutmamalı..Korku dikkati dağıtır ve hedefi saptırır.Teslim olmayın..
Biz zihinlerimizin kontrolünü onlara vermiyoruz ve karanlığa doğru değil ışığa doğru yöneliyoruz.Işığı takip edin karanlığı değil..
Sosyal medyalarda kafanızın karışması için görsel medyalar üzerinden çalışan sivil kertenkeleler şu anda da görev başında hummalı biçimde bu karanlık için çalışıyorlar..Sizde ışık için çalışmalı ve sindirilmeye çalışılan toplumu ışığa doğru çekmelisiniz.
Atatürk gibi düşünün…
Bu ülkesini ve vatanını seven sizlerin vatandaş olarak en kutsal görevidir.
ozgurluk
ONLARA ARTIK HAYATIN HİÇBİR ALANINDA İSTEDİKLERİNİ VERMEYELİM..
Cansel Işık/Manyakaşkıngelini

Facebook'ta Paylaş

Paylaş

MUTLU ÖLMEK LAZIM AZİZİM

 

note paper on cork board

Geceleri açan bir çiçek gibiyim aslında ben..Tıpkı Kardelen çiçeğinin,üstünü örten o buz gibi karları delip de açtığı gibi.Ben de katran karası gecelerin sessizliğini delerek açıyorum ruhumun taç yapraklarını.Adımı “Gece gelen” koymuştu vaktiyle biri.”Sen hep geceleri çıkıyorsun ortaya,gündüzleri hiç yoksun” diye söylenirdi sürekli.Sonra,sonra okudukça yazdıklarımı,bana “Gece Delen” demeye başlamıştı.Çünkü geceleri çok az kişiler görürdü beni.

Sıcak ve şefkatli elleriyle tüm kök hücrelerimi okşasın diye, kokuşmuş yalnızlıklara inat,gündüzleri sadece güneşe karşı verirdim bedenimi.
Bugünlerde ise geceyi bu kadar severken,sevmediğim tüm ayazlar geceme yapışır oldu.Geceler daha bir soğuk artık.
Sanki “yeter artık açma şu yapraklarını” dercesine yerime çakıyor beni..Soğukları ise hiç sevmez benim bu bünyem.Soğuk ve Gece.Ürkütüyor beni,sevdiğim ve sevmediğim ikisi bir araya gelince..
Soğuktan ve yalnızlıktan olsa gerek,çok da uyuyasım geliyor bu aralar.Bir soğuk bile yetebiliyor beni mutsuz etmeye.Ve korkuyorum uyurken,ya soğuktan mutsuz ölürsem diye.

Kendime kahve yaptım şimdi.Gece mavisi bir kupam var elimde,üzerinde beyaz ışıldayan yıldızlar.Sanki kupa değilde gök kubbe.
Bir kaşık gece,bir kaşık aşk ve alabildiğine hece..

Kahvemi yudumlarken şu an seni duyuyorum mesela “aaa o ne biçim laf ağzından yel alsın,yakışıyor mu hiç ölüm kelimesi sana ” diyorsun.
Bunları demeyi lütfen bir kenara bırak artık.Dünyaya direk mi kalacağız ki ?Bari iki dakika realist ol..Üstelik aklıma gelmişken; hani bu ölenlere hep bir ağızdan “ölüm sana hiç yakışmadı” diyorsunuz ya,bu ölümün yakışanı da ne demek yahu?
Çok saçma değil mi ? Gıcık kapıyorum bu hareketlerinizden.

Bak şu insanlara açlık yakışıyor, mutsuzluk yakışıyor,acı yakışıyor,hüzün yakışıyor,kaygı yakışıyor,yalnızlık yakışıyor,hastalık yakışıyor da bir ölüm mü yakışmıyor ?
Hem bırak Allah aşkına, bu dünyada ölüm çocuklara yakışıyor da bana mı yakışmayacak ?
Üstelik çocuklar ölünce hiç olmazsa  melek oluyorlar.Ben ise tam uyku haline girmiş,vakti geldiğinde dirilmeyi umut eden,belki de bir hastane de,bilime katkı da bulunmak adına seçilmiş mezarsız bir kadavra olacağım.
Belli mi olur bir patlama anında kimliksiz de,kimsesiz de ölebilirim.Yada bir kadına şiddet davasında..Yada bir trafik canavarının kollarında.

Tabi ya uykum da bile,bir anda epilepsi krallığının prensine yenik düşüp ölebilirim mesela.
Hadi seçip beğenelim mi en yakışanından ?
Dünyanın türlü halleri var,her şekilde ölebileceğin gibi,uykunda da ölebilirsin.Uyku zaten yarı ölüm hali demek değil midir ?
Hayır düşündüğün gibi ben aslında ölmekten korkmuyorum da…
Ben uyurken ya İlhamettin gelir de “bak şerefsize uyumuş” diyerek ilhamlarımı alıp başkasına verirse.   İlhamettin’in hemen ardından ya Azrail gelir de beni uykumda kendine aşık edip götürürse… Tabi sen düşünme benim gelecek İlhamettin’i mi,Azrail’i mi ..Onlar benim kelebek kanatlı düşüncelerim.

Şaka bir yana da evet ben bu gece de uyumayacağım…Çünkü biliyorum ki güzel ve naif yaralı yürekler,gecenin karanlığına gizlenirler.Belki yine naif bir yüreğin çığlığı ulaşacak kulaklarıma…Hem uyursam duyamayabilirim.
Yazık değil mi beni o naif yüreğin çığlıklarıyla buluşturan gecelere..Araya gidecek bu güzelim sessiz geceler,kevgirden süzülen heceler..
Hem uyursam,bir daha yaşayamayabilirim gecenin sessizliğini,güzelliğini…Bunlardan mahrum kalabilirim.
Mesela gece uykumda ölürsem;etrafımı yanıltıcı ve gerçek dışı sahte sesler kaplayacak.
Canımın acısından uyuyamadığım günler de,ne iç sesini,ne de dış sesini duyamadıklarımın sahte sesleri o sesler.
Çok gürültülüler.Duymak istemiyorum.Anlaşılacak ve çekilecek gibi değiller zaten.Aynı gündüz gibiler..Ben ki gürültüyü hiç sevmem..
Bana yaşadığımı anlamam için, incitilmiş yüreklerin,dışarıya duyuramadıkları güzellik dolu iç sesleri lazım azizim…Kulağını verirsen dilden dökülenlere acının dibine gidersin. Kulağını verirsen kalplere, o vakit güzelliklere gidersin.
Kulak vermek lazım kalplere.Gündüzleri bütün kalpler gürültünün içinde hoyrat,asabi,çılgın,bezgin ve savaşçı.O beni güzelliklere götüren sesler ise hep gecenin içindeler.
Gel de bu dibine kadar naif yürekleri saklayan sessiz ve karanlık geceleri sevme..

Bu arada uyumuyorum diye,kendimi teselli ettiğimi,ölümü teğet geçtiğimi,Azrail’i sevmediğimi de düşünme sakın.
Belki uykusuzluktan ölmeyebilirim ama,elimde sayısını hatırlamadığım kahve kupasını tutarken,uykularımın ölümünü izlerken,tuhaf gelebilir fakat bütün bunlar olurken,mutlu ölmek adına büyük bir hazzın eşiğindeyim ben.
Biliyorum ölüm bir gün sizin deyiminizle bana da yakışacak,bu sebepten ölümden yana hiç tasalanmıyorum…Sende ölecek miyim diye tasalanma.
Mesela işte tam da Balzac gibi kahve içerken,en yakışanından yazı yazdığım şu masa da da ölebilirim değil mi ama ?
Zaten benim isteğimle olacak olsaydı Tanrı beni şu an çoktan almış olurdu.

Düşündüm de “Her Ölüm Erken Ölümdür” diyen Cemal Süreya’ da gitti.
“Oysa herkes öldürür sevdiğini” diyen Ramiz Dayı da gitti.
“Zaman en değerli hazineniz.Sevdiklerinizle bir aradayken sevginin, o anın mutluluğunu yaşayın.” diyen Beki İkala da gitti.Ne taş gibi babayiğit adamlar gitti..Ne kanatsız melekler gitti..Bende dünyaya direk kalmayacağım illaki.
Diyorum ki; Sende anlayıver artık,olumsuzluklara kendini kaptırıp “yeter artık dayanamıyorum,ölmek istiyorum” diye naralar atmaktan vazgeç..
Sen ölümden korkan ey korkak!! Öleceğim diye hayatı kendine de,etrafına da zehir etmekten diyorum vazgeç artık…

Zaten az bir zamanımız var.Türk filmlerinden etkilenmiş zavallı bir seyirci gibi,hasta olduğunu öğrendin diye vaktini ona buna söverek,kendini içkiye,uyuşturucuya vererek,Tanrıya gücenip de posta koyarak vaktini harcama.Vade işi bunlar,ne kadar yatırım o kadar kâr.
Gitmek için acele etme azizim, her hangi bir yerde bu söylediklerim hoşuna gitmese de,tam da yaşamayı sevdiğin yerde,gitmen gerektiği için gideceksin zaten.

Ölüm aşk gibidir azizim.Ne vakit geleceği,seni senden alıp gideceği hiç belli olmaz .
Şöyle anımsa düşün bak;onca insanlar gelmiştir yüreğine,yüreğine gelen insanlar gibi ömrün de daha çoktur ya hani gençsin bulmuşsundur hep bir bahane…Türlü bahanelerle,korkuyla kaçarsın seni sevenden,aşktan,sevmekten,sevişmekten..Hoyratça üstünü örtersin hep sebeplerin.Kafama göre özgürce takılıyorum,tadına varıyorum sanırken hayatı biri gelir çakılıverirsin yerine,kımıldayamazsın,kaçamazsın, gözlerine baka kalırsın, soluğun kesiliverir aniden.Sonra bulamazsın bir bahane, sevmeye başlarsın,sevmişsindir kaçmak istemezsin artık sevdiğinden.
Yaşamayı sevmeye başladığın an da,seni senden alıp götürmeye gelecek işte biri.Ve sen istesen de istemesen de artık aşıksındır Azrail’ine.

Vakit erken,kalplere pranga vurup daha çok iş var yapılacak derken,affetmeyi bile ertelerken,bir de bakmışsın yürekte onca kin ve nefretle kalbini temizleyemeden ölüvermişsin aniden..
Dedim ya;ölüm aşk gibidir işte.Ne vakit geleceği,seni senden alıp gideceği hiç belli olmaz.

Yaşamak da benim şu elimde tuttuğum kahve gibidir işte azizim,içtikçe tadına doyum olmaz.

Ne demiş Cemal Süreya ; Mutlu uyumak lazım azizim,Madem uyku yarı ölüm halidir.

Evet anlıyorsun bak,uykusuzluk bana bahane…Mutsuzluklarım ise şahane.

Mutlu olmak için içiyorum bu katran karası gecenin kahvesini de.

Sen mutlu et yanı başındakini mutlu uyusun.Yok mu yanı başında mutlu edeceğin kimse ?
O halde ara ve sesini duyurarak mutlu et ve onun mutluluğuyla mutlu ol.
O da mı yok ?
Desene sen de bizdensin.
Geceler bizim..Üstelik bugün de en uzun gece…
Yine gündüz bizden intikam alıyor..
Hadi yap bir kahve…Kendini mutlu et..

Bir kaşık GECE,bir kaşık AŞK ve alabildiğine HECE….

cms

 

Cansel Işık/Manyakaşkıngelini

Facebook'ta Paylaş

Paylaş

BEKİ İKALA ERİKLİ İÇİN YAZILMIŞTIR.


1337600_7b0bb070d080cdf554b2d1f775b54cf2_640x640
maxresdefault58543f99f0dc1e51244e1ec5

Meleklerle yaşamak adlı kitabının yazarı sevgili Beki İkala Erikli’nin öldürülme sebebi ne acı ki yazmış olduğu kitapları çıktı…Ruh hastası olan katil Sinem Koç’un verdiği ifade ise ; “Bunun kitaplarını okuduktan sonra akli dengem bozuldu. Kitaplarında meleklerden bahsediyordu. Ne meleği, kendisi bir şeytan. Başkalarına zarar vermesin diye öldürdüm” şeklinde.

O kitapları bizlerde okuduk görülüyor ki bizlerin akli dengesi gayet yerinde,”o kitap dünyada bir tek senin mi akli dengeni bozdu ey zalim” demek istiyorum.
Diğer yandan Beki İkala’nın hakkında atıp tutan 2 yıllık psikologluk eğitimi almış yeni yetme psikologlar bu vaka hakkında yorum yaparak, kendilerini insanlığa adamış,yardımsever eğitimli yaşam koçlarını tıbbın ve bilimin yanında küçük düşürerek,isim yapma ve prim yapma derdindeler.Bu da ayrı üzücü bir durum.Yaşam koçları öyle hacamatçılar gibi Allah ne verdiyse diyerek bu işi yapmıyorlar. En az dört senelik bir üniversite diplomasından başlayarak ,yurt dışı ve yurt içi çeşitli eğitimlerden geçerek onaylı kurslardan geçiyorlar.Üniversitelerde Psikoloji ve rehberlik gibi bölümler olsa da yaşam koçluğu diye bir bölüm henüz olmadığı için psikologlar bu meslek alanını hakir görmekteler.Velevki Devlet yaşam koçları için mesleki yeterlilik ruhsatı vermiş olsaydı Beki İkala Erikli’yi tıbbın ve bilimin yanında 2 yıllık psikologluk eğitimi almış olan psikologlar küçük düşürebilecek miydi.
Burada “bir insan ölmüş insan” diyorum.Hatta öldürülmüş,yaşam hakkı elinden alınmış..Öldüreni bu masum kılmaz.Gerçeği değiştirmez.Kaldı ki Beki İkala Erikli’yi çok yakından tanıyan meslek grup arkadaşları olsun,yakın çevresi olsun kitaplarını okuyan bir okuyucudan yada kendisini hiç tanımamış oldukları halde arkasından atıp tutan psikologlardan daha iyi tanırlar.
Beki İkala’nın asistanından alınan bilgiye göre merhum en son “içime şeytan girdi” diyerek kapısını çalan bir hastasına yardım ediyormuş.Evet Sinem Koç adlı katilden bahsediyorum.Şimdi yakalandıktan sonraki ifade ile Beki İkala’nın yardımını almak için başvurduğunda ki sözler arasında bağlantı kuruyorum.Kişi eğer okuduğu kitaptan ötürü akli dengemi yitirdim diyorsa bunun düpedüz bir yalan olduğu çıkıyor ortaya.İlk müracaatında yardım alma bahanesinde zaten hayır yok.Eğer ki psikologlar Beki İkala’nın kapısını çalan hastaları bilime emanet etmesini söylüyorsa tıp bilimine emanet edilmiş hastalardan da bahsetmemek olmaz.
İçine şeytan girdiğini söyleyen kişiler günümüz şartlarında metamfetamine maruz kalmış kişilerdir.Çünkü kişiler ufak bir deprasyon,bunalım meselesinde hemen psikiyatrinin yolunu tutup ilaç kullanımına başlıyorlar.Tıpkı buradaki katil gibi.Tıptan fayda bulamayınca Beki İkalaya geliyor.Zaten katilin fiziksel görünümü metamfetamine maruz kaldığını apaçık ortaya seriyor.Kilo kaybetmiş bir beden,saçlar 3 numara ve ifade verirken bile saldırgan tavırlar içermekte.Bu konu hakkında daha önce yazdığım”Bir Depresiflik İlaç Almaya Geldim” adlı yazımda bahsetmiştim.İşte o yazımdan bir kesit
“Çözüm olarak ufak boyutta bir anksiyete bozukluğu da olsa, ille ilaç kullanımı gerekiyorsa,ruhsal davranış bozukluklarının kliniklerde gözetim altında muntazam bir biçimde hasta yatışı yapıldıktan sonra çocukluk evrelerinden incelenip,ele alınıp tedavi edilmesi lazım.

Depresif durumlar,panik atak gibi rahatsızlıklar atlatan insanların ciddi etkilere sahip olan bu ilaçlarla evine gönderilmesi bence büyük tutarsızlık…
Uykusuzluk için giden bir hastaya verilen Serequel gibi ilaçların,hatta kalp krizi geçiren insanlara bile verilen Xanax gibi,Lustral gibi,Paxil gibi kaygı ve endişe giderici ilaçlar çok dikkat isteyen ilaçlardır.

Düzensiz içiminde 1 gün unutulup ertesi günü içilmesi dahilinde ilaç ters etkiye başlayarak davranış mod bozukluğuna dönüşüyor,kişi bunu fark edemiyor tabi,aile yakınları kişiyi daha rahatsız davranışlarda görmeye başladığında farkına varamıyor,ilaç içimi için daha çok baskılıyor hastayı.Düzensiz içimle yine uzun süre kullanımında ise; hasta ilaçlarını daha beter alkol yada uyuşturucu gibi ek maddelerle kullanmaya,ihtiyaç duymaya başlıyor ve halüsülasyonlar yakasını bırakmamaya başlıyor.”
Katilin “içime şeytan girdi” demesi de işte bu noktada başlıyor.Akli dengesi zaten bozulmuş olan şahıs Beki İkala’nın kitabını okuduktan sonra ondan yardım istiyor.
Şimdi ben o 2 yıllık psikologluk eğitimi almış olan tıp ve bilime güvenerek “hastalarımızı yaşam koçlarından korumak zorundayız” diyen (ismini vermeyeceğim ) o yeni yetme doktor arkadaşa sormak istiyorum metamfetamin bu kadar zararlıyken halüsülasyon gördürürken,kilo kaybettirirken,cinayet işletirken bu insanlara çok güvendiğiniz tıp neden ilaçları yazıp hastaları evine postalıyor ?
Neden kliniklerde doktor gözetiminde tedavi edilmiyor.?
Neden sabah akşam içeceksin şu gün yeniden gel diyerek toplumun içine başıboş salınıyor bu insanlar ?
Yaşam koçlarından hastaları korumayı düşüneceğinize,bir ruh hastası tarafından öldürülmüş iyilikleriyle başarısıyla,güzel davranış ve iyilik ikonu olmuş bir insanın arkasından atıp tutarak prim yapmayı düşüneceğinize sizler önce insanları tedavi etmek için kullandığınız uyuşturucu içerikli ilaçlardan koruyun.
O zaman toplumu da bu katillerden korumuş olursunuz.
İlaçları kontrolsüzce insanlara teslim edip,içti mi içmedi mi durumunu gözetmeden,ilgilenmeden salarsanız topluma, haliyle ruh hastaları tıptan umudunu keser Beki ye de gider Bekir’e de..
İnsanlara ilaçları sırf ilaç ticaretinden komisyon almak adına yazıp gönderirken malum bir ruh hastasının da gelip siz psikologları,psikiyatrileri öldürmeyeceğini ne biliyorsunuz ?

İnsanlar bilinç altlarındaki kirlilik yüzünden mutsuzlar,huzursuzlar,başarısızlar ..Bilinçaltındakileri metamfetamin içerikli,dopamin salgılasın diye verdiğiniz kokain içerikli boktan bir deprasyon ilacı mı temizleyecek ?
Yaşam koçlarını tanıdığımdan bu yana sevgi dolu ilaçsız bir dünyam var benim.İnsanları,yaşamı daha çok sevdim ben,empati yeteneğim daha bir arttı,bir çoğunun uyuşmuş algısının aksine algım daha da yükseldi.Düzgün nefes alış verişlerim sayesinde oto-kontrolüm düzene girdi.Manyetik zekamı uyuşturmadan kullanabilmeyi yaşam koçlarından öğrendim.Müzikler arasına yüklenmiş subliminal kodlarla ruhumu temizleyebilmeyi öğrendim.Düşünce gücümü kullanmayı öğrendim.
Kendimi psikolojik sorunlar için kapitalizmin köpeği olmuş tıbba kaptırmadığım için ve sevgili Beki İkala’nın kitabına sahilde bir bankta unutulmuş olarak rastladığım için,o kitaba sahip olduğum için kendimi o kadar şanslı hissediyorum ki..
İyi ki okumuşum o kitabı..İyi ki yazmış..Ruhu şad olsun.Bu kadar faydalı olan bilinçli,bilgili bir insanı acımasızca katledildiği halde bugün karalayanlar ve arkasından atıp tutanların da dili kopsun diyorum.

Ve Mevlana’nın bu sözü de bu yazımı okuyup paylaşanlara dip not olsun.
“Yol kesenler olmadıkça, lanetlenmiş şeytan bulunmadıkça, sabırlılar, gerçek erler, yoksulları doyuranlar nasıl belirir,nasıl anlaşılır?

Cansel Işık

Facebook'ta Paylaş

Paylaş

AŞK AKILLI BİR ADAMIN ELİNDE İSE

f46

“Psikojenez prensibine göre temelde tek yanlışın var” dedi.
“Nedir o ? ” dedim
“Senin gibiler pek kimsenin işine gelmez” dedi.
“Neden ?” dedim.
“Haddinden fazla akıllısın” dedi.
“Biliyorum hiç iyi değil bu durum” dedim.
“Aptalı oynarsın ama akıllı olmaktan yine kurtulamazsın”
“Çünkü sen aptalı oynadıkça içini kurtlar kemirecek.” dedi.
Hemen ilave ettim;
“Bir de bakmışsın etrafımda bir kaç tırtıl sürüngen,kalbimi öğlen yemeği, beynimi akşam yemeği yapma niyetindedir değil mi ? ” dedim.
“Seni bu yüzden seviyorum fakat özlediğin aşka da işte bu yüzden hasret bırakıyorum,çünkü sen kendin gibi akıllı adamları seviyorsun, lakin aşk akıllı bir adamın elinde ise,sistem akıllı bir kadına göre işlemeyecektir ” dedi.
O gözlerime bakarak sigarasını yaktı,bende suratına dahi bakmadan kahvemi yudumladım.

Cansel Işık/Manyakaşkıngelini

Paylaş

TECAVÜZ DE SAP-SAMAN AYIRIMI

s-29e5418591d6a5a64bff759bf7aabb3acbf5c55e

Resmen ülke de tecavüz konusunda beyin illüzyonu yaşanılıyor.Halkın algısı zaten pelt.
Mevzu başka yere götürülmüş.Cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedenle Tecavüz eden TECAVÜZCÜLERE af falan yok.
Öyle saçmalık mı olur.13 yaşında markette çalışan bir çocuğa 14 kişi tecavüz etti.Şimdi bu 14 kişi aynı zamanda evli ve mahkeme sürüyor.Bu 14 kişi o kızla evlenebilir mi ? 
Bu yasa 16/11/2016 tarihinden önce daha çok yaşı tutmayan, ailesinin rızası ile yada rızası olmadan kaçarak evlenmek istemiş fakat yasalar gereği resmi haklara sahip olamamış,aynı zamanda herhangi bir engel çıkmasın,bizi ayırmasınlar diye çocuk yapmış yaşı küçük genç çiftleri kapsıyor. 
Bundan evvel bazı geri zekalı ana-babalar (tövbe estağfurullah ) köylerde,doğu da ,metropol de hiç fark etmeksizin okumaya yüzü olmayan,ya da ailesi başında olmayan yaşı küçük kızları bu durumlara az mı soktular.Sonra yasa o bilincinde olmadan aile kurmaya kalkmış o erkek çocuklarını da,onlara yardım eden aile ve aile yakınlarını da çocuk istismarından ve tecavüz davasından yargılayarak gerekli cezayı verip hapse attı.
Burada sapla saman hikayesi var.O yaşı küçük evliliklerden olan çocuklara devlet el koydu.Anne ve babadan yoksun kalıyorlar.Aile olmaya çalışan yaşı küçük anne tecavüze uğramış olmasa bile kamuya düşen dava da yaşı 18 altında olduğu için mağdur olarak değerlendiriliyor,aile olmaya kalkmış 18 yaşında yada 20 yaşında bir erkek çocuğu da aile onayından destek alarak bu yasal olmayan evliliği yapmış olsa bile,zor kullanılmış tecavüz olmasa bile devlet bu tip evlilikleri 16/11/2016 dan sonra asla kabul etmeyeceği gibi bundan önceki ceza evinde bu suçtan yatanların bu yasa ile aftan faydalanıp ailesinin başında bulunmasını kadın ve çocuğunu bir arada tutmaya,mağduriyetleri gidermeye çalışıyor..Türkiye de bu şekilde çocuğunun babasını ceza evinden çıksın diye bekleyen ve çocuğunu esirgemeden alabilmek için gün sayan çok insan var.

Şayet Cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedenle TECAVÜZ varsa en ağır suçlu durumunda cezalandırılacak olanlar ayrı.
Yani SAPLA SAMAN ayrılıyor.

Bana göre sapla samanı ayırdıkları sürece sorun yok.Bu çok hassas bir konu.Bahsettiğim durumları yaşayan yasaya göre zorla tecavüz olmasa bile yaşı küçük evlenip çocuk yapmış yaşı küçük kızın kocası yasaya göre çocuk istismarı ve tecavüz davasıyla değerlendirilip içeriye düşmüş ve gelmişler 24 yaşına Adam halen ceza yatıyor.Kadın ve çocuk dışarıda zor yaşamın içinde…İşte o adamları çocuklarına ve eşlerine kavuştursunlar.Diğer tecavüz davalarına işlemesin bu durum.Ve sonra da idamı getirsinler.Ben bunu makul görebilirim.

Burada çocuk ön planda ve devamında erkek egemenliği sayesinde aile düşünülürken işin özüne gelirsek KADINLARIN HAKKI VE KORUNMASI için düşünülen bir durum tabii ki yine yok..

Önerge sunulur geri çekilir,yine saçma sapan gündem.Ve zaman gösterecek tecavüze uğrayanın biz olmayacağını ne biliyoruz ki.

HİÇ UMMADIĞIM KİŞİLERDE BUGÜN GÖRDÜĞÜM ALGI,VESVESE ve….ÇORBA..

Yarasın cümlemize…

Cansel Işık/Manyakaşkıngelini

Facebook'ta Paylaş

Paylaş

GÖRÜNEN BİR ÖLÜMLÜSÜN

s-7ad4896c01c8618f21bb8d70228e2222af10cce2

Her konuda konuşan, her şeye karışan, herkese emreden,büyüklük kompleksine kapılan o insan ki her şeyi yapabileceğini düşünmeye başladığında,kendini o vakit Tanrıyla da kıyaslamaya başlar..
Kulların en yücesi,en ulusu,en ünvanlısı ve büyüklük yapanı da olsan,sonsuzlukla karşı karşıyasın,fakat aciz kalacak kadar da zamanın kısa.
Nedir önemli olan ?
Sahip olamadığın olmaya çalıştığın o mallar,mülkler mi ?
Başarısız olursam dışlanırım mutlaka en iyisi olmalıyım kurgusu mu ?
En önde olmak ve istediğin her şeyin sadece senin olması mı ?
En önde olabilmen için daha kaç kişinin ölmesi lazım ?
Hayalini kurduğun araba için daha kaç para lazım ?
Kaç çuval hayalin var ?
Ya da bu hayallerini gerçekleştirmek için önünde kaç yılın kalmış olabilir ki ?
Ya da hepsine sahip oldun da güç müdür gerekli olan ?
Güçlü olduğunu kanıtlamak için daha ezeceğin kaç fakir insan kolonisi lazım ?
Paran var da mutluluğun sağlığın mı yok yanında ?
Bak dışarıda güneş var.Gökyüzüne bak hadi !!
Sonra denize bak !!
Ne istiyorsun hayattan ?
Aşk mı,huzur mu,coşku mu ?
İstediklerinin adları ne ?
Söylesene !!
Sahip olamadıkça neden hep kötülük istiyorsun ?
Neden hep bela okuyor,lanet ediyorsun ?
Sonra da kalkmış “Tanrı varsa bunca kötülük niye? Neden Tanrı kötülüğe izin veriyor?” diyorsun.
Bunca kötülüğü sen ve senin gibiler şuursuzca istediniz çünkü.Ve Tanrı verdi.Neden iyilik var evrende düşünmediniz.Bir yarış başlattınız hangimiz en iyiyiz acaba ? Hangimiz süperiz ?
Hangimiz güçlüyüz ? Hangimiz zenginiz ?
Ben vereyim sana cevabı;
-“Hiç birimiz Tanrı olmadan bir bok değiliz”
Şu an bir ölümsüzlük iksiri getirseler,deseler ki bu iksirden sonra sen artık bir Tanrı kadar ulusun deseler,bu uğurda her şeyini hiç düşünmeden feda edeceksin değil mi ?
Nedir bu büyüklük merakın ?
Nedir bu ululuk mertebesine erişme çabaların ?
Nedir bu insanları küçümseme,ezme telaşın ?
Aşk sana küsmüş,”kahru perişan ol” diyor sana,huzur elini çekmiş yanaşamıyor,şaşkınlıkla seni seyrediyorlar.
Hadi hiç gitmeyecekmiş gibi,ölmeyecek bir ölümsüz gibi davranmayı kes artık.Tefekkür et..Sonra da tevekkül.
Şu kadarcık bir zamanın kaldı.
Zaten yarısını bitirdin.
Geri vites atmayan o saat senin için de ilerliyor.
Tanrıya kafa tutmayı bırak..Çünkü sen Kabil’den de türemiş olsan  görünen her ölümlü gibi,görünen bir ölümlüsün bunu hiçbir zaman unutma.
Görünmeyen sadece enerjin..

Cansel Işık/Manyakaşkıngelini

Facebook'ta Paylaş

Paylaş

AKIL SAVAŞLARI

aptallar-ve-korkaklar

Eğer istedikleriniz verilmiyor ise ;
Almak zorundasınızdır.Bazı şeyler hak edilmiş ise zorla alınır.
Mesela“BAĞIMSIZLIK ” gibi.

Belkide her şeyi yaratandan beklememek lazım.
O zaten bizlere vereceğini vermiştir
“AKIL” gibi.

Eğer hak ettiklerinizi kaybetmeye başladıysanız;
Ya düşmanınız çok akıllıdır,
Yada piyon olup sizi satacak kadar zayıftır.

Eğer istediklerinizi alamıyor iseniz;
Ya APTALSINIZDIR
Yada savaşma aşkını yitirmiş bir KORKAK.

Bilin ki;
Akıl savaşları aptallarla oynanmaz,
Oynansa da kaybeden taraf her zaman
APTALLAR VE KORKAKLARDIR.

Cansel Işık/Manyakaşkıngelini

Facebook'ta Paylaş

Paylaş

KESKİN SİRKE KÜPÜNE ZARAR .

 gh
Her gün Facebook sayfamı açtığımda “Aklında neler var ? ” diyor namı değer Facebook.
Bense “Aklımda neler var merak mı  ediyorsun” diye haykırmak istesem de beni duymayacağını biliyorum.
Fakat gel gör ki,sanırım sayacı patlayan bir su saati gibi bütün sayfalara akacağım bugün ben yine.
Aklımı yakalayamıyorum,aklım benden kaçıyor.
Aklımda neler var sence ? İnan bende merak ediyorum.
Aklım…Aklım…Aklım…
“Akıl mı bıraktılar lan !! “diye haykırmak geliyor içimden.
Ülkem karışık,yaşadığım sokak karışık.
Bugün bir Suriyeli kaosu yaşadım ki kafam karmakarışık,
Ya o beni öldürecekti ya ben onu.Öfkeme hakim olmak için derin nefesler alıp verdim,ellerim ayaklarım freni boşalmış rampadan aşağı inen araç gibiydi..Direkten döndüm.Bütün mahalle bir kıvılcım bekler vaziyette,diken üstündeymiş meğersem.
Eline sopasını alan,demirini alan mahalleye bela olan Suriyelilere karşı tetikteydi.Bir sürü Suriyeli ev tutmuş oturduğum sokakta,bazılarının gıkı çıkmıyor,oturdukları binaya uyum sağlamaya çalışıyorlar,kapı önüne pencereye bile çıkmazlarken,benim şansımdan mıdır nedir oturduğum binanın zemin katındakiler resmen bir felaket..
Şimdi ben bu yazıyı yazarken ırkçılık yaparak yazmıyorum bununda altını çizmek isterim.
Oturduğum binaya taşınan ilk gelen Suriyelilere savaştan dolayı yaralanmış oldukları için acıyordum,kiminin kolunu şarapnel parçası yaralamış,kiminin bacağı sakattı.İnanılmaz derecede de selam sabah bilen insanlardı.Yemeklerimizi bile paylaştık.
Sonra bu tılsım ne oldu da  bozuldu,mahallede  oturduğum binanın zemin katında yaşayanlar Müslümanlıktan uzak bir başka boyutta çirkefler, iğrenç bir boyutta kavgacılar ve  artık saldırganlardı.
Kendilerine yapılan kıyafet ve eşya yardımlarını bile çöpe atıyorlardı.
Bütün gün birbirleriyle kavga ediyorlar,ilk başta üç yada dört kişilik aile iken birden 20 kişilik bir kalabalık  çıktı ortaya.
Laga,luga Arapça kavgalarından kafam şişmişti.Bunlar muhtemelen aynı evde birbirlerini istemeyen,hatta akraba bile olmayan,emlakçılar tarafından yerleştirilmiş kişiler diye düşünürken,ilk önceki oturan Suriyeli ailenin içinde kira ile oturduğu evi bir başka Suriyelilere kendileri de ikamet ederken kiraya vermiş oldukları ve kendi içlerinde sorun yaşayarak etrafı rahatsız ettikleri çıktı ortaya.Gece gündüz aralıksız,sesleri tüm mahalleyi çınlatıyordu.
Daha önce mahalledekilerden şikayetler alıyordum,ama karışmıyordum.Çünkü Arapça bilmiyorum.Binanın temel ihtiyaçları ve harcamaları için bile muhattap olmaya kalktığımda iletişim kurabileceğim kimse olmayınca bir kaç komşu cebimizden karşılıyorduk.
Günlerden en çok sevdiğim yine bir Pazar günüydü.Aşırı derecede başım ağrıyor,beynim zonkluyor ve uyumak istiyordum sadece.Yırtık sesler,çığırtan kadın sesleri çoğalmıştı.Pencereye çıktım,aşağıya baktım.Bir çocuk gördüm balkonlarının önünde.Seslendim;
-“Söyler misin biraz sessiz olsunlar,bağırmasınlar” dedim
Çocuk Türkçe anladı ve Arapça onlara beni işaret ederek bir şeyler söyledi.
Çok geçmeden aşağıdan pencereden göremediğim birinden yırtık bir kadın sesi çıktı.
-“Sen kim bana karışmak,git evine kimsin sen karışıyorsun,karışamazsın,defol” dedi.
Tabi o yırtık sesten sonra bedenime sanki tüm elektrik santralini döşemişler gibi bir sarsıldım.
-“Ne demek karışamazsın,ben kimim bu binada oturan mülk sahibiyim” dedim.
Lakin kime diyorsun ki,o yırtık ses car car ,taramalı tüfek gibi çığırtkanlığıyla taramaya başladı aşağıdan yukarıya beynimi.
Lahavle dedim içimden.Demeye kalmadı şangır şungur cam sesleri geldi,cam kırıldı aşağıdaki evde.Pencere camı üstelik,bana hiddetinden camı kırmıştı.Tutamadım kendimi yukarıdan aşağıya döşedim bende,ne saydırdığımı hatırlayamayacak kadar gözüm dönmüştü.
Hatırladığım sadece;
-“Geliyorum aşağıya,dur sen bak o cam öyle kırılmaz bak nasıl kırılır geliyorum şimdi o kırdığın camla gırtlağını kesmez miyim” dedim.
Ama yerimde duramıyorum.Bütün mahalle kapıya pencereye fırladı,bir kısmı zaten hazırda tetikte bir kıvılcım bekliyormuş meğersem.Bir kısmı telefon açmaya başladı bana.
-“Aman bırak lanet gelsin onlara ,dur gitme,inme aşağıya,bir şey falan yaparlar sana” dediler beni durdurmak istediler.
Telefonda konuşmalarla beni oyalayarak kafamı dağıttılarsa da öfkem geçmedi,elim ayağım hop hop hoplamaya devam ediyordu.Polis çağırmak geldi aklıma.
Çağırdığım polis mi ?
Ne mi yaptı ?
-“Kavganızı edin,biz polis olarak bir şey yapamıyoruz,ölen ölsün kalan sağlar bizimdir” dedi.
-“Peki” dedim ” Ben sağ kalırım,şimdi gidip gırtlağını keseceğim o halde beni ceza evine atacak mısınız ” dedim.
-“Seni atarlar,onlara bir şey olmaz” dedi.
-“Ya beni öldürürlerse onlara yine mi bir şey olmaz” dedim
-“Bayan” dedi “Yıldırma politikası kullanın o halde,ne bileyim ev sahiplerini bulun,imza toplatın,savcılık kanalıyla çıkarttırın,onların kiralık evlerde,binalarda oturma hakkı yok aslında kamplarda hakları var,savcılıktan emir gelmeden karışamıyoruz” dedi.
Polis arabasıyla geldi formaliteden bir tur attı,bakındı ve gitti.Ne ala memleket…
Polisler giderken “Lanet olsun böyle sisteme,kendi ülkemde şu düştüğümüz hale bak” dedim.
Gel gelelim evin sahibini tanımıyordum bile.O daire de önce oturanlar çok iyi bir aileydi aslında.Onları buldum,öfkemden onlara kızdım.Onların dediğine göre evlerini emlakçılar bir başkasına satmıştı.Ve o adam da kendi oturmayıp  kiraya vermişti.En son ki ev sahibini bulmakta baya zor oldu.
Bulunca da gerçi  bir şey değişmedi.Her şeyin para olduğu şu kainatta kime ne diyebiliyorsun ki…
Benim anlamadığım Suriyelilerin acınacak halde olduklarını söyleyerek vicdanlarımızla oynamaları.Esas acınacak halde olanlar bizim vatandaşımız.Üç kuruş için her pisliğe göz yumacak dereceye gelmişse,para için her şeye eyvallah diyebiliyorlarsa esas acınacak olan bizim vatandaşımızdır.
Bir daireyi ev sahibi emlakçıya kiraya ver diye bırakıyor, bir Suriyeli kontratla kiralıyor,kendisi de içinde yaşamak şartıyla  hem hısımlarına,hem memleketlilerine pansiyon gibi kira içinde kiraya verebiliyordu.Bir daire de halen 20 kişi tıkış pıkış yaşamak denirse yaşıyorlar.Her türlü ahlaksızlığın olması bile olasıdır bu durumda.
Her şey bir anlıktı işte.Ve bu sorun halen çözülmedi.”Kızgın sirke küpüne zarar” derler ya,benimki de o hesap oldu.
Bunca ceza evleri onca kızgın sirkelerle boşuna dolmamış zaten dedim içimden.
Dinlenerek güzel geçmesini dilediğim o muhteşem pazar günüm Suriyeliler kategorisinde kötü bir macera ve aksiyon  ile geçti malesef.
 
Bilinçaltım bu hadiseyle çok kirlendi ve enerji depom bitikti resmen.
Kendimi yenilemek adına bir kaç terapi yaptım ve başarabilirsem ardına derin bir uyku çekmek istiyordum.
Dedem rahmetli  hep derdi “en güzel terapi küfür etmek” diye.
Bir yerde daha okumuştum.
“Küfür beynin dışkısıdır” diye.
Bende işte aklımdaki Suriyelilere küfredip durdum bütün gün…
Şimdi de ediyorum ve edeceğim de.
Cansel Işık/Manyakaşkıngelini

Facebook'ta Paylaş

Paylaş

SAKIN HİÇBİR YAĞMURU BEKLEME !!

yagmur

Ey sevgili; sakın hiçbir yağmuru bekleme, kötü insanları temizleyecek,kötülükleri alıp götürecek diye.
Su saflık ve berekettir..Kötülere bir şey olmaz, onlar aslında ilahi adaletin göz altına alıp işaretlediği,fani dünyada kendilerinden bihaber tutsak mahluklardır…
Tabiat ana kızarsa yağmurunu coşturur.Giderken kötülükleri hak etmeyen o iyi insanları da selinde alıp götürür.Yağmur da sevmez kötüleri.O yüzden alır yanına iyileri..Kalırsa bir kötüler kalır bu fani dünyanın yalandan bereketli topraklarında.O yüzdendir kötülerin zenginliği,bu yüzdendir iyilerin fakirliği.Ve bu yüzdendir iyilerin fani dünyayı erkenden terk-i diyar eyledikleri.
Ey sevgili;isteyeceksen sen yine de hayvanları öldürmeyecek,çocukları alıp götürmeyecek,çiçeklerin ve ağaçların kökünü besleyecek,toprak anaya yetecek ve çiftçinin emeğini coşturacak kadar yağmur iste.Bir umuttur, belki yeşerir fakirin ektiği umut tohumları.

Cansel Işık/Manyakaşkıngelini

Facebook'ta Paylaş

Paylaş

RUHU MAZOŞİST OLANLAR

13177467_10209685991414758_4916298447312890982_n

Ruhu mazoşist olan kişinin, özgürce mutlu olabildiği tek şey dibine kadar acı çekmek ve hücrelerine kadar acıyı hissetmektir.
Şöyle bir bakın “Üzülmeni istemiyorum” dediğimiz ve çabaladığımız ne kadar insan varsa üzülmeye inatla devam ediyorlar.Çünkü üzülmek istiyorlar.Onların mutluluk kavramı ve özgürlük kavramı da bu.
Sağlıklı bir insan ruhu, keder, elem ve acılardan ne kadar hoşlanmazsa; sevinç, mutluluk ve hazlardan da o kadar hoşlanır. Bir bakıma, insanı yaşatan da zaten ümittir.Ama ruhu mazoşist olanlar da bu durum tam tersidir.
Eğer acı çekmekten hoşlanan biri değilseniz,bu sebepten ötürü bu tip kişilerden hem uzak durmanız, hem de bu tür kişileri rahat bırakmanız lazım.Yoksa şiddetin kucağından bir gün cesediniz kalkar.

Cansel Işık/Manyakaşkıngelini

Facebook'ta Paylaş

Paylaş

PEDOFİLİNİN AFFEDİLEBİLİR YANI YOK AMA

“Ben çocukken babam bana çok dayak attı ve işkence yaptı,ruhum bozuk benim”
“Ben uzun yıllardan beri kimseyle beraber olamadım,kadınlar paramı alıp kaçıyorlar,kandırıyorlar beni”
Bu sözler üç buçuk yaşındaki Irmağa tecavüz edip öldüren katilin sözleri.
İtirafında bu iki sözü dikkatimi çekti.Bu sözlerde takılı kaldım.(Doğruysa tabi)
 
Bu sözlerinden ilkini düşününce ilk söylediği bana sanki doğru gibi geliyor.Kabul edilebilir hiçbir yanı yok fakat ben bu yazıyı yazarken,ülkemizde sürekliliği yaşanan bu sorunun tabanına inerek düşünmek ve nasıl bitirilebilir ona odaklanmak istedim.Hatta bu adamın sergilediği bütün bu durumların başlangıç noktası olarak da ilk sıradaki sözünü geçerli görüyorum, çünkü pedofili psikoseksüel rahatsızlık demek.Hatta buna vampir sendromu denilir,bir vampir tarafından ısırılırsın ve vampir olursun,geri kalan hayatını vampir olarak yaşamaya başlarsın.
Cinsel istismara maruz kalmış erkekler tarafından kurulan yardımlaşma derneğinden Duncan Craige ait teoride durumu aynen şöyle  açıklıyor: ”Eğer bir vampir tarafından ısırılırsan, vampir olursun. Eğer cinsel istismara maruz kaldıysan, sen de gelecekte istismarcı olursun.”
Çocuk İstismarı Nedir? Çocuk istismarı genel olarak çocuğa yönelik bilinçli ve zarar verici tekrarlı veya tek seferlik davranışlarda bulunmadır. Bu yönde çocuklar için bir çok istismar söz konusudur.Duygusal istismar,fiziksel istismar,cinsel istismar ve ihmal etme.Bu vaka da anladığım kadarıyla,gördüğümüz sapık katil, vaktiyle babasından fiziksel istismara uğramış ve pek de iç açıcı bir çocukluk atlatmamış.Fiziksel istismara uğradığı gibi,lakin Craige’in teorisini doğrulayan çocukken bir  cinsel istismara uğrayıp uğramadığını da bilmiyoruz..Tabi bu sapık katili masum kılmaz,bilakis toplumda yeni istismarcıların oluşmaması için açıklamakta fayda gördüğüm bir detay.
 
“Ben çocukken babam bana çok dayak attı ve işkence yaptı,ruhum bozuk benim” diyen yüzlerce katil ve yüzlerce sapık var.
Bu tip davranış bozukluğu sergileyenlerin çoğunda genellikle tipik travma hikayelerine rastlarız.
Bu yüzden sapık katilin  birinci sözüne tepki veremeyeceğim ama ikinci sözünü de hazmetmek imkansız.Bu ülkenin her yerinde cinsel açlığını terbiye edebileceği,nefsini köreltebileceği sosyal evler var.Bu sözleri  sadece psikoseksüel rahatsızlığa sahip olan bir sapığın eylemlerini kurgularken sığındığı düşünce olarak görebilirim.
Bu arada bunun eğitimle ilgisi alakası olduğunu söyleyenlere de hatırlatmak isterim.Üniversitede profösör hoca olan kişiyi de aktiviteye geçmemiş pedofili vakasında gördük.Bunun eğitimle alakası yok.Bu tamamıyla bir hastalık.
 
Şimdi düşünüyorum da,o halde toplumda bu travmalara maruz kalmış bir çok adam yok mu ? Var.
Bu da demek oluyor ki dışarıda elini kolunu sallayan,daha çooook Himmet Aktürk var.
Fakat aynı zamanda sağlıklı bir şekilde büyümeyi bekleyen,gelecek vadeden  çocuklarımızda var.
Yani cezaevine atılarak bu sorun bitmiş değil.Diyelim ki Özgecan vakasında ki gibi katilin, cezaevinde evlat hasreti çeken bir başka baba tarafından öldürüldüğünü yada şişlendiğini düşünürsek,bu haber içimize su serpse bile ,bir sonraki sapık vakasında yine içimiz yanacak,
Bu sorun sapık ölse de daha öncekiler gibi bir sapık ölümüyle yine bitmeyecek.Çünkü sapık bir değil,iki değil.Ben kökten halledilmesinden yanayım.
Çocukken hep düşünürdüm sapıklar neden var ? Sapık mı doğuyorlar.Diğer insanlardan farklılar mı ? Sapık doğmuyorsalar nasıl sapık oluyorlar ?
Bunlar sapık oluyorsa neden herkes sapık olmuyor ? Etrafımda acaba hangi amca sapık ? Acaba teyzeler neden sapık değil ?
Daha çok bu soru fırtınası  Televizyonda tecavüz haberlerini izlediğimde zihnimde oluşurdu. Eminim bir çok çocuk da benim çocukken zihnimi dolduran sorulara şimdi benim gibi cevap arıyorlardır.
 
Biz toplum olarak bu konuları hep yuhalayarak yada üstünü örterek geçiştiren toplum olmaktan çıkmalıyız bir kere.
Her pedofili vakasında lanetler mi okuyacağız ?
Bu vaka bitecek,bir başkasına tanık olup,bağırışıp çağırışıp acıyı bağırsaklarımızda düğüm düğüm hissedip öfke kusarak mı devam edeceğiz ?
Bilhassa çocukları kapsayan tecavüz vakaları neden çoğaldı?
Pedofili bulaşıcı mıdır ? Sağlıklı bir birey pedofili seviyesine sonradan gelebilir mi ? Yoksa doğuştan gelen bir rahatsızlık mıdır ?
Tekrarının yaşanmaması için ülkemizde neler yapılabilir ?
Bunları düşünmeliyiz.
Çocuklarımızı korumak mı? Peki ama nereye kadar ?
Cinsel istismardan korunmak için çocuklarımıza iç çamaşır kuralını öğretsek bile ölmekten kurtulmayı nasıl öğretebiliriz.
Ayrıca pedofili denilince bu gruba sadece 3 yaş 5 yaş girmiyor ki,okul çağındaki çocuklarda,ergenlerde giriyor.3 yaşındakini zaptedersin,5 yaşındakini zaptedersin ya ergen yaşta ki çocuğu nasıl zaptedebilirsin ? Hele ki hormonlarının tam kızıştığı ve cinselliğe merak saldığı,kendi bedeninin gelişimiyle yakından ilgilendiği sıralarda nasıl zaptedebilirsin ?
Ömrünün sonuna kadar eve kapatamazsın,ömrünün sonuna kadar insanlardan uzak tutamazsın.Dışarıdan korursun bir bakmışsın aile kanadında ensestik bir pedofilik vakaya rastlamışsın.Korumak nereye kadar ?
Eğitim hayatını tamamlamak amacıyla birebir eğitim için kursa  giden bir çocuk bir kere kafadan bu riskin altında.Kimse inkar etmesin,ben bile öğrencilik yıllarımda öğretmenlerden tacizler yaşardım.Ve susardım..Yanlış anlaşılmasın ama Öğretmenler de dahil pedofili her meslek grubunda var.
Bana göre 17 yaşındaki bir genç kızın babası yaşındaki bir adamla rızası karşılığında yaşadığı ilişkide bu gruba girer.Görmedik mi ?
Yada duymadık mı ? Halende görmüyor muyuz ?
Suç üstü yakalanan pedofililere zaten gereken tepkiyi toplum olarak yapıyoruz,peki olası bir vakayı önleyebiliyor muyuz ?
 
Biz bir acayip toplumuz,işin boyutu cinayete varana kadar hiçbir tepkimiz yok bu manzaralara.
 
18 yaşında ki bir genç kızın sırf maddi ihtiyaçlarını karşılayabilmesi ve rahat yaşam hevesiyle babası yaşındaki adamlarla ilişki yaşamasına nasıl göz yumabiliyorsunuz ben bunu anlayamıyorum.
Ben çevremde bazı erkek arkadaşlarımda gördüm bizzat,üstelik evlat sahibi olmuşlar evli barklılar,gelmişler 40 lı yaşlara neredeyse 50 ye merdiven dayamışlar, her defasında yanı başlarında değişik yaşlarda küçük kızlarla karşılaşıyorum, 19 yaşında 17 yaşında,16 yaşında kızlar arabalarında.
Bu doğru mu sence dediğimde ” neden ki kızlar memnun benim için de sorun yok bende memnunum ” “peki ailesi öğrenirse ne olacak ?” dediğimde “ailesine de veririz iki kuruş susarlar,çok var böyle aile yeter ki para ver kız umurlarında değil,sorun olacak gibi olursa da kız mı yok,elimin altında çok,.” diyerek birde bunu gururla söyleyebiliyorlar.
Kızın memnuniyetine gelince evet hakikaten de o 16 yaşındaki,17,18 yaşındaki kızlar kocaman kadın edasında bir havalılar,üstelik durumdan oldukça da memnunlar.
“Ya eşin duyarsa korkmuyor musun,ya görürse” diyorum.
“Yanımda çalışıyor,yada arkadaşımın kızı derim” diyor.Birde gülümsüyor.
“Eşin sana yetmiyor mu kadınlık yapmıyor mu ?” diyorum.
“Onu karıştırma,onun yeri ayrı bu başka bir zevk” diyor.
“Peki dışarıda kızınla karşılaşırsan kızın buna inanacak mı,ya onu da senin yaşında bir başka adam götürüyor da zevkine bakıyorsa ve senin haberin yoksa” dediğimde ise kıyametleri koparttı.
“Bu mümkün değil kafasına sıkarım onu götürecek adamın,kapat bu konuyu karıştırma benim kızımı,konuyu saptırma” diyerek bağırıp susturdu beni.
Bana göre işte bu adamlarda pedofili.Fakat devlet tarafından müdahale edilmediği için toplumda kabul edilebilir tarzda yaşamlarına devam ediyorlar.Onlara kimse dokunmuyor,paraları var,işleri var,aileleri var,kısacası pedofiliyi saklayacak her türlü kılıf var.
Peki toplum olarak bizlerde bunların seyircisi olarak suçlu değil miyiz ?
Kılıflı pedofiliyi destekliyor olmuyor muyuz ?
 
Pedofili bize göre sapık ruh hastası demek.
Bu konuda vikipediye sorduğumuzda diyor ki;
“Sübyancılar -tipik olarak- yetişkin cinsel ilişkiden zevk almakta güçlük çekerler, özgüvenleri eksik olabilir ve çocuklarla ilişkiyi yetişkinlere nazaran daha az tehdit edici bulurlar” diyor.
 
Pedofili ile ilgili yıllardan beri araştırmalar yapıldığını biliyorum.Bilhassa neyin pedofiliye sebep olduğu konusunda tartışmalar halen sürüyor.
Bu araştırmalardan biri var ki oldukça ilgimi çekti .
Dr. James Cantor ;Toronto’da bulunan bir Ruh sağlığı merkezinde pedofililerin beyinlerini incelerken MR taramalarını kullanmış ve bu konuda çok şaşırtıcı sonuçlara ulaşmış.
Dr.Cantor,Pedofilinin doğuştan gelen dürtülerle ilgili bir durum olduğunu ve bunun tıpkı diğer cinsel yönelimlerde olduğu gibi sonradan değiştirilmesinin de mümkün olmadığını ifade ediyor.
Dr. Cantor,a göre Pedofili, cinsel bir yönelim.
Kişide ki Pedofiliyi destekleyen bulguların ise hamileliğin ilk 3 ayında tespit edilebileceğini söylüyor.
Pedofiliye yol açan olası nedenleri ise annenin hamilelik boyunca stresli ve yetersiz beslenmiş olmasına bağlıyor..Aynı zamanda anne karnında ilk tespit edildiği yerde de önlenebilir bir durum olduğunu ilave ediyor.Bu oldukça şaşırtıcı.Ve uygulanırsa bu konuda çözüm olarak yol katedebiliriz diye düşünüyorum ben.
 
Yine bir başka araştırma sonucu öğreniyorum ki ; Ottawa Ruh Sağlığı Merkezi’nin Cinsel Davranışlar Kliniğinin Başkanı.Kendisi  aynı zamanda suç üstü teşhisi yapılmış olan pedofililerin tedavisi ile ilgilenen bir doktor.Pedofili tedavilerinin sonuçlarının oldukça  başarılı olduğunu hastaların tedavi sonrası  kendi yaşına uygun bir yetişkinle,rızaya dayalı sağlıklı ilişkiler yaşayabildiklerini ve erken teşhis edilirse topluma zarar vermeden geri kazandırılabileceklerini söylüyor.
 
Bizim ise,kökten çözüm olarak düşündüğümüz hadım etmek,hapis etmek,idam etmek gibi çeşitlenebilir çözümler var zihnimizde.İdam etmek bu konuda gerçekleşmesini istediğimiz,fakat şu an için yasalarımızda mevcut olmayan hayallerimizden sadece biri.
Velevki idam yasası çıkartıldı.(Çıkartılsın tabi).
İdama gelmeden önce  şöyle bir durum var ki,yaptığım araştırmaya göre siz bir sapığın suç işleyene kadar ki fantastik kurgularından haberdar olamazsınız.Pedofili cinayetlerindeki katiller diğer seri katillerden farklıdırlar.Dürtülerine yenik düşen bir pedofili, kurbanını aslında öldürmeyecektir,aslında onlar öldürme amaçlı yaklaşmıyorlar.Cinsel birleşimin hazzının sürekliliğini umut ettikleri için,çocuğun başına ölüm gibi bir şey gelsin istemiyorlar. Bunu bir çocukla süreklilik haline getirmeyi düşündükleri için de kaybetmek ve zarar vermek fikrinde olmuyorlar.Aksine eyleminin olumlu sonuçlanmasını ve kimsenin bu durumdan haberdar olmamasını diliyorlar.( Ay beynim yanacak)
Dürtülerin nöbetsel etkisi altında iken kendilerini kaybettikleri sırada tıpkı uyuşturucu yüklenmiş benliğinden çıkan ruh gibi,ellerine geçirdikleri küçük bir çocukla cinsel münasebete girmeye kalktıklarında, işin boyutu kontrolden çıkıp,silinmeyecek izlere kadar ilerleyebiliyor. Kendilerine geldiklerinde ise karşılarında vajinal damarları yırtılmış,kanamadan ölecek bir çocukla karşılaşıyorlar ve panikleyerek öldürmeye kalkıyorlar.Bilinç yerine gelince etrafında kendini seven,sayan insanları da anımsayarak dışlanma korkusuyla,çocuğun ailesinin yapabilecekleri ve suç işlediğinin bilinciyle başına gelebilecekleri hakkında saniyede hızlıca fikir üretebiliyorlar.
Bu yüzden soğukkanlılıkla öldürdüğü çocuğu yok etmeye çalışıyorlar.
Bu durumları küçük çocuklara yaşatan adamların toplumda bu şekilde yaşamayı hak etmediği illaki aşikar.Fakat kabul edelim ki sonu ölümle sonuçlanmamış toplumda daha medyaya düşmemiş,kıyıda köşede kimselerin duymadığı,bir çok pedofilinin tacizlerine boyun bükmek zorunda kalmış  çocuklarımız da var.
Pedofiliye kurban giden çocukların ve istismarın her hangi birine uğrayan çocukların da otomatikman ruhsal davranış bozukluklarına sahip olduğunu,sorunlu bir birey olarak toplumda sorunlu yaşamak zorunda kaldıklarını,bizlere tekrar ruh hastası olarak geri döndüğünü unutmayalım..Dolayısıyla bu durum zincirleme sorunlar kümesi olarak işte bu yüzden bitmeksizin sürekli karşımızda olacak.
 
Yani bana göre ;Pedofilinin affedilebilir yanı yok ama tespit edilebilir ve tedavi edilebilir yanıyla doğacak yeni pedofililerden çocuklarımızı kurtarabiliriz.ilk önce tıp alanında bu adımı atarak başlamak lazım.
Bir kere ülkemizde sosyal ev sayısı kadar,cinsel davranışlar kliniği de açılması lazım,ve anne karnında tespit edilebilen bir pedofili adayının daha ilk evrede kontrol altına alınarak bu işin çözümüne de bu şekilde çekirdekten adım atmak lazım.Başka çözümü yok.Çünkü pedofili hastası suç üstü deşifre olana kadar ülkemizde  çocuklar geri dönülmeyen zararlara maruz kalmakta ve ölmekte.Çocuklar hem tecavüze uğrayıp hemde öldükten sonra  sapıklar idam edilmiş neyimize.Bu suçu işleyen idam edilsin fakat bundan sonrakinde suç işlenmeden,çocuklar ölmeden,tecavüz edilmeden doğacak pedofililer tedavi edilsin.
Şimdi düşünün.
Sırada hangi çocuk var ve katil sapık kim ?
Kimin pedofili olduğunu katil sapık her hangi bir eylemde  deşifre olmadan durduk yere tespit edebilir misiniz ?
Yazıma burada son veriyorum.Biliyorum keyifle okunacak bir yazı değildi , durumları sentezleyerek yazarken ben bile beynim eror vermesin diye çok mücadele ettim.
Selametle kalın.
İsterim ki  inşAllah ülkemizde bu konuda bir adım atılır da anne karnında kökten bir tedbir alabiliriz.
Cansel Işık/Manyakaşkıngelini.

Facebook'ta Paylaş

Paylaş

KARANLIKTAKİ FISILTI

gtgtth

Bir gün bir gece duvarlar üstüme üstüme geldiği vakitti,kimselere bir şey diyemediğim için olsa gerek,can yangınımın ateşiyle ağlamaktan baygın düştüğüm bir andı.Hatta kimsenin inanamadığı ama gerçek,yine şuursuzca ölmek istediğim vakitlerin biriydi.Kalbimin üstü bildiğin bıçaklanıyor ve acıyordu.
O gece karanlıkta kulağıma biri bir şeyler fısıldadığından bu yana işte tam da o günden beri insanların tabiriyle,dışarıdan görünüşümle gamsız ve genişim ben.Halen “Sen gamsız ve çok genişsin,neden ben öyle değilim ? Böyle senin gibi olmak istiyorum” diyenlerim var.Karanlıkta saklanan o ses olmasaydı belki bende beceremezdim böyle olabilmeyi.

İşte o geçmiş zamanın karanlıkta ruhuma fısıldayarak bıraktığı ses ;

___”Dünya sadece senin etrafındakilerle dönmüyor. Kabul mü etmiyorlar, yok mu sayıyorlar, sen de aynısını yap.
Şu anda içinde bulunduğun kadraj sana göre değilse,o kadrajda yer alma. Kendini onlara mahrum bırak,kaybetsinler seni.Hiçbir kayıp kutusuna da koyma kendini.Eline,diline,beline sahip ol.Bulamasınlar seni.
Denenmiş bir deneyimi bir daha tekrarlama.
Unutma sen de en az onlar kadar kıymetlisin! Emin ol içine girdiğin ve gerçekten ait olduğun kadrajda da sevdiklerin, değer verdiklerin, seni sevenler ve umursayanlar olacak.
Göreceksin,hiç kimse ve hiçbir şey için üzüldüğüne değmeyecek. Bir kaç adım at ve dönüp baktığında geçtiğin basamaklarda boşuna üzüldüğünü anlayacaksın.Hatta hatırlayarak kaybettiğin zamana üzüleceksen eğer ardına bakmasan dahi olur.!
Kalk ayağa!! Yola devam et !! Karşılaştığın zorluklarda şaşırma,kendini ve olayları kabullen.Her yaşadığın hadiseden güç topla,çünkü yolun sonu hiçbir zaman belli olmayacak,konular ve sahneler yaşam devam ettikçe,beklemediğin şekilde sürekli değişecek ! İnsanlarda. ”. ___

“Sen gamsız ve çok genişsin,neden ben öyle değilim ? Böyle senin gibi olmak istiyorum” diyen sevgili kardeşim;

Ağlıyor musun ?
Yıllardır zihnimde tuttuğum,karanlıktaki bu fısıltıyı sana bıraktım.
Hadi sıra sende.

Cansel Işık/Manyakaşkıngelini

Facebook'ta Paylaş

Paylaş

HERKESİN HERKES’SİZ YAŞAMASI

ssss

“Sensiz yaşayamam” diyene “herkes herkessiz yaşayabilir ” demek bana nedense saçma geliyor.
İnsan birine karşı bir şey hissetmiyorsa,sevmiyorsa tabi ki onsuz yaşayabilir.
“Bensiz yaşayabilirsin” demek ilişkiye dair his taşımayan taraf için her zaman daha kolaydır.
Sensiz yaşayamam diyen taraf, zihninde ayrılık sahnesini canlandırdığı vakit,karşı tarafa beraber yaşanmışlıklarından biriktirdiği ile anlam yükleyerek o kelimeyi sarf eder.
Ve duygularından emin olarak ne istediğini bildiği için, pek tabi “sensiz yaşayamam” diyebilir.Bu bir acizlik değildir.
Çünkü insanoğlu herkesi aynı ölçüde sevemeyeceğini ve sevgisiz yaşayamayacağını çok iyi bilir.Herkesi onun yerine koyamaz.
Herkes herkessiz pek tabi yaşayabilir ama sevmiyorsa bu mümkündür, seni seven kişi seninle yaşadıklarını bir başkasıyla bir daha aynı dozda aynı coşkuyla yaşayamaz.
“Sensiz yaşayamam” diyenin bir deneyimlemesi,bir bildiği vardır.
Çünkü bir yanı daima buruk olarak sende kalacaktır.
Sen onun için “SEVGİ” demeksindir.
Ve insanoğlu SEVGİSİZ YAŞAYAMAZ.
Yaşayanlar ise ,insanlıktan nasibini almamış dediklerimiz misali daima eksiktir.Ve o eksiklikleri hiç bir zaman dolmaz.
Eğer istediğin sevmek ve sevilmek değilse kimsenin gönül bahçesine gereksiz yere macera olsun diye girme..
Kalbimiz yangın yeri…
Sevdası hep yarım kalmış,sevgisiz yaşayan ruhların eseri.

Cansel Işık/Manyakaşkıngelini

Facebook'ta Paylaş

Paylaş

KABUK BAĞLADIM,SIRADA Kİ YARA GELSİN

c5b8edc6fa8ea7c55170edfd38d60a18

Bana “İyi ki dostumsun,iyi ki tanımışım dediğim insanlardansın” demişti.
Tebessüm etmiştim..
Bana ne güzelde dosttu..Ne var ki hep kendi canı yanarken beni bulurdu.
Bugün canım yandı da bulmaya çalıştım onu..İşi vardı.Yoktu işte.
Çok sonra gördüm.
Baktım da şöyle,onun bunun poposuna layık, ne de yumuşak bir post olmuştu..
Yarın da poposuna post olduğunun yatağında tost olur.Sonra da ayağına paspas…

Kafam da deli sorular…
Herkese paspas olan bana gelince neden çek-pasın sapı oldu ?

Zalimsin felek…Tadından yenmez şimdi bana kavun diye gönderdiğin bu kelek..
Anladım ki; Sadece ben ona iyi olduğum için bana iyi olmuş..Ben ona kötü gün dostu olmuşum,sınavımı geçmişim.Onunda sınavı bugünmüş,gördüm ki o bana hiçbir şeymiş.
Zoruma neden mi gitti ?
Ben onun iyi ki tanımışlığı olabilmişken,o benim “iyi ki yoksun”um oldu.
Gider, zoruma gider,senin de gider..
Kaybeden ben olmasam da dostluğun adını puştluğa dönüştüren,dostluğun kaybedişine sebep olan her eylem zoruma gider benim.Senin de gider.

Her ne kadar dibi yosun tutan denizlerle ilgilenme denilse de ilgilenmek fıtratımızda var bizim,dostun yüreğindeki yosunları temizleyip ışıldatmak mayamızda var bizim.
Maksat ayrı,yürek ayrı olunca da işte böyle zorumuza gider bizim.

Boşvere,boşvere bu hale gelsek de,tamam öyle olsun bunu da boşverelim gitsin,boşverdik.

Ne güzel de demiş üstad;
“Yar olsaydı kalırdı,yaraydı geçti”
Kabuk bağladım..Sıradaki yara gelsin…
Lakin gelecek olan çek-pas bilsin ki ; sapını kırmaya hazırım.
Bunu da bilerek gelsin .

Cansel Işık/Manyakaşkıngelini

Facebook'ta Paylaş

Paylaş

ZEDELENEN MANEVİ VE MİLLİ DEĞER

Yıl artık İnternet yılı. Günümüzde İnternet’ten etkileşim eskiye göre çok daha kolay.Okullara sokulan kitapla,dergiyle,fasiküllerle yada bölgesel misyonerlerle geniş bir kitleyi etkilemek bölgesel öğrenci tayfasını etkilemekten oldukça daha kolay..
Son yıllarda İnternet üstünde Müslümanlığı neden sapık bir dinmiş gibi gösterdiklerini bazı ayrıcalıklı zekalar daha önce kavramıştı.Fakat kavrayamayanlar İslam dininin sapkın bir din olduğu düşüncesine teslim olmuştu bile..
Bugüne kadar İnternet üzerinde yayılan yazılı görsellerle neden Şeriat-Kemalizm çatışması çıkarıldığını,neden alevi-sünni çatışması çıkarıldığını,neden Kürt-Türk çatışması çıkartıldığını,neden din elden gidiyor korkusu yaratıldığını,neden Atatürk düşüncesine saldırıldığını,ve neden Kuran-ı Kerim’in değiştirilmeye çalışıldığını ya da algısını yaratmaya çalıştıklarını,son yıllarda İncil ve Kuran-ı Kerimin dinlerin kardeşliği projesiyle neden kutsal kitap kuruluş ve organizasyonları altında, öğrenciler tarafından sattırılmaya çalışıldığını kavrayamayanlara bir kez daha bu video ile netleştirmiş olalım..
En basitinden Sevgi Erenerol’u düşünelim.Sevgi Erenerol adeta bir Türk aşığıydı.Dedesi Türk Ortodoks Patrikhanesini inşa etmesiyle bilinirdi,aynı zaman da da Türkçülüğü ile tanınırdı.
Sevgi Erenerol dedesinden aldığı milliyetçi damarıyla tam bir Cumhuriyet çocuğu olarak ‘Ne Mutlu Türk diyene “ülküsü ile büyüdüğünü kabul eden bir kişilikti.
Türkiye’ye döndükten sonra Patrikhanenin basın ve halkla ilişkiler sorumluluğunu üstlendikten sonra, dikkatimizden kaçmayan bir hususun; 1995 yılında Alpaslan Türkeş’in genel başkanlığı döneminde ‘Ya sev ya terk et’ sloganlı MHP’ye katılarak İstanbul milletvekili adayı olmasıdır.
Enteresan olan Sevgi Erenerol’un şahsına yönelik de iddiaların çokluğuydu. Erenerol’un 2006 yılının Ekim ve Kasım aylarında Genelkurmay Başkanlığı ve Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nda misyonerlik faaliyetleri ve azınlıkları konu alan seminerler verdiği de saptanmıştı.
Yani Hrant Dink’in ölümünden tam bir yıl önce…
Ayrıca hatırlatmak isterim ;Türk ailelerine bir uyarısı vardı  ” 100 dolara çocuklarınızın okullarına karışıp dinini değiştirecekler,sizlere 100 dolar verip dininizi değişmenizi isteyecekler,okullarda çocuklarınıza bu hususta dikkat edin” dedikten sonra Sevgi Erenerol basın sözcüsü olduğu patrikhane için iddialarla Türk halkının önünde hain damgası yedi ve 26 Ocak 2008 tarihinde Ergenekon davasıyla tutuklandı.İşte bu tutuklamaların perde arkasındaki kimlikler saklandı da dönemin iktidarı ama şantajla ama tehditle bu amaçlar için kullanıldı.
Sevgi Erenerol’un tutuklanmadan önceki konumunu ve neden tutuklandığını kavrayabildiğimize göre,Uğur Mumcu’nun da  neden öldürüldüğünü  ve daha nice cinayetlerin de hangi amaca hizmet işlendiğini de izlediğimiz  videodan sonra anlayabiliriz.
Bütün bunlardan sonra gündemimize gelelim;
İslam ülkesi ve etnik bir millete sahip olan Türkiye de Fethullah’ın neden Müslümanlığı hedef alarak İslam dinini kullandığını,İşid terör örgütünün,Kuran’da geçen Allah’ın askerleri diye adlandırılan,siyah sarıklı kutsal orduyu neden taklit ettiğini videoyu izledikten sonra anlayabiliriz.
Gerçek İslam’ında aslında bu olmadığını,bu zamana kadar bizlere tuhaf fetvalarla yada şovlarla tiksindirme boyutunda sunulan sahte dincilerin de hangi amaçla çoğaldığını  (bknz; http://www.manyakaskingelini.com/?p=259 ) ve ne amaçlara hizmet ettiğini de anlayabiliriz.

Mesela şu resimde olduğu gibi, bu resim tamamı ile fiyaskodur.Akılları zorlayacak türden bir haberin yayılmasına hizmet etmektedir.Zaten “Din İşleri Yüksek Kurulumuzun böyle bir fetvası kesinlikle olmamıştır, olmaz, olamaz,Bu ahlak dışı sabotajın sorumluları en kısa zamanda adalete teslim edilecek” denilmesinden sonra burada da  şekilde görüldüğü gibi Diyanet işlerini alet ederek hain zihniyetin halkın zihninde karmaşa yaratmak amacıyla bir sabotaj eylemi yaptığını daha fark etmekteyiz.

4a78e7920a256d6f_480x270

Demem o ki bu tür İnternete sunulan dağıtılan akıla sığmayacak yazılı görselleri  tekamüle varmadan,ciddiye alıp İnternet de paylaşarak aslında bir çoğunuz farkında olmadan hain amaca hizmet ediyorsunuz.Akıla ters gelen yazılı görseli yükleyenin bilinçsizce yaptığı davranışı sosyal platformlarda çoğaltarak aslında subliminal mesajları dağıtmış, zihinlerle oynanılmasına müsade etmiş oluyorsunuz.Algı operasyonları daha çok tekamül yeteneğinden yoksun kesimlerde işlevini görür.Ve tekamül yeteneği çok alt seviye de olan bir Millet olduğumuz da bir gerçek.
Kötü günler atlatan Milletimizin 15 Temmuz 2016 da gördüklerinden sonra at izi ile it izini ayırt edebilecek zekaya sahip olduğundan ben oldukça eminim, fakat düşman stratejisinin nasıl ve hangi şekillerde işleyişini kavramak bambaşka bir olay.
İslam dini her ne kadar Avrupa ülkelerine hizmet amacı güdümünde yozlaştırılsa da bizim düşmanımız asla gerçek Müslümanlık ve İslam olamaz.
Lütfen gelecek nesiller için inançlarınızın yozlaştırılmasına,sizi siz yapan Milli değerlerinizin yok edilmesine müsade etmeyin.
Dininize ve İnançlarınıza sahip çıkın.Bizler İslam coğrafyasına sahip bir ülke olmakla beraber,demokratik-laik-sosyal-hukuk çercevesine sahip bir ülkeyiz.Cumhuriyetin,laikliğin,ve demokrasinin anlamını gayet iyi bilmekteyiz.Biz etnik kökenlerden bir araya getirilmiş Yüce Atatürk’ün önderliğinde birleşerek yaşamaya alışmış Türkiye Cumhuriyetiyiz.
Bizleri bu özelliklerimizden göze alarak yok etmeye çalışanların kim olduğunu ve yok etmek için hangi yollardan kimlere bağlı çalıştığının farkına varalım.
Bir dinci pekala sahte olabilir,dini yok etmek için cemaat önünde dini güzel söylemlerle süsleyip tarikatlaşarak bilinenin tam aksine arka perde de dini çirkinleştirecek eylemlerle şeytana hizmet edebilir.
Demem o ki;şeytana olan bu hizmetleri galip gelme hırsıyla asla bitmeyecek.Gelmiş geçmiş bütün ülke liderlerimize uygulanan bu sistem ne tesadüf ki Tayyip Erdoğan da patladı.Çünkü Tayyip Erdoğan diğer liderlerden farklı bir davranışla,zihinleri karıştıracak eylemlerde yer aldı.Yahudi ayinlerinde yer aldı.Ortadoğu projesinde eşbaşkanlık ünvanı aldı.
Düşmanını çökertmek istiyorsan onun kulvarında yürüyecek,onların renginde olacak ve onları onaylayacak,kaz gelecek yerden tavuk esirgemeyeceksin taa ki canına kast edeceklerini hesap ettiğin güne kadar halkının seni yuhalamasını bile ciddiye almayarak,bir bildiğin varsa susacak,aptal bir modeli oynayacak,vakti geldiğinde kendi çıkarlarınla ve ülke çıkarların doğrultusunda hareket ederek,rengini belli eden düşmanına bu zamana dek öğrendiklerini onlara koz mahiyetinde kullanıp hamle yapacak ve çökerteceksin.Nitekim gidilen yol buydu.
Tayyip Erdoğan kendi çıkarları için illuminati oyununda oynadı ve yılların hamlelerine tek bir hamle yaptı.Bu kurnazlık isteyen bir olgudur.Kabul edelim ki bu hain yapılanma geçmiş hükümetler de de mevcuttu.Geçmiş hükümetler istenilenlere göz yummuşlar ki 40 yıllık bir oluşum yapı yol almış.15 Temmuz darbesi kabul edelim ki geçmiş hükümetler de planlanmış olarak hayata geçseydi şimdi hepimiz birer Suriyeli gibiydik.Helak olmuştuk.
Şimdi akılcı düşünmek lazım.
Dinci kötü olabilir fakat din kötü değildir.
Biraz önce de dediğim gibi  “Bir dinci pekala sahte olabilir,dini yok etmek için cemaat önünde dini güzel söylemlerle süsleyip tarikatlaşarak bilinenin tam aksine arka perde de dini çirkinleştirecek eylemlerle şeytana hizmet edebilir.” dedik buradan yola çıkarak peygamberimizin DECCAL hakkında ki söylemine de bakarak bağlantı kurmalıyız.DECCAL den önce 40 tane dini kullanarak Müslüman kanı dökecek deccalcikler olacak deniliyor.O halde bizim sınavımız sadece Fethullah Gülen deccalciği ile bitmedi.Peygamberimiz Muhammed’in (S.A.V) dediğine göre  daha savaş vereceğimiz 39 tane deccalcik daha var demektir.
Pek tabi ki Tayyip Erdoğan da sonsuza kadar kalmayacak.
Millet olarak bugünlerden sonra tek başkan tek devlet sisteminde dikkat etmezseniz seçtiğiniz değilde,daha önce de olduğu gibi düşman ülkelerin loca kanalıyla seçtiği adamlardan biri gelebilir.15 Temmuzda tarihe geçen bir hikaye yeniden esarete dönüşebilir.
Bunun için “HÜR VE KABUL EDİLMİŞ MASONLAR BÜYÜK LOCASI”nın Türkiye üstündeki oluşumlarına,yapılanmalarına ve hangi alanlarda hizmet aldıklarına dikkat etmeniz gerekiyor.(bknz ; http://www.mason.org.tr/web/“)
Fethullah Gülen sadece Hür ve kabul edilmiş olanlarca,dinler üzerinde etkili olmak üzere seçilmiş olmakla beraber,bu oluşumların elindeki küçük bir kukladır.Bu küçük kuklanın bile potansiyelinin ne kadar geniş olduğunu,zincirleme sistemin hür ve kabul edilmişler tarafından maddi hususlarda desteklendiğini unutmamak gerekir.
Zihninizi çalıştırın,Gizli Dünya Devletlerince düşünüp empati yapın.
Bir ırkı yok etmek istiyorsanız gelecek yeni nesillerin zihinsel gelişimiyle oynamanız gerekir.Bunu eğitim sektörünü ele geçirerek yaparsınız.
Bir Milleti bitirmek isterseniz de önce bankalarını,sanayi sektörlerini,silahlı kuvvetlerini asimile etmelisiniz.
Bitirmek amacını güden eylem girişim biçimleri sadece bununla kalmıyor tabi ki sizinde bildiğiniz üzere..Particilik sistemi,seçim sistemi,ve daha bir çok alan..

Bunu yıllardır üzerimizde uygulayanlar işte Türkiye de yapılanan HÜR VE KABUL EDİLMİŞ MASONLAR BÜYÜK LOCASI dır.Fethullah Gülen oluşumunu yapılandıran destekleyen harita şeması da video da gördüğümüz üzere onlara dayanmaktadır.

Bir ülkenin silahlı kuvvetlerini düşman ülkeleri ele geçirmek isterse hain yaratmak ve beslemek zorundadır,o hain de seçilmiş FETHULLAH GÜLENDİR.Silahlı kuvvetler bu hainlerce değiştirilmiş ve amaca hizmet ettirilmiş olabilir, amaç zaten ülkemizin silahlı kuvvetlerini bitirmekti fakat bu demek değildir ki silahlı kuvvetlerin tamamı artık bir düşmandır.
Şu bilinen bir gerçektir;eğer bir dinci medyatikleşmiş ise medyatikleşmiş bir dinci illaki kötü çıkacaktır,gerçek bir din adamı diyanet başkanı haricinde hiç bir zaman TV de çoğunluğa hitap etme amacıyla kamera önünde şov yapmaz.gerçek bir din adamı Allah’ın yarattığı insanlara yardım eli uzatırken asla maddiyata dayanan hususlara değinmez.
Çünkü gerçek din kişinin Allah ile kulu arasındaki çizgidir.İnanmak ya da inanmamak kişinin kendi tekamülüne bağlıdır.Zaten Cebrail’in ilk vahyi getirdiğinde ki “oku” demesinin sırrı da burada yatar.
Bana göre yaşam aslında eşkenar bir dörtgenden ibaret.
TEVEKKÜL,
TEKAMÜL,
TEFEKKÜR,
TEŞEKKÜR.
Bütün bu kavramlardan, evrelerden geçip,kendimizi yanlış olandan korumamız, kendi duygu, davranış ve düşüncelerimizin farkında ve bilincinde olmamız gerekir.
Bir Milleti Millet yapan temel değerlerin başında Milli ve Manevi değerler gelmektedir.
Vatan, bayrak, kültür, dil, marş vb. gibi unsurlar Milli değerlerimizi ifade eder.Din ise, manevi değerlerimizi ifade etmektedir.
Dininizi ve Milli değerlerinizi zedeleyerek sizi yıkmak istiyorlar.
Demem o ki ; Kendi aranızda hain zihniyetin yaydığı yazılı görsellerden yola çıkarak,birbirinizin inançlarına ve Milli değerlerine hakaret edeceğinize lütfen bu değerlerinize gelecek nesillerimiz için Milletçe İnternet de de sahip çıkınız.
 
 Aslında her seferinde şu siyasete bulaşmak istemiyorum diyorum ama,bu siyaset değildi mevzu yaşadığım bu vatanın vatandaşı olmakla beraber ,ve ülkemde ki gelişmelerin ucu vatandaş olarak  bana da dokunuyorsa ki dokunuyor,ister istemez tarafımdan olup bitenler hakkında gözlemleyerek bilinçlenmek ve bilinçlendirmek  arzusu doğmakta.
Hele ki mevzu tamamıyla Milli iradeye dayanıyorsa ve ben bu ülkede yazan bir kalem isem; benim de bu konuda
Milli birlik ve beraberliği zedelemeden empati çerçevesinde kendi şahsi fikir ve zikirlerim ile söyleyeceklerim  olmalıydı ve oldu..
Zaman ayırıp okuduğunuz için teşekkürler.
Selametle kalın.
Cansel Işık/Manyakaşkıngelini

Facebook'ta Paylaş

Paylaş

BEN NEDEN KİTAP ÇIKARTMIYORUM…

insan-beynini-gelistiren-10-kitap

Bu devirde ” kitap çıkart !! kitap çıkart !! ” demek kolayda ..İş çıkartmakta ve parada değil..İşin görünmeyen tarafında, telif konusunda,pirana gibi ya da vampir gibi kan emen yayınevlerine rast gelmekte var.Ve ben yazıyorken halen kendimi bir yazar olarak etiketleyemiyorum tabi biraz o da var..Dışarıdan bana gelen belirli taleplerden yola çıkarak bunu ifade etmiyorum,daha çok ilgi ve istatistiklere bağlı olarak bunu kendimce düşünüyorum.
Bu yolculukta yol arkadaşın bir editör ve yayınevidir.Yol arkadaşın ne kadar sağlam ise yolculuk o kadar keyifli ve sorunsuz olur her zaman.
Telif hakkınızın üstüne yatanlar ve aylarca yazarlara “hakkımı istiyorum” dedirten,inleten yayınevleri de var( isim vermeyeceğim ) bugün de ne ayıp bunu gördük arkadaşlarımızın yolculuklarında.Neler göreceğim bakalım daha..
Ayrıca bu yazıyı hem gözlemci,hem iyi bir okuyucu, hem de yazan tarafımla sizle paylaşmak istedim..
Bir kere bir yazarın yolculuğunda bu işin ne kadar eziyetli ve teferruatlı bir yolculuk olduğunu okuyucuların bilmesidir benim isteğim.Bunu zira yazar arkadaşlarımın kitap çıkartma evrelerinde yaşadım,kitabın çıkış öncesi ve çıkış sonrası ve daha sonrası yaşamış oldukları durumlar başlangıçta sevindirmiş mutlu etmişse de emeklerinin karşılığını alabilmek çabalarıyla yaşamış oldukları durumlar üzdü beni.
Bugün ben kitap çıkartmadıysam “Kitapsız Yazar” adıyla damgalı eşşek gibi dolanıyorsam,gözlemlerimin bana hoş raporlar sunmayışındandır.
Öncelikle bana sorulan “neden kitap çıkartmıyorsun ? ” sorusuna yanıtım bu olsun.
Kitap çıkartacağım zemini uygun bulursam tabi ki.Neden olmasın.

Sonra arkadaşlarımın okuyucularını gözlemliyorum sürekli ;bir yazarın etrafını sarıp sarmalayan insanların B vitamini gibi ya da yapay enerji misali,redbull kutusu gibi yazarı çevrelemesinden ziyade,(kuru şakşakçılar diyorum onlara ben) yazılan kitapları gerçekten satın alıp okumuş ve anlayarak yorumlamaları da çok önemli.
Kuru şakşakçılardan olmamalı İNSAN.
Kuru şakşakçılar genellikle yazarın misyon ve hayata bakış açısından,felsefesinden,ne anlatmak istediğinden uzak, sadece kitabı var mıdır yok mudur derdindeler.
Bu durum beni tiksindiriyor ve çevremdeki yazarların yaşadıklarından ötürü geri adım attırıyor bana.
Bir çok platformlarda görüyorum isimlerini ben koydum; BEĞENDAŞLAR diye bir grup ordu var..Sorsan yazarın tek kitabını almamıştır,tık tık beğeni makinası gibi beğeni koyarlar.
Çünkü öncü olarak aldığı bir kullanıcı arkadaşı vardır,onu takip eder,o neyi beğenmiş ise o beğenilecektir,yani yalakalıktır bu bizim tabirimizce.
Bir de bunun tam tersine YORUMDAŞLAR var eseri yerin dibine sokmak için hasetliğinden yorumlar arasına dikkat çekecek yorum yazar,yaptığı hareketin eleştiri olmadığını kendisi de bilir oysa,fakat savunma dürtüsü ona “eleştiri hakkımı kullanıyorum” şeklinde konuşturur,toplum içinde o yazarın imajını kullanarak,üstüne basarak toplumda edinemediği yeri o sayfada aykırısal düşünceleriyle filozofça edinmeye çalışır,çünkü ilgi toplamaktır amaçları.
Sonra bir grupta var ki 🙂 bir insanı ne kadar yerersen yerin dibine batırırsan,daha iyi eserler sunacak sanarak yazarın toplum içinde ruhunun içine resmen sıçar.Katleder yani.Tuhaftırlar birde onlar.Ayaklı kütüphane gibi böyle süslü terimlerle “ben bilge adamım hadi seni eleştirdim,ayarıma gel de dövüşelim” hesabı meydan okurlar yazarlara.Bazen tutamam kendimi öter dilim orada,zamansızda olsa didişirim orada ki emek için.Huyum batsın.Niyetlerini kavradığım içindir bu durum.

Bir kere herkes aynı zihniyette olacak,aynı zevke sahip olacak,aynı görüşü yada düşünceyi felsefeyi savunacak diye bir şart yok.
Kimisi felsefik yazılardan hoşlanır,kimisi psikiyatrik öykülerden,kimisi yaşanmış gerçek aşk öykülerinden,kimisi toplumsal,kimisi tasavvuf,kimisi siyasi,kimisi erotik birazda psikotik hatta şizofrenik hikayelerden hoşlanır,kimisi kurgu-gerilim-polisiye v.s sıralama böyle tarz ve zevk listesinde seçilebilecekler olarak uzar da gider.
Hem yazar ne demektir ?
Bakalım herkesin Vikipedisine göre neymiş ;
“yazar terimi, aslında yazılı bir iş üreten herkes için kullanılabilmekle birlikte, genelde yaratıcılığını kullanarak profesyonel bir şekilde eser üreten veya farklı formatlarda çok sayıda eseri olan kişiler için kullanılır.”

Yaratıcılıktan gelen ürünler her beyinden farklı çıkar.Zaten şöyle de bir durum vardır,bugüne kadar yazılabilecek her şey bizden önce yazılmıştır zaten..Sonrasındakiler sadece edebiyatın tekrarcılarıdır.

Burada ki bizi rahatsız eden mesele ise ; bir okuyucu olarak alacağınız kitabı nasıl neye dayanarak aldığınızdır.Kitabın arka yüzünü okuyarak alanlarda var,yazara karşı tv ekranlarında görüp sempati duyarak alanlarda var.
Yazarı dijital ortamlarda takip ederek güncel yaşamından tanıyarak alanlarda var.
Bir kitabı nasıl ne şekilde satın alırsanız alın,tıpkı bir filmin fragmanı gibi mutlaka konusu ve teması hakkında bir tanıtımı ve açıklaması vardır.Başka bir yazar tarafından kitap kapağında tavsiye yazısı vardır.
Bu sözüm daha çok bir kitabı alıp ikinci sayfasında sıkılıp “uff sıkıldım” diyerek atan,sonrada kitabın yazarının sosyal medya sayfasında itici bir eleştiri yazan daha çok eleştiri yaptığını sanan insanları gördüğünde laf olsun diye yorum yazanlaradır.
Buraya dikkat edelim.

” Aaa eveet ben hiç sevmedim ne biliyim ikinci sayfada sıkıldım,hiç göründüğü gibi değilmiş kapağına aldandım,üstelik hiç tarzım değilmiş ,almayın derim,paranıza yazık”
Başka bir bilmiş güruh da saha boş ya hooop akın eder;
“Evet ya her önüne gelen yazar oldu mk. Eli kalem tutan yazıyor”
Alkışlıyoruz çok önemli laf ettiler. 🙂

Bu sözlerim yazar arkadaşlarımca paylaşılırsa adreslere ulaşacaktır,çünkü yazar arkadaşlarımın bir çoğunun sayfasında okuyucularda bunu gözlemledim.
Niye be arkadaşım böyle yazarsınız ki ?
Her önüne gelen şunu yaparsa bunu yaparsa demek ne demek ya ?
Saçma.İnsanları yeteneklerinden ötürü ruhsal olarak çökertmektir bu.
Bu bir şarkı söylemek olur tamam nota vardır,kulak vardır nizam vardır,meyan vardır,herkes şarkıcı olamaz,herkes müzik adamı olamaz.Ama yazmak ayrı bir şeydir.Okumayı seven ve yazabilen herkes yazabilir..Zaten kişi bu yanının keşfini senden önce yapmış da yazmıştır.Kendini geliştirmek ise onun çok okuyarak ilerleyeceği serüvenli yolculuğudur.
Sonra ikinci sayfasına kadar okuyup da kitap hakkında yorum yapan
insana sormazlar mı “sen o kitabı alırken inceleyip tarzına uygun mu değil mi bakmadın mı ?” diye.
Hem senin safsata alışverişin ve yeteneksizliğin yüzünden neden o kitaba dijital ortamda sosyal medyada gölge ve leke düşürülsün ki ..Garezin mi var yazara derler insana değil mi ?
Ya da yazarın daha önceden sözleşmesini fes ettiği yayınevi mi yolladı seni derler..
Ya da sen o yayınevinin çakma profili misin derler.Derler abi, başkalarınca bu durum göze de batar.
Yazarın yazdığı o kitap senin tarzın olmak zorunda mı bir düşündün mü ?
Yüzlerce yazılmış kitap var al seç tarzını bul,oku ve sonra gel sayfasında çatır çatır yorumlaş.
Sana sus sen konuşamazsın diyen yok ki.
Zaten yazarların istediği de budur,akılcı ve mantıkla yerin dibine batıran öteleyici hakaretli yorumlardan ziyade,şevk ile bu yolda okuyucularına ve topluma ihtiyaç doğrultusunda daha iyisini sunabilmektir.
Dünya senin ya da benim eksenimde mi dönmek zorunda ?
Yazılan her kitap,satılan her kitap sana ya da bana uymak zorunda mı ?
Bende mesela,ağır bir dille yazılmış olan Osmanlı edebiyatının ürünlerini oldum olası sevmem,sevmeyişim dilinin ağırlığındandır.Edebiyat dersinde de en gıcık kaptıklarımdandı hatırlıyorum.
Ama bu demek değildir yani diyemeyiz ki sosyal medya sayfasında “yazar başarısızdır kalkmış 2000 li yıllarda millet Türkçeyi anlamakta güçlük çekerken marifetmiş gibi Osmanlı edebiyatından parçalamış kitap yapmış” dememizi icap ettirmez ..Demeye hakkım yok.Ayrıca benimde Osmanlı edebiyat sözlüğüyle yatıp kalkıp sırf kültür olsun diye,kendimi geliştirmişim adına havam olsun diye o kitabı okuyarak kendime eziyet etmeme gerek yok..Yazık beyin hücreme.
O kitabında kendine göre meraklı okuyucusu vardır ve okuyucusunu bulur.

Hep sormak istemişimdir böyle yazarların sosyal medya sayfalarında dingil dingil yorum yapanlara;
Sen bir sordun mu acaba bu yorumu oraya yazarken aldığım kitabı o kıymetli totoşumu sıktım da okudum mu diye.
Okumadıysan,sırf başkası yorum yazıp ortalığa sıçmış boklamış diye aynı nakarattan bilmediğin bir konuda iyi ya da kötü onu takip ederek yorum yapamazsın.
Yazarın kul hakkı olarak hakkına girmiş ve bir o kadar da teferruatlı emeğini yerle bir etmiş olursun.
Haa okudun ve gerçekten hak ettiği yerde değilse kuru kuruya da şak şaklamaya gerek yoktur,fikrini mantık çerçevesinde insan gibi hakaret etmeden aşağılamadan sun.
Bizim derdimiz olması gereken davranışların gerektiği gibi olmasına dikkat çekmektir.
Eğer bir yazarı sosyal platformlarda takip ediyor ve destekçi bazında sayfasında yer alıyorsanız;yazarların sosyal medya sayfalarının amacı zaten kitabın tanımı ve tanıtımıdır.
Oraya yazılan yorumlar gerçekten okuyup,okuyucu kimliğiyle bir fikri olanlar tarafından yazılırsa emek hak ettiği yerini bulacaktır.
Yayınevleri ve basın bunu daima takip etmektedir.
Tanınmış yazar olmak hiç önemli değildir.Tanınmış bir yazar olmak yayınevinin başarısıdır.Yazarın değildir zaten..Bu da bilinsin..
Medyada ne kadar reklam verilirse kitap piyasada o kadar yer alır.
Tanınmamış ne muhteşem kalemler var blog yazarları arasında bunu da belirteyim.
Okuduğum kitapların harici her gece 20 yada 30 tane İnternette blog ve köşe yazısı okurum ben.Çoğu zaman bana atılan mesajları da bu yüzden geç fark ederim ,yani o kadar alıp götürür beni.Şimdi kitapları mı var bu insanların,hayır..Demek ki bana hitap edebileni seçme kabiliyetim var.
İnsanlara “eline kalemi alan yazar oluyor ya da önüne gelen kitap çıkartıyor” gibi yorumlar genellikle bana bu yorumları yapanların yetenek yoksunluğundan olduğunu ifade ediyor.Kimse kusura bakmasın ben gayet gerçekçi boyuttan bakarak söylüyorum bana çok klişe gelir “Meyve veren ağaç taşlanır” sözü.
Taşlanmasın abi meyveleri seven ulaştığı yerden yesin.
Erik seven erik toplasın yesin,sevmeyenin ağzına basmıyorlar erikleri zaten.

Kusura bakmayın ama beni bilen bilir,ben açık ve net yazarım,kah şeffaf kah saydam,kah da katı olur.Gerçek neyse odur.Hepimizi kapsayan bu tür konularda süslü kelimelerle kıvrak dansöz gibi hamleli kelimelerle kıvırtmam.Varmamız gerekene odaklanırım.
Bana hak vermek zorunda değilsiniz ama gözlemlediklerim malesef bunlar.
Ve bu yazıda,içinde yaşadığım toplum açısından ve temsilen bu durumdan rahatsız olduğum için tarafımdan yazılmıştır.
Okumaya şeyi olmayan da okumasın..Okuyan yol alır..

Kalın selametle…

Cansel Işık/Manyakaşkıngelini

Facebook'ta Paylaş

Paylaş

BİR DEPRESİFLİK İLAÇ ALMAYA GELDİM

Bipolar

Gündemdeki hiç bir konuyu garipsemiyorum artık..Hele Adana’daki seri katili mi ? Evet garipsemiyorum,çünkü onları toplumda çok önce fark edip görüp anlattığımda bana abartıyorsun diyenler olmuştu.

Benim anlamadığım aslında şu ; memlekette bunca ruh doktoru varken bu kadar hastalıklı insanın toplumda rahatça tedavi olmadan dolaşmasını anlayamıyorum.
Haa doktora gitmezse doktor nereden bilecek mi diyoruz 🙂 esas zaten meselede orada başlıyor ya.Doktora gidiyorlar doktorlar kafadan uyuşturucu içerikli ilaçlar veriyor ve hasta yakınlarını ilaçlar hakkında uyarmıyorlar,düzenli içilmez ise davranış mod bozukluğundan tutunda cinayete ve sonrada intihara kadar yol alıyor bu durum.
Doktorların böyle tutarsızca ciddi etkileri olan ilaçları ayaküstü yazıp,hastaları topluma salmasına mı ?
Ona hiç anlam veremiyorum..
Durumlar böyle iken durduk yere intihar edenimiz de,davranış bozukluğundan seri cinayetimizde bol olacak…
Toplumun huzuru ve güveni için ahlak kuralları zaten tamamı ile etkisiz..Bunun yanı sıra görüyoruz ki hukuk kurallarının yetmediği de aşikar.
Çözüm olarak ufak boyutta bir anksiyete bozukluğu da olsa, ille ilaç kullanımı gerekiyorsa,ruhsal davranış bozukluklarının kliniklerde gözetim altında muntazam bir biçimde hasta yatışı yapıldıktan sonra çocukluk evrelerinden incelenip,ele alınıp tedavi edilmesi lazım.

Depresif durumlar,panik atak gibi rahatsızlıklar atlatan insanların ciddi etkilere sahip olan bu ilaçlarla evine gönderilmesi bence büyük tutarsızlık…
Uykusuzluk için giden bir hastaya verilen Serequel gibi ilaçların,hatta kalp krizi geçiren insanlara bile verilen Xanax gibi,Lustral,Paxil gibi kaygı ve endişe giderici ilaçlar çok dikkat isteyen ilaçlardır.

Düzensiz içiminde 1 gün unutulup ertesi günü içilmesi dahilinde ilaç ters etkiye başlayarak davranış mod bozukluğuna dönüşüyor,kişi bunu fark edemiyor tabi,aile yakınları kişiyi daha rahatsız davranışlarda görmeye başladığında farkına varmıyor,ilaç içimi için daha çok baskılıyor hastayı,düzensiz içimle yine uzun süre kullanımında ise hasta daha beter alkol yada uyuşturucu gibi ek maddelerle kullanmaya ihtiyaç duymaya başlıyor ilacı ve halüsülasyonlar yakasını bırakmamaya başlıyor.
Çok sağlıklı bir görünüme sahip bu insanlar,trafikte aranızda.Metrobüslerde aranız da.
Alışveriş merkezlerinde aranızda.Konser gibi organizasyonlarda aranızda.Okulda aranızda.Yani kısacası her yerde..Belki de aynı evi paylaştığımız kişilerde bile,hatta hiper aktif teşhisi koyulmuş evladımız bile bu risk altındadır.Hiper aktif çocuklarımızın sayısı gittikçe arttığı gibi,bu durumu yakından incelediğim için biliyorum,o taze beyinlere sırf dopamin hormonu salgılayamıyor diye içeriğinde 0,5 mg kokainden tutun,Metamfetamin denilen içeriklere kadar sahip ilaçlar verilmekte.

En basit örneği metamfetamin için verirsek ;

Metamfetamin (kristal meth); uyarıcı ve halüsinasyon özelliği olan sentetik bir madde olarak bilinir.Birçok uyarıcı gibi, 6-24 saat süren güçlü bir öfori; dolayısıyla bağımlılık yapma yeteneğine de sahiptir. Yapı olarak amfetamine yakın psikoaktif bir madde olarak bilinir.

Dediğim gibi durumun ciddiyetini düşünürsek, ufak boyutta bir anksiyete bozukluğu da olsa, illede ilaç kullanım gereksinimi varsa 7 den 70 e ruhsal davranış bozukluklarının kliniklerde gözetim altında muntazam bir biçimde hasta yatışı yapıldıktan sonra,çocukluk evrelerinden incelenip,ele alınıp tedavi edilmesi gerekmez mi ?

Aslında bu işin ilaçsız tedavi boyutları da mevcut,Mesela Neurofeedback gibi…İllede kendimizde,eşimizde,yada evladımız da,ailemizde ufak çaplı anksiyete bozukluğu hissediyorsak,bu akut migren bile olsa ilaçsız tedavilere yönelinmeli diyorum ben.İlaçsız tedavi sistemleri bozulan beyin nöronlarını ve hücreleri onarabilecek güce sahip.

Bunun için araştırırsanız çok güzel başarılara imza atmış uzmanlar ve merkezler mevcut artık.

Siz ne düşünürsünüz bilemiyorum ama , sırf ilaç firmaları para kazansın bende komisyonumu alayım derdine, tutarsız ilaç yazıp hastaları eve yollayan doktorları toplum huzuru ve güveni için çok tehlikeli görmeye başladım ben…
Bunca ruh hastası durduk yerde artmış olabilir mi sizce de ?

Umarım hepimiz için işin bu tarafını dikkate alırlar..

Cansel Işık/Manyakaşkıngelini

Facebook'ta Paylaş

Paylaş

ABLA SELPAK ALIR MISIN ?

11953265_888936924535201_603005688322824748_n

Ben de güzel şeyler düşünmek istiyorum, mesela aşk gibi,havuz başında sevgilisinin koluna uzanmış kokteylini yudumlayan o cıvıl cıvıl bikinili kızlar gibi,dondurmasını iştahla yiyen o mutlu çocuklar gibi,deniz kenarına oturmuş çekirdek çitleyen anneler gibi,çay içen poğaça yiyerek sohbet eden yaşlı teyzeler gibi,tavla oynayan yaşlı amcalar gibi,ağaç dibinde miskin miskin uyuyan kedi gibi.
Sonra bunları düşünürken birden güneş batıyor,o gizemli haliyle muhteşem bir güzellik bırakıyor gözlerime.
Güneş batıyor ve oradan ayrılıyorum.
Karşıdan karşıya geçerken bir çocuk geliyor elinde iki paket selpak ile…
Sanki ağla benim halime der gibi..
“Abla selpak alır mısın ” diyor,
Güzel şeyler orada bitiveriyor..

Cansel Işık/Manyakaşkıngelini

Facebook'ta Paylaş

Paylaş

BİR TEK YÜZÜMÜN KIRMIZISI KALDI SANA

ateş

Hani hepimizin bildiği “anı yazmak” diye bir kategori var edebiyatta.Yazılan “anı” da kişi öğretici ve bilgi verici yazılar yazmalıdır ya hani.
Gelecek kuşaklara ders vermek ve kamuoyu ile hesaplaşmak amacı da vardır biraz.
Yazar; yaşadığı dönemde olay, kişi ve dönem hakkında ki yaşadıklarını, ilginç olayları gözlem ve izlenimlerini anlatır ya.Bugün geçmişten kalan bir kalemin yazdığı “anı” yazısını okuyordum işte.Oturduğum yerde sinirden bir gülme geldi bana.
Sonra yazacağın yazıların,toplumun ruh sağlığına risk oluşturmaması da gerekir diye bunları düşünürken,yüzüme yapışmak için ısrar eden maskeyi kenara itmekle meşguldüm aynı zamanda.
“Ben bu dönemin çocuğu olarak yazmaya kalksam” dedim.
“Sahi ya ,yazmaya kalksam yaşadığım dönemin hakkında ki gözlem ve izlenimlerimi,şöyle doğrulardan kesinti yapmaksızın,cömert açılımlarda bulunarak yazsam kesin +18 mührünü basarlar ” dedim kendi kendime.
Tabi ki yazmayacağım o anı dediklerinden..Yazamam ki ..Çünkü çoktan terk ettik dönemin bize verdiği o cinsel kimlik rollerini.
Memleketimin şimdi ki insanlarının yaşattıklarını ve yaşadıklarımızı düşününce,hele şimdiki yeni neslin nesiller boyu dillerden düşmeyecek o durumlarından bahsetmeye kalktığımızı düşündüm de; kesinlikle insanlık hakkında bedbin fikirlere sahip birer ruh hastası olarak görülürdük.
“Gelecek kuşaklara şu zamanın pesimistliğinde küfürsüz ne anlatabilirsin ki” dedim kendi kendime..
“O tecavüzleri,tacizleri,uyuşturucu çukurlarını ve eskorta çıkmış bedenleri,nefsini doyuramamış,cinsel organına özgürlük bileti kesmiş o ruhları.Sonra oturup spermiyle sohbet eden adamları”.derken; yüzüm buruştu.İçtiğim kahve bile soğumuştu,tıpkı hayattan soğuyan yeni yetme bir çocuk gibi.
“Anımsadıkça pislikleşiyor lan bu dünya” dedim hoyratça.
“Hiç mi güzel anılarımız olamayacak bizim gelecek kuşaklara ? “
Bir kitaptan sıkılıp da fırlatır gibi fırlatmak istedim anımsadıklarımı.
Sanki ruhuma zehirli bir çiçek koklatmışlardı.
Hiç susmuyordu,zembereği boşalmış saat gibi,çığlıklar içinde ses çıkartmaya devam ediyordu zihnimin kemirgenleri.
“Öyle ya kaderini sanki zavallı bir patlıcandan almış,yüzünün patlıcandan farkı kalmamış,sırf araba da sevişmedi diye,o arabadan atılmış,kafası yarık kadınları gelecek kuşağa nasıl anlatabilirdim ki ?”
“Bu kadınları evime hangi cesaretle getirebildiğimi,evimin yaralı bereli kadınlarla kadın sığınma evine döndüğünü,annesi şiddet görmüş o masum çoluk çocukları sırf okuldan geri kalmasınlar diye evimin adresini kadına şiddet masasına sığınma noktası olarak yazdırdığımı nasıl anlatabilirdim ki …Uçkuru için kadına şiddet gösteren canavar adamların o ölüm kokan tehditlerine dimdik durup ta meydan okuyuşumu.Ve sıradan bir insan oluşumu…Nasıl anlatabilirdim ki küfürsüz,kibar kibar hemde pembe masallar gibi.Hem kimse de anlamazdı ki zaten…Başına gelmesi gerekirdi illaki anlaması için.”
“Tavşan gibi çeşitli insanlarla aşksız çiftleşme sonucu, yüksek doyum nedeniyle kendi bedeninden ve karşı cinsinden tiksinip,kendini kaybetmiş,nirvana denilen noktada, kendini bulma aşkıyla yanıp tutuşan,o rotasını zevki uğruna şaşıran,testesteron nöbetine yakalanmış kızı yaşında ki kızları aşk yapmış,östrojen nöbetinde bunalım takılan, oğlu yaşındaki çocuğu aşk yapmış ya o entel dantel teyzeleri nasıl anlatabilirsin ki ” diye tam da içimde ki kemirgen zihnimi kemirirken acı acı bir sesle irkildim.
Biiiip…Biiiiip.Biiiip…Biiip..Tam konuşmaya devam edecek o içimdeki susmayan kemirgen…Yine ötüyordu Biiip…Biiip…Biiiip.
Çamaşır makinası değilde,adeta namı diğer rtük gibiydi. Acı,acı öterek sanki sansür koyuyordu zihnime.
Bence bizden öncekilerin de zihninde bir sansür vardı.
Ondan yazamadılar belki de,en gerçek anılarını bizlere.Mutlu mesut yaşamamızı istediler aşk hikayelerinde.
Mecnundan Leyla’ya bir çöldü aşk.,Ferhat’tan Şirin’e delinmesi gereken bir dağdı.Kerem’den Aslı’ya söndürülmesi gereken bir ateşti aşk.Emekti,çileydi,hak etmekti.
Aslı’nın elinde kaldı aşk,yandı bitti kül oldu.Ve kalan küllerdi bize Aşktan kalan..
Sonrasını utançlarından anlatamamış olmaları gerek ki gerçeklikten uzak, bu kadar yapay,acılara üzüntülere hazırlıksız,deprasyon ilaçlarıyla sevişen bir kuşak vardı yaşadığım bu dönem de.
Çok ta görmüyorum aslında.Biz Araf çocukları çünkü şaşkınız hepimiz,yaşadığımız,duyduğumuz,gördüğümüz bu pislik hikayelere.
Kaldıramıyor bir tarafı aşka tutkun yeni yetme ruhumuz.
Dayanamıyoruz “Birden ölüm gelsin,ölümü özledik anne ” diyoruz. Bunlar nasıl anlatılırdı ki gelecek kuşaktaki zihinlere…
Belki de o dört duvar karanlık odaları karartan siyah perdeler sakladı bizden ahlaksızlıkları.
Soylunun soyluluğunu kaybetmemek uğruna yaptıklarını siyah perdeden başka ne saklayabilirdi ki ? Aslı ile Kerem’de kaldı onların aşk hikayeleri.Onlar derme çatma namus,haysiyet,şeref,onur hikayeleri bıraktılar bizlere.Yatak odalarının dışında,sırf evlenmeleri için çabalamış aileleri mutsuz olmasın diye mükemmel uyumlu çiftleri oynayan,aslında birbirlerinden uzak, evlilikte kerameti öğretmeye çalışan muhteşem çiftlerdi .
Birbirinin elini insanların önün de tutmaktan bile utanırken,o mahrem odalar içinde,aşktan yoksun kardeş gibi,kivre gibi bir yaşamı saklamaktan utanmamaktı belki de onlar için mükemmel aile olmak dedikleri.
Evinde namus,şeref,haysiyet rolüyle para kurtarıyordu çünkü her durumu.Tıpkı bir “Pezevenk” yazısının üstüne koyulan paraların pezevenk yazısını yok ettiği gibi…
Sus diyorsun bana değil mi ? Mahremiyeti olmalı değil mi insanların ? Kara kutuları olmalı bir uçak gibi…
Emin ol mahremiyet dedikleri bir maskeden ibaret.Gerçekte olsaydı mahremiyet dedikleri şimdi duyamazdın tecavüze uğrayan çocukların intihar hikayelerini,okuyamazdın bu kadar adı mahremiyet olan belden aşağı pislik gerçekleri.
Merak etme siyah perdeleri zaten yırttı birisi.Tıpkı düşen uçakların açılan kara kutuları gibi.Bu topluma iyilik mi etti,kötülük mü etti bilinmez..Bizler işte bu yüzden Araf çocukları olduk.Aslı ile Kerem’den kalan küller ile avunup,yırtılan siyah perdeden sızanlar arasında,duygusundan suçluluk duyan,duygu açı çocuklar olduk.”Aldırma gönül” diyen şarkılar da bulduk kendimizi.Aşk için yolları giderken,rakı masalarında demlendik ,iki güzel kelimeyi duyup da inanmak için,kurşunları ata ata bitirdik,bu mahremiyet denilen pislik hayatı mapuslar da yata yata öğrenmek için.
Böyle böyle ağlamamayı öğrendiysek de,bizler duygulu şarkılarda,duygulu filmlerde yine ağlak,salyalı,sümüklü çocuklarız.Fakat acıya da bir o kadar dayanıklı çocuklarız artık.Çünkü kendine sunulan cenneti, ustaca cehenneme dönüştüren pislikten yalamaya dönmüş,kalbini unutmuş,penisini seven adamları gördükçe aşka inancını yitirmiş mutsuz çocuklarız artık biz.
Bu yüzden mevsimlerden en çok ilkbaharı özleyip sevdik.Bahar geldiğinde demir parmaklıklara,üzerine yazılar yazdığımız kağıttan beyaz güvercinleri astık,belki rüzgar alıp yaşayamadığımız,hasret kaldığımız tüm güzelliklere onu ulaştırır hayaliyle,kağıttan güvercinleri bile özgür bıraktık.
Ve işte anımsadıkça,gözümde pislikleşen insan hikayelerinden sonra, anladım ki hiç bir güzel anımız yok bizim gelecek nesillere..Ben en çok gelecek kuşaklara bırakacağım rengin KIRMIZI olmasını isterdim oysa.. Fakat bırakabileceğim bir tek yüzümün kırmızısı kaldı onlara..
Bu yüzden belki de hırçın beynimizin bir tek dışkısı var; o da küfür. Bunca utanmaz,aymazın içinde utanmaz olduk ettiğimiz küfürlerden.Unuttuk Aslı İle Kerem’de kalan aşkın küllerini,Neyzen gibi,Can Yücel gibi adamlar tanıdık,küfrettik işe yaramayan kilisenin papazına ve halende küfrediyoruz camilerin tecavüzcü imamlarına..O yüzden sevmezler bizi de onlar gibi.Dokunur bu yüzden yaralarına yazdığımız her kelime.Ruhunun devası olmayanın inancı kalmazmış mahremiyete.Kalmadı inancım benim de.
Sana da dokunduysam eğer kelimelerim de, dört duvar karanlık odalarda,onca acıyla mahremiyet süslemesinde sustuğun için,gördüklerini maviş maviş,pembiş pembiş boyaların altına saklayıp da,yalanlarla parlatıp sunduğun için ben seni affetmeyeceğim.
Esas gerçekleri yazdığım için sen beni affeyle.

Cansel Işık/Manyakaşkıngelini

Facebook'ta Paylaş

Paylaş

BEKLEME YAPMA !!

13094427_10209651943123572_9181205937121220483_n

İki kişilik mutluluk projelerinin genellikle ufak nüansları olur,
Sizin gözünüz ışıl ışıl parlarken,her ne olursa olsun mutluluk adına davranışlarınız da,her beklentiniz de,her katılımınız da, eğer karşınızda ki kişi kendi ihtiyacını karşıladıktan sonra,sosyal aktivite ve kaliteli zaman paylaşımında çeşitli bahaneler ile sizi yalnız bırakıyorsa, bir kahvaltı masasında bile ufacık bir masum öpücükte “dur bir yaaa kendime geleyim şimdi değil ” diyerek,bir buhranlık tavırlar sergiliyor yüzünüzü yere düşürüyorsa, onun belirlediği mutluluk projesinde ki o kişi emin olun siz değilsinizdir.
Bazı insanlar mutluluk projelerinde figüran olarak zaman geçirmekten keyif alır.Ve siz onu mutluluk projesi için hayatınıza alırken o sizi geçiş projesi yaparak hayatına katmıştır.
Unutmayın;hayat kimsenin kendine gelmesini bekleyecek kadar merhametli değil,size acımaz hızlıca akıp gider.Bekleme yapmayın.

 

Cansel Işık/Manyakaşkıngelini

Facebook'ta Paylaş

Paylaş

ÇABALAMAK EMEKTİR

tumblr_nl2753EWrz1rl4yi0o1_1280
“ÇABALAMAK” deyip geçmeyin..”ÇABALAMAK” emektir.
 
“ÇABALAMAK” hepimiz için önemlidir,değerlidir.
 
Çünkü nefes aldığımız sürece,her gün umutlarımızı öldürmeye çalışan nedenler,etmenler,kişiler karşısında yaşamak için güçlü olmak zorundayız.Güçlü olmak için de “ÇABALAMAK” zorundayız.
Var olanları var olarak düşünün.Acıları kabul edin.
 
Çünkü hatırlarsak; acılarımızı arttırmak için de, yaşam boyunca yaratanın ,bizlere karşı güç olarak çıkarttığı “ÇABALAYANLAR” vardı (ve hep olacak,olmak zorunda..)
 
Bu bir süreçtir.Acıları kabul ettikçe içsel acımız azalacaktır.Karşıt güçlere karşı ruhsal dengemiz bizi o zaman dengede tutacaktır..Çabalaya bilmek için önce bu dengeye ihtiyacımız var.
 
Ve stratejiler karşısında strateji üretebilmek,sadece içsel olgunluktan geçer.
Zihnimizi pisliklere kaptırmadan,korkulara teslim olmadan
 
MUTLU OLABİLMEK ADINA NE GEREKİYORSA YAPMAK ZORUNDAYIZ.
 
Zihnimizi kötü olayların kötü etkisinin akışına bırakmayacağız.
Mesela; zihnimizi sistemin akışına “ön teker nere giderse arka teker oraya gider” diyerek teslim edersek,yaşamın getirdiği kötü olaylara vesvese ile eşlik edersek, bu bizlere birey olarak da, toplum olarak ve MİLLET olarak da sadece zayıflık verir.
 
Gücümüzü kırar.Üretmemizi ,sağlıklı düşünmemizi engeller.Zayıflıklarımız karşımıza çıkan karşı güçlerin gücüne güç katar ve besler.
Her gelecek olan yeni bir hadisede iyi ve kötü her şeyi kabulleneceğiz.Kötünün en kötüsünün olabileceği ihtimali ile dik duracağız.Bilincimiz açık olmalı.Etkilenmemiz için sunulan kötü sunumların farkına varıp, etkilenmemek için ruhsal dengemizden güç almamız gerekiyor..Bunun içinde iç dünyamızda biriktirdiğimiz gelmiş geçmiş tüm korkulardan öncelikle arınmak zorundayız.
 
Korktuğumuz ne varsa, önce etmenlerle oluşturulmuş korkunun gücünü kıracağız.
İşte o nokta bizim gücümüzün devreye girdiği yerdir.
Teslimiyeti yapacağımız bir tek yer vardır ki işte onu asla unutmayacağız.
 
O’DA BİZİ VE BU KAİNATI YARATAN GÜÇ.
 
Ancak ona teslim olacağız.Çünkü bu kainatta ölümden başkası yalan..
Bakın ölüp gidenler aramızdan ayrıldığı ilk dakikadan itibaren artık acı çekmezler.Ölüp gidenler her zaman geride kalanlarına acılar ve gözyaşları bırakırlar.Çünkü acılar sadece faniler için vardır.Geride kalanlar ,her ölüp gidenin ardından acı çekerek,sorgularla,düşünerek kendisine yani özüne ulaşması gerekir..Ölüm vardır ve gerçektir.Bu yüzden yaşamın kıymetini bizlere tek öğreten gerçekte ölümdür..
 
Acı vardır ve şiddeti ne olursa olsun insanı olgunlaştırır. Acılar, faniler için bu nedenden ötürü vardır.
Eğer ruhsal olgunluğa,ışığa ulaşmak istiyorsak,bunu kabul edeceğiz.Çünkü her acının içinde ulaşmamız gereken,zihnimizde ki deli soruların yanıtları gizlidir.
 
Ne tür bir acı olursa olsun, acıları kabul edin.Ve göreceksiniz kabul ettikçe içsel acımız azalacak.Ve ruhumuzda, yüreğimizle beraber yarımlıktan kurtulup tam olgunluğa ulaşacak.
 
Ölüp gidenler; bizim gerçeğe ulaşabilmemizi sağlayan bir nevi ışıklardır,beden ölümlüdür fakat ruhlar ölümsüzdür.Her ruh bir ışıktır görmek isteyene. Tabutlar bu yüzden ışık geçirmez,çünkü gerçek olan o karanlıkta saklıdır ve senin onu fark etmeni bekler.
 
Biz fanilere ise yaşam; tıpkı güneşin doğuşu ve batışı gibi ,biz nefes aldığımız sürece devam edecektir.
Acılar ve mutluluklarda öyle..Bir üzüleceğiz,bir güleceğiz.Her acının bizlere katacağı değerler gibi,mutluluklarında katacağı değerler olacaktır.
 
Ama öldükten sonra fiziksel olarak hiç bir acı ve mutluluk hissedemeyeceğimiz gibi, güneşin doğuşunu da,batışını da göremeyeceğiz. Tıpkı gidenler gibi.
Unutmayın ki herkesin bir sınavı vardır bu fani yaşamda.Ve bizim görmemiz için sınavından geriye bıraktıkları..
 
Bu sebepten, bizlere yazılan sınavların bilincinde olup,gücümüzü kıranların da bu sistemde olması gerektiği düşüncesiyle oluşturduğumuz ruhsal dengemizden güç toplamalıyız.
Ve kainatı yaradanın huzurunda bize verilen bu yaşamı, acısıyla tatlısıyla kabul edip,sınavları başarmak için de çaba sarf ederek,emek vererek yaşamak zorundayız.
Eğer yaşamda çaba sarf ettiklerinizin karşılığını alamıyor iseniz;orada eksik olan bir şey vardır..
Niyet…
 
Kötü olan her niyetten arınmanız ve emeklerinizin karşılığını almanız dileğimle..
Sevgiyle kalın.
 
12705770_10208953460821951_1784058344355727352_n

Cansel Işık/Manyakaşkıngelini

Facebook'ta Paylaş

Paylaş

KADINIM VE İNSANIM DEMEDEN ÖNCE

FGNHGN
Eğer biz bir KADIN isek ;
kendi ülkemizdeki kadını sahiplenip,ülkemizin dışındaki kadınlara nefret duyuyor ve aşağılayıcı hakaretlerde bulunuyor isek, bizim kadınlığımız evet sorgulanmalı..
Nitekim biz bir İNSAN isek;
insanları ayrımcılık ruhuyla ayırıp,benimsediğimiz yanın dışında kalana hakaret ediyor,eziyor,aşağılıyor isek ,evet bizim insanlığımız da sorgulanmalı.
Bir kere insanın dünyaya geliş hikayesinde en önemli faktörü oynayan Kadın;
öncelikle cinsiyet fark etmeksizin tüm insanlara karşı,yeryüzündeki tüm canlılara karşı, yaratandan ötürü merhametli ve vicdanlı davranmak durumundadır.
Ve kişileri değerlendirirken, ülke genellemesi yapmadan,ırk ayrımcılığına düşürmeden fikrini sunmak durumundadır.
Her ülkenin içinde illaki karaktersiz olanı vardır,illaki ahlaksız olanı vardır.Fakat bu demek değildir ki o ülkedeki tüm insanlar o etiket altındadır.Bir kültüre yada bir topluluğa ahlaksal boyutlarda yakıştırmalar yapmadan önce,kendi içinde bulunduğun toplumuna bakacaksın.
Bizim kadınlarımızın kaybettiği yerlerden biriside malesef bu.
Ya karşı dairede oturan komşusunun ahlaki mahkemesini kurar,hakkı varmış gibi yargılar,etiket basar.
Ya da kendi ahlak şovunu yapmak istercesine komşusunun bacak arasının girdisini çıktısını tutar.Ve üstüne birde bunu yaptığı için şak şak ve övgü bekler.
Ya da kendi ülkesinin dışında kalan kadınları aşağılayarak onları ahlaksal boyutta dışlar..
Kendi toplumundaki aile yapısının ve çarpıklaşmış ilişkilerin nedenini sorgulamaz.Onu da geçtim kendini sorgulayarak doğruya varmaz.
Unutmayın ki bir KADIN,
bir erkeğin yürüyeceği yolun asfaltını düşünceleriyle döşer,erkek ise o asfaltın üzerinden basa basa,nedene niçine takılmadan geçip gider.
Sizler yeryüzünde kendi cinsiyetinize saygı göstermez sahiplenmezseniz, karşı cinsinizden de siz kadın olarak saygı ve sahiplenme göremezsiniz.
Düşüncelerinizle döşediğiniz yollar,yarın gelecekte çocuklarınızın da üzerinde yürüyeceği yollar olacağı için, düşüncelerinize başta erkeklerden daha çok, siz kadınlar dikkat etmek durumundasınız.
Nasıl ki bir insanın dünyaya geliş hikayesinde en önemli faktörü siz oynuyorsanız,toplumu oluşturan bireylerin yine zihinsel etkileşimlerinde ve biçimlenmesinde, iyi yada kötü düşüncelerinizle iz bırakacak olan sizlersiniz.
Bu topluma kendini yetiştirmiş,aydın,aklıselim,yapıcı,yanlışı çürütebilecek bilgili kadınlar lazım..Çürümüş,kötü kokulu ve tehlikeli düşünceleri ile hangi ülke olursa olsun,hangi ırk olursa olsun,yaratanın yarattıklarını ötelemek cahillere has bir davranıştır.
Evlerinizi temizlerken,üstü tozlanmış kalplerinizin ve bilincinizin de tozunu almayı unutmayın.
Bilgi ve ışık ile kalın..
Sevgilerimle..

Cansel Işık/Manyakaşkıngelini

Facebook'ta Paylaş

Paylaş

İNSAN AKLA DAYALI DAR BİR ŞUURA SAHİPTİR.

12919905_10209433960714148_6210860660329190900_n

Bilincine varılmamış inancın eksikliği,yaşamda nötr durumların fazlalılığına sebebiyettir.
İnsan; gerçekten akla dayalı dar bir şuura sahip.
Malesef dünya koşulları ve deneyimleri insan aklını biçimlendirdiği için, aklın ötesine geçip sezgilere doğru açılamıyor…Sezgilere açılamadığı içinde bahsini ettiğim inancın gücünü kullanamıyor.
Olup biten her şeyi aklıyla kabul ederken nedense bilinciyle kavrayamıyor.Bu da demek oluyor ki ; insan bilinciyle kavrayamadığı bir konuyu aslında anlamıyor demek oluyor..
Bunlar hep insan gibi düşünmenin kaçınılmazlığında,dar olan şuurumuzu üst boyutlara taşıyamadığımız ve taşımamızı istemeyenlerin mücadelesi yüzünden oluyor.
Düşünemeyen bilinçsiz bir toplum hedeflenirken,
bilincimizi üst noktalara çıkartmamız gereken zaman geldi de geçiyor bile.
Benim tavsiyem;dünya koşullarının ve deneyimlerinin biçimlendirdiği etmenlerden sıyrılıp,aklınızın ötesine geçin.
Korkmayın delirmezsiniz.
Bizlere deli diyenler emin olun akıllıyım diye geçinenlerdir.
Hem delirsek ne yazar ki ?
Zaten bunca akıllıyım diye geçinenler içine etmedi mi ki bu dünyanın?
Dar şuurlarımızdan çıkıp üst bilince geçmezsek,üst bilincimizi kullanmazsak, onca akıllının pisliğinin içinde, ya perişan halde boğulup gideceğiz,ya da delirmiş halde akıllıların pisliklerini temizleyip,dünyayı biz deliler yaşanabilir hale getireceğiz.

Cansel Işık/Manyakaşkıngelini

Facebook'ta Paylaş

Paylaş

AŞK KIŞ UYKUSUNA YATMAZ,ÖLÜM UYKUSUNA YATAR SEVGİLİ.

dsgfg

Seninki ne biliyor musun sevgili ;kış uykusuna yatıp ta ,aşkı baharlara bırakmak.
Ben seninle her mevsim,tutunacak dallarımız olacak ve öyle yaşlanacağız sanıyordum.Bilirsin ben hep seni sevmek isterdim.
Uzaklığını,uzak durduğunu gördükçe de, nedense inatla da sevilmek..
Ve sen buna öfkelenirdin.
Sen uyumak isterdin”uyanınca” derdin.”Uyanınca”… “Söz bak” derdin “Birazcık uyuyayım” dediğinden sonra geçip gitti zaten o güzelim yıllar.Bir uyudun uyanmadın bir daha yıllarca.
Fani işlerin buhranlarıydı seni benden alıp götüren,aşkı uykularda öldüren.Geçerdi her dert,mevsimlerin gelip geçtiği gibi,günlerin gelip geçtiği gibi…İnsan ömrünün iyi kötü geçip gittiği gibi.Bir şeylerden ışık alırsın da,gözlerin açılır belki diye, özenle özellikle anlatırdım bunları sana..Ama fani işler kafanı bozardı,küserdin yine herkese.Hayır,bana da küserdin sanki suçum varmış gibi.
Benim de kafamı bozar,yorardın fani işlerle.Yok edesim gelirdi seninle beraber her derdi de.Günler geçip giderken mesela kalmazdı öyle büyük bir sıkıntı.Sıkıntısız günlerde hani dikkatimden kaçmazdı,gözlerini açardın da yine ertelerdin bize dair her şeyi.
Bunu okuyanda çaresiz derdin var sanacak sevgili.Kabul edelim,seninkisi gözümün üstünde niye kaşım var diyerek ota poka kendince sıkıntı üretmekti.
Tüm güzellikler yaşamamız için bizi bekliyordu,el ele verip,ucundan tutup çabalamak yerine , aşkın 4 mevsiminden birini, kalbini uyutarak benden çaldın işte sevgili.Sonra ikincisi,üçüncüsü derken; aşkı kış uykusuna bir yıl daha yatırdın.Bana seninle yaşayacak mevsim bırakmadın sevgili.Ben çalınan mevsimlerimin peşine düşmek ve hep huzuru beklemek zorunda kaldım yıllarca.
Öyle günler olurdu ki zaman geçiyor diye korkardım, bu derin uykudan uyanmanı, mutlu olmanı isterdim.Hatta ateş püskürmesin,yine çıldırmasın canımı yakmasın diye,usulca severdim,usulca öperek uyandırırdım seni .Sense her uyandığında,nedense aşkı hep ertelerdin,sevmeleri ertelerdin,dokunmayı ertelerdin,gülümsemeyi ertelerdin,önemsizmiş gibi gösterirdin herkesin ulaşmaya çalıştığı Aşkı.
Değersizmiş gibi davranırdın birde, herkesin içine ulaşabilmek için çabaladığı,can attığı kalbime. Ben sana bir değil,bin adımları aşıp geldim de sevgili, sen öfkeleri ateşleyip,yakıp yıktın, kış uykusuna yatan ayılar misali.Sana gelen ayaklarımı anlamsız bir şekilde kırdın.
Sana kaç kez söyledim a hayırsız laf dinlemez,kalbimin yerine burnunun dikini mesken yapmış,bildiğini okuyan sevgili..Aşkın ateşi,öfkeyi sevmez ey kalbi küf tutmuş sevgili..Sevmez işte.
Hani sen uyanınca cemre düşecekti ya,şöyle çocuklar gibi, dağ bayır koşup ta,salıncaklar kurup sarmaş dolaş sallanacağız,baharın kokulu çiçeklerini beraber koklayacağız diye sözler verirdin ya.
Cemre düşecek diye beklerken,ben bir uyumuşum ki sorma sevgili.Nasıl uyumuşsam,yıllar gençliğimden alıp gitmiş.Uyandığımda ağlıyordum, nefes alamıyordum,kendimi çok kötü hissediyordum,sana seslendim ama beni duymadın.Tutamıyordum zamanı,battıkça batıyordum. “Kalk sevdiğim,her yer bataklık,kurtar bizi ” dedim sana, “kalk geçip gidiyor zaman,tut elimi ” dedim.
Ne göz yaşlarım sana ulaştı,nede çığlıklarım..Duymadın beni sevgili duymadın…Fakat görüyordum,gözlerin açıktı,boşluklara sapladığın o gözlerini çeviremedim kendime doğru,anladım ki yine fani işlerin dertlerini düşünüyordun.
Sen cemre düşecek diye beklerken,sonbahar dalları kırıp gitmişti sevgili,bırak salıncak kuracak dalları,artık tutunabileceğimiz tek bir dal kalmamıştı.Sen uyurken ben bir daha uyuyamadım işte sevgili.
Var gücümle bizim için,huzur için,aşk için bir daha haykırdım “GİT BAŞIMDAN GİT” dedin,”HUZUR VER BANA” dedin anladım ki beni duymak istemedin.Hem niye öyle bağırdın ki bana ? Zaten sen fani işlerin derdini düşünürken ben gidiyordum ki sevgili.Ben giderken biz gidiyorduk.Bitiyorduk yani.Ölüm gibi korkuttu beni.Sırf bu yüzden uyandırmak istedim seni.Gitmek istemezken,bataklık denilen zamanın içinde sürükleniyor gidiyordum.Oysa ben uyandığında yalnızlıktan korkma diye ağladım…Gör ve kurtar bizi istedim.Anlamadın ki sevgili.
Bundan sonra sen sakın rahatsız olma hemi ,uyumaya devam et kış uykusuna yatan ayılar misali.
Haaa uyanır da gün ayarsa, sakın aşksız kaldım diye ağlama oldu mu.
Çünkü ben artık o ertelediğin aşkı başka bir şehrin,başka bir mevsimine,başka bir kalbine yolladım.
Sırf sen kafanı dinle,huzurlu ol diye.
Ama şunu da unutma ki ;
AŞK KIŞ UYKUSUNA YATMAZ,ÖLÜM UYKUSUNA YATAR SEVGİLİ..

 

Cansel Işık/Manyakaşkıngelini

Facebook'ta Paylaş

Paylaş

KOD ADINIZ MUTLULUK MU ?

MUTLULULUK
Yaşam denilen aslında, insanların yanılgılı seçimlerinden geriye kalan tecrübeler zinciridir. Bazılarımız bu yolculuğu acılı,bazılarımız tatlı bir şekilde sürdürürken,bazılarımız bu yolculuğa karmakarışık,gel gitli bir şekilde devam eder.Yaşamlarında mutlu olabilecek bir kaç kareyi gel-gitlerle tecrübe etmiş olanlar, ilk zamanlar da nostaljik fırtınalara kapılsa da,kısa zamanda toparlanırlar.Bir süre sonra da geçmişin can yangınlarını tebessümle anıp,geçmiş yaralarına,hüzünlerine sarılıp asla avunmazlar.Hatta yol almak için,hatırlamak bile istemezler.
 
Fakat bazılarımız vardır ki anlamsız bir şekilde geleceğine yönelmektense, geçmişine çakılıp kalırlar.Çıkartmaya çalış,mümkün değildir, çıkartamazsın.Unutmak istediğini de söyler,perişandır hatta.Üzülürsün o haline.Böyle olmak istemediğini de söyler.Motive et,yardım et,tezat bir portre ile mümkünsüz,imkansız hale gelirler.Çünkü kabul etmese de,doğru ya da yanlış orada mutlu olduğunu keşfetmiştir.
 
Eğer geçmişine çok sık dalmaya başlamışsan, bu yaşadığın şimdiki zamanın içinde,sarılacak tutunacak bir şeylere ihtiyacın olduğunu gösterir.Gelenler hep gideni arattırmış olsa da,giden gitmiş olsa da kalbin oraya taşınır ve geçmişin anıları ile mutlu olmaya çalışırsın.Çünkü mutlu olmaya ihtiyacın vardır.Mutsuzluktan korkarsın.Çalınmıştır sevdan,koparılmıştır zorla hayatından.Unuturum sanıp silmeye çalışmışsındır.Mutsuzluk bulutlarında kalıp,onsuzluğun fırtınalarında,afetlerde kalıp çok savaş vermişsindir.Fakat kalmıştır acısıyla,derin yaralarıyla ruhunda..İşte mutsuzluk bu yüzden korkutur insanı, gelecek aşkın sancılarında.
 
Geçmişine sığınırsın, çünkü mutluluk adına biri varken yanında, her çabana rağmen seni mutlu eden biri yoktur aslında hayatında. Bir de mutluluğu hak ettiğinin bilincindeysen, artık yeni bir insan tanımaya da,hayatına almaya da cesaretin olmaz.Yanı başındaki adı geleceğin olan kişiyle yol arkadaşlığına dair,yanıtlarını bulamadığın sorgularından sonra pişmanlıkların başlar.Ne sevmeye geliyordur,ne sevişmeye.Sineye çeker gibisindir.Soğutmuştur aslında seni ilgisizliği,sevgisizliği..Gitsen olmaz,kalsan olmaz,ayrılsan olmaz.Yapay tebessümler eşliğinde ruhunla uzaklaşır gidersin geleceğinden,senin bile haberin olmaz..
 
Hayatına kod adı mutluluk olarak gelen kişi hep alıcıysa, verici değilse malesef arafta kalır gibi kalırsın.Gözünü bir açarsın ki; zihninde bir zamanların acısı olmuş, şimdi ise seni tebessüm ettiren bir geçmiş,kıvrım kıvrım kıvrılmaya başlamıştır hayallerinde,onu nasıl öptüğünü,onun tarafından nasıl şehvetle karşılık gördüğünü hayal ederken bulursun kendini.
 
Eğer gözyaşları içine akan birisiysen,gelecek denilen kişi gelmiş ve artık yanı başında olmasına rağmen, sana koca bir yalnızlık yaşatıyorsa,ilgisiz bırakıyorsa,geçmişini düşünmek istemesen de engel olamazsın,aklın geçmişine kayar, geçmiş sevdanı anımsarsın özlemi,yokluğu acı verse bile.
Çünkü sevilmenin ne olduğunu bilirsin.Geçmişi sana iz olarak bırakan kişi ile,olur olmaz kedi köpek gibi kavga bile etmiş olsan,o itişip kakışmalar çok masum gelmeye başlar sana. İşte o an hissedersin bir zamanlar ellerin üşüyor diye onun kalbinin de nasıl üşümüş olduğunu,hasta olduğunda senin için nasıl çırpındığını.Mutlu etmek için etrafında nasıl pervane olduğunu.
 
Yanı başında ki kod adı mutluluk olan kişi, elini bile tutmazken,türlü bahaneler ile güzel anları ertelerken, tam da o an da gelir geçmişin seni teselli eder gibi  aniden kucaklar.Hele ellerini kavrayıp ısıttığı günler vardır ki, aklına gelir seni mutlu eder.Kokusunu anımsarsın,sarılır yatarsın yastığına, kokusuyla yatarsın sırf seni yalnız bırakmasın diye.
 
İşte böyle böyle, yanı başındaki kod adı mutluluk olan kişinin ilgisizliği yüzünden,kalbin hep geçmiş yangınına teslim olarak yaşamaya alışır.Gittikçe daha çok hoşuna gider bu durum.Başı boşsundur,boşluktasındırBir sürü neden vardır seni geçmişine doğru itekleyen,onun hayali kucağı seni sarıp sarmalar,hep ayakta tutar.
 
”Çok şükür “dersin “iyi ki sevmişim,iyi ki aklımda kalmış,ya o’da olmasaydı ?”
 
Geçmiş yangınların bile, kod adı mutluluk olanın yaktığı kadar yakmaz artık canını.Kimseler bilmez , mutluluğunun sırrıdır o , kimselere söylemek istemezsin,yanı başında nefes alan kişi de dahil bilsin istemezsin.O saatten sonra seni mutlu eden bir tek kişi vardır artık hayatında.Mutlusundur artık.Kimse bozamayacaktır.Kimse elinden alamayacaktır.
Uykusuz geçen gecelerin yerini,tatlı bir uyku isteği almıştır,hatta o kadar değişir ki davranışların,kod adı mutluluk olan insanın artık yanı başında olmasını, yatmasını istemezsin,sırf ona dair her şey rüyana girsin diye,odalardan oda beğenir,geleceğinden kaçarsın,tek başına yatmaya başlarsın.
 
Bir çoğumuza garip gelir belki bu durum,muhtemelen etrafınızda da vardır bu durumda insanlar,etrafa bakmaya da gerek yok gerçi,belki sende bu durumdasındır.
 
Empati ile bakarsak eğer;
 
Muhteşem sevdanın,zoraki ayrılığını yaşayan aşk mağdurlarının içinde,zoraki pasifleştirilmiş bir sevda vardır ki;bu yüzden yaşamına mutluluk adına gelen yeni kişi tarafından yaşatılan sevgisizlik,ilgisizlik ve kırıcı davranışlar onları geçmişlerine sığınmaya iter.
 
Eğer kod adınız mutluluk ise;hayatına girmeye karar verdiğiniz biri varsa yada hayatında olduğunuz biri varsa,lütfen giden sevgiliyi arattıracak kadar,nasıl olsa beni seviyor,sevmese yanımda olmazdı diyerek SEVGİSİZ,İLGİSİZ davranmayın.
 
Şu ölümlü dünyada mutlu olmak ve mutlu etmek için yaşıyorsunuz.Mutlu olmadığınız sürece mutlu da edemezsiniz.Unutmayın ki; sizi mutlu eden insana, bir insanı mutlu etmenin ne demek olduğunu, mutlaka sizden önceki başka bir insan öğretmiştir,bu yüzden mutsuz ederek siz de mutsuz etmeyi öğretmeyin.Aynı çatı altında olsun yada olmasın,mutsuzum dediğiniz vakit kendinizi sorgulayın.Mutsuz ettiğiniz kişiyi fark edip bulacaksınız karşınızda.
 
Hayatına kod adı mutluluk olarak girdiğiniz kişi,sizi eskisi kadar mutlu etmiyor ve uzaklaşmışsa sizden, bu tamamıyla sizin eksikliğinizdir.Kod adınız mutluluktur ama sizi mutlu ederek mutlu olmaya çalışan insana yaşattığınız hayata bakın.Koskoca bir mutsuzluk işte.Eğer halen geç kalmamış iseniz,yakaladığınız yerden tutun onarın.Kolay olmayacaktır ama pes etmeyin.Onu şimdiki zamana döndürüp geçmişinden çıkaramazsanız ,işte kabul edin ki bu sizin salaklığınızın eseridir
 
Aşkın meşk hali her şeyin tamam olduğunu,sorunların,engellerin bittiğini göstermez.Hiç bir şey sonsuza dek sürmez.İnsanların yapmış olduğu seçimler ile, değişime uğrayarak farklı boyutlarda ilerler.
 
Her giden gibi,sizin de içinde bulunduğunuz yaşamdan gidici olabileceğinizi düşünün..Yaşamınızı paylaştığınız kişiye işte sırf bu yüzden güzel izler bırakmalısınız.
Unutmayın,gitmek sadece ayrılmak,terk edilmek yada terk etmek değildir.
 
Şu hayatta sevmek,en baş ilkeniz olsun…Mutlu edin mutlu olun…Lakin sevmiyor iseniz kimsenin hayatına kod adı “MUTLULUK”olarak da girmeyin..Çünkü sevginin olmadığı yerde, mutluluk adına yazılmış olan bütün kodlar,kısa sürede kendini imha eder.

 

Cansel Işık/Manyakaşkıngelini

Facebook'ta Paylaş

Paylaş

SİLİNİYOR TÜM İZLERİN..İNAN Kİ SUÇUM YOK..

zamn2

365 günün içinde,bir güne bir gün yalnızlığımı paylaşmak için yola çıksaydın keşke.
Su vermeyi unuttuğum,ölen çiçeklerimi,ateşte unuttuğum,o simsiyah olmuş tencereleri mi görseydin keşke.
Sen gittikten sonra değişen kapı anahtarlarının sayısını hatırlamıyorum bile.Siliniyor tüm izlerin, inan ki benim suçum yok.Kafamın içinde bir silgi.Siliyor sürekli yaptıklarını, göz yaşlarımın akması için,özenle seçerek söylediğin kelimeleri.
Sonra canım senin ki de iş mi yani böyle ?
Zaten hayat kısa. Bak hem mutlu edildiğim günü de hatırlayamıyorum. Aşk kelimeleri olsaydı unutmazdım belki de.
Hem kim ister içinde fosilleşmiş bir sevgiyle, mutlu olmadan ölmeyi söylesene ?
Kımıltı yok,heyecan yok işte.
İnan köşeden çıksan,bana bakıp gülümsesen,başka bir adam sanırım yani o derece..
İnan ki benim suçum yok.Hiç kızma bu duruma.
Kafamın içinde bir silgi, bana danışmadan her gün siliyor.
Nasıl bir silgi bu ?
Senin gibi aynı ; inat ve laf dinlemiyor.
Sonra insanlar her şeyi unutsa bile,kokusunu unutamaz derlerdi.Ruhumu nasıl orgazm etmişsem artık,hatırlamıyorum kokunu bile.Çok sonra çöpten bir şişe çıkartıp getirdiler.Bu yıllardır atmaya kıyamadığın o adamın kokusu diye.
İnan ki benim suçum yok;hatırlayamadım işte.
Zaman gibi,herkes gibi,belirsizleştirdin kendini bende.
İmzasız acılar var zihnimde faili belirsiz.Bütün bu olanlar benim değil,silginin değil de,senin suçun belki de.

Cansel Işık/Manyakaşkıngelini
Facebook'ta Paylaş

Paylaş

DELİ GÖMLEĞİNİ GİYDİREBİLİRSİNİZ DOKTORCUM ARTIK HAZIRIM…

izmir-de-iki-cocuk-annesi-bir-kadin-intihar-etti-5638147_1511_o

Yaşadığın ülkeyi düşünme Cansel.
Ölenlerin insan olduğuna hele hiç üzülme .Sen aşka bak meşke bak.Kim ne giymiş nerede sevişmiş,1 kilo rakı ipek çarşaflı yataklarda nasıl hangi mezeyle içilirmiş,kaslı kolların, ipek gibi bacakların arasında nasıl dans edilirmiş onlara bak sen.
Aşkın tarifini sevgilisinin tangasına yazan adama bak sen.
Filiz Akının,Müjde Ar’ın geçmişteki don modellerine bak mesela.Erkeğini baştan çıkartmak için onun hangi don modelinden hoşlandığını sorgula mesela.
Tecavüze uğrayan çocukları da kadınları da düşünme.Ekmeği olmayanı da düşünme,80 yaşında bir adamın ayakkabı boyadığını da düşünme,10 yaşında okula gidemeyen çocuğu da düşünme.okul açıldığında defterini kalemini alıpta çantasını ayakkabısını kıyafetini alamayan çocuğu da düşünme.
Yuvasından düşen bir kuş içinde üzülme.
Susuzluktan ciğerin yanıyorsa iç suyunu kana kana,sonra sokakta ki suyunu içen kedinin önündeki su tasına vur bir tekme.
Düşünme işte kadın.Sana ne ki !
Alemin derdi seni mi gerdi ?
Duygularını esrarlı bir çuval ota gömen et beyinli insanlar gibi,
Keyfini her gün iki şişe içkiye sığdıran insanlar gibi
Sende topla boktan satırlarını ve ziktir olup git bak keyfine.
Hem her ne yazıyorsan duygularını aldır da yaz Cansel.
Şiirde neymiş,
Aşkta neymiş,kalpte neymiş ki,hem ölüm tadında ayrılıklardan, efsanevi kavuşamamış sevdalardan sana ne.
Geçimini fahişelikle sağlayan Ukraynalı kadınları Türk erkekleri neden tercih ediyor,evdeki karısını Rus kadınlarıyla neden aldatıyor .
Evdeki karısı fahişe olunca neden öldürüyor bundan sana ne.
Kutsal evliliklerini kurtarmak adına birbirlerinin karılarını düzen insanlardan sana ne.
Bir eşcinsel nasıl oluşuyor,yaşamından sana ne.
İstanbul’un güzelliğinden,batan güneşten,Taksimdeki taksim taksim insan motiflerinden sana ne.
Ailesini bir istasyonda kaybedip sevdiğini trenin altına iten genç kızdan sana ne.
Bir bardak çayın deminden,çınarların asaletinden,kelebeğin ömründen sana ne.
Bir çift göze mühürlenmiş hayattan sana ne.
Tekerlekli sandalyesi yok diye eve çakılan adamdan sana ne.
Dışarıda ki yeşil parklardan, çiçeklerden, temiz oksijenli havalardan sana ne
Yaşanmışlıklardan sana ne ,
Hem bilmez misin geçmişe mazi edilmişe gazi derler.
Yaşanmışlıkların gelmişine geçmişine de at bir kahkaha.
Duyguda neymiş hem duygular orana burana bulaşınca insanlar sana bak konduramıyorlar zaten ki, sunduramıyorlar.
Sadece bildikleri çamur atmak,bok atmak ve bazende sorgulamadan yargılamak.
Ve sonra yardıra yardıra maytaplarken,saygıya paslı bir bıçak sokmak.
Ah tabi hep yaşamı düşündükçe hüzün bulaşıyor o ruhundan kalemine.
Ne çabuk unuttun zira hüzünlenmekte yasak sana.
Sen hüzünlenemezsin.
Maytaplayanlar çoktan aldılar o hakları senden.
Onlar meydanlarda zırıl zırıl ağlarlar,ama sana yakıştıramazlar.
Şiirli fotoğraflarında bile hüzün var,niye çiftetelli oynarken fotoğraf çekilmiyorsun be kadın.
Bundan sonra yazdığın şiirleri yada yazıları göbek attığın fotoğraflara yaz.
Yada dekoltene yaz.
Ah güllük gülistanlık olmayan şu ülkeyi düşünmekten vazgeç artık.
Sevdiklerini incitenleri de düşünme,
Bak kalemine düşen hüznün adını karamsarlık koymuşlar,öğrenemedin mi daha be kadın öğren artık bunu..
Hüznün her çeşidi yasak sana.Yakışmıyormuş anlasana.
Ağlamak yasak.
Düşünmek yasak..
Yada hiç edemiyorsan öfke kus öfkesini kontrol edemeyenlerden azcık öğren de.
Kıçını yalatanlar gibi bastır egonla çarp,çırp kandır edepsizliğinle yardıra yardıra.
Ayıp sana be kadın,ciğerin kan ağlarken açacaksın bir fidayda çok üzüldüm diye oynayacak ve ağlayacaksın ama kahkaha tarzında.Bak nasıl etrafın kalabalıklaşacak.
Evet evet kahkahalar atacaksın şehvetli şehvetli,ah tabi yaa birazdan fazlada baştan cıkartıcı olacaksın,dekoltesinde ki dövmesiyle domalan dudaklarıyla “ille de aşkım gelsin beni delsin” diyenler gibi olacaksın ama sen olamıyorsun be kadın.
Ve sen satırlarına yalandan bir tebessüm koyamayacak kadar yeteneksizsin kabul et ..
Satırların,mısraların ruhu çalınmış bir fahişe gibi kırıtmalı.
Oynak,şeffaf bir dansöz gibi bir o yana bir bu yana.
Ama asla içinde bir Cansel olmamalı.
Kalbindeki acıyı yansıtmasan olacak bu iş.
Zorla biraz kendini.
Kevgire dönmüş yüreğinden damlayan kan damlasını alıp dudaklarına bulayacak,o şehvetli rengin büyüsüyle mutlu etmeyi bileceksin insanları.
Tıpkı padişahın soytarısı gibi.
Anladın değil mi ?
Aslında sen kendi kaleminle bir dar ağacı çizsen de olur mesela.
Bak iyi fikir …
Yaşama dair ne varsa as öldür içindekileri…
Sevindir hadi şu garipleri.

***Deli gömleğini giydirebilirsiniz pek sevgili doktorcum..Artık hazırım..***

Cansel Işık/Manyakaşkıngelini

Cansel Işık/Manyakaşkıngelini
Facebook'ta Paylaş

Paylaş